Özet:
Anthony Giddens - Yapılaşma Teorisi'nde "Birey (eylem) ile toplum (yapı) arasındaki ikiliği aşmaya çalışır. Bireyler toplumsal yapılar tarafından şekillendirilir, ancak aynı zamanda eylemleriyle bu yapıları yeniden üretir veya dönüştürür." ilkesini ortaya koymuştur. Anthony Giddens, Yapılaşma Teorisi kapsamında, birey (eylem) ile toplum (yapı) arasındaki dikotomiyi aşmayı hedefleyen bir ilke öne sürmüştür. Yani bu ilkeye göre, bireyler toplumsal yapılar tarafından şekillendirilmekle birlikte, aynı zamanda failliği (agency) aracılığıyla bu yapıları yeniden üreten veya dönüştüren unsurlar olarak işlev görür.
Türkiye’de "Beyaz Türk" kavramı, etnik olarak Türk, dini olarak Sünni ve kültürel olarak seküler-Kemalist bir kimliği ifade eder. Bu çalışma, Kemalist modernleşme sürecinin, bu kimliği normatif bir merkez olarak kurguladığını ve bu yapının, etnik, dini ve mezhepsel azınlıkları ötekileştirerek dışlayıcı, aşağılayıcı ve şiddet içeren pratikleri meşrulaştırdığını öne sürmektedir.
Bu makale, Türkiye’de sosyolojik bir olgu olarak tartışılan “Beyaz Türk” kavramını, Anthony Giddens’ın Yapılaşma Teorisi (Structuration Theory) perspektifinden incelemeyi amaçlamaktadır. İddia edildiği üzere, bu kavramın etnik (Türk), dini (Sünni) ve ideolojik (Kemalist) temeller üzerinden kendini tanımlayarak “öteki”ni dışlayan, aşağılayan ve hatta şiddete varan bir tahakküm pratiği olarak işlev gördüğü tezi, Giddens’ın birey (eylem) ve toplum (yapı) arasındaki diyalektik ilişkiyi merkeze alan teorisi ile analiz edilecektir. Çalışma, bu kimliğin sadece tepeden inme yapısal bir dayatma değil, aynı zamanda gündelik yaşam pratikleri ve bireysel eylemlerle sürekli olarak yeniden üretilen dinamik bir süreç olduğunu argue eder. Marksist, psikolojik, sosyolojik ve tarihsel eleştiriler bu çerçeve içerisine entegre edilerek bütüncül bir sorgulama hedeflenmektedir.
Anahtar Kelimeler: Beyaz Türk, Kemalizm, Yapılaşma Teorisi, Anthony Giddens, Sosyal Tabakalaşma, Ötekilik, Türkiye.
Giriş
Türkiye Cumhuriyeti’nin modernleşme süreci, beraberinde belirli bir toplumsal sınıf ve habitus yaratmıştır. “Beyaz Türk” tabiri, akademik olmaktan ziyade popüler ve eleştirel söylemde, bu sürecin merkezinde yer alan; seküler, kentli, batılılaşmış, genellikle üst-orta ve üst sınıfa mensup, devlet aygıtı ve kültürel sermaye ile güçlü bağları olan bir grubu tanımlamak için kullanılır. Bu kimlik, iddia edildiği gibi, etnik (Türk), dini (Sünni - ancak laiklik vurgusuyla sekülerleşmiş) ve ideolojik (Kemalist) üç sacayağı üzerinden “kendinden olmayanı” (Gayrimüslimleri, Alevileri, Kürtleri, dindar muhafazakarları, vb.) tanımlayarak bir iktidar ve ayrıcalık alanı inşa etmiştir. Bu makale, bu inşa sürecinin statik bir yapı olmadığını, aksine Anthony Giddens’ın Yapılaşma Teorisi ile açıklanabilecek şekilde, hem yapısal unsurlar hem de bireysel eylemler tarafından sürekli olarak yeniden üretildiğini ve dönüştürüldüğünü savunacaktır.
Teorik Çerçeve: Anthony Giddens ve Yapılaşma Teorisi
Anthony Giddens’ın Yapılaşma Teorisi (1984), toplumdaki yapı (structure) ile bireyin eylemi (agency) arasındaki ikiliği aşmayı amaçlar. Geleneksel sosyolojik yaklaşımlardan farklı olarak Giddens, yapıların bireyleri tamamen belirlediği ya da bireylerin tamamen özerk olduğu görüşlerini reddeder. Onun yerine, ikisi arasında diyalektik bir ilişki olduğunu öne sürer.
Yapı: Bireyin eylemlerini hem olanaklı kılan hem de sınırlayan kurallar ve kaynaklardır. Yapı, yalnızca kısıtlayıcı değil, aynı zamanda enable edicidir (olanak sağlayıcı).
Eylem: Bireyler, toplumsal hayatı sürdürürken daima bilgi sahibi aktörlerdir (knowledgeable agents). Eylemleri, rutinler ve pratikler üzerinden ilerler.
Yapılaşma (Structuration): Bu, yapı ve eylemin karşılıklı ilişkisinin sürecidir. Bireyler, eylemlerinde mevcut toplumsal yapıları (dil, kurumlar, normlar) kullanır ve bu kullanım esnasında o yapıları yeniden üretir, meşrulaştırır veya zamanla dönüştürür.
Giddens’a göre, bir yapı, insanların onu pratiklerinde kullandığı sürece varlığını sürdürür. Bu teori, “Beyaz Türk” kimliğinin nasıl nesiller boyu aktarıldığını ve neden hala sosyal bir gerçeklik olarak varlığını koruduğunu anlamak için güçlü bir araç sunar.
Analiz: “Beyaz Türk” Kimliğinin Yapılaşma Süreci
1. Yapının İnşası: Kemalist Modernleşme Projesi
Cumhuriyet’in erken dönemindeki yapı, “Beyaz Türk” kimliğinin temelini oluşturmuştur. Bu yapı, tepeden inmeci, jakoben bir modernleşme projesiyle şekillendirilmiştir. Buradaki kaynaklar; devlet gücü, eğitim sistemi (Tevhid-i Tedrisat Kanunu, Köy Enstitüleri), medya ve hukuk sistemiydi. Kurallar ise; Türkçe konuşma, batılı kıyafetler giyme, laik yaşam tarzını benimseme ve Türk milliyetçiliği ideolojisini içselleştirmeydi.
Bu yapı, “Beyaz Türk” habitusunu oluştururken, “öteki”ni de tanımladı. Azınlık dillerinin yasaklanması, tekke ve zaviyelerin kapatılması, “Vatandaş Türkçe Konuş!” kampanyaları gibi uygulamalar, bu ikili yapının kurumsal temellerini attı. Bu dönem, yapının eylemi şekillendirdiği, bireyleri belirli bir kalıba sokmaya çalıştığı süreci gösterir. Marksist bir perspektiften bakıldığında, bu, devlet eliyle yürütülen bir kültürel hegemonya projesi olarak görülebilir.
2. Eylemin Rolü: Kimliğin Gündelik Pratiklerle Yeniden Üretimi
Giddens’ın teorisinin kritik noktası, bu yapının bireylerin eylemleri olmaksızın devam edemeyeceğidir. “Beyaz Türk” kimliği ve onun dışlayıcılığı, gündelik hayatın rutin pratikleriyle sürekli yeniden üretilir.
Dil ve Söylem: “Biz” ve “onlar” ayrımı yapan, belirli etnik ve dini grupları aşağılayıcı stereotiplerle anan gündelik konuşmalar, bu yapıyı yeniden üretir. Bir kişinin “ama o da iyi bir Kürt” veya “ama o da laik bir Alevi” gibi istisnai ifadeler kullanması, aslında önceki genelleştirici ve aşağılayıcı yapıyı kabul ettiğini ve pekiştirdiğini gösterir.
Sosyal Çevre ve Evlilik: “Beyaz Türk” ailelerin çocuklarını kendi sosyal çevreleri içinde evlendirmek için gösterdikleri çaba, bu yapının kaynaklarını (sosyal ve ekonomik sermaye) kullanarak sınırları koruma eylemidir. Bu pratik, yapıyı bir sonraki nesle aktarır.
Kurumsal Ayrımcılık: İşe alım süreçlerinde belirli okullardan (örneğin, belirli anadolu liseleri veya üniversiteler) mezun olmayı ön koşul saymak, bu okullara erişimde tarihsel olarak avantajlı konumda olan “Beyaz Türk” grubunun ayrıcalığını, görünüşte tarafsız kurallar üzerinden yeniden üretmektir.
Bu eylemler, bireylerin “bilgi sahibi aktörler” olarak, içinde bulundukları yapıyı nasıl farkında olmadan veya kısmen farkında olarak sürdürdüklerini gösterir. Psikolojik olarak, bu, “grupiçi” (in-group) ve “grupdışı” (out-group) önyargılarının, sosyalleşme yoluyla nasıl içselleştirildiğine işaret eder.
3. Dönüşüm ve Direniş: Yapının Evrimi
Giddens’ın teorisi, yapılanmanın her zaman yeniden üretimle sonuçlanmayabileceğini, aynı zamanda dönüşüme de yol açabileceğini söyler. Türkiye’de 1980’lerden itibaren yaşanan neoliberal dönüşüm, kırsal göç, iletişim teknolojilerinin yaygınlaşması ve özellikle 2000’lerde AK Parti’nin iktidara gelişiyle artan muhafazakar siyasi hareketlilik, “Beyaz Türk” yapısını derinden sarsmıştır.
Yeni bir siyasi ve ekonomik elitin yükselişi, geleneksel “Beyaz Türk” hegemonyasına bir meydan okuma olmuştur. Bu, yapıdaki kaynakların (ekonomik güç, siyasi nüfuz) el değiştirmeye başlamasıdır. Geleneksel “Beyaz Türk” eylemlerinin (örneğin, medyadaki hakim söylem) bu yeni yapı karşısında etkisiz kalması veya daha agresif bir savunmaya dönüşmesi, yapı ile eylem arasındaki gerilimi ve dönüşüm sürecini gösterir. Bu, tarihsel ve sosyolojik bir perspektifle, hegemonik yapıların kalıcı olmadığını, sürekli bir mücadele alanı olduğunu kanıtlar.
Sonuç
“Beyaz Türk” kimliği ve onunla ilişkili dışlayıcı Kemalist zihniyet, Anthony Giddens’ın Yapılaşma Teorisi ile incelendiğinde, ne salt yapısal bir olgu ne de salt bireysel bir tercihler bütünüdür. Bu kimlik, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu modernleşme yapıları tarafından inşa edilmiş, ancak varlığını, sonraki nesillerin bu yapıyı kullanarak gerçekleştirdiği gündelik dilsel, sosyal ve kültürel pratiklerle sürdürmüştür. Bu pratikler, yapıyı yeniden üretirken aynı zamanda onu “öteki” olarak tanımlanan gruplar üzerinde bir tahakküm aracına dönüştürmüştür.
Ancak, yapılaşma süreci her zaman istikrarlı bir yeniden üretim değildir. Türkiye’nin son yarım yüzyıllık sosyo-politik dönüşümü, bu geleneksel yapının nasıl sorgulandığını, meydan okunduğunu ve dönüştürüldüğünü göstermektedir. Bu analiz, toplumsal kimliklerin ve iktidar ilişkilerinin, hem tarihsel yapıların hem de günlük eylemlerin diyalektiğinde sürekli olarak şekillenen dinamik süreçler olduğunu ortaya koymaktadır. “Öteki”ne yönelik aşağılama ve dışlama pratiklerinin anlaşılması ve eleştirilmesi, ancak bu ikili doğanın kavranmasıyla mümkün olacaktır.
Kaynakça
Giddens, A. (1984). The Constitution of Society: Outline of the Theory of Structuration. University of California Press.
Keyman, E. F. (2007). Modernity, Secularism and Islam: The Case of Turkey. Theory, Culture & Society, 24(2), 215–234.
Bora, T. (2017). Cereyanlar: Türkiye’de Siyasi İdeolojiler. İletişim Yayınları.
Üstel, F. (2004). “Makbul Vatandaş”ın Peşinde: II. Meşrutiyet’ten Bugüne Vatandaşlık Eğitimi. İletişim Yayınları.
Çelik, N. B. (2010). The Constitution and Dissolution of the Kemalist Imaginary. In Turkey’s New World: Changing Dynamics in Turkish Politics (pp. 35-58). I.B.Tauris.
Jenkins, R. (2008). Social Identity (3rd ed.). Routledge. (Giddens'ın teorisini kimlik inşası bağlamında ele almasıyla)
Şeni, N. (2004). Beyaz Türkler: Büyük Bir İddianın Tarihsel ve Toplumsal Kökenleri. Toplumsal Tarih, 125, 26-33.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder