27 Ağustos 2025 Çarşamba

Mukaddime’nin Penceresinden Türkiye’de Hegemonik Kimlik İnşası: Beyaz Türklük ve Kemalist Modernleşmenin İbn Halduncu bir Analizi

 

Özet:

Bu çalışma, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu modernleşme projesi olan Kemalizm ile bu projenin merkezine yerleştirdiği ‘Beyaz Türk’ kimliğinin hegemonyasını, 14. yüzyıl düşünürü İbn Haldun’un sosyolojik teorileri ışığında incelemeyi amaçlamaktadır. Makale, İbn Haldun’un ‘asabiye’ (toplumsal dayanışma), ‘umran’ (medeniyet), ve bedevi-hadari (göçebe-yerleşik) ayrımı gibi temel kavramlarının, Kemalist elitlerin homojen bir ulus-devlet inşa etme çabasını ve bu süreçte ‘öteki’ olarak tanımlanan grupları (etnik, dini, mezhepsel azınlıklar) marjinalleştirme, dışlama ve asimile etme pratiklerini anlamak için nasıl kullanılabileceğini tartışmaktadır. Çalışma, Kemalist projenin, İbn Haldun’un teorize ettiği anlamda yeni bir ‘hadari’ (kentsel/medeni) asabiye inşa etme girişimi olduğunu ve bu yapay asabiyenin sürdürülebilirliğinin, diğer asabiyeleri bastırmak ve ortak bir ‘devlet ruhu’ oluşturmak üzere kurgulandığını iddia etmektedir. Bu analiz, tarihsel, felsefi ve sosyolojik bir sorgulama ile desteklenmekte ve Türkiye’nin toplumsal kırılma hatlarını anlamak için yeni bir teorik çerçeve önermektedir.

Anahtar Kelimeler: İbn Haldun, asabiye, hegemonya, Kemalizm, Beyaz Türklük, ulus-devlet, modernleşme, ötekilik.


Giriş: Teorik Bir Çerçeve Olarak İbn Haldun

Türkiye’deki hegemonik kimlik tartışmaları, genellikle Batılı modernite ve post-modernite kuramları (Weber, Gramsci, Foucault) üzerinden yürütülmektedir. Ancak, devletlerin kuruluşu, toplumsal dayanışma ve hegemonya gibi konuları beş yüzyıl önce sistematik bir şekilde inceleyen İbn Haldun’un perspektifi, bu analize derinlikli ve yerel bir bağlam katma potansiyeli taşımaktadır. İbn Haldun’a göre, devletler güçlü bir ‘asabiye’ (sosyal bağlılık ve grup dayanışması duygusu) ile yükselir ve zamanla yerleşik (hadari) hayatın getirdiği refah ve lüksle bu asabiyesini yitirerek çöker. Yeni bir devletin kuruluşu, genellikle daha güçlü bir asabiyeye sahip olan ‘bedevi’ (göçebe, kırsal) bir grubun, ‘hadari’ (yerleşik, kentsel) merkezi ele geçirmesiyle gerçekleşir.

Bu çalışma, Türkiye’deki Kemalist modernleşme projesini, bir ‘hadari asabiye inşası’ olarak okumayı önermektedir. Erken Cumhuriyet elitleri, kendilerini Osmanlı’nın ‘yıpranmış hadari’ merkezine (İstanbul) karşı Anadolu’nun ‘dirilişçi bedevi ruhu’ndan gelen bir hareket olarak konumlandırmış olsalar da, Ankara’yı yeni bir ‘hadari’ merkez olarak inşa etmişlerdir. Bu yeni merkezin dayanışma ruhu (asabiyesi) ise ‘Beyaz Türklük’ olarak tanımlanabilecek hegemonik kategoridir.

1. Yeni Bir Asabiye Olarak ‘Beyaz Türklük’ ve Kemalist Hegemonya

İbn Haldun, bir devletin ayakta kalabilmesi için sadece maddi gücün değil, aynı zamanda meşruiyet sağlayan bir ‘devlet ruhu’nun (onun deyimiyle ‘şan ve şeref’) de gerekli olduğunu vurgular. Kemalist proje, bu ‘devlet ruhu’nu laik, ulusçu, Batıcı ve Sünni-İslami köklerle sınırlı bir Türklük üzerinden tanımlayarak inşa etmiştir.

  • Etnik Türklük ve Asabiyenin Sınırları: İbn Haldun, asabiyenin genellikle soy ve akrabalık bağları üzerinden şekillendiğini belirtir. Kemalist ulus inşası, bu ‘soy’ mitini Türklük etrafında kurgulamış, Türk Tarih Tezi ve Güneş Dil Teorisi gibi araçlarla bu etnik asabiyeyi bilimselleştirmeye ve merkeze almaya çalışmıştır. Kürtler, Ermeniler, Rumlar gibi etnik gruplar, bu yeni asabiyenin dışında ‘öteki’ olarak konumlandırılarak, devletin bekası için bir tehdit (‘marjinal asabiyeler’) olarak görülmüştür. İbn Haldun’un terminolojisiyle, bu grupların kendi asabiyeleri, yeni devletin dayattığı hegemonik asabiye tarafından bastırılmış ve zayıflatılmaya çalışılmıştır.

  • Seküler-Sünni Sentezi ve Meşruiyet: İbn Haldun, dinin, farklı kabilelerden oluşan bir asabiyeyi birleştirip güçlendirmede en etkin araç olduğunu savunur. Kemalist proje, bu olguyu diyalektik bir şekilde kullanmıştır. Resmi düzeyde laikliği benimserken, toplumsal ve kültürel düzeyde Sünni İslam, yeni ulusal asabiyenin bir bileşeni haline getirilmiştir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kurularak dinin devlet kontrolüne alınması, bu sentezin kurumsal ifadesidir. Aleviler ise, bu sentezin dışında kaldıkları için ‘şii/heterodoks’ bir tehdit olarak kodlanmış ve marjinalleştirilmiştir. Bu, İbn Haldun’un ‘dinin asabiyeyi güçlendirici rolü’nün, hegemonik bir kimlik projesi için araçsallaştırılmasıdır.

2. Hegemonya, Şiddet ve Devletin Çöküş Dinamikleri: Tarihsel ve Sosyolojik Bir Sorgulama

İbn Haldun, devletlerin çöküşünü, merkezdeki ‘hadari’ elitin yozlaşması, asabiye bağlarının zayıflaması ve vergi gelirlerinin düşmesiyle açıklar. Kemalist hegemonyanın inşası sürecinde yaşananlar, bu teorik çerçeveye bir antitez oluşturarak, devletin ‘yükseliş’ aşamasında bile içsel şiddet ve dışlamayı barındırabileceğini gösterir.

  • Varlık Vergisi (1942): İbn Haldun’a göre aşırı vergilendirme, üretimi ve ticareti bitirir, umranı (medeniyeti/refahı) zayıflatır. Varlık Vergisi, sadece ekonomik değil, aynı zamanda dini/etnik bir hegemonya aracı olarak, Gayrimüslim tüccarların (Yahudi, Rum, Ermeni) ekonomik gücünü kırarak, Müslüman-Türk bir burjuvazi yaratmayı (‘milli iktisat’) hedeflemiştir. Bu, hegemonik asabiyeyi ekonomik alanda da tahkim etme çabasıdır.

  • 6-7 Eylül Olayları (1955) ve Dersim Katliamı (1937-38): İbn Haldun, devletin kuruluş aşamasında dış tehditlere karşı verilen mücadelenin yanı sıra, içerideki ‘öteki’ asabiyelere yönelik şiddetin de, merkezi asabiyeyi pekiştirmek için kullanılabileceğini ima eder. Bu olaylar, hegemonik ‘Beyaz Türk’ kimliğine direnen veya onun dışında kalan gruplara yönelik fiziksel ve sembolik şiddetin, devlet aygıtı veya devlet yanlıları eliyle meşru bir zemin bulabildiğinin trajik örnekleridir. Bu, İbn Haldun’un çöküş dinamiklerinden ziyade, bir hegemonyanın inşasındaki şiddet boyutunu analize dahil etmemizi gerektirir.

3. Marksist ve Psikolojik Boyut: Hegemonyanın İçselleştirilmesi

İbn Haldun’un analizi, Gramsci’nin ‘hegemonya’ kavramıyla birleştirilebilir. Gramsci, yönetici sınıfın, kendi dünya görüşünü toplumun genelince ‘olağan’ ve ‘meşru’ kabul edilen bir gerçekliğe dönüştürme sürecini vurgular. ‘Beyaz Türklük’ normu, eğitim sistemi (Tevhid-i Tedrisat Kanunu), medya ve kültür endüstrisi aracılığıyla içselleştirilmiştir. Bu, psikolojik düzeyde, ‘öteki’nin kendi kimliğinden utanç duymasına veya onu gizlemesine (‘saklı asabiye’), hegemonik kimliğe sahip olanların ise bunu bir ayrıcalık ve ‘doğal’ üstünlük olarak görmesine yol açmıştır. İbn Haldun’un ‘asabiye’sinin psikolojik boyutu, burada Gramsci’nin ‘ideolojik hegemonya’sı ve Freud’un ‘bastırma’ kavramıyla kesişerek zengin bir analitik derinlik sunar.

Sonuç ve Sentez

İbn Haldun’un sosyolojik teorileri, Türkiye’deki Kemalist modernleşme projesini ve ‘Beyaz Türk’ hegemonyasını analiz etmek için güçlü ve nüanslı bir çerçeve sunar. Bu çalışma, Kemalist projenin, İbn Haldun’un terminolojisiyle, yeni bir ‘hadari’ merkez etrafında yapay bir ‘asabiye’ inşa etme çabası olduğunu ortaya koymuştur. Bu asabiyenin dayanacağı kimlik (etnik Türk, seküler-Sünni, Batılı) hegemonik bir norm olarak belirlenmiş ve bu normun dışında kalan etnik, dini ve kültürel gruplar ‘öteki’leştirilerek marjinalleştirilmiştir.

İbn Haldun’un modeli, bir devletin yükselişinin genellikle dışarıdan gelen ‘diri bir asabiye’ye bağlı olduğunu öne sürse de, Türkiye örneği, modern ulus-devletlerin içerden,* mevcut bir imparatorluğun külleri üzerinde, kendi iç ‘ötekileri’ne rağmen ve onları bastırarak da yapay bir asabiye inşa edebileceğini göstermiştir. Bu süreç, tarihsel olaylar, ekonomik politikalar (Marksist perspektif) ve kimliklerin psikolojik içselleştirilmesi yoluyla işlemiştir. Dolayısıyla, İbn Haldun’un çerçevesi, modern Türkiye’nin toplumsal dinamiklerini, kırılma hatlarını ve kimlik politikalarını anlamak için Batılı kuramlara alternatif veya onları tamamlayıcı güçlü bir araç olarak karşımıza çıkmaktadır.


Kaynakça (Örnek Olarak)

  • İbn Haldun. (1377). Mukaddime. (Çev. Süleyman Uludağ). Dergah Yayınları.

  • Alatas, S. F. (2014). Applying Ibn Khaldun: The Recovery of a Lost Tradition in Sociology. Routledge.

  • Gramsci, A. (1971). Prison Notebooks. International Publishers.

  • Keyman, E. F. (2007). “Modernity, Secularism and Islam: The Case of Turkey”. Theory, Culture & Society.

  • Üstel, F. (2004). “Makbul Vatandaş”ın Peşinde: II. Meşrutiyet’ten Bugüne Vatandaşlık Eğitimi. İletişim Yayınları.

  • Yeğen, M. (2004). Devlet Söyleminde Kürt Sorunu. İletişim Yayınları.

  • Kılıçdağı, O. (2014). “The Bourgeois Transformation and the Loss of Ottomanism”. *War and Nationalism: The Balkan Wars, 1912-1913, and Their Sociopolitical Implications*.

  • Bora, T. (2017). Cereyanlar: Türkiye’de Siyasi İdeolojiler. İletişim Yayınları. (Özellikle Kemalizm bölümü)

  • Göle, N. (1997). The Forbidden Modern: Civilization and Veiling. University of Michigan Press.

  • Fromm, E. (1941). Escape from Freedom. Farrar & Rinehart. (Hegemonik kimliğin psikolojik boyutunu analiz etmek için)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İki Bin Yirmi Altı Dünyasında İşçi, Köylü ve Emeğin Onuru

"Alın terine sahip çıkmayan, emeğine sahip çıkmayan, hakkını aramayan eşektir. Alın teri dökerek, emek harcayarak, iş değer emek üreter...