İlkeler, Görüşler, Dönemler ve Sınıf Mücadelesinin Tezahürü Olarak Düşünce Sistemleri
Giriş: Felsefe Nedir ve Nasıl İncelenmelidir?
Felsefe, geleneksel olarak, varlık, bilgi, değer, akıl, zihin ve dil gibi konuları ele alan, bu konularla ilgili genel ve temel sorular soran ve bu sorulara rasyonel, sistematik yanıtlar arayan bir disiplin olarak tanımlanır. Ancak, Karl Marx ve Friedrich Engels'in geliştirdiği tarihsel ve diyalektik materyalizm perspektifinden bakıldığında, felsefe salt bir "düşünceler tarihi" olmanın çok ötesine geçer. Bu bakış açısına göre felsefe, nihai analizde, insanın maddi yaşam sürecinin, toplumsal varlığının bir yansımasıdır. İdeolojik bir üstyapı kurumu olarak felsefe, içinden doğduğu toplumun maddi temelindeki -yani üretim ilişkilerindeki- çelişkileri, sınıf mücadelelerini ve bu mücadelelerdeki çıkarları ifade eden kavramsal bir biçimdir.
Bu makalenin amacı, felsefe tarihini, bu diyalektik materyalist çerçeve içinde, tarihleri, temel ilkeleri ve öne çıkan görüşleriyle birlikte yeniden okumaktır. Temel tezimiz şudur: Felsefi sistemler, tarihsel olarak belirli üretim tarzlarına ve bu tarzlar içindeki egemen sınıfların çıkarlarına sıkı sıkıya bağlıdır. Her büyük felsefi dönüşüm, toplumsal temeldeki bir devrimin (köleci toplumdan feodal topluma, feodal toplumdan kapitalist topluma geçiş gibi) veya bu temeldeki önemli bir krizin ideolojik yansımasıdır. Felsefe, sınıf mücadelesinin bir alanıdır; maddi dünyadaki çatışmalar, kavramlar dünyasında tez, antitez ve sentez diyalektiği içinde vücut bulur.
Bu çalışmada, felsefe tarihi ana hatlarıyla dört büyük döneme ayrılarak incelenecektir: İlkçağ/Köleci Toplum Felsefesi, Ortaçağ/Feodal Toplum Felsefesi, Yeniçağ/Burjuvazinin Yükselişi ve Aydınlanma Felsefesi ve nihayet 19. Yüzyıl ve Sonrası/Modern ve Çağdaş Felsefe ile Kapitalizmin Eleştirisi. Her bir dönemde, o dönemin hakim üretim ilişkileri, bu ilişkilerin sınıf yapısı ve nihayet bu yapının felsefi düşünceye nasıl yansıdığı, hangi soruların sorulduğu, hangi kavramların öne çıktığı ve bu felsefelerin hangi sınıfsal çıkarlara hizmet ettiği Das Kapital'in sağladığı analitik araçlar (meta fetişizmi, yabancılaşma, artı-değer, üstyapı-alt yapı ilişkisi vb.) kullanılarak sorgulanacak ve analiz edilecektir. Makale, bu tarihsel süreci anlattıktan sonra, Marx'ın kendi felsefi konumunu -diyalektik materyalizmi- ve onun nasıl bir sınıfsal temele dayandığını, yani proleteryanın devrimci ideolojisinin felsefi ifadesi olduğunu ortaya koyacaktır.
1. Bölüm: İlkçağ Felsefesi – Köleci Toplumun Teorik Arayışları (MÖ 6. Yüzyıl - MS 5. Yüzyıl)
1.1. Tarihsel ve Maddi Zemin:
İlkçağ felsefesi, esas olarak Antik Yunan ve Roma'da gelişmiştir. Bu toplumların temel ekonomik karakteri köleci üretim tarzıdır. Toplum, özgür yurttaşlar (toprak sahipleri, tüccarlar, zanaatkarlar) ve üretimin asıl yükünü omuzlayan ancak hiçbir hukuki ve siyasi hakka sahip olmayan köleler olarak iki ana sınıfa bölünmüştür. Köle emeği, toplumsal artının kaynağıdır. Bu dönemde felsefenin doğduğu kent-devletler (polis), ticaretin ve zanaatın görece geliştiği, sınırlı bir demokrasinin (köleler ve kadınlar hariç) var olduğu merkezlerdir.
Soru: Köle emeğine dayalı bir toplumsal yapı, felsefi düşüncenin içeriğini ve yönelimini nasıl belirlemiştir? Felsefecilerin "özgür zaman"a sahip olması, kölelerin emeğine bağlı değil midir?
1.2. Temel İlkeler ve Görüşler:
Bu dönem felsefesi, doğa filozoflarıyla (Thales, Anaksimandros, Herakleitos) başlar. Onların temel sorusu "arkhe" (temel madde, ilk ilke) nedir sorusudur. Bu, mitolojik açıklamalardan rasyonel açıklamalara doğru atılmış bir adımdır. Buradaki esas vurgu, dünyanın anlaşılabilir, akılsal (logos) yasalara tabi olduğudur.
Analiz: Bu rasyonel arayış, ticaret ve zanaatla uğraşan bir kentli sınıfın, doğa üzerinde daha fazla kontrol kurma ve onu anlama pratik ihtiyacından bağımsız değildir. Denizciliğin, ticaretin gelişmesi, astronomi ve matematik bilgisi gerektiriyordu. Doğa filozoflarının arayışı, bir anlamda, bu pratik ihtiyacın teorik ifadesidir.
Sonrasında Sofistler (Protagoras, Gorgias) ile felsefenin odağı doğadan insana ve topluma kayar. "İnsan her şeyin ölçüsüdür" diyen Protagoras, mutlak ve evrensel bir doğruluk anlayışını reddederek göreciliği (relativizm) savunur. Bu, geleneksel aristokratik değerlerin sorgulanması ve bireyciliğin yükselişi olarak yorumlanabilir.
Antitez & Sentez: Sofistlerin bu bireyci ve göreci yaklaşımına karşı, Sokrates, Platon ve Aristoteles sistematik felsefeleriyle bir antitez oluşturur. Sokrates, evrensel ve objektif doğruların peşindedir. Platon, "İdealar Kuramı" ile gerçekliği, duyular dünyasının ötesindeki değişmez, ideal bir düzleme taşır. Duyular dünyası, bu ideaların kusurlu bir kopyasıdır. Aristoteles ise daha empirik (deneyci) bir yaklaşımla, form ve madde ilişkisini analiz eder.
Das Kapital Açısından Sorgulama: Platon'un İdealar Dünyası, köleci toplumun nasıl bir yansımasıdır? Platon'un "Devlet" adlı eserindeki toplumsal sınıf modeli (Yönetici-Filozoflar, Bekçiler-Savaşçılar, Üreticiler-Çiftçi/Zanaatkar) ile gerçek köleci toplum arasında nasıl bir paralellik vardır? Bu model, mevcut sınıf ayrımını, doğal ve değişmez bir "idea" olarak meşrulaştırmakta mıdır? Aristoteles'in, bazı insanların "doğuştan köle" olduğu yönündeki fikri, köleci üretim ilişkilerinin en açık felsefi savunusu değil midir? Bu düşünürlerin felsefesi, köle sahibi sınıfın çıkarlarını ve dünya görüşünü ifade eden bir "üstyapı" inşası olarak görülemez mi?
1.3. Helenistik ve Roma Dönemi:
Stoacılık, Epikürizm ve Septisizm gibi okullar, büyük imparatorluklar döneminde bireyin nasıl bir yaşam sürmesi gerektiği sorusuna odaklanır. Stoacılık, akla uygun yaşamayı, tutkulara kapılmamayı ve evrensel "logos"a boyun eğmeyi öğütler. Epikürizm, hazcı bir ahlak anlayışını savunur ancak bu, bedensel zevklerden çok ruhun huzuru (ataraxia) anlamındadır.
Analiz: Bu felsefeler, bireyin siyasal olarak etkisizleştiği, büyük ve bürokratik imparatorluklar karşısında güçsüz hissettiği bir dönemin ürünüdür. Felsefe, artık polis'in aktif yurttaşı için bir rehber olmaktan çıkmış, bireyin içsel dünyasında huzur aradığı bir sığınak haline gelmiştir. Bu, toplumsal-tarihsel temeldeki dönüşümün (küçük polis'ten koskoca imparatorluğa geçiş) felsefi üstyapıdaki yansımasıdır.
2. Bölüm: Ortaçağ Felsefesi – Feodal Toplum ve Tanrı Merkezli Dünya Görüşü (MS 5. Yüzyıl - 14. Yüzyıl)
2.1. Tarihsel ve Maddi Zemin:
Roma İmparatorluğu'nun çöküşüyle birlikte Avrupa'da feodal üretim tarzı hakim olmuştur. Ekonomi büyük ölçüde tarıma dayalıdır. Toplumsal yapı, toprak sahibi senyörler (soylular) ve onlara bağımlı serfler (toprağa bağlı köylüler) etrafında örgütlenmiştir. Siyasi yapı parçalı ve merkezi otoriteden yoksundur. Bu dönemde Kilise, sadece dini bir kurum değil, aynı zamanda en büyük toprak sahibi ve entelektüel hayatın tek merkezidir.
Soru: Feodalizmin kapalı, tarımsal ve hiyerarşik yapısı, felsefeyi nasıl şekillendirmiştir? Felsefe neden "tanrıbilimin hizmetçisi" (felse ancilla theologiae) konumuna düşmüştür?
2.2. Temel İlkeler ve Görüşler:
Ortaçağ felsefesinin merkezinde din (Hıristiyanlık) ve inanç vardır. Temel problem, inanç ile akıl, vahiy ile felsefe arasındaki ilişkidir. Felsefenin görevi, dini dogmaları akılsal olarak temellendirmek ve açıklamaktır. Augustinus ve Aquinas'lı Thomas gibi düşünürler, Platon ve Aristoteles'in felsefelerini Hıristiyan teolojisiyle uzlaştırmaya çalışmıştır.
Analiz: Feodal üretim ilişkileri, toprağa bağlılık ve kişisel bağımlılık ilişkileridir. Bu maddi temel, felsefi düşüncede kendini evrensel bir hiyerarşi (büyük varlık zinciri) düşüncesi olarak gösterir. Her varlığın Tanrı'dan aşağıya doğru sıralandığı sabit bir düzen fikri, feodal toplumun statik ve hiyerarşik yapısının kozmik bir meşrulaştırmasıdır. Siyasi iktidarın tanrısal kaynaklı olduğu (kutsal krallık) fikri, senyörlerin serfler üzerindeki egemenliğini meşrulaştırır.
Das Kapital Açısından Sorgulama: Thomas Aquinas'ın "haklı fiyat" (justum pretium) teorisi, feodal ekonomik ilişkileri nasıl yansıtır? Bu teori, kapitalist piyasanın değer yasasının aksine, meta değişiminin kâr amacıyla değil, ihtiyaçları karşılama amacıyla yapılması gerektiğini savunur. Bu, kapitalist öncesi bir üretim tarzının, meta üretiminin henüz genelleşmediği bir ekonominin tipik düşünüş biçimidir. Ayrıca, skolastik düşüncenin "tümel" tartışması (Adcılık vs. Gerçekçilik), somut bireylerden (serfler, senyörler) bağımsız, soyut bir evrensellik (Kilise, Feodal Düzen) fikrinin egemenliğini yansıtmaz mı? Kilise, tümelin (evrensel Hıristiyan toplumu) gerçek temsilcisi olarak kendini konumlandırırken, feodal parçalanmışlık da böylece aşılabilmektedir.
3. Bölüm: Yeniçağ ve Aydınlanma Felsefesi – Burjuvazinin Yükselişi ve Akıl Çağı (15. Yüzyıl - 18. Yüzyıl)
3.1. Tarihsel ve Maddi Zemin:
Feodalizmin çözülüş süreci, ticaretin, deniz aşırı keşiflerin, kentlerin ve para ekonomisinin gelişmesiyle başlar. Burjuvazi (tüccarlar, bankacılar, manifaktür sahipleri) yeni bir ekonomik ve toplumsal güç olarak tarih sahnesine çıkar. Coğrafi keşifler ve sömürgecilik, ilkel birikim sürecini hızlandırır. 17. ve 18. yüzyıllar, mutlak monarşilerin ve nihayet burjuvazinin siyasi iktidarı ele geçirdiği devrimler (İngiliz, Amerikan, Fransız Devrimleri) çağıdır.
Soru: Yükselen burjuvazi, feodalizmin dini ve siyasi üstyapısına karşı nasıl bir felsefi silah geliştirmiştir? Akıl, birey, özgürlük kavramları hangi sınıfsal çıkarların ifadesidir?
3.2. Temel İlkeler ve Görüşler:
Bu dönem felsefesi, "akıl" kavramı etrafında şekillenir. Rasyonalizm (Descartes, Spinoza, Leibniz) ve Empirizm (Locke, Berkeley, Hume) bilginin kaynağı konusunda farklılaşsa da, her ikisi de geleneksel, dogmatik otoritelere (özellikle Kilise'ye) karşı aklın özerkliğini ve gücünü vurgular.
Descartes'in "Düşünüyorum, öyleyse varım" (Cogito, ergo sum) ilkesi, bireyin kendi aklını, bilginin nihai temeli olarak keşfetmesidir. Bu, feodal toplumun kolektif, imana dayalı dünyasında bireyin özerkleşmesinin felsefi manifestosudur.
John Locke, "tabula rasa" (boş levha) kavramıyla, bilginin doğuştan gelmediğini, deneyimle oluştuğunu savunur. Bu, soyluluğun "doğuştan gelen haklarına" yönelik bir saldırıdır. Locke'un mülkiyet teorisi, burjuvazinin özel mülkiyete verdiği kutsal değerin teorik temelidir.
Aydınlanma (Voltaire, Diderot, Rousseau, Kant), bu sürecin doruk noktasıdır. "Aklını kendin kullanma cesaretini göster!" diyen Kant, Aydınlanma'nın özünü özetler. Din eleştirisi, doğal haklar, toplum sözleşmesi, birey özgürlüğü ve ilerleme fikri, burjuvazinin feodalizme karşı ideolojik saldırısının ana hatlarıdır.
Analiz ve Das Kapital Açısından Sorgulama: Burjuvazinin feodalizme karşı mücadelesi, felsefede "özgürlük" talebi olarak ortaya çıkmıştır. Peki, bu özgürlük kime aittir ve ne anlama gelir? Das Kapital'in gösterdiği gibi, bu, öncelikle "meta sahibi"nin özgürlüğüdür. Burjuvazi, emeğini satmak "zorunda" olan "özgür" işçiyi yaratmıştır. Aydınlanma'nın "bireyi", aslında meta değişiminde bulunan, mülk sahibi bireydir. "Eşitlik" kavramı, meta sahiplerinin pazarda yasalar önünde eşitliğidir; bu, sömürü ilişkilerini gizleyen biçimsel bir eşitliktir. Rousseau'nun "genel irade"si, burjuva devletinin, özel çıkarların üstünde ve toplumun tümünü temsil ediyormuş gibi görünmesinin teorik ifadesi midir? Aydınlanmanın evrensel aklı ve ilerleme fikri, burjuvazinin dünya pazarını fethetme ve doğa üzerinde sınırsız hakimiyet kurma projesinin ideolojik meşrulaştırması değil midir? Burada, feodalizmin dini ideolojisine karşı bir tez olarak doğan burjuva felsefesi, kendi antitez'ini (proleterya ve onun eleştirisi) içinde barındırmaya başlar.
4. Bölüm: 19. Yüzyıl ve Sonrası – Kapitalizmin Eleştirisi ve Modern/Çağdaş Felsefenin Ayrışması
3.1. Tarihsel ve Maddi Zemin:
Sanayi Devrimi, kapitalist üretim tarzını köklü bir şekilde dönüştürmüş, proleteryayı (işçi sınıfı) kitlesel bir güç haline getirmiştir. Kapitalizmin yarattığı toplumsal eşitsizlikler, sömürü ve yabancılaşma, beraberinde sert eleştirileri getirmiştir. 1848 Devrimleri ve Paris Komünü, sınıf mücadelesinin yeni bir aşamaya girdiğini gösterir.
Soru: Kapitalist üretim tarzının olgunlaşması ve çelişkilerinin su yüzüne çıkması, felsefeyi nasıl etkilemiştir? Felsefe, kapitalizmi meşrulaştıran ve onu eleştiren akımlara nasıl bölünmüştür?
3.2. Alman İdealizmi ve Hegel:
Kant sonrası Alman felsefesi (Fichte, Schelling, Hegel), Aydınlanmanın akıl anlayışını mutlaklaştırarak kapsamlı sistemler kurar. Hegel için mutlak olan, "Tin" (Geist) veya "İdea"dır. Tarih ve gerçeklik, bu Tin'in kendisini diyalektik bir süreçle (tez-antitez-sentez) gerçekleştirmesidir. Hegel'in diyalektiği devrimcidir ancak onun sistemi tutucudur; çünkü bu süreç, Prusya devletinde son bulur.
Analiz: Hegel'in sistemi, yükselen Alman burjuvazisinin hem devrimci hem de uzlaşmacı karakterini yansıtır. Diyalektik, burjuvazinin feodalizmi devirmesinin mantığını ifade ederken, sistemin sonunda ulaştığı mutlak bilinç, burjuvazinin iktidarı ele geçirdikten sonra devrimi dondurma, statükoyu meşrulaştırma eğilimine denk düşer.
3.3. Marx ve Diyalektik Materyalizm: Burjuvaziye Radikal Antitez
Marx, Hegel'in diyalektiğini "baş aşağı" durduğu yerden "ayakları üzerine" (maddi temele) oturtur. Ona göre hareketin diyalektiği, düşüncede değil, maddi gerçeklikte, özellikle de ekonomik yaşamda yatar. Tarih, sınıf mücadeleleri tarihidir. Felsefe de dahil olmak üzere tüm üstyapı kurumları, bu mücadelenin bir alanıdır ve egemen sınıfın çıkarlarını meşrulaştırır.
Das Kapital'in Bakış Açısı ve Temel Kavramlar:
Meta Fetişizmi: Kapitalist toplumda, insanlar arasındaki toplumsal ilişkiler, meta lar arasındaki ilişkiler gibi görünür. Emeğin ürünü olan meta, gizemli, kendi başına güçlü bir şey haline gelir. Bu, kapitalist sömürünün gerçek doğasını gizler.
Yabancılaşma: Kapitalist üretim sürecinde işçi, kendi emeğinin ürününden, üretim faaliyetinden, kendi öz insani doğasından ve diğer insanlardan yabancılaşır. İşçi, kendi yarattığı dünya tarafından ezilir.
Artı-Değer: Kapitalist sömürünün kaynağı, işçinin, kendi emek gücünün değerine eşit olan kısmı üretmesinden sonra, ek çalışmasıyla yarattığı ve kapitalist tarafından el konulan "artı-değer"dir.
Üstyapı-Alt Yapı: Ekonomik yapı (altyapı), toplumun temelidir ve hukuk, siyaset, din, felsefe gibi üstyapı kurumlarını belirler. Felsefe, bu anlamda, sınıf mücadelesinin ideolojik bir cephesidir.
Sentez ve Tez: Marx'ın felsefesi, burjuva felsefesine (tez) radikal bir antitezdir. Bu antitez, proleteryanın, yani üretim araçlarından yoksun, dolayısıyla sömürülen sınıfın perspektifinden gelir. Marx'ın amacı sadece dünyayı yorumlamak değil, onu değiştirmektir. Bu, felsefenin pratik, devrimci bir eyleme dönüşmesidir. Diyalektik materyalizm, bu değişimin teorik kılavuzudur.
3.4. Marx Sonrası Gelişmeler:
Marx'ın antitez'ine karşı, kapitalizmi savunan veya onun çelişkilerini farklı şekillerde yorumlayan akımlar ortaya çıkmıştır:
Pozitivizm & Analitik Felsefe: Bilimi model alarak, metafizik ve ideolojiden arındırılmış bir felsefe ve dil analizi peşindedir. Bu, bir anlamda, kapitalist rasyonalitenin ve teknik aklın felsefesi olarak görülebilir.
Varoluşçuluk (Sartre, Camus): Bireyin özgürlüğünü, anksiyetesini ve anlam arayışını vurgular. Bu, kapitalist toplumda bireyin atomize oluşunun ve anlamsızlık duygusunun bir ifadesidir.
Postmodernizm (Foucault, Derrida, Lyotard): "Büyük anlatılar"a (Marxizm dahil) kuşkuyla bakar. Evrensellik, akıl, ilerleme fikirlerini reddederek, farklılık, yerellik ve iktidarın yaygınlığı üzerine odaklanır. Bu, geç kapitalizm (post-Fordizm) döneminin, tüketim toplumunun ve kültürel parçalanmanın felsefi yansıması olarak değerlendirilebilir.
Sorgulama: Postmodernizmin evrensel aklı reddi, kapitalizmin küresel mantığını eleştirmek yerine, ona karşı direnecek teorik ve politik bir zemini yok etmekte midir? Analitik felsefenin teknik ve dil odaklı yaklaşımı, kapitalizmin temel çelişkilerini görünmez kılan bir ideolojik işlev mi görmektedir?
Sonuç: Felsefe Tarihi Sınıf Mücadeleleri Tarihidir
Bu uzun tarihsel yolculuk, diyalektik materyalist bir perspektiften bakıldığında, felsefenin asla tarafsız, sınıflarüstü bir etkinlik olmadığını göstermiştir. Her felsefi sistem, içine doğduğu tarihsel anın maddi koşullarının, üretim ilişkilerindeki çelişkilerin ve bu çelişkilerin bir ifadesi olan sınıf mücadelelerinin bir ürünüdür.
İlkçağ'ın idealar ve form felsefesi, köleci toplumun sınıf hiyerarşisini doğallaştırmıştır.
Ortaçağ'ın skolastik felsefesi, feodalizmin dini ve siyasi üstyapısının teorik temelini oluşturmuştur.
Yeniçağ ve Aydınlanma felsefesi, yükselen burjuvazinin, feodalizme karşı devrimci ideolojik silahı olmuştur.
Nihayet, 19. yüzyılda Marx'ın diyalektik materyalizmi, burjuva felsefesine proleterya perspektifinden getirilmiş radikal bir antitez olarak, felsefeyi dünyayı değiştirmenin bir aracı haline getirmiştir.
Felsefe tarihi, bu anlamda, insanlığın kurtuluş mücadelesinin teorik cephesinin tarihidir. Geçmişi bu şekilde okumak, bugünün felsefi tartışmalarını (postmodernizm, post-yapısalcılık, yeni materyalizmler vb.) anlamlandırmak için de güçlü bir araç sağlar. Bugün hangi felsefi akımlar, küresel finans kapitalizminin ideolojisini üretmekte veya ona direnmenin yollarını aramaktadır? Bu sorgulama, Das Kapital'in bize öğrettiği gibi, felsefeyi, içi boş bir spekülasyon alanı olmaktan çıkarıp, toplumsal gerçekliğin ve onu dönüştürme mücadelesinin canlı ve vazgeçilmez bir parçası haline getirir.
KAYNAKÇA
A. Karl Marx & Friedrich Engels'in Temel Eserleri:
Marx, Karl. (1867-1894). Das Kapital: Kritik der politischen Ökonomie (Cilt I, II, III). Hamburg: Verlag von Otto Meisner.
Marx, Karl & Engels, Friedrich. (1848). Komünist Parti Manifestosu. Londra.
Marx, Karl. (1845). Feuerbach Üzerine Tezler. (Not defterinde bulundu, yayımı 1888).
Marx, Karl & Engels, Friedrich. (1845-1846). Alman İdeolojisi. (Yayımcı: Marx-Engels Institute, 1932).
Marx, Karl. (1859). Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı. Berlin: Verlag von Franz Duncker.
Engels, Friedrich. (1880). Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm.
Engels, Friedrich. (1886). Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu.
B. Felsefe Tarihi Üzerine Genel Eserler (Materyalist ve Eleştirel Perspektifler):
Althusser, Louis. (1965). Marx İçin. Paris: François Maspero.
Cornforth, Maurice. (1953). Diyalektik Materyalizm. Londra: Lawrence & Wishart.
Eagleton, Terry. (1991). İdeoloji. Londra: Verso.
Hobsbawm, Eric J. (1962). *Devrim Çağı: 1789-1848*. Londra: Weidenfeld & Nicolson.
Horkheimer, Max & Adorno, Theodor W. (1947). Aydınlanmanın Diyalektiği. Amsterdam: Querido Verlag.
Korsch, Karl. (1923). Marxizm ve Felsefe. Berlin: Malik Verlag.
Lukács, Georg. (1923). Tarih ve Sınıf Bilinci. Berlin: Malik Verlag.
Marcuse, Herbert. (1941). Akıl ve Devrim: Hegel ve Toplumsal Teorinin Yükselişi. New York: Oxford University Press.
Ollman, Bertell. (1971). Yabancılaşma: Marx'ın Kapitalist Toplumdaki İnsan Kavramı. Cambridge: Cambridge University Press.
Russell, Bertrand. (1945). Batı Felsefesi Tarihi. New York: Simon & Schuster. (Eleştirel bir karşı metin olarak).
Thomson, George. (1955). İlk Filozoflar. Londra: Lawrence & Wishart.
Wood, Ellen Meiksins. (1981). Sınıftan Kaçış: Yeni bir 'Hakiki' Sosyalizm. Londra: Verso.
Žižek, Slavoj. (1989). İdeolojinin Yüce Nesnesi. Londra: Verso.
C. Antik Felsefe Üzerine:
De Ste. Croix, G.E.M. (1981). Kadim Yunan Dünyasında Sınıf Mücadelesi. Londra: Duckworth.
Farrington, Benjamin. (1936). Yunan Bilimi: Antik Dünyada Materyalist Düşüncenin İncelenmesi. Londra: Penguin Books.
Vernant, Jean-Pierre. (1962). Yunan Düşüncesinin Kökenleri. Paris: Éditions Maspero.
D. Ortaçağ Felsefesi Üzerine:
Bloch, Ernst. (1959). Thomas Münzer: Teolog olarak Devrimci. Berlin: Aufbau-Verlag.
Le Goff, Jacques. (1964). Ortaçağ Uygarlığı. Paris: Arthaud.
Southern, R.W. (1953). Ortaçağ Avrupasının Toplumsal Temelleri. Londra: Hutchinson.
E. Yeniçağ ve Aydınlanma Felsefesi Üzerine:
Adorno, Theodor W. & Horkheimer, Max. (Bkz. 12).
Habermas, Jürgen. (1962). Kamusal Alanın Yapısal Dönüşümü. Neuwied: Luchterhand.
Macpherson, C.B. (1962). Sahiplenici Bireycilik Siyasi Teorisi: Hobbes'tan Locke'a. Oxford: Oxford University Press.
Meek, Ronald L. (1956). Fizyokrasi ve Klasik İktisat Düşüncesinde Toplum Çalışmaları. Cambridge: Cambridge University Press.
Soboul, Albert. (1962). *Fransız Devrimi Tarihi, 1789-1799*. Paris: Éditions Sociales.
F. 19. ve 20. Yüzyıl Felsefesi (Marx Dışındaki Gelenekler):
Anderson, Perry. (1974). Batı Marksizmi Üzerine Düşünceler. Londra: New Left Books.
Aron, Raymond. (1955). Alman Sosyolojisi. Paris: Plon.
Ayer, A.J. (1936). Dil, Doğruluk ve Mantık. Londra: Victor Gollancz.
Deleuze, Gilles & Guattari, Félix. (1972). Anti-Ödipus: Kapitalizm ve Şizofreni. Paris: Les Éditions de Minuit.
Foucault, Michel. (1966). Kelimeler ve Şeyler: İnsan Bilimlerinin Bir Arkeolojisi. Paris: Gallimard.
Heidegger, Martin. (1927). Varlık ve Zaman. Halle: Max Niemeyer Verlag.
Jameson, Fredric. (1991). Postmodernizm ya da Geç Kapitalizmin Kültürel Mantığı. Durham: Duke University Press.
Nietzsche, Friedrich. (1887). Ahlakın Soykütüğü Üstüne. Leipzig: C.G. Naumann.
Sartre, Jean-Paul. (1943). Varlık ve Hiçlik: Fenomenolojik Bir Ontoloji Denemesi. Paris: Gallimard.
Wittgenstein, Ludwig. (1921). Tractatus Logico-Philosophicus. Annalen der Naturphilosophie.
G. Türkçe Kaynaklar (Çeviri ve Telif):
Arslan, Ahmet. (2006). İlkçağ Felsefe Tarihi (5 Cilt). İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
Copleston, Frederick. (1996-1997). Felsefe Tarihi (Cilt 1-9, Çev: Aziz Yardımlı). İstanbul: İdea Yayınevi.
Hegel, G.W.F. (2005). Tarih Felsefesi (Çev: Aziz Yardımlı). İstanbul: İdea Yayınevi.
Hobbes, Thomas. (1993). Leviathan (Çev: Semih Lim). İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
Kant, Immanuel. (1960). Saf Aklın Eleştirisi (Çev: Macit Gökberk). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
Kuçuradi, Ioanna. (1997). İnsan ve Değerleri. Ankara: Türkiye Felsefe Kurumu.
Locke, John. (2004). İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme (Çev: Vehbi Hacıkadiroğlu). İstanbul: Kabalcı Yayınevi.
Platon. (2000). Devlet (Çev: Sabahattin Eyüboğlu - M. Ali Cimcoz). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
Rousseau, Jean-Jacques. (2004). Toplum Sözleşmesi (Çev: Vedat Günyol). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
Timuçin, Afşar. (2004). Felsefe Sözlüğü. İstanbul: Bulut Yayınları.