28 Eylül 2025 Pazar

İtham Ediyorum (1972) Filminin Marksist Sosyal Bilimler Perspektifinden Analizi Savcı, Suçlu ve Sınıf: “İtham Ediyorum” Filminin Marksist Bir Çözümlemesi

 "İtham Ediyorum" (1972) Filmini Marksist Sosyal Bilimler Perspektifinden; Sınıf Mücadelesi, Devletin Baskı Aygıtları, Yabancılaşma, İdeoloji ve Meta Fetişizmi Gibi Temel Kavramlar Üzerinden Detaylı Bir Şekilde Analiz 

Özet
Bu makale, Türk sinemasının Yeşilçam döneminin önemli yapımlarından biri olan Orhan Elmas'ın yönettiği "İtham Ediyorum" (1972) filmini Marksist teori ışığında incelemeyi amaçlamaktadır. Film, yüzeyde bir adalet ve ahlak ikilemini anlatıyor gibi görünse de, alt metninde 1970'ler Türkiye'sinin sınıfsal çatışmalarını, burjuva hukuk sisteminin ideolojik işlevini, bireyin bu sistem karşısındaki yabancılaşmasını ve kapitalist toplumdaki aile kurumunun rolünü eleştirel bir bakışla irdelemektedir. Çalışmada, savcı Aydın'ın "tarafsız" adalet arayışının, aslında onu içine doğduğu sınıfın değer yargıları ve çıkarlarıyla yüzleşmeye zorlayan bir sürece dönüşmesi analiz edilecektir. Sanık Fatma'nın durumu üzerinden işleyen "küçük burjuva" bireyin sistem tarafından ezilişi, Aydın'ın eşi Selma'nın psikolojik buhranı üzerinden ise burjuva ailesinin içsel çelişkileri ve yabancılaşma Marksist bir perspektifle mercek altına alınacaktır. Sonuç olarak, "İtham Ediyorum"un, salt bir gerilim ve dram filmi olmanın ötesine geçerek, döneminin toplumsal gerçekliğine dair güçlü bir Marksist eleştiri sunduğu iddia edilecektir.

Anahtar Kelimeler: Marksist Eleştiri, Yeşilçam, İtham Ediyorum, Sınıf Mücadelesi, Devletin Baskı Aygıtları, Yabancılaşma, Burjuva Hukuku, İdeoloji.


1. Giriş: Kurgunun Perdesini Aralamak

Sinema, yalnızca bir eğlence aracı değil, aynı zamanda içinde üretildiği toplumun ekonomik, siyasi ve ideolojik yapılarını yansıtan ve bu yapıları yeniden üreten güçlü bir kültürel formdur. Popüler sinema, özellikle de Yeşilçam, genellikle bu işlevi gizler; seyirciyi duygusal özdeşimler ve melodramatik kurgularla oyalarken, perdenin arkasında işleyen toplumsal dinamikleri görünmez kılar. Ancak, Orhan Elmas'ın "İtham Ediyorum"u, bu genel eğilimin dışına çıkan, yüzeydeki hukuki gerilimin altında derin bir toplumsal eleştiri barındıran bir yapımdır.

Film, merkezine bir savcı olan Aydın'ı (Kartal Tibet) yerleştirir. Aydın, burjuva hukuk sisteminin "tarafsız" ve "nesnel" bir temsilcisi olarak, cinayetle suçlanan genç kadın Fatma'ya (Melda Sözen) karşı delilleri toplamakla görevlidir. Ancak dava ilerledikçe, Aydın'ın kişisel hayatı (psikolojik sorunlar yaşayan eşi Selma - Hale Soygazi) ile profesyonel görevi arasında beklenmedik kesişmeler ortaya çıkar. Bu kesişim, Aydın'ı sadece bir davayı değil, aynı zamanda içinde yaşadığı toplumsal düzenin ve kendi konumunun doğasını da sorgulamaya iter.

Marksist bir analiz, bu sorgulama sürecini anlamak için güçlü bir çerçeve sunar. Karl Marx ve Friedrich Engels'in temellerini attığı, Louis Althusser, Antonio Gramsci ve daha birçok düşünür tarafından geliştirilen bu perspektif, toplumun sınıf mücadelesi üzerine inşa edildiğini, devletin (ve onun bir parçası olan hukuk sisteminin) egemen sınıfın çıkarlarını korumak için var olduğunu, ve ideolojik aygıtların (aile, din, eğitim, medya) bu egemenliği meşrulaştırdığını savunur. Bu makale, "İtham Ediyorum" filmini tam da bu kavram setiyle inceleyecektir.

Temel argümanımız şudur: Film, burjuva hukuk sisteminin "evrensel adalet" iddiasını temelden sorgular. Savcı Aydın, başlangıçta bu sistemin bir dişlisi olarak işlev görürken, kişisel kriz aracılığıyla sistemin çelişkileriyle yüzleşir. Fatma'nın masumiyeti veya suçluluğu meselesi, aslında sistemin "küçük insan"ı nasıl öğüttüğünün bir metaforudur. Selma'nın hastalığı ise, burjuva ailesinin yalıtılmışlığının ve yabancılaşmasının bir tezahürüdür. Dolayısıyla "İtham Ediyorum", bireysel bir trajediden ziyade, sınıfsal bir trajediye işaret eder.

Çalışma, öncelikle Marksist teorinin temel kavramlarını (sınıf, devlet, ideoloji, yabancılaşma) özetleyecek, ardından bu kavramları filmin ana unsurları üzerinden uygulayacaktır: Aydın'ın ikilemi ve hukukun ideolojik işlevi, Fatma'nın durumu ve "suç"un sınıfsal doğası, Selma'nın buhranı ve burjuva ailesinin eleştirisi, ve nihayetinde filmin 1970'ler Türkiye'sindeki toplumsal bağlamı. Bu çok katmanlı analiz, "İtham Ediyorum"un Türk sinema tarihindeki yerini Marksist bir perspektifle yeniden değerlendirmeyi hedeflemektedir.

2. Teorik Çerçeve: Marksizm, Devlet, İdeoloji ve Sinema

Marksist teori, toplumun analizinde ekonomik temeli belirleyici olarak görür. Üretim araçlarına (fabrikalar, toprak, sermaye) sahip olan burjuvazi ile yalnızca emek gücüne sahip olan proletarya arasındaki çelişki, tarihin itici gücüdür. Bu çatışma, kendini sadece ekonomik alanda değil, tüm toplumsal yaşamda gösterir.

2.1. Devletin Baskı ve İdeolojik Aygıtları
Louis Althusser, devletin bu sınıf egemenliğini nasıl sürdürdüğünü açıklamak için iki kavram önerir: Devletin Baskı Aygıtları (DBA) ve Devletin İdeolojik Aygıtları (DİA). DBA (ordu, polis, mahkemeler, hapishaneler) fiziksel şiddet ve baskı yoluyla, DİA ise (din, eğitim, aile, medya, sanat) "ideoloji" yoluyla işler. İdeoloji, bireylerin gerçek varoluş koşullarıyla olan ilişkilerinin hayali bir temsilidir; insanlara kendilerini "özgür bireyler" olarak algılatırken, aslında egemen sınıfın çıkarlarına hizmet eden bir dünya görüşünü içselleştirmelerini sağlar. Hukuk sistemi, hem bir Baskı Aygıtı (ceza verme, hapsetme gücü) hem de bir İdeolojik Aygıt (adalet, eşitlik, özgürlük fikirlerini yayma işlevi) olarak ikili bir rol oynar. Hukuk, "herkesin kanun önünde eşit" olduğu fikrini yayarak, sınıfsal eşitsizlikleri gizler ve meşrulaştırır.

2.2. Yabancılaşma (Alienation)
Marx, kapitalist sistemde insanın dört temel alanda yabancılaştığını savunur:

  1. Ürettiği üründen: Emeğinin sonucu üzerinde kontrolü yoktur.

  2. Üretim sürecinden: İş, yaratıcı bir faaliyet olmaktan çıkıp, zorunlu ve anlamsız bir eyleme dönüşür.

  3. Diğer insanlardan: Rekabetçi ilişkiler, insanları birbirine yabancılaştırır.

  4. Kendi öz doğasından (species-being): İnsanın yaratıcı ve toplumsal potansiyeli engellenir.

Bu yabancılaşma, sadece işçi sınıfı için değil, burjuvazi ve onun hizmetindeki meslek grupları (avukatlar, doktorlar, savcılar) için de geçerlidir. Onlar da kendi insani özlerinden uzaklaşarak, sistemin işleyişinde birer "dişli" haline gelirler.

2.3. Meta Fetişizmi
Kapitalist toplumda, insanlar arasındaki toplumsal ilişkiler, metalar arasındaki ilişkiler gibi görünür. Bir meta (örneğin, bir savcının kararı veya bir sanığın kaderi), sanki kendi başına doğal ve değişmez bir değere sahipmiş gibi algılanır. Bu, toplumsal ilişkilerin gerçek doğasını gizler.

Sinema, bir İdeolojik Aygıt olarak, bu yabancılaşmış ilişkileri ya meşrulaştırır ya da onları açığa çıkararak eleştirebilir. "İtham Ediyorum"u analiz etmek, onun bu ikinci işlevi nasıl yerine getirdiğini göstermek anlamına gelir.

3. Analiz: "İtham Ediyorum"da Sınıf, Hukuk ve Yabancılaşma

3.1. Savcı Aydın: Burjuva Hukukunun Çatlayan Maskesi
Aydın karakteri, Marksist analiz için mükemmel bir başlangıç noktasıdır. İsmi bile ("aydınlanmış" olan) bir ironi taşır, çünkü filmin başında o, içinde bulunduğu sistemin ideolojik körlüğü içindedir. O, devletin bir memuru, hukuk sisteminin bir temsilcisidir. Görevi, "delilleri" toplamak ve "kanunun" gerektirdiği şekilde hareket etmektir. Bu rolünde, tam bir "yabancılaşma" içindedir. Onun bireysel ahlakı, duyguları, vicdanı, profesyonel kimliğinin gerisinde kalır. O, "Savcı"dır; "Aydın" değil.

Ancak film, bu yabancılaşmayı sarsacak bir dizi olay örer. Aydın'ın eşi Selma'nın psikolojik rahatsızlığı, onun düzenli, rasyonel, hukuki dünyasına dair bir tehdittir. Selma, burjuva ailesinin "mükemmel" görüntüsünün altındaki çatlağı temsil eder. Aydın, bu kişisel krizle başa çıkmaya çalışırken, bir yandan da Fatma davasını yürütmektedir. İki olay örgüsünün kesişimi, Aydın'ın "kamusal" ve "özel" alan arasındaki katı ayrımının geçersizliğini gösterir. Bu, Marksist feminist teorinin de vurguladığı bir noktadır: "Kişisel olan politiktir." Aydın'ın özel hayatındaki çöküş, onun kamusal rolde oynadığı rolü sorgulamaya başlamasının tetikleyicisidir.

Film ilerledikçe, Aydın, hukukun "nesnel" ve "tarafsız" olduğu yanılsamasından uyanmaya başlar. Elindeki deliller Fatma'yı suçlu göstermektedir, ancak sezgileri ve giderek artan şüphesi (suçun kendi eşi Selma tarafından işlenmiş olma ihtimali), bu delillerin gerçeğin tamamını yansıtmadığını düşündürür. Burada hukuk, bir "meta fetişizmi" örneği olarak karşımıza çıkar. Dosyalar, ifadeler, fiziksel deliller... Bunlar, Aydın'ın ve diğer karakterlerin gözünde o kadar kutsal bir değer kazanır ki, arkalarındaki toplumsal ve psikolojik gerçeklik görünmez olur. Aydın'ın krizi, bu fetişleştirilmiş hukuk nesneleri ile insani gerçeklik arasındaki uçurumu fark etmesinden kaynaklanır.

Nihai ikilemi, Marksist bir okumada devletin iki farklı aygıtı arasında sıkışmışlığı simgeler: Bir Baskı Aygıtı olarak görevi, suçlu gördüğü kişiyi (Fatma'yı) cezalandırmaktır. Ancak, vicdanı ve ailesel bağları (bir İdeolojik Aygıt olan aile), onu bu baskıyı uygulamaktan alıkoyar. "Savcılık görevinden ayrılmalı ve suçlanan kadın lehine şahitlik mi yapmalıdır?" sorusu, aslında "Devletin bir temsilcisi olarak mı kalmalı, yoksa sınıfsal/kişisel bağlılıklarına mı yönelmelidir?" sorusudur. Bu, bireyin devlet aygıtları karşısındaki trajik konumunu resmeder.

3.2. Fatma ve Kenan: Küçük Burjuvazinin Çaresizliği
Fatma ve eşi Kenan (Önder Somar), filmin "küçük insan"ları, modern anlamda proleterleşmemiş ancak burjuvazinin gücü karşısında savunmasız olan küçük burjuva katmanını temsil ederler. Onların suçsuz olduklarına dair inanç, çevrelerindeki "tanıyan herkes" tarafından desteklenir. Bu, dayanışmacı, yerel bir topluluk imgesi çizer; burjuva hukukunun bireyci ve soyut mantığının karşısına konumlanır.

Ancak, sistem onları ezer. Savcı Aydın'ın elindeki "yetecek kadar delil", onların bireysel masumiyetlerinden daha ağır basar. Bu durum, hukuk sisteminin gerçekte "eşit" olmadığını gösterir. Sistem, sermaye ve statü sahipleri lehine işler. Fatma ve Kenan'ın bu sisteme karşı savaşma gücü sınırlıdır. Onların dramı, küçük burjuvazinin sistem karşısındaki kırılganlığının bir metaforudur. Suçlanmaları, bir anlamda, sınıfsal konumlarının bir sonucudur; sistemin rastgele seçtiği kurbanlardır. Onlar üzerinden, hukukun aslında bir sınıf adaleti olduğu vurgulanır. Mahkeme sahnelerinin "gerçeğe uygun" tasarlanmış olması, bu eleştiriyi daha da keskinleştirir; çünkü bu gerçekçilik, sistemin işleyişindeki adaletsizliği daha net sergiler.

3.3. Selma Hakmen: Burjuva Ailesinin Patolojik Yüzü
Selma (Hale Soygazi), filmin en karmaşık karakterlerinden biridir ve Marksist, hatta feminist-Marksist bir analiz için hayati öneme sahiptir. O, görünüşte "mutlu" bir burjuva evliliğinin hanımefendisidir. Ancak, bu görüntünün altında derin bir psikolojik rahatsızlık ve yabancılaşma yatar.

Selma'nın buhranı, birkaç şekilde yorumlanabilir:

  • Burjuva Ailesinin Yalıtılmışlığı: Burjuva ailesi, kapitalist toplumun temel İdeolojik Aygıtlarından biridir. Özel mülkiyetin ve mirasın aktarılmasını sağlar ve bireyleri, toplumsal dayanışma yerine ailevi bağlara yönlendirerek "özel alana" hapseder. Selma, bu yalıtılmış, eve kapanmış hayatın bir kurbanıdır. Toplumsal üretim sürecinden kopuktur ve bu onun yabancılaşmasını derinleştirir. Marx'ın dördüncü yabancılaşma biçimi (kendi öz doğasından) burada açıkça görülür. Yaratıcı ve toplumsal bir varlık olma potansiyeli, burjuva ev hayatının kısıtlayıcılığı altında ezilmiştir.

  • Patriyarkanın Baskısı: Savcı Aydın, evin "rasyonel", "güçlü" ve kamusal alandaki temsilcisidir. Selma ise duygusal, kırılgan ve özel alana hapsolmuştur. Bu geleneksel cinsiyet rolleri, onun kimlik bunalımını şiddetlendirir. Psikolojik sorunları, bu patriyarkal yapıya bir tür bilinçsiz başkaldırı, bir çığlık olarak okunabilir.

  • Sınıfın Suçu ve Cezası: Filmin doruğa ulaştığı nokta, Selma'nın suçun asıl faili olma ihtimalidir. Bu, inanılmaz derecede güçlü bir Marksist eleştiri momentidir. Burjuva sınıfının kendi yarattığı patolojiler, nihayetinde yine kendi üyeleri veya onların yakınları tarafından "suç" olarak dışa vurulur. Ancak sistem, bu suçu genellikle Fatma gibi savunmasız kesimlere yıkar. Aydın'ın bu olasılığı fark etmesi, sadece kişisel bir ihanet değil, aynı zamanda kendi sınıfının karanlık yüzünü görme anıdır. Suç, artık "dışarıda", proleter veya küçük burjuva kesimlerde değil, "içeride", burjuva evinin kalbindedir.

3.4. Diğer Karakterler: Devletin Farklı Yüzleri

  • Başsavcı (Hulusi Kentmen): O, Aydın'ın aksine, sistemin tamamen yabancılaşmış, hiç sorgulamayan bir temsilcisidir. Onun için önemli olan, prosedürlerin işlemesi ve düzenin korunmasıdır. Aydın'ın içsel çatışmaları karşısında muhtemelen anlayışsız kalacak, onu "mesleki görevine" çağıracak bir figürdür. O, devletin sesidir.

  • Doktor (Kayhan Yıldızoğlu): Tıp kurumu, bir diğer İdeolojik Aygıt olarak, Selma'nın sorunlarını bireysel patolojiler olarak teşhis ve tedavi etmeye çalışır. Sorunun toplumsal kökenlerine (burjuva aile yapısı, yabancılaşma) hiç değinmez. Bu, modern toplumun sorunları bireyselleştirerek sistemsel eleştiriyi bertaraf etme mekanizmasını temsil eder.

4. Tarihsel Bağlam: 1970'ler Türkiye'si ve "İtham Ediyorum"

Film, 1970'ler Türkiye'sinde, siyasi kutuplaşmanın, sınıf mücadelesinin ve toplumsal şiddetin arttığı bir dönemde çekilmiştir. Bu bağlam, filmin alt metnini daha da anlamlı kılar. Türkiye'deki burjuva parlamenter sistem, sağ-sol çatışmalarıyla sarsılmakta, devlet aygıtları bu çatışmanın merkezinde yer almaktadır. "İtham Ediyorum", bu geniş toplumsal çatışmayı, mikro düzeyde bir mahkeme salonuna ve bir burjuva evine sığdırarak anlatır.

Filmdeki "itham", sadece Fatma'ya veya potansiyel olarak Selma'ya değil, aynı zamanda tüm bir adalet sistemine, sınıfsal yapıya ve bu yapının yarattığı yabancılaşmaya yöneliktir. Seyirci, Aydın'ın şahsında, dönemin birçok aydınının yaşadığı "sistem içi" sorgulama ve hesaplaşma sürecine tanık olur. Film, 12 Mart 1971 muhtırasının gölgesinde, "düzen"in kendi içindeki çürümüşlüğüne dair cesur bir eleştiri getirmektedir.

5. Sonuç: Adaletin Sınıfsal Retoriğinin Ötesinde

"İtham Ediyorum", Yeşilçam'ın standart melodram ve gerilim kalıplarını kullanmasına rağmen, bu kalıpların çok ötesine geçen derinlikli bir toplumsal eleştiri sunar. Film, Marksist bir perspektifle okunduğunda, basit bir "suçlu kim?" sorusunun ötesine geçerek, "suç nedir?", "adalet kime hizmet eder?" ve "birey, devletin baskı ve ideoloji aygıtları karşısında nasıl bir konumdadır?" gibi temel soruları sorar.

Savcı Aydın'ın trajedisi, burjuva hukukunun evrensel iddiası ile sınıfsal gerçekliği arasındaki uçurumu kişiselleştirir. Fatma'nın çaresizliği, sistemin "küçük insan"ı nasıl görünmez kıldığının ve ezdiğinin kanıtıdır. Selma'nın hastalığı ise, burjuva düzeninin görkemli cephesinin arkasındaki çürümüşlüğün ve derin yabancılaşmanın sembolüdür.

Film, seyirciye net bir çözüm sunmaz. Aydın'ın nihai kararı belirsizdir. Ancak bu belirsizlik, filmin gücünü oluşturur. Çünkü gerçek hayattaki sınıf mücadelesi de net çözümlerle ilerlemez. "İtham Ediyorum", seyircisini, adaletin sadece mahkeme salonlarında değil, toplumsal ilişkilerin tamamında aranması gerektiği konusunda düşünmeye zorlar. Bu haliyle, sadece 1970'lerin değil, günümüzün de sınıfsal eşitsizliklerini, hukuk sistemine duyduğumuz güvensizliği ve bireyin sistem karşısındaki yalnızlığını anlamak için güncelliğini koruyan, Marksist bir sanat eseri olarak değerlendirilmeyi hak etmektedir.


Kaynakça

  1. Althusser, L. (1971). İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları. (Çev: Y. Alp, M. Özışık). İstanbul: İthaki Yayınları.

    • Devletin Baskı ve İdeolojik Aygıtları kavramlarının temel kaynağı. Hukuk ve ailenin bu aygıtlar içindeki konumunun anlaşılması için esastır.

  2. Marx, K., & Engels, F. (1848). Komünist Parti Manifestosu. (Çeşitli baskılar).

    • Sınıf mücadelesi ve burjuva toplumunun eleştirisi için temel metin.

  3. Marx, K. (1844). 1844 El Yazmaları. (Çev: M. Belge). İstanbul: Birikim Yayınları.

    • Yabancılaşma teorisinin en detaylı işlendiği çalışma. Selma ve Aydın karakterlerinin analizinde kilit öneme sahip.

  4. Gramsci, A. (1971). Prison Notebooks. Selections. (Ed. and Trans: Q. Hoare, G. Nowell Smith). New York: International Publishers.

    • Hegemonya kavramı, burjuva değerlerinin nasıl içselleştirildiğini anlamak için önemli.

  5. Poulantzas, N. (1978). State, Power, Socialism. Londra: Verso.

    • Marksist devlet teorisi üzerine, Althusser'den sonraki önemli katkı. Hukukun devlet içindeki konumunu anlamaya yardımcı olur.

  6. Abisel, N. (1995). Türk Sinemasında Büyük Sermaye. Ankara: İmge Kitabevi.

    • Türk sinema endüstrisinin ekonomik yapısını ve sınıf ilişkilerini analiz ederek, filmlerin üretim koşullarını anlamamızı sağlar.

  7. Dorsay, A. (1993). Sinemamızda Çöküş ve Rönesans Yılları. İstanbul: Remzi Kitabevi.

    • 1970'ler Türk sinemasının genel atmosferi ve tematik eğilimleri hakkında bağlamsal bilgi sunar.

  8. Scognamillo, G. & Demirhan, M. (2006). Erotik Türk Sineması. İstanbul: Kabalcı Yayınevi.

    • Dönemin popüler sinema pratikleri ve türlerine dair genel bir perspektif sağlar, filmin bu bağlamdaki yerini anlamak için faydalıdır.

  9. Scognamillo, G. (2003). Türk Sinema Tarihi. İstanbul: Kabalcı Yayınevi.

    • Türk sinema tarihinin kapsamlı bir dökümü için temel referans.

  10. Özgüç, A. (2008). Ansiklopedik Türk Filmleri Sözlüğü. İstanbul: Horizon International.

    • "İtham Ediyorum" filminin teknik ve oyuncu kadrosu gibi temel bilgilerini doğrulamak için kullanılan bir kaynak.

  11. Scognamillo, G. (1988). Türker İnanoğlu: Bir Ömür Bir Film. İstanbul: ADA Yayınları.

    • Filmin yapımcısı Türker İnanoğlu'nun sinema anlayışı ve Erler Film'in yapım politikaları hakkında içgörü sunar.

  12. Scognamillo, G. (2007). Kartal Tibet: Beyazperdede Bir Ömür. İstanbul: Kabalcı Yayınevi.

    • Başrol oyuncusunun kariyeri ve oyunculuk tarzı üzerinden filmin bir okumasını yapma imkanı verir.

  13. Scognamillo, G. (2005). Hale Soygazi: Bir Yıldızın Öyküsü. İstanbul: Kabalcı Yayınevi.

    • Selma karakterini canlandıran oyuncunun profili ve dönemdeki diğer rolleri, karakter analizini destekleyici veriler sunabilir.

  14. Zizek, S. (1994). The Sublime Object of Ideology. Londra: Verso.

    • Günümüz Marksist teorisinde ideoloji ve sinema analizi için önemli bir kaynak. Meta fetişizmi ve sinematik temsil üzerine derinlemesine düşünceler içerir.

  15. Jameson, F. (1992). The Geopolitical Aesthetic: Cinema and Space in the World System. Bloomington: Indiana University Press.

    • Sinema eserlerinin, içinde üretildikleri küresel ekonomik ve siyasi sistemle ilişkisini kurmak için kullanılabilecek bir metodoloji önerir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İki Bin Yirmi Altı Dünyasında İşçi, Köylü ve Emeğin Onuru

"Alın terine sahip çıkmayan, emeğine sahip çıkmayan, hakkını aramayan eşektir. Alın teri dökerek, emek harcayarak, iş değer emek üreter...