Bir Metafor Olarak Köpek
"Hak, Muhammed, Ali. Ey Dede! Sana dil verdim, haktan ve hakikatten yana baş kaldır. Döktüğünü doldur, ağlattığını güldür, yıktığını yap. Bu yolda incinme, incitme; dar gel, doğru söyle." İşte bu yola girene, RIZALIK yolunda denir.
Şu örnek üzerine düşünelim: Bir köpek kümese girer ve tavukları yer. O bir hayvandır ve bu eyleminin iyi ya da kötü olduğunu bilemez. Aynı şekilde, bazı insanlar da sûrette insan olabilir (yani insan suretindedir), ancak yaptığı bir eylemin iyi mi kötü mü olduğunun bilincinde değilse, o sîrette hayvan (yani özü itibarıyla) olarak kalır.
Kişi, yaptığı eylemin iyi veya kötü olduğunun bilincine varırsa, işte o zaman sûrette insan, sîrette de insan olma yoluna girer. Fakat kemale ermek için bu da yetmez. O kişi, yediği tavukların parasını, zarar verdiği sahibine öder ve onun rızalığını alırsa, artık sûrette insan, sîrette insan-ı kâmil olma mertebesine yükselir ve gerçek rızalık yolunda ilerler.
Bu yolun özü, kişinin tüm sıkıntıları kendinden bilmesidir. "Ayağıma taş dolansa, kendimden bilirim." sözü bu hakikati ifade eder. Nasıl ki el, gövdenin kaşındığı yeri bilirse, can da kendi derdinin dermanını içinde taşır.
Bu yolun yolcuları ikiye ayrılır: Ârifler ve kâmiller, daima özünü yoklar; cahiller ise daima kendini aklar. İnsan-ı kâmil, sürekli özünü yoklayarak eksiğini ve kusurunu bulur. Maddi veya manevi olarak zarar verdiği her mazlumun zararını, ziyanını tazmin eder ve nihayetinde rızalık yoluna girer. İşte esas olan da budur.
Alevi metnindeki "kümesdeki köpek" metaforu, insanlık durumuna dair derin bir fenomendir. Köpek, eyleminin etik sonuçlarından habersizdir; onun için eylem, sadece içgüdüsel bir doyumdur. Buradan hareketle, bu metafor insanın bilinç, özgürlük ve sorumluluk üçgenindeki yerini anlamak için kullanabilir.
Öz: Bu çalışma, Zachary Wigon’ın “Sanctuary” (2022) filmini, Alevi-Bektaşi geleneğindeki “Dört Kapı Kırk Makam” yolculuğu ve “rızalık” kavramı merceğinden analiz etmeyi amaçlamaktadır. Filmdeki Hal ve Rebecca karakterlerinin iktidar, kimlik ve arzu üzerine kurulu karmaşık ilişkisi, insanın “sûret” (görünüş) ile “sîret” (öz) arasındaki ontolojik gerilimini yansıtmaktadır. Çalışma, Kierkegaard’ın “öznel hakikat” ve Nietzsche’nin “güç istenci” gibi İskandinav ve Batı felsefi kavramlarıyla da diyaloga girerek, karakterlerin “kümesdeki köpek” metaforundaki gibi bilinçsiz eylemden, sorumluluk almaya ve nihayetinde bir tür “rızalık” arayışına uzanan yolculuğunu inceler. Marksist, psikolojik ve sosyolojik çözümlemelerle desteklenen bu inceleme, modern bireyin otantik benliğe ulaşma mücadelesinin evrensel ve zamansız bir fenomen olduğunu ortaya koymayı hedefler.
Anahtar Kelimeler: Sanctuary, Alevi-Bektaşi Felsefesi, Rızalık, Dört Kapı, Kierkegaard, Performativite, İktidar, Öznel Hakikat.
Giriş
Alevi-Bektaşi geleneği, insan-ı kâmil (olgun insan) olma yolunu “Dört Kapı Kırk Makam” öğretisiyle sistematize etmiştir. Bu yolculuk, bireyin nefsini terbiye ederek özünde (sîrette) insan olma mertebesine ulaşmasını ve nihayetinde toplumsal huzur (rızalık) için çaba göstermesini hedefler. Bu makale, bu kadim öğretiyi modern bir anlatı olan “Sanctuary” filmi üzerinden okumayı deneyecektir. Film, bir CEO adayı (Hal) ile onunla rol yapma seansları yapan bir dominatrix (Rebecca) arasındaki güç, kontrol ve kimlik mücadelesini anlatır. İki karakter de başlangıçta “sûrette” bir role bürünmüş (iş adamı, hizmetkâr) ancak “sîretleri” itibarıyla bu rolleri aşmakta zorlanan, içgüdüsel dürtüleriyle hareket eden bireylerdir. Analizimiz, bu ilişkinin “şeriat”, “tarikat”, “marifet” ve “hakikat” kapılarından geçişini ve nihai bir “rıza” durumuna evrilip evrilmediğini sorgulayacaktır.
Teorik Çerçeve: Rızalık Yolunda Dört Kapı ve “Kümesdeki Köpek” Metaforu
Alevi öğretisindeki yolculuk dört ana kapıdan oluşur (Kaynak: Melikoff, 1998; Ocak, 2017):
Şeriat Kapısı: Kural ve yasaların düzeyidir. Kişi eylemlerinin dışsal, toplumsal sonuçlarını henüz idrak edemez. Metaforumuzdaki “kümesdeki köpek” buradadır. Eyleminin (tavuk yemenin) etik sonucundan habersiz, içgüdüsüyle hareket eder. “Sûrette insan, sîrette hayvan” halidir.
Tarikat Kapısı: Eğitim ve öz-disiplin kapısıdır. Kişi eylemlerinin iyi-kötü olduğunun bilincine varmaya başlar ancak bu bilgi soyut ve içselleştirilmemiştir. Henüz “yaptığının iyi ya da kötü olduğunu bilemez”.
Marifet Kapısı: İrfan, sezgi ve özü bilme kapısıdır. Kişi, eylemlerinin yarattığı zararın ve kusurunun bilincine varır. “Yaptığının kötü olduğu bilincine varır, hatta özür diler.” “Sûrette insan, sîrette insan” olma yoluna girer.
Hakikat Kapısı: Gerçekler ve özü kavrama kapısıdır. Bu mertebedeki insan-ı kâmil, farkındalığın ötesine geçerek somut eylemde bulunur. Zararı tazmin eder, yıktığını yapar, döktüğünü doldurur ve nihayet “rızalık” alır. Bu, bireysel olgunluğun toplumsal barışla buluştuğu noktadır.
Bu çerçeve, Søren Kierkegaard’ın “bireyin içselliğe ve öznel hakikate yönelik sıçraması” fikriyle (Kierkegaard, 1843/1992) ve Nietzsche’nin bireyin toplumsal normları aşarak (Üst-insan) kendi değerlerini yaratması fikriyle paralellikler taşır.
“Sanctuary” Filminin Dört Kapı Merceğinden Analizi
1. Şeriat / Tarikat Kapıları: Rol Yapmanın Sınırlarında
Filmin başlangıcında Hal ve Rebecca, katı kuralları olan bir oyun (şeriat) oynamaktadır. Ancak her ikisi de bu rollerin ötesine geçemez. Hal, “sûrette” güçlü bir CEO adayıdır ama “sîrette” babasının gölgesinden kurtulamamış, korkuları ve arzularıyla yönetilen bir “çocuk”tur (Köpek metaforundaki bilinçsiz hal). Rebecca ise “sûrette” kontrolü elinde tutan bir dominatrikstir, ancak “sîrette” bu rolün onu tanımlamasına izin veren, otantik benliğini bu performansın arkasına saklayan bir bireydir. İlişki, bu aşamada, karşılıklı bir içgüdüsel doyum (iktidar, kontrol, arzu) seviyesindedir. Kierkegaard’ın deyimiyle, “estetik varoluş” aşamasında sıkışıp kalmışlardır; otantik bir seçim yapmaktan kaçınırlar (Westphal, 1996).
2. Marifet Kapısına Geçiş: Krizi ve Farkındalık
Hal’in oyunu bitirme kararı, ilişkideki kırılma noktasıdır. Rebecca’nın şantajı, bu statik dinamikleri alt üst eder. Burada Marksist bir okuma yapılabilir: İlişki, artık duygusal bir etkileşim değil, meta ilişkisine dönüşmüştür. Rebecca hizmetinin (ve duygusal emeğinin) karşılığını talep etmektedir. Bu çatışma, her iki karakteri de rollerinin ardındaki gerçek benlikleriyle yüzleşmeye zorlar (Marifet kapısının eşiği). Rebecca, “Yalnızca burada, seninleyken gerçekten kendim olabiliyorum” itirafında bulunarak öznel hakikatini ifşa eder. Bu, Kierkegaard’ın “öznel hakikat” vurgusunu yansıtan bir andır.
3. Hakikat ve Rızalık Arayışı: Bir Uzlaşının Doğuşu
Filmin finali, katı bir “hakikat kapısı” tamamlanışı değil, modern ve trajikomik bir uzlaşma (compromise) olarak okunabilir. Hal, Rebecca’yı karyolaya bağladığı sahnede tam bir çıkmazdadır. Nietzsche’nin “güç istenci” her ikisini de yok etmenin eşiğine getirmiştir. Ancak buldukları çözüm, beklenmedik bir “rızalık” formudur:
Hal, babasının modelinden farklı, daha esnek bir liderlik ve ilişki modeli önerir. (Yıktığını yapma çabası)
Rebecca, statü ve güce (CEO’nun ortağı olarak) ulaşırken, bir ilişki ve tanınma da kazanır. (Ağlattığını güldürme)
İkisi de birbirine “aşık olduklarını” söyleyerek toplumsal normlara (şeriata) uygun bir hikaye uydururlar. Bu, dış dünyaya karşı bir “sûret”tir, ancak içeride ulaştıkları, bir tür pragmatik rızaya dayalı bir anlaşmadır.
Bu, geleneksel “insan-ı kâmil”in saf olgunluğundan farklıdır. Daha çok, modern dünyanın karmaşası içinde, kusurlu iki bireyin, birbirinin özünü görerek ve kabul ederek vardığı bir diyalektik sentez (Hegel, 1807/1977) gibidir. Birbirlerinin zararını (şantaj, tehdit, bağlama) bir şekilde tazmin etmişler ve yeni bir ilişki inşa etmişlerdir.
Sonuç ve Tartışma
“Sanctuary”, Alevi-Bektaşi öğretisindeki lineer ve idealize olmuş olgunlaşma yolculuğundan ziyade, modern kapitalist toplumda kimlik, iktidar ve arzunun iç içe geçtiği çarpık bir olgunlaşma sürecini anlatır. Karakterler, “kümesdeki köpek” metaforundaki gibi içgüdüsel davranmaktan, bir “marifet” farkındalığına ulaşırlar. Ancak “hakikat” kapısına erişimleri, geleneksel anlamda bir ermişlik hali değil, bir pazarlık, bir performans ve bir uzlaşmadır.
Bu analiz, kadim öğretilerin, modern bireyin psişik ve sosyal çatışmalarını anlamak için hala geçerli ve zengin bir araç seti sunduğunu gösterir. “Rızalık” kavramı, sadece manevi bir arınmayı değil, aynı zamanda ilişkilerimizdeki zararı onaran, karşılıklı tanınma ve kabul üzerine kurulu diyalojik bir süreci de işaret eder. “Sanctuary” filmi, bu sürecin ne kadar kirli, zor ve insani olabileceğini göstererek, felsefi ve etik tartışmaları güncellemekte ve zenginleştirmektedir.
Kaynakça
Hegel, G. W. F. (1807/1977). Phenomenology of Spirit (A. V. Miller, Trans.). Oxford University Press.
Kierkegaard, S. (1843/1992). Either/Or: A Fragment of Life (A. Hannay, Trans.). Penguin Classics.
Melikoff, I. (1998). Uyur İdik Uyardılar: Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları. Cem Yayınevi.
Nietzsche, F. (1883/1969). Thus Spoke Zarathustra (R. J. Hollingdale, Trans.). Penguin Classics.
Ocak, A. Y. (2017). İslam Türk İnançlarında Hızır yahut Hızır-İlyas Kültü. Kabalcı Yayınevi.
Westphal, M. (1996). Becoming a Self: A Reading of Kierkegaard's Concluding Unscientific Postscript. Purdue University Press.
Wigon, Z. (Director). (2022). Sanctuary [Film]. Neon.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder