Giriş: Orta Çağ'ın İki Kanadında Aşkın Metafiziği
Metin Erksan’ın 1965 yapımı Sevmek Zamanı, sadece Türk sinemasının değil, dünya sinema tarihinin en derin felsefi ve metafizik sorgulamalarını yapan bir başyapıttır. Film, yüzeyde trajik bir aşk hikâyesi anlatırken, derinde insanın hakikatle, sevgiyle ve kendi benliğiyle olan ontolojik ilişkisini irdeler. Bu sorgulama, insanlık tarihinin düşünce havuzlarında birbiriyle hiç karşılaşmamış gibi duran iki büyük nehri, Batı’nın Skolastik felsefesi ile Doğu’nun Sufi irfanını, “aşk” denizinde buluşturur.
Sevmek Zamanı, Halil’in Meral’in portresine duyduğu saplantılı tutku üzerinden, sevginin nesnesi ile öznesi, sûret ile hakikat, tapınma ile putperestlik arasındaki ince çizgiyi araştırır. Bu araştırma, ancak disiplinlerarası bir bakışla anlam kazanır. Halil’in trajedisi, 13. yüzyıl İtalya’sında Thomas Aquinas’ın yazdıklarından, aynı yüzyılın Endülüs ve Anadolu’sunda İbn Arabî ve Hacı Bektaş Veli’nin öğretilerine uzanan kadim bir soruya cevap arar: Gerçek anlamda sevmek ve insan olmak nedir?
Bu makale, Sevmek Zamanı’nı, Batı Skolastisizmi’nin ve Anadolu İrfanı’nın temel taşları olan aşağıdaki düşünür ve kavramlar ışığında yeniden okumayı amaçlamaktadır:
İtalyan Skolastisizmi: Thomas Aquinas’ın caritas (ilahî/sefilikten arınmış sevgi) ve idolatria (putperestlik) kuramları.
Fransız Mistisizmi: Bernard de Clairvaux’nun amor carnalis (bedensel/beşeri aşk) eleştirisi ve aşkın merdiveni.
İngiliz Nominalizmi: Ockham’lı William’ın tümellerin gerçekliğini sorgulayan “Ockham’ın Usturası”.
Anadolu Tasavvufu: İbn Arabî’nin sûret-hakikat ayrımı ve Hacı Bektaş Veli’nin merkezine “rızalık”ı alan öğretisi.
Bu çerçevede, Halil’in Meral’in resmine duyduğu tutku, sadece psikolojik bir saplantı değil, aynı zamanda epistemolojik (bilgisel), ontolojik (varlıksal) ve etik bir hatadır. Filmin trajedisi, bu hatanın ne Skolastik ne de Sufi çerçevede telafi edilemeyişinden, yani “rızalık yoluna” girilemeyişinden doğar.
I. Thomas Aquinas: Caritas ve İdolatria İkilemi
Thomas Aquinas, Orta Çağ Skolastisizmi’nin en önemli sistematize edicisidir. Summa Theologica adlı dev eseri, inanç ve akıl, Tanrı ve insan arasındaki ilişkiyi mantıksal bir düzlemde temellendirmeye çalışır. Onun sevgi etiğinin merkezinde iki kavram vardır: caritas ve idolatria.
A. Halil: Putperest Âşık (İdolatria)
Aquinas için en büyük günah, idolatria yani putperestliktir. Summa Theologica’nın (I-II, q.94) ilgili bölümünde şu uyarıyı yapar: “Yaratılanı Yaratan yerine koymak en büyük günahtır.” İdolatria, sevginin yanlış nesneye yöneltilmesi, nihai ve mutlak değerin geçici ve maddi olana tapınırcasına bağlanmasıdır.
Halil’in Meral’in portresine duyduğu tutku, Aquinasçı anlamda tam bir idolatria örneğidir.
Resim = Yanlış Tümel: Halil, Meral’in bireysel, canlı, ruhlu özünü (ousia) değil, onun geçici ve “aksidental” formunu (accidens) sevmektedir. Portre, Meral’in “Meral-lik” tümelinin yanlış bir temsilidir ve Halil bu temsile, gerçeğinin yerine koyarak tapar.
“Resmin sen değilsin ki!” = Akli Sapma (Ratio Corrupta): Meral’in bu çığlığı, Aquinas’ın ratio corrupta (bozulmuş akıl) kavramının somut ifadesidir. Halil’in aklı, sevgi nesnesini seçme ve tanıma noktasında sapmıştır. Gerçeklik yerine imgeye, hakikat yerine sûrete, “kendisi” yerine “temsili”ne yönelmiştir. Bu, aklın putperestliğidir.
B. Meral: Caritas Eksikliği
Aquinas için caritas, sevginin en yüksek formudur. Amor (beşeri sevgi) duygusal bir çekim iken, caritas iradî bir eylemdir; “hakikate yönelik aktif iyilik”tir. Caritas, kişinin yalnızca iyi olanı istemesi değil, onun için aktif bir şekilde çalışmasıdır.
Meral’in trajedisi, caritas’tan yoksun oluşunda yatar. Halil’in sapkınlığını (idolatria) görür, bunun yanlış olduğunu hisseder ve incinir. Ancak bu yanlışı düzeltmek için etkin bir adım atmaz. Pasif bir kurban rolünü seçer, olan biteni seyreder. Aquinas’ın tanımıyla, “hakikate yönelik aktif iyilik”i gerçekleştirmez. Onun sevgisi, caritas değil, edilgen bir kabullenmedir. Halil’i sûretin esaretinden kurtaracak olan diyalog ve eylem çağrısını yapmaz, bu da trajik sonu engellemekte yetersiz kalır.
II. Bernard de Clairvaux: Aşkın Dört Basamağı ve Halil'in Düşüşü
yüzyılın büyük Fransız mistiği Bernard de Clairvaux, aşkı bir yükseliş merdiveni olarak tanımlar. Sermones in Cantica Canticorum (Ezginin Ezgisi Üzerine Vaazlar) adlı eserinde aşkın dört basamağını sıralar.
A. Fransız Mistisizmindeki Aşk Merdiveni
Amor Carnalis (Bedensel Aşk): Sevginin en ilkel halidir. Kişi, diğerini bedeni, fiziksel güzelliği ve kendine sağladığı haz için sever. Filmde Meral’e ilgi duyan Başar karakteri bu basamakta konumlanır.
Amor Largiens (Veren Aşk): Kişi, sevdiği uğruna kendini vermeye, fedakârlık yapmaya başlar. Sevgi bencillikten çıkar ama nesnesi hâlâ maddi veya dünyevî olabilir.
Amor Castus (Arınmış Aşk): Sevginin nesnesi arınmış, kişisel çıkar gözetmeyen bir hal alır. Bu, platonik bir aşk değil, saflaşmış bir sevgidir.
Amor Dei (Tanrı Aşkı): Sevginin nihai mertebesi. Tüm sevgilerin kaynağı ve nesnesi olan Tanrı’ya yönelik saf sevgidir.
B. Halil'in Trajik Konumu
Bernard de Clairvaux, ilk basamak için uyarır: “Bedensel imgeye duyulan aşk, ruhu madde hapishanesine kilitler.” Halil, ikinci basamakta (Amor Largiens) sıkışıp kalmıştır. Ressam olarak tüm yeteneğini, emeğini, vaktini ve benliğini “vermektedir”. Ancak bu verişin nesnesi, Meral’in sûretidir. Bu yüzden verdiği her şey, onu sûretin hapishanesinde daha derinlere hapseder. Resim, onun ruhsal yükselişini (ascensus) engelleyen bir puta dönüşür. Halil, bir üst basamağa, sûretin ötesindeki öze, Meral’in ruhuna ve nihayetinde sevginin ilahi kaynağına yükselemez. Bernard’ın terminolojisiyle, amor carnalis’in (bedensel imgeye duyulan aşk) tuzağına düşmüştür.
III. Ockham'lı William: Tümeller Savaşı ve Hakikat
yüzyıl İngiliz filozofu Ockham’lı William, Skolastik felsefede bir devrim yaparak tümeller tartışmasını kökünden sarsmıştır. Onun meşhur “Ockham’ın Usturası” prensibi, “Varlıklar gerek olmadan çoğaltılmamalıdır” der. Ona göre tümeller (insanlık, güzellik, iyilik gibi genel kavramlar) zihnimizde var olan adlardan (nomina) ibarettir; gerçeklikleri yoktur. Gerçek olan, tek tek bireylerdir (res).
A. Nominalist Bakış: "Sûret" Tümel midir?
Ockham’ın bu radikal bireycilik anlayışı, Sevmek Zamanı’nın merkezindeki çatışmayı anlamak için kritiktir.
Halil, bir Nominalist’in en büyük hatasını yapar: Meral’in portresine, onun bireysel gerçekliğinden soyutlanmış, idealize edilmiş bir “kadınlık tümelini” yükler. Resmi, “güzel olan”ın, “arzulanan olan”ın, “kutsal olan”ın temsili haline getirir. Ockham’a göre bu tümel zihinsel bir kurgudan ibarettir ve Halil bu kurguyu gerçek sanarak Meral’in bireysel hakikatini, onun “ben”liğini ve rızasını yok sayar.
Meral’in “Beni değil, resmimi seviyorsun!” çığlığı, işte bu Nominalist itirazın ta kendisidir. Bu çığlık, tümelin (soyut “kadın”/“güzellik” ideası) birey (Meral) üzerinde kurduğu zulmü ifşa eder. Halil, bir res’i (şeyi) değil, zihnindeki bir nomen’i (adı) sevmektedir.
IV. Sufi Ontolojisi: Rızalık Yolundaki Skolastik Engeller
Batı’nın Skolastik analizi, hatayı teşhis etmekte güçlüdür ancak çözüm sunmakta yetersiz kalır. İşte bu noktada, Anadolu İrfanı’nın Sufi ontolojisi devreye girerek “rızalık”ı merkeze alan bir yol haritası sunar.
A. İbn Arabî: Sûret-Hakikat Diyalektiği
Büyük Sufi mütefekkir İbn Arabî, Fusûsü'l-Hikem’de sûret ve hakikat ilişkisini derinlemesine inceler. Ona göre sûret, hakikatin Fahrüddinîr (ışık saçan) yüzüdür; hakikate işaret eden bir alamettir (ayet). Ancak sûrete takılıp kalmak, işareti menzil sanmak, cehalettir.
Halil, İbn Arabî’nin uyarısını görmezden gelir. Resmi (sûreti), hakikatin (Meral’in özünün) kendisi sanır. İbn Arabî’nin terminolojisiyle, “Hakk’ı değil, halkı sevmektedir.” Yaratılmış olanın (resim) ardına düşerek, onun ardındaki Yaratıcı’nın tecellisini (Meral’deki ilahi güzellik ve ruh) göremez. Sûret, onun için hakikatin aynası olmaktan çıkar, perdesi olur.
B. Hacı Bektaş Veli: Rızalık ve Skolastik Adalet
Hacı Bektaş Veli’nin öğretisinin merkezinde “rızalık” yatar. “İncinsen de incitme” düsturu, etik bir tavırdan öte, ontolojik bir duruştur. Bu, Aquinas’ın adalet tanımı (suum cuique - herkese hakkını verme) ile doğrudan örtüşür ve onu aşarak bir “gönül adaleti”ne dönüştürür.
| Skolastik Kavram | Sufi Karşılığı | Filmdeki İhlal |
|---|---|---|
| Aquinas’ın Adaleti (suum cuique) | Rızalık (hak sahibine hakkını verme) | Halil, Meral’in en temel hakkını (kendi resmini ve benliğini izinsiz sevme, ona tapma hakkını) çiğner. Rızasını almaz. |
| Bernard’ın Tevazuu | “İncinme, incitme” | Meral, incinir ama incitmez; pasif kalır. Halil ise incitir ama özür dilemez, hatasını telafi etmek için harekete geçmez. |
Skolastik gelenek hatayı “günah” olarak tanımlar ve tövbe ile affedilmeyi öngörür. Sufi gelenek ise hatayı, “hakkı ihlal” olarak görür ve affedilmekten önce, o hakkı ödemeyi, yani “rızalık almayı” şart koşar. Halil’in yaptığı, bir günah değil, bir hakkın ihlalidir. Telafisi de ancak o hakkın sahibi Meral’den rızasının alınmasıyla mümkündür.
V. Karakterlerin Ontolojik Konumu: Orta Çağ İnsanına Ayna
Filmdeki karakterler, Skolastik ve Sufi idealindeki “olgun insan” modeline ne kadar uzak olduklarını gösterirler.
| Karakter | Skolastik Eksiklik | Sufi Eksiklik | İdeal İnsan-ı Kâmil Davranışı |
|---|---|---|---|
| Halil | İdolatria (putperestlik) | Sûret perdesinde kalma, Hakk’ı değil halkı sevme | Resmin sahibi Meral’den özür dilemeli, onun rızasını almalı ve sevgisini gerçek kişiye yöneltmeliydi. |
| Meral | Caritas eksikliği (pasiflik, etkin iyilikten kaçış) | Özünü yoklamama, hakkını aramama | Halil’i daha başında net bir şekilde uyarmalı, onunla hakikati konuşmalı ve kendi hakkını aktif bir şekilde aramalıydı. |
| Mustafa | Acedia (ruhsal tembellik günahı) | “El gövdenin…” ilkesini unutma (kardeşini uyarmama) | Halil’i, yaptığı hatanın farkına varması için daha sert ve etkili bir şekilde uyarmalı, bu emaneti (Halil’in ruhunu) korumalıydı. |
Tematik Sentez: Aşkın Metafiziğinden Rızalık Etikine
Sevmek Zamanı, aşkın metafizik bir olgu olduğu kadar, etik bir eylem olduğunu da bize hatırlatır. Bu noktada Skolastik ve Sufi gelenekler ortak bir zeminde buluşur:
A. Skolastik-Sufi Ortak Öz: Hakikat Eylemi
Aquinas & İbn Arabî: Her iki düşünür de “Hakikat, sevginin nesnesi değil kaynağıdır,” der. Gerçek sevgi, hakikate yönelik bir arayıştır. Halil ise hakikati (Meral) değil, onun yanılsamasını (resim) seçmiştir.
Hacı Bektaş Veli & Bernard: Her ikisi de “Gerçek aşk, hakikati söylemek ve hakkı teslim etmektir,” ilkesinde birleşir. Bernard’ın actio (eylem) vurgusu, Hacı Bektaş Veli’nin “rızalık” arayışıyla örtüşür. Sevgi, konuşmak ve eylemektir.
B. Filmdeki Trajedi: Rızalık Kapısının Kapanışı
Filmin trajedisi, bu eylemsizlikte ve rızalık kapısının bir türlü aralanamayışında yatar.
Halil, Aquinas’ın recta ratio (doğru akıl) ilkesine uymaz. Aklı, tutkusunun esiri olmuştur. Meral’e “İzin ver ben onu seveyim” demek yerine, onun rızasını hiçe sayarak kendi içsel putuna tapar.
Meral, Bernard de Clairvaux’nun actio (eylem) çağrısını görmezden gelir. Edilgenliği seçerek, hem kendi hakkını aramaz hem de Halil’i içine düştüğü putperestlik bataklığından kurtaracak olan diyaloğu başlatmaz.
Bu ikili eylemsizlik, rızalık yolunun tamamen kapanmasına ve trajik sonun kaçınılmaz olmasına neden olur.
Sonuç: Skolastik Zamanlarda Bir Sufi İbreti
Sevmek Zamanı, Orta Çağ’ın kadim bilgeliğini modern insanın varoluşsal açmazının tam kalbine taşıyan bir şaheserdir. Film, 20. yüzyılın modern bireyinin düştüğü yanılgıların, aslında yüzyıllar öncesinin teolojik ve felsefi uyarılarıyla nasıl da örtüştüğünü gösterir.
Halil’in resme tapınması, Aquinas’ın idolatria tanımının seküler bir tezahürüdür. Meral’in pasifliği, caritas’ın yokluğudur. Aralarında kurulamayan diyalog, rızalık yolunun kapanmasıdır. Film, insan-ı kâmil olma yolunda sorumluluk almaktan, hakkaniyetle davranmaktan ve eyleme geçmekten kaçınan modern insanın, Orta Çağ’ın teolojik uyarılarını nasıl görmezden geldiğinin trajik bir belgeselidir.
Sevmek Zamanı seyircisini nihai bir soruyla baş başa bırakır: Siz Halil gibi sûrete mi, yoksa Meral gibi hakikate mi âşıksınız? Yoksa siz, her ikisinin de yapamadığını yapıp, sevginin hakikatinin konuşmak, dinlemek, hakkını vermek ve rızasını almak olduğunu anlayanlardan mısınız? Film, bu soruyu sormakla kalmaz, cevabın kadim bilgelikte yattığını hatırlatır:
Aquinas’ın İkazı: Yaratılanı Yaratan yerine koyma!
İbn Arabî’nin Uyarısı: Sûret, hakikatin ayarı bozuk aynasıdır, ona takılıp kalma!
Hacı Bektaş Veli’nin Emri: İncitme, incinme, rızalık yoluna gir!
Sevmek Zamanı, işte bu kadim çınarların gölgesinde, modern zamanın yalnız âşıklarına sunulmuş bir ibret ve aynı zamanda bir aşk mektubudur.
Kaynakça
Aquinas, Thomas (1274). Summa Theologica. Çeviren: Fathers of the English Dominican Province. Benziger Bros, 1947.
Bernard de Clairvaux (1153). Sermones in Cantica Canticorum. Çeviren: G.R. Evans. Cistercian Publications, 1971.
Ockham’lı William (1323). Summa Logicae. Çeviren: A.J. Freddoso. Yale University Press, 1980.
İbn Arabî (1240). Fusûsü'l-Hikem. Çeviren ve Şerh Eden: Ekrem Demirli. Litera Yayıncılık, 2006.
Hacı Bektaş Veli (13. yy). Makalat.
Gilson, Étienne (1952). Orta Çağ Felsefesinin Ruhu. Çeviren: Şamil Alpagut. İstanbul: Doğu-Batı Yayınları, 2015.
Chittick, William C. (1989). The Sufi Path of Knowledge: Ibn al-Arabi's Metaphysics of Imagination. State University of New York Press (SUNY Press).
Le Goff, Jacques (1964). Orta Çağ Batı Uygarlığı. Çeviren: Hanife Güven. İmge Kitabevi, 1999.
Erksan, Metin (Yönetmen) (1965). Sevmek Zamanı [Film]. Türkiye: Troya Film.
Kalın, İbrahim (2010). İbn Arabî'nin Fusûs'undaki Anahtar Kavramlar. Klasik Yayınları.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder