5 Ekim 2025 Pazar

Genç Karl Marx (2017) Filminde Meta, Fetişizm, Meta Fetişizminin ve Meta Üretiminin Diyalektik Doğuşu

 "Genç Karl Marx" Filmi Üzerine Diyalektik Bir İnceleme: Tarih, Teori ve Karakterlerin Sınıf Mücadelesindeki Yeri

Özet:
Raoul Peck'in "Genç Karl Marx" (2017) filmi, bilimsel sosyalizmin kurucuları Karl Marx ve Friedrich Engels'in 1844-1848 yılları arasında, düşüncelerinin olgunlaşma ve Komünist Manifesto'yu yazma sürecine odaklanır. Bu makale, filmi salt bir biyografik anlatı olmanın ötesine taşıyarak, canlandırdığı karakterler üzerinden tarihsel materyalist bir okuma yapmayı hedefler. Her bir karakter – Marx, Engels, Proudhon, Weitling, Hess, Burns, Westphalen ve diğerleri – 19. yüzyılın sınıf çatışmaları ve fikirsel kavgalarının birer temsilcisi olarak ele alınacaktır. Filmdeki diyaloglar, çatışmalar ve sahneler, Marksist teorinin temel kavramları (yabancılaşma, sınıf bilinci, tarihsel materyalizm, devrimci praksis, ideoloji) ile ilişkilendirilerek analiz edilecektir. Aynı zamanda, filmin kendi politik duruşu ve günümüz kapitalizmiyle kurduğu diyalog, bir "tez-antitez-sentez" diyalektiği içinde sorgulanacak, filmin güçlü yanları ve sınırlılıkları ortaya konacaktır. Bu inceleme, Marksist teori ve sinema eleştirisi alanlarındaki temel ve ikincil kaynaklarla desteklenecektir.

Giriş: Tarihin ve Fikrin Sinemadaki Praksisi

Raoul Peck'in "Genç Karl Marx" filmi, geleneksel "büyük adam" tarih anlatılarının ötesine geçmeyi amaçlayan cesur bir girişimdir. Film, Marx'ı bir heykel ya da dokunulmaz bir peygamber olarak değil, hata yapan, öfkelenen, yoksullukla boğuşan, ancak fikri tutkusundan asla vazgeçmeyen bir devrimci olarak sunar. Ancak filmin asıl başarısı, bu kişisel hikayeyi, içinde şekillendiği tarihsel-toplumsal bağlamın, yani erken kapitalist Avrupa'nın vahşi sınıf mücadelelerinin ve fikirsel kaosunun ayrılmaz bir parçası haline getirmesidir. Bu makale, filmin bu iddiasını merkeze alarak, karakterleri birer "tip" olarak okumayı önermektedir. Her karakter, dönemin işçi sınıfı hareketi içindeki farklı eğilimleri, farklı sınıfsal konumlanışları ve farklı ideolojik mücadeleleri temsil eder.

Bu analizin teorik çerçevesi, Marksizmin temel metinlerine, özellikle de filmin odaklandığı dönemde yazılan Kutsal AileAlman İdeolojisiFelsefenin Sefaleti ve nihayetinde Komünist Manifesto'ya dayanacaktır. Ayrıca, Georg Lukács'ın "sınıf bilinci" kavramı, Louis Althusser'in "ideoloji" teorisi ve Antonio Gramsci'nin "hegemonya" kavramı, karakterlerin konumlarını anlamak için kullanılacak araçlar olacaktır. Feminist Marksist perspektifler ise, Jenny von Westphalen ve Mary Burns gibi kadın karakterlerin rollerini çözümlemekte bize rehberlik edecektir.

Bu makale, öncelikle filmin merkezindeki diyalektik ilişkiyi, yani Marx ve Engels'in birlikteliğini inceleyecek; ardından filmin "antitez"lerini oluşturan ütopyacı sosyalistler (Weitling), anarşistler (Proudhon) ve Genç Hegelciler (Hess, Ruge) ile olan teorik hesaplaşmaları ele alacaktır. Son olarak, işçi sınıfının doğrudan temsilleri (Mary Burns, Paddy) ve filmin günümüzle kurduğu bağ üzerine bir sentez geliştirecektir.

1. Bölüm: Tezin ve Antitezin Birliği – Marx ve Engels'in Diyalektik Ortaklığı

Film, Marx ve Engels'in birlikteliğini, tarihsel materyalist diyalektiğin canlı bir örneği olarak sunar. İkili, farklı sınıfsal kökenlerden gelmelerine rağmen, aynı gerçekliğe (kapitalist sömürü) farklı pencerelerden bakmaları, onların senteze (bilimsel sosyalizm) ulaşmalarını sağlayan itici güç olur.

1.1. Karl Marx: Teorik Sertlik ve Devrimci Öfke
August Diehl'in canlandırdığı Marx, filmin "tez"idir. O, felsefi derinlikten ve teorik titizlikten asla ödün vermeyen, adeta düşüncenin maddi bir güce dönüşmesi için çabalayan bir devrimcidir. Film, onun bu özelliğini, gazete yazıları nedeniyle sürgün edilmesi, diğer düşünürlerle yaşadığı sert teorik tartışmalar ve en önemlisi, işçi sınıfının somut koşullarını anlama tutkusu üzerinden gösterir.

  • Yabancılaşma ve Sınıf Bilinci: Marx'ın karakteri, kendi yazdığı 1844 El Yazmaları'ndaki "yabancılaşma" kavramının somutlaşmış halidir. O, sadece işçi sınıfının yabancılaşmasını teorize etmez, aynı zamanda kendi entelektüel yalnızlığı ve toplumsal dışlanmışlığı içinde bir tür aydın yabancılaşması da yaşar. Ancak onu diğerlerinden ayıran, bu yabancılaşmayı aşmak için praksisi (devrimci eylemi) merkeze almasıdır. Moses Hess'in onun hakkında "O bir Devrimcinin ruhuna sahip... Aklı ise bir Filozofa ait" sözü, bu ikiliği mükemmel bir şekilde özetler. Marx, felsefeyi dünyayı yorumlamanın bir aracı olarak değil, onu değiştirmenin bir silahı olarak görür. Bu, onun 11. Feuerbach Tezi'nde ("Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumladılar; oysa sorun onu değiştirmektir") ifade bulacak olan temel duruşudur.

  • Tarihsel Materyalizmin Doğuşu: Filmin başlarındaki Marx, hala Genç Hegelcilerin etkisindedir, din eleştirisi üzerine odaklanmıştır. Ancak Engels ile tanışması ve onun İngiltere'de Emekçi Sınıfların Durumu çalışması, Marx'ın dikkatini "gökyüzünden yeryüzüne", yani ekonomi politiğe çeker. Bu geçiş, filmdeki en önemli teorik gelişmedir. Marx, Proudhon ile tartışmasında, Proudhon'un "mülkiyetin doğasını" ahlaki açıdan ele almasını eleştirirken, aslında tarihsel materyalist yönteminin temelini atmaktadır: Toplumsal ilişkileri, insanların iradelerinden bağımsız, maddi üretim süreçleri belirler.

1.2. Friedrich Engels: Pratik Deneyim ve Sınıf-Geçiş Bilinci
Stefan Konarske'nin canlandırdığı Engels ise, filmin "antitezi" olarak okunabilir. O, burjuva bir aileden gelmesine rağmen, sınıfına ihanet eden ve işçi sınıfının davasına gönül veren bir "sınıf-geçiş" figürüdür. Marx'ın teorik derinliğine karşılık, Engels somut, ampirik deneyimi temsil eder.

  • Sınıfın İçinden Gelen Bilgi: Engels, Manchester'daki pamuk fabrikasında çalışan işçilerin, özellikle de sevgilisi Mary Burns aracılığıyla, yaşam koşullarını birinci elden gözlemlemiştir. Filmde, Marx'ı bir dokuma fabrikasına götürdüğü sahne, bu pratik bilginin aktarımının simgesel anlamdadır. Engels, işçi sınıfının sömürüsünün sadece ekonomik verilerde değil, onların gündelik yaşamlarında, ilişkilerinde ve bedenlerinde nasıl yazılı olduğunu bilmektedir. Bu, Marx'ın daha soyut olan felsefi ve ekonomik analizlerini topraklamak, maddi bir temel kazandırmak için hayati öneme sahiptir.

  • İdeolojik Aygıtlar ve Burjuva Hayatı: Engels'in lüks restoranlara gidişi ve pahalı kıyafetleri, onun ikili yaşamını simgeler. Bir yandan devrimci bir ajitatördür, diğer yandan burjuva ideolojik ayırtlarının (aile, sosyal hayat) içinde hareket etmek zorundadır. Bu durum, onun "yanlış bilinç" ile "sınıf bilinci" arasındaki gerilimli konumunu gösterir. Ancak film, Engels'in bu konumunu bir zayıflık olarak değil, bir strateji olarak sunar. O, burjuva sınıfının iç yüzünü bilmekte ve bu bilgiyi onu yıkmak için kullanmaktadır.

Marx ve Engels'in sentezi, Komünist Manifesto'dur. Film, bu sentezi, iki zıt kutbun birbirini tamamlayıcı ve dönüştürücü etkisi olarak resmeder. Marx, Engels'i teorik olarak derinleştirir; Engels ise Marx'ı pratik ve somut olanla buluşturur. Bu diyalektik birliktelik, bilimsel sosyalizmin doğuşunun itici gücüdür.

2. Bölüm: Yanılsamaların Eleştirisi – Ütopyacı Sosyalistler ve Anarşistlerle Hesaplaşma

Film, Marx ve Engels'in fikirlerinin olgunlaşmasını, diğer akımlarla yaşadıkları teorik ve politik mücadeleler üzerinden anlatır. Bu karakterler, Marksist tezin gelişiminde gerekli antitezler olarak işlev görür.

2.1. Pierre-Joseph Proudhon: Küçük-Burjuva Ütopyasının Temsilcisi
Olivier Gourmet'in muazzam performansıyla canlanan Proudhon, filmin en önemli antitezidir. "Mülkiyet hırsızlıktır" sözünün sahibi olan Proudhon, karşılıklılık (mutualism) üzerine kurulu, devletsiz bir küçük mülkiyetler toplumu hayal eder. Film, Marx ile Proudhon arasındaki temel ayrımı çarpıcı bir şekilde ortaya koyar.

  • Tarihselcilik ve Ahlakçılık Karşıtlığı: Proudhon, ekonomik kategorileri (mülkiyet, değer) ebedi ve değişmez ahlaki ilkeler olarak görme eğilimindedir. Marx ise, bu kategorilerin tarihsel olarak özgül toplumsal ilişkilerin (sınıf mücadeleleri) bir ürünü olduğunu savunur. Proudhon'un düşüncesi, kapitalist üretim ilişkilerini aşmayı değil, onları "adaletli" hale getirmeyi amaçlayan ütopyacı bir projedir. Marx'ın daha sonra Felsefenin Sefaleti'nde Proudhon'u eleştirirken söylediği gibi, o, burjuva iktisatçıların kategorilerini alır, ancak onlara sosyalist bir görünüm kazandırmaya çalışır. Bu, diyalektiğin yerine metafiziği koymaktır.

  • Devrimci Siyaset Reddi: Proudhon, işçi sınıfının devrimci siyasi eylemini (proletarya diktatörlüğü fikrini) reddeder. Onun tasavvurundaki değişim, barışçıl ve kademelidir. Filmdeki tartışma sahneleri, bu iki devrim stratejisi arasındaki uzlaşmaz karşıtlığı gözler önüne serer. Marx için devrim, ezilen sınıfın siyasi iktidarı ele geçirmesi zorunlu bir eylemidir; Proudhon için ise siyaset, yozlaşmanın ta kendisidir.

2.2. Wilhelm Weitling: Duygusal Sosyalizm ve Erken Proleter Öfke
Weitling, bir terzi ve erken dönem işçi devrimcisi olarak, ütopyacı sosyalizmin bir başka veçhesini temsil eder. Onun sosyalizmi, bilimsel bir analize değil, Hıristiyan ahlakına ve ezilenlerin duygusal özlemlerine dayanır.

  • Kendiliğindencilik ve Bilinç Sorunu: Weitling, işçi sınıfının kendiliğinden isyan etme gücüne sonsuz bir inanç besler. Ancak Marx'ın ona yönelttiği "İşçilerin bilinçsiz eylemi senin fikirlerine dayanmıyor" eleştirisi, temel bir ayrım noktasıdır. Weitling, "sınıf-içinde" (class-in-itself) bir bilinci temsil eder; öfke ve tepki doludur ancak tarihsel bir perspektiften yoksundur. Marx ise, işçi sınıfının "kendisi-için sınıf" (class-for-itself) haline gelmesi, yani kendi tarihsel misyonunun bilincine varması gerektiğini savunur. Bu, kendiliğindenciliğin (spontaneitenin) ötesine geçerek, öncü parti ve devrimci teori aracılığıyla sınıf bilincinin inşasını gerektirir. Weitling'in karakteri, bu geçişin zorunluluğunu ve aciliyetini vurgular.

2.3. Arnold Ruge ve Moses Hess: Radikal Aydınlanmanın Sınırları
Ruge ve Hess, Genç Hegelci geleneği temsil ederler. Onlar için eleştiri, özellikle de din eleştirisi, nihai devrimci eylemdir. Felsefe, pratik siyasetin yerini alır.

  • İdeaların Bağımsızlığı Yanılsaması: Bu karakterler, tarihi, fikirlerin tarihi olarak görme eğilimindedir. Ruge'nin "akıl"a yaptığı vurgu, Hegelci idealizmin bir kalıntısıdır. Marx ve Engels'in Alman İdeolojisi'nde yıkmaya çalıştıkları tam da bu yanılsamadır: "Hayatı belirleyen bilinç değil, bilinci belirleyen hayattır." Film, Marx'ın bu aydın çevreden kopuşunu, onun düşüncesinin olgunlaşmasının ön koşulu olarak sunar. Ruge ve Hess, devrimci fikirleri savunduklarını sansalar da, aslında "burjuya" bir dünya görüşüne hapsolmuşlardır; devrimi bir fikir meselesi olarak görürler, sınıf mücadelesi meselesi olarak değil.

3. Bölüm: Sessizlerin Sesi – Kadınlar ve İşçilerin Temsili

Film, teorik tartışmaların ön planda olduğu bir yapıda, işçi sınıfının ve kadınların temsili konusunda karmaşık bir tablo çizer.

3.1. Jenny von Westphalen ve Mary Burns: Marksist Feminizmin Öncü Figürleri mi?
Film, Jenny Marx ve Mary Burns'i, geleneksel dönem filmlerindeki edilgen kadın figürlerinin ötesine taşımaya çalışır.

  • Jenny von Westphalen: Entelektüel ve Politik Ortak: Vicky Krieps'in canlandırdığı Jenny, sadece Marx'ın eşi değil, aynı zamanda en yakın politik ve entelektüel ortağıdır. O, Marx'ın yazılarını temize çeken, eleştiren ve fikir alışverişinde bulunan bir figürdür. Soğukkanlılığı ve pratik zekası, Marx'ın bazen aşırıya kaçan öfkesini dengeler. Film, onun soylu bir aileden gelmesine rağmen, Marx'la birlikte sefaleti ve sürgünü seçmesini vurgulayarak, onun da bir "sınıf-geçiş" figürü olduğunu ima eder. Bu temsil, Lise Vogel ve Silvia Federici gibi Marksist feministlerin, kapitalist toplumda yeniden üretim emeğinin ve kadınların bu süreçteki konumunun altını çizen analizleriyle bir diyalog kurabilir. Jenny, hem ev içi emeği hem de entelektüel emeği aynı anda sürdürerek, kapitalist-patriarkal toplumdaki çifte yükü somutlar.

  • Mary Burns: Sınıfın Somut Gerçekliği: Mary Burns, Engels'in sevgilisi olmanın ötesinde, işçi sınıfının yaşayan bir temsilidir. O, Manchester'ın vahşi koşullarını bilen, sınıf kinini içinde taşıyan ve politik olarak sezgileri güçlü bir karakterdir. Film, onun ve kız kardeşinin, Engels'e işçi sınıfının iç dünyasını anlama kapısını açmalarını önemli bir noktaya yerleştirir. Ancak, karakterin derinlemesine işlenmemiş olması, onun potansiyel olarak temsil ettiği "proleter feminist" bakış açısının yeterince geliştirilmemesine neden olmuştur. Mary, daha çok Engels'in "bilgi kaynağı" olarak işlev görür, kendi başına bir özne olarak tam anlamıyla ortaya çıkamaz.

3.2. Paddy ve Diğer İşçiler: Sınıfın Kendiliğinden Özneleri
Film, Paddy gibi isimsiz işçi karakterlere, kısa ama çarpıcı sahnelerde yer verir. Paddy'nin ormanda odun çalarken yakalanması ve Marx'ın buna tanık olması, soyut "mülkiyet hırsızlıktır" söyleminin somut, trajik bir gerçekliğe dönüşümüdür. Bu karakterler, kapitalist yasaların ve devlet şiddetinin doğrudan hedefidir. Onlar, henüz örgütlü bir sınıf bilincine sahip olmasalar da, sömürünün ve baskının en yakıcı deneyimini yaşarlar. Film, bu karakterler aracılığıyla, Marx ve Engels'in teorisinin nihai öznesinin ve itici gücünün kim olduğunu hatırlatır: Kendi kurtuluşunu kendi elleriyle gerçekleştirecek olan proleteryayı.

4. Bölüm: Sentez ve Eleştiri – Filmin Politik Projesi ve Günümüzle Diyaloğu

"Genç Karl Marx", bir tarih filmi olmanın ötesinde, açıkça güncel bir politik müdahaledir. Raoul Peck, 2008 finansal krizi sonrası kapitalizmin sorgulandığı, eşitsizliklerin arttığı ve yeniden sosyalist fikirlerin tartışılmaya başlandığı bir dönemde, sosyalizmin kurucu metinlerinin ve kişilerinin hikayesini anlatmayı seçmiştir.

  • Teorinin Güncelliği: Film, Komünist Manifesto'nun yazılış sürecini bir doruk noktası olarak sunar. Filmin finalinde, Manifesto'nun ilk cümleleri ("Avrupa'da bir hayalet dolaşıyor - Komünizm hayaleti") ekrana yansırken, arka planda günümüzün finansal bölgeleri, polis şiddeti, gösteriler ve isyanlar (Wall Street İşgali, Arap Baharı vb.) görüntüleri yer alır. Bu doğrudan montaj, filmin temel tezidir: Marx ve Engels'in 1848'de tespit ettikleri sınıf mücadelesi dinamikleri, 21. yüzyılda hala geçerlidir. Kapitalizm krizlerle, sömürüyle ve eşitsizlikle maluldür.

  • Eleştirel Bir Değerlendirme: Pratiğin Eksikliği: Filmin en büyük eleştirilebilecek yanı, belki de "praksis" vurgusuna rağmen, örgütlü işçi süreçlerine yeterince derinlemesine girememesidir. Adil Bir Dünya Ligi'nin (League of the Just) Komünistler Birliği'ne (Communist League) dönüşümü, daha çok liderler arasındaki teorik tartışmaların bir sonucu olarak gösterilir. İşçilerin kendi deneyimleri, örgütlenme çabaları ve kolektif mücadeleleri ikinci planda kalır. Bu, filmin bir ölçüde "büyük adamlar tarihi" anlatısının tuzağına düşme riskini taşıdığını gösterir. Gerçek tarihsel sentez, teorinin işçi sınıfının kitlesel praksisiyle birleşmesidir ve film bu birleşmeyi tam anlamıyla yakalayamaz.

  • Marksist Estetik ve Sinema: Film, geleneksel, lineer bir biyografik anlatı yapısı kullanır. Bu, izleyiciye erişilebilirlik sağlarken, Marksist bir sanat anlayışı açısından (örneğin Bertolt Brecht'in "yabancılaştırma efekti" ya da Sergei Eisenstein'ın diyalektik montajı gibi) daha deneysel ve yıkıcı bir dil geliştirememiş olması eleştirilebilir. Ancak, Peck'in tercihi, içeriğin radikalliği ile biçimin görece gelenekselliği arasında bir gerilim yaratarak, anaakım izleyiciye ulaşmayı hedeflemiş olabilir.

Sonuç:

"Genç Karl Marx" filmi, Marksist teorinin doğuş anlarını, onu bir dizi canlı, çatışmalı ve diyalektik karakter etrafında anlatarak başarılı bir şekilde canlandırır. Film, Marx ve Engels'i insanileştirirken, onların fikirlerinin devrimci potansiyelini ve güncelliğini vurgular. Karakterler üzerinden yapılan bu inceleme, filmin sadece bir tarih dersi olmadığını, aynı zamanda bir ideoloji eleştirisi olduğunu göstermiştir. Proudhon'un küçük-burjuva ütopyası, Weitling'in duygusal kendiliğindenciliği, Ruge ve Hess'in idealist radikalizmi, Marksist teorinin gelişim sürecinde aşılması gereken antitezler olarak sunulur.

Ancak film, nihai sentezi, yalnızca Komünist Manifesto'nun yazılmasında değil, aynı zamanda izleyicinin zihninde tamamlanacak bir süreç olarak bırakır. Günümüz görüntüleriyle yapılan final, seyirciye şu soruyu sordurur: 1848'in o "hayaleti" bugün hala dolaşıyor mu? Marx ve Engels'in eleştirdiği düzen, bugün ne kadar devam ediyor? Bu sorular, filmin en büyük başarısıdır. O, geçmişi anlatarak şimdiye müdahale eder ve geleceğe dair bir tartışma açar. Eksikliklerine rağmen, "Genç Karl Marx", kapitalist gerçekliğin eleştirisi ve onun aşılması için gereken teorik silahların hala keskin olduğunu hatırlatan, son derece değerli ve gerekli bir politik sinema örneğidir.


KAYNAKÇA

A. Marx ve Engels'in Temel Eserleri (Filmde Odaklanan Dönem):

  1. Marx, Karl. 1844 Ekonomi ve Felsefe El Yazmaları. Çev: Kenan Somer. Sol Yayınları, 1993.

  2. Marx, Karl ve Engels, Friedrich. Kutsal Aile. Çev: Sevim Belli. Sol Yayınları, 1976.

  3. Marx, Karl ve Engels, Friedrich. Alman İdeolojisi [Feuerbach]. Çev: Sevim Belli. Sol Yayınları, 1999.

  4. Marx, Karl. Felsefenin Sefaleti. Çev: Ahmet Kardam. Sol Yayınları, 2010.

  5. Marx, Karl ve Engels, Friedrich. Komünist Manifesto. Çev: Nail Satlıgan. Yordam Kitap, 2018.

  6. Engels, Friedrich. İngiltere'de Emekçi Sınıfların Durumu. Çev: Yılmaz Onay. Sol Yayınları, 1997.

B. Marksist Teori ve Eleştiri Üzerine İkincil Kaynaklar:
7. Althusser, Louis. İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları. Çev: Alp Tümertekin. İthaki Yayınları, 2006.
8. Anderson, Perry. Batı Marksizmi Üzerine Düşünceler. Çev: Bülent Somay. İletişim Yayınları, 2004.
9. Eagleton, Terry. Marksizm ve Edebiyat Eleştirisi. Çev: Utku Özmakas. İletişim Yayınları, 2012.
10. Federici, Silvia. Caliban ve Cadı: Kadınlar, Beden ve İlksel Birikim. Çev: Öznur Karakaş. Otonom Yayıncılık, 2021.
11. Gramsci, Antonio. Hapishane Defterleri. Çev: Adnan Cemgil. Belge Yayınları, 1986.
12. Hobsbawm, Eric J. *Devrim Çağı: 1789-1848*. Çev: Bahadır Sina Şener. Dost Kitabevi, 2006.
13. Lukács, Georg. Tarih ve Sınıf Bilinci. Çev: Yılmaz Öner. Belge Yayınları, 1998.
14. Mehring, Franz. Karl Marx: Bir 19. Yüzyıl Klasiği. Çev: Cemal Ekin. Yordam Kitap, 2011.
15. Sperber, Jonathan. Karl Marx: Bir 19. Yüzyıl Adamı. Çev: Tufan Göbekçin. İletişim Yayınları, 2016.
16. Vogel, Lise. Marksizm ve Kadınların Ezilmişliği. Çev: Şükrü Alpagut. Kor Kitap, 2019.

C. Sinema, Tarih ve Temsil Üzerine:
17. Benjamin, Walter. "Tarih Kavramı Üzerine" in Pasajlar. Çev: Ahmet Cemal. Yapı Kredi Yayınları, 1995.
18. Brecht, Bertolt. Tiyatro İçin Küçük Organon. Çev: Ahmet Cemal. Mitos Boyut Yayınları, 2015.
19. Jameson, Fredric. "Tarih ve Sınıf Bilinci Olarak Sinema" in Görünene Takılıp Kalmak. Çev: Savaş Kılıç. Metis Yayınları, 2013.
20. Rosenstone, Robert A. Tarihi Film Yapmak: Tarih, Sinema ve Bellek. Çev: Chiyo Kawakami Saito. Küre Yayınları, 2017.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İki Bin Yirmi Altı Dünyasında İşçi, Köylü ve Emeğin Onuru

"Alın terine sahip çıkmayan, emeğine sahip çıkmayan, hakkını aramayan eşektir. Alın teri dökerek, emek harcayarak, iş değer emek üreter...