Sembolik Etkileşimcilik, George Herbert Mead'in 1920'lerde ve 1930'larda Chicago Üniversitesi'nde verdiği derslerde şekillenmiştir. Öğrencisi Herbert Blumer ise bu yaklaşımı 1937'de isimlendirmiş ve 1969'da temel ilkelerini sistematize eden kitabını yayımlayarak teorinin yaygınlaşmasını sağlamıştır.
Dolayısıyla, teorinin kökenleri 1920'ler ve 1930'lara, kurumsallaşması ve yayılması ise 1960'lara denk gelmektedir.
Özet
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu modernleşme projesi, homojen bir ulusal kimlik yaratma hedefi doğrultusunda, "Beyaz Türk" olarak adlandırılabilecek hegemonik bir norm inşa etmiştir. Bu norm, etnik olarak Türk, dini olarak Sünni-İslam (ancak kamusal alanda laik-seküler), sosyo-kültürel olarak da Batılı ve modern yaşam tarzını benimsemiş bir tipolojiyi merkeze almıştır. Bu çalışma, Kemalist modernleşmenin, bu normatif kategoriyi "biz" olarak tahkim ederken, etnik (Kürt, Roman, Ermeni vs.), dini (Alevi) ve yaşam tarzı (muhafazakar) azınlıkları "öteki" olarak nasıl konumlandırdığını ve bu konumlandırmanın sembolik ve fiziksel şiddeti nasıl meşrulaştırdığını irdelemektedir. Çalışma, bu süreci analiz etmek için temel kuramsal çerçeve olarak Sembolik Etkileşimciliği (George Herbert Mead, Herbert Blumer) benimsemekte; ancak Marksist hegemonya, sosyolojik tahakküm ve tarihsel analizlerle bu çerçeveyi sentezleyerek daha bütüncül bir açıklama sunmaktadır. İncelenen argüman, devlet eliyle yürütülen bu sembolik inşa sürecinin, gündelik etkileşimlerdeki ayrımcılığı besleyerek bir hegemonya mantığı yarattığı ve Türkiye'nin toplumsal dokusunda derin çatlaklara neden olduğudur.
Anahtar Kelimeler: Beyaz Türklük, Sembolik Etkileşimcilik, Hegemonya, Ötekileştirme, Kemalizm, Kimlik Politikaları.
1. Giriş: Tez ve Kuramsal Çerçeve
Türkiye'nin toplumsal tarihi, merkez-çevre, resmi-sivil, laik-dindar gibi ikili karşıtlıklar üzerinden sıklıkla okunmuştur. Bu çalışma, "Beyaz Türklük" kavramını, bu ikili karşıtlıkların üzerinde yükseldiği hegemonik bir normatif kategori olarak ele almayı önermektedir. Bu kategori salt bir sınıf veya etnik aidiyeti değil, aynı zamanda kamusal alanda kendini gösteren bir performansı, bir yaşam tarzını ve sembolik sermayeyi temsil eder.
Çalışmanın temel tezi, Kemalist modernleşme projesinin, Sembolik Etkileşimcilik'in öngördüğü üzere, gündelik hayatın en basit etkileşimlerine nüfuz eden bir dizi sembol, ritüel ve anlamlandırma pratiği yaratarak, "Beyaz Türk" kimliğini "normallik" ve "arzu edilen olan" ile eşitlediği; buna karşın bu normdan sapanları ise "anormal", "geri kalmış" ve "tehlikeli" olarak damgalayarak (Goffman, 1963) ötekileştirdiğidir. Bu süreç, Antonio Gramsci'nin "hegemonya" kavramıyla paralel olarak, yönetimin zora dayalı olmayan, rıza üretimine dayalı bir biçimidir. İnsanlar, bu sembolik düzenin doğal ve kaçınılmaz olduğuna inandırılarak, kendi marjinalleştirilmelerine veya başkalarını marjinalleştirmelerine rıza gösterir hale getirilmiştir.
2. Sembolik Etkileşimcilik Işığında Bir Kimlik İnşası: "Biz" ve "Onlar"
Sembolik Etkileşimciliğin kurucu isimlerinden George Herbert Mead, benliğin ("self") toplumsal etkileşim yoluyla, "genelleştirilmiş öteki" ("generalized other") kavramı içinde şekillendiğini öne sürer. Birey, toplumun kendisinden beklediği davranış, tutum ve değerleri içselleştirerek bir kimlik edinir.
Türkiye bağlamında, Cumhuriyet'in erken dönemlerinden itibaren devlet aygıtı (eğitim, medya, yargı, ordu), bu "genelleştirilmiş öteki"yi kasıtlı ve planlı bir şekilde "Beyaz Türk" ideali olarak inşa etmiştir. Bu inşa, somut semboller üzerinden ilerlemiştir:
Dil: "Vatandaş, Türkçe konuş!" kampanyaları, Türkçe dışındaki dilleri "yabancı" ve "tehlikeli" semboller olarak kodlamıştır.
Kılık-Kıyafet: Şapka ve modern kıyafetler "medeni" ve "biz"in sembolü iken, sarık, şalvar, başörtüsü (kamusal alanda) "gerici" ve "öteki"nin sembolleri haline getirilmiştir.
Mekan: Modern, asfalt caddeler, opera binaları ve Anıtkabir "biz"e ait mekanlar iken, varoşlar, tekke ve zaviyeler "onlar"ın mekanları olarak sembolik bir ayrıma tabi tutulmuştur.
Herbert Blumer'ın vurguladığı üzere, insanlar nesnelere, olaylara ve diğer insanlara atfettikleri anlamlar temelinde hareket eder. "Beyaz Türk" normu, bireylere, karşılaştıkları bir kişinin aksanından, kıyafetinden veya yaşadığı mahalleden yola çıkarak onu hızlı bir şekilde "bizden" veya "öteki"den olarak anlamlandırmaları için bir şifreler dizisi sunmuştur. Bu gündelik etkileşimler, devletin yukarıdan aşağıya politikalarının toplumsal hayatta somutlaşmasını ve yeniden üretilmesini sağlamıştır.
3. Hegemonya, Şiddet ve Ötekilerin Yaratılması: Disiplinlerarası Bir Sentez
Sembolik Etkileşimciliğin mikro düzeydeki analizi, Marksist ve tarihsel perspektiflerle birleştirildiğinde tablo netleşir.
Marksist Perspektif (Gramsci, Bourdieu): "Beyaz Türklük", sadece kültürel bir kategori değil, aynı zamanda bir sembolik sermaye (Bourdieu, 1986) biçimidir. Bu sermayeye sahip olanlar, ekonomik ve sosyal fırsatlara daha kolay erişim sağlarken, sahip olmayanlar (örneğin, Kürtçe konuşan bir işçi veya başörtülü bir üniversite öğrencisi) sistematik olarak dışlanmıştır. Gramsci'nin hegemonya kavramı, bu düzenin nasıl sürdürüldüğünü açıklar: Medya, eğitim ve kültür endüstrisi, "Beyaz Türk" yaşam tarzını arzu edilir, doğal ve üstün kılarak, alt sınıfların ve marjinal grupların bu düzene rıza göstermesini sağlamıştır.
Tarihsel ve Siyasi Analiz: Bu sembolik dışlama, tarihsel olarak fiziksel şiddete dönüşmüştür.
1934 Trakya Olayları ve Varlık Vergisi: Gayrimüslim azınlıklar, ekonomik ve sembolik olarak "öteki"leştirilmiş ve hedef gösterilmiştir.
Dersim (1937-38) ve Kürt Sorunu: Etnik ve mezhepsel farklılık, "isyancılık" ve "gericilik" ile eşanlamlı hale getirilerek şiddetli bir bastırma meşrulaştırılmıştır.
Alevilerin Konumu: Sünni-İslam normu resmi din olarak kurumsallaşırken, Alevilik "sapkın", "ilkel" bir mezhep veya "folklorik" bir kültür olarak görülmüş, inançları devlet tarafından tanınmamıştır.
28 Şubat Süreci: Dindar kesimlerin kamusal alandaki varlığı (başörtüsü), "irtica" sembolü olarak kodlanmış ve bu sembolik damgalama, kitlesel işten atmalar, eğitim hakkı ihlalleri gibi sonuçlar doğurmuştur.
4. Sonuç: Sembolik Tahakkümden Diyaloğa
Türkiye'deki "Beyaz Türk" hegemonik normu, Sembolik Etkileşimcilik'in öngördüğü gibi, gündelik etkileşimlerin en temel düzeyinde işleyerek toplumsal bir tahakküm mekanizmasına dönüşmüştür. Bu mekanizma, Marksist analizin gösterdiği üzere, iktidar ve kaynak dağılımını meşrulaştırmış; tarihsel süreçte ise derin yaralar açan ayrımcılık ve şiddet pratiklerine zemin hazırlamıştır.
Günümüz Türkiye'sinde bu katı Kemalist hegemonyanın kırıldığı iddia edilse de, "Beyaz Türklük" kavramı toplumsal hafızada ve sembolik ayrımlarda varlığını sürdürmektedir. Toplumsal barış ve demokratik konsolidasyon için atılması gereken adım, bu tekçi ve dışlayıcı sembolik düzenin eleştirel bir tarih okumasıyla deşifre edilmesi ve yerini, farklılıkların eşit ve özgürce temsil edilebildiği, çoğulcu bir sembolik etkileşim rejimine bırakmasıdır. Bu, "biz" ve "onlar" ayrımını aşan, "genelleştirilmiş öteki"yi yeniden tanımlayan diyalojik bir süreci gerektirmektedir.
Kaynakça
Blumer, H. (1969). Symbolic Interactionism: Perspective and Method. Englewood Cliffs, NJ: Prentice-Hall.
Bourdieu, P. (1986). The Forms of Capital. In J. Richardson (Ed.), Handbook of Theory and Research for the Sociology of Education (pp. 241-258). New York: Greenwood.
Goffman, E. (1963). Stigma: Notes on the Management of Spoiled Identity. Prentice-Hall.
Gramsci, A. (1971). Selections from the Prison Notebooks. International Publishers.
Mead, G. H. (1934). Mind, Self and Society. University of Chicago Press.
Oran, B. (2004). Türkiye'de Azınlıklar: Kavramlar, Teori, Lozan, İç Mevzuat, İçtihat, Uygulama. İletişim Yayınları.
Üstel, F. (2004). "Makbul Vatandaş"ın Peşinde: II. Meşrutiyet'ten Bugüne Vatandaşlık Eğitimi. İletişim Yayınları.
Yeğen, M. (2004). Devlet Söyleminde Kürt Sorunu. İletişim Yayınları.
Neyzi, L. (2002). "Ben Kimim?" Türkiye'de Sözlü Tarih ve Kimlik. İletişim Yayınları.
Kadıoğlu, A. (1996). The Paradox of Turkish Nationalism and the Construction of Official Identity. Middle Eastern Studies, 32(2), 177-193.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder