23 Mart 2026 Pazartesi

Hz. Muhammed ve Demokratik Cumhuriyet Tartışması: Tarih, Siyaset ve İdeoloji Arasında Bir İnceleme

 

GİRİŞ: MODERN KAVRAMLARLA KADİM BİR TARİHİ OKUMAK

Hz. Muhammed’in kurduğu siyasi düzenin mahiyeti, modern İslam düşüncesinin en tartışmalı konularından biridir. Özellikle son iki yüzyılda, Müslüman toplumların siyasi modernleşme süreçleriyle birlikte, “Acaba Hz. Peygamber’in Medine’de tesis ettiği sistem demokratik bir cumhuriyet olarak nitelendirilebilir mi?” sorusu yoğun bir şekilde tartışılmaya başlanmıştır.

Bu soru, sadece akademik bir meraktan ibaret değildir. Modern dönemde Müslüman toplumların karşı karşıya kaldığı temel siyasi ikilemlerle doğrudan ilişkilidir: Din-devlet ilişkisi, yönetimin meşruiyet kaynağı, halkın siyasi katılım hakkı, çoğulculuk ve azınlık hakları gibi meseleler, bu tartışmanın merkezinde yer alır. “Demokratik cumhuriyet” kavramı modern Batı siyasi düşüncesinin bir ürünü olduğu için, onu 7. yüzyıl Arabistan’ına uygulamak anakronizm riskini taşır. Ancak bu riski göze alarak yapılacak eleştirel bir inceleme, hem İslam siyasi geleneğini hem de modern siyaset teorilerini daha derinlemesine anlamamıza katkı sağlayabilir.

Bu makalenin amacı, Hz. Muhammed’in siyasi liderliğini ve Medine’de kurduğu düzeni, “demokratik cumhuriyet” iddiasını merkeze alarak, ancak bu iddiayı sorgulayıcı ve eleştirel bir yaklaşımla incelemektir. Tarihsel, sosyolojik, psikolojik ve felsefi perspektiflerden hareketle, tez ve antitezleri içeren diyalektik bir yöntemle analiz yapılacak ve nihayetinde konuya dair sentetik bir değerlendirme sunulacaktır.

Anahtar Kavramlar: Siyaset, hilafet, demokrasi, cumhuriyet, meşruiyet, şura, biat, ümmet, laiklik, siyasal İslam.


BÖLÜM 1: KAVRAMSAL ÇERÇEVE – DEMOKRATİK CUMHURİYET NE DEMEKTİR?

Bir tarihsel olguyu modern kavramlarla değerlendirmeye başlamadan önce, söz konusu kavramların içeriklerini netleştirmek gerekir. “Demokratik cumhuriyet”, farklı geleneklerde farklı anlamlar kazanmış, ancak belirli asgari ortak ilkeler etrafında şekillenmiş bir yönetim biçimidir.

1.1. Demokrasinin Temel İlkeleri

Demokrasi, Yunanca demos (halk) ve kratos (iktidar) kelimelerinden türemiştir. Modern siyaset teorisinde demokrasinin olmazsa olmaz unsurları şunlardır:

  1. Halk Egemenliği: Siyasi iktidarın nihai kaynağının halk olması. Egemenlik, belirli bir kişiye, zümreye veya ilahi bir kaynağa değil, doğrudan vatandaşlara aittir.

  2. Siyasi Katılım: Vatandaşların, seçimler, referandumlar ve sivil toplum faaliyetleri aracılığıyla siyasi karar alma süreçlerine katılabilmesi.

  3. Serbest ve Adil Seçimler: Yöneticilerin, belirli aralıklarla, rekabetçi bir ortamda halkın oylarıyla belirlenmesi.

  4. Çoğulculuk ve Çoğunluk İlkesi: Farklı görüşlerin varlığının tanınması ve kararların çoğunluğun iradesiyle alınması, ancak azınlık haklarının güvence altına alınması.

  5. Hukukun Üstünlüğü: Yöneticilerin de halkın da yasalar önünde eşit olması, hiç kimsenin hukukun üstünde olmaması.

  6. Temel Hak ve Özgürlükler: İfade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü gibi temel hakların anayasal güvence altında olması.

1.2. Cumhuriyetin Temel İlkeleri

Cumhuriyet (res publica – halkın işi/malı), monarşiden farklı olarak devlet başkanlığının belirli bir hanedana ait olmadığı, genellikle seçimle belirlendiği ve belirli bir süreyle sınırlandırıldığı yönetim biçimidir. Cumhuriyetin temel unsurları:

  1. Devlet Başkanlığının Seçimle Gelmesi: Monarşilerde olduğu gibi veraset yoluyla değil, seçim yoluyla göreve gelme.

  2. Görev Süresinin Sınırlı Olması: Devlet başkanının ömür boyu değil, belirli bir süre için seçilmesi.

  3. Hesap Verebilirlik: Yöneticilerin halka veya temsilcilerine karşı hesap verebilir olması.

  4. Milli Egemenlik: Egemenliğin belirli bir zümreye değil, millete ait olması.

1.3. Kavramların Tarihselliği Sorunu

Bu kavramların her biri, Antik Yunan’dan başlayarak, Roma Cumhuriyeti deneyimiyle, Aydınlanma düşüncesiyle ve 18. yüzyıl devrimleriyle (Amerikan ve Fransız Devrimleri) bugünkü anlamını kazanmıştır. 7. yüzyıl Arabistan’ında bu kavramların ne kendisi ne de karşılığı vardır.

Dolayısıyla, “Hz. Muhammed’in kurduğu devlet demokratik bir cumhuriyet midir?” sorusu, baştan anakronizm tehlikesi içerir. Ancak bu soru, “Hz. Peygamber’in siyasi pratiğinde, modern demokratik cumhuriyetin temel ilkelerine tekabül edebilecek hangi uygulamalar vardır?” şeklinde yeniden formüle edildiğinde anlamlı bir inceleme alanı açılır.


BÖLÜM 2: TEZ – HZ. MUHAMMED’İN SİYASİ PRATİĞİNDE DEMOKRATİK UNSURLAR

Modern dönemde, özellikle 20. yüzyılın başından itibaren bazı Müslüman düşünürler, İslam’ın özünde demokrasiyle uyumlu olduğunu ve Hz. Muhammed’in uygulamalarının erken dönem demokratik cumhuriyet örneği teşkil ettiğini savunmuşlardır.

2.1. ‘Ali ‘Abd al-Raziq ve “İslam’da Siyaset Yoktur” Tezi

Mısırlı alim ‘Ali ‘Abd al-Raziq (1888-1966), 1925 yılında yayımladığı el-İslam ve Usulü’l-Hükm (İslam ve Yönetimin Temelleri) adlı kitabında, İslam’ın belirli bir yönetim biçimi öngörmediğini, bu konunun tamamen Müslümanların insanî tecrübesine ve akli muhakemesine bırakıldığını ileri sürmüştür.

‘Abd al-Raziq’in argümanlarının temel dayanakları şunlardır:

a) Hz. Muhammed Bir “Kral” veya “Devlet Kurucusu” Değildi

‘Abd al-Raziq, Hz. Muhammed’in siyasi bir kral veya devlet kurucusu olmadığını, sadece dini bir mesaj taşıyıcısı olduğunu savunur. Ona göre, “Muhammed, sadece kendisinden önceki peygamberler gibi bir elçiydi. O, bir kral değildi, bir devletin kurucusu değildi ve yönetmeyi amaçlamamıştı.” 

Bu argüman, Hz. Muhammed’in Medine’de kurduğu siyasi yapıyı, bir “devlet” olarak değil, peygamberlik misyonunun doğal bir sonucu olan geçici ve tamamlayıcı bir yapı olarak görür. ‘Abd al-Raziq’e göre, Hz. Muhammed’in sahip olduğu otorite, kralların siyasi otoritesinden tamamen farklı, manevi ve dini bir otoritedir.

b) Peygamberlik Liderliği ile Siyasi Liderlik Arasındaki Fark

‘Abd al-Raziq, peygamberlik liderliği ile siyasi liderlik arasında temel bir ayrım yapar:

“Mesajın liderliği ile kralların liderliği birbirine karıştırılmamalıdır, çünkü bunlar o kadar farklıdır ki neredeyse zıt kutuplardır. Okuyucular, Musa ve İsa’nın takipçileri üzerindeki liderliğinin kraliyet liderliği olmadığını, aksine çoğu peygamberin liderliğine benzediğini görmüşlerdir.” 

Bu ayrım, Hz. Muhammed’in siyasi uygulamalarının bağlayıcılığının, onun peygamberlik statüsünden kaynaklandığını, dolayısıyla vefatından sonra aynı siyasi yapının devamının zorunlu olmadığını ima eder. Buradan hareketle ‘Abd al-Raziq, Müslümanların kendi dönemlerinin ihtiyaçlarına göre demokratik sistemler kurabilecekleri sonucuna ulaşır.

c) Mesajın Getirdiği Manevi Otorite

‘Abd al-Raziq, peygamberlik makamının getirdiği otoritenin mahiyetini şöyle açıklar:

“Mesaj, taşıyıcısına –görüldüğü gibi ve görülme şeklinin ötesinde– her bir ruhla iletişim kurma, onu önemseme ve işlerini yönetme hakkının yanı sıra her kalp için sınırsız özgür eylem hakkı verir.” 

Bu tanım, peygamberlik otoritesini siyasi otoriteden ayıran en temel özelliğin, onun “kalplere” ve “ruhlara” yönelik olması olduğunu vurgular. Siyasi otorite bedenleri yönetirken, peygamberlik otoritesi ruhları ve kalpleri yönlendirir. Bu ayrım, ‘Abd al-Raziq’in “din” ile “dünya” işlerini birbirinden ayırma çabasının temelini oluşturur.

2.2. Şura (Danışma) İlkesi ve Demokratik Katılım

Demokratik cumhuriyet tezini savunanların en önemli dayanağı, Kur’an’da emredilen ve Hz. Muhammed’in uygulamalarında somutlaşan şura (danışma) ilkesidir.

Kur’an-ı Kerim’de şura ile ilgili doğrudan iki ayet bulunur:

  • “Onların işleri aralarında danışma iledir.” (Şura Suresi, 38)

  • “İş hususunda onlarla danış.” (Al-i İmran Suresi, 159)

Bu ayetler, özellikle ikincisi, Hz. Muhammed’e doğrudan hitap etmekte ve ona toplumsal meselelerde Müslümanlarla istişare etmesini emretmektedir.

Hz. Muhammed’in hayatında şuranın somut örnekleri mevcuttur:

  1. Bedir Savaşı (624): İslam ordusunun Bedir’deki müşrik kervanına mı yoksa ordusuna mı saldıracağı konusunda Hz. Muhammed, ashabıyla istişare etmiş ve Hubab b. Münzir’in görüşü doğrultusunda hareket edilmiştir.

  2. Uhud Savaşı (625): Medine’de kalıp savunma yapma taraftarı olan Hz. Muhammed’e rağmen, genç ve dinamik sahabelerin şehir dışına çıkıp saldırma teklifi kabul edilmiştir (bu tercih savaşın kaybedilmesiyle sonuçlanmış olsa da, şura ilkesinin uygulandığını gösterir).

  3. Hendek Savaşı (627): Selman-ı Farisi’nin hendek kazma önerisi, Hz. Muhammed tarafından kabul edilmiş ve uygulanmıştır.

Bu örnekler, Hz. Muhammed’in mutlak bir otorite olarak her kararı kendisinin vermediğini, topluluğun görüşlerine değer verdiğini ve kolektif akla itibar ettiğini gösterir.

2.3. Biat (Seçim) Geleneği

İslam siyasi geleneğinde, yöneticinin meşruiyetinin temelini biat oluşturur. Biat, kelime anlamıyla “satın almak” demek olup, siyasi bağlamda bir topluluğun bir lideri kendi rızasıyla seçmesi ve ona itaat etme sözü vermesidir.

Hz. Muhammed’in Medineli Müslümanlarla yaptığı ilk biat, Akabe Biatleri’dir. Birinci Akabe Biatı (621) ve İkinci Akabe Biatı (622), Medineli Müslümanların Hz. Muhammed’i lider olarak seçtiklerini ve onu koruyacaklarına dair söz verdikleri birer “seçim” ve “sözleşme” niteliğindedir.

Biat, modern demokrasilerdeki seçimle aynı şey olmasa da, bir liderin toplumun rızasıyla göreve gelmesi ilkesini içerir. Biat, zorlama değil, gönüllülük esasına dayanır. Tarihsel olarak, biat etmeyen bir kişiye yönetici olma hakkı tanınmamıştır.

2.4. Medine Sözleşmesi ve Çoğulcu Siyasi Yapı

Hz. Muhammed’in Medine’de farklı dini ve etnik gruplar arasında tesis ettiği Medine Sözleşmesi, çoğulcu bir siyasi yapının en önemli kanıtı olarak sunulur.

Sözleşme, Müslümanlar, Yahudiler ve müşrik Arapları “tek bir ümmet” çatısı altında birleştirmiş, her gruba dini özerklik tanımış, Medine’nin ortak savunmasını öngörmüş ve anlaşmazlıkların “Allah’a ve Muhammed’e” götürülmesini kararlaştırmıştır.

Bu belge, şu açılardan demokratik cumhuriyet tartışmasıyla ilişkilendirilir:

  • Çoğulculuk: Farklı inanç gruplarının bir arada yaşamasını sağlayan bir “sosyal sözleşme” niteliğindedir.

  • Hukukun Üstünlüğü: Kabile asabiyetinin üstünde, yazılı kurallar konulmuştur.

  • Ortak Aidiyet: Dini kimliğin ötesinde, Medine’ye aidiyet temelinde bir “vatandaşlık” anlayışı geliştirilmiştir.

2.5. Tezin Özeti

Demokratik cumhuriyet tezini savunanların argümanları şöyle özetlenebilir:

  1. Şura ilkesi, demokratik katılımın İslami temelidir.

  2. Biat geleneği, yöneticinin halkın rızasıyla seçilmesi ilkesini içerir.

  3. Medine Sözleşmesi, çoğulcu, katılımcı ve hukuka dayalı bir siyasi yapıyı gösterir.

  4. Hz. Muhammed’in uygulamaları, mutlak monarşik bir yönetim değil, istişareye dayalı, hesap verebilir bir liderlik örneğidir.

  5. ‘Ali ‘Abd al-Raziq’in tezi, İslam’ın belirli bir yönetim biçimi emretmediğini, dolayısıyla Müslümanların demokratik cumhuriyet kurabileceğini savunur.


BÖLÜM 3: ANTİTEZ – ELEŞTİREL BİR YAKLAŞIM

Demokratik cumhuriyet tezi, anakronizm, metodolojik yetersizlik ve tarihsel gerçeklerle uyuşmazlık gibi gerekçelerle ciddi eleştirilere maruz kalmıştır.

3.1. Anakronizm Eleştirisi

Demokratik cumhuriyet tezine yöneltilen en temel eleştiri, anakronizm (zaman yanılgısı) suçlamasıdır. 7. yüzyıl Arabistan’ı, 21. yüzyıl Batı demokrasileriyle aynı kavramsal ve kurumsal araçlara sahip değildir.

a) Kavramsal Farklılıklar:

Modern demokrasilerde “vatandaşlık”, “seçim”, “siyasi parti”, “sivil toplum”, “anayasa”, “yargı bağımsızlığı” gibi kurum ve kavramlar, uzun bir tarihsel süreçte şekillenmiştir. 7. yüzyıl Arabistan’ında bu kavramların ne kendisi ne de işlevsel karşılığı vardır.

b) Kurumsal Farklılıklar:

Demokratik sistemler, belirli kurumsal yapıları gerektirir: yasama organı (parlamento), yürütme (hükümet), yargı, seçim kurumları, siyasi partiler, basın özgürlüğü, sivil toplum kuruluşları vb. Hz. Muhammed döneminde bu kurumların hiçbiri mevcut değildir.

c) Toplumsal Yapı Farklılıkları:

Modern demokrasiler, bireysel hak ve özgürlükler temelinde yükselirken, 7. yüzyıl Arabistan toplumu kolektivist bir yapıya sahiptir. Kabile asabiyeti, bireyin kimliğini ve haklarını belirleyen temel unsurdur. Modern anlamda “birey” ve “bireysel hak” kavramları bu toplumda mevcut değildir.

3.2. Egemenlik Kaynağı Problemi

Demokratik cumhuriyetlerin temel ilkesi halk egemenliğidir. Egemenliğin kaynağı halktır ve halk, egemenliğini seçimler yoluyla kullandığı temsilcilerine devreder.

Hz. Muhammed’in siyasi sisteminde egemenliğin kaynağı nedir?

a) İlahi Egemenlik:

Kur’an’a göre egemenlik (hâkimiyet) yalnızca Allah’a aittir. “Hüküm yalnızca Allah’ındır” (En’am Suresi, 57; Yusuf Suresi, 40) ayetleri, egemenliğin ilahi kaynağını vurgular. Hz. Muhammed, bu ilahi egemenliğin yeryüzündeki temsilcisi (resul) olarak hareket eder.

b) Hz. Muhammed’in Konumu:

Hz. Muhammed, sıradan bir yönetici değil, aynı zamanda peygamberdir. Kur’an’da ona itaat, Allah’a itaatle eşdeğer tutulur: “Kim peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur” (Nisa Suresi, 80). Bu durum, Hz. Muhammed’in konumunu, hiçbir demokratik liderin sahip olmadığı bir meşruiyet ve otorite düzeyine yükseltir.

c) Vahiy Faktörü:

Hz. Muhammed, kararlarını alırken vahiy alıyordu. Vahiy, insan iradesinin üstünde, ilahi bir yönlendirmedir. Demokratik sistemlerde ise tüm kararlar, insan aklının ve iradesinin ürünüdür. Hz. Muhammed’in vahye dayalı kararları, demokratik müzakere ve oylama süreçleriyle alınan kararlarla aynı kategoride değerlendirilemez.

3.3. Şuranın Demokratik Temsille Karşılaştırılması

Şura ile modern demokratik temsil arasında temel farklılıklar vardır:

KriterŞuraDemokratik Temsil
KaynakDini emirİnsan aklı ve sözleşme
KapsamGenellikle danışma amaçlı, bağlayıcılığı sınırlıBağlayıcı karar alma süreci
KatılımGenellikle seçkinler (ehl-i hal ve’l-akd)Genel oy, her vatandaş
Karar MerciiNihai karar liderindirNihai karar meclis veya halkındır
Hesap VerebilirlikDini ve ahlaki sorumlulukSiyasi ve hukuki sorumluluk

Şura, Hz. Muhammed döneminde bir danışma mekanizması olarak işlemiştir, ancak alınan kararların bağlayıcılığı konusunda şuranın yetkisi sınırlıdır. Hz. Muhammed, vahiy gelmeyen konularda ashabıyla istişare etmiştir, ancak vahiy geldiğinde istişare sonucu ne olursa olsun vahye uyulmuştur.

3.4. Biatın Seçimle Karşılaştırılması

Biat ile modern seçim arasında da temel farklılıklar vardır:

a) Aday Belirleme: Modern seçimlerde adaylar, siyasi partiler veya bireysel başvuru yoluyla belirlenir. Biat sisteminde ise aday, genellikle mevcut liderin işareti, kabile ileri gelenlerinin mutabakatı veya dini ehliyete dayanır.

b) Rekabet: Modern seçimler, birden fazla aday arasında rekabeti içerir. Biat ise genellikle tek aday üzerinde toplumsal mutabakat sağlanmasıdır.

c) Düzenlilik: Modern seçimler belirli aralıklarla düzenli olarak yapılır. Biat ise liderin ölümü üzerine yapılan bir tür “tahta çıkma” törenidir.

d) İptal/Değiştirme Mekanizması: Demokratik sistemlerde seçilmiş lider, seçimle değiştirilebilir. Biat sisteminde ise, bir lidere biat edildikten sonra onu değiştirme mekanizması çok sınırlıdır.

3.5. Medine Sözleşmesi’nin Mahiyeti Üzerine

Medine Sözleşmesi’nin “demokratik bir anayasa” olarak yorumlanması da eleştiriye açıktır:

a) Geçici ve Pragmatik Bir Metin: Sözleşme, belirli bir tarihsel koşulda (hicret sonrası Medine’nin kaotik yapısı) ve belirli ihtiyaçlara (güvenlik, istikrar) binaen yapılmış bir pragmatik anlaşmadır. Kalıcı bir “anayasa” olarak tasarlanmamıştır.

b) Asimetrik Yapı: Sözleşme, Müslümanlar ile diğer gruplar arasında asimetrik bir ilişki kurar. Müslümanlar “tek bir ümmet” olarak tanımlanırken, Yahudiler “Müslümanlarla birlikte bir ümmet” olarak tanımlanır. Bu, modern anlamda eşit vatandaşlık değil, Müslüman hegemonyası altında bir çoğulculuktur.

c) Nihai Otorite: Sözleşme’nin anlaşmazlık durumunda nihai merci olarak “Allah ve Rasulü”nü göstermesi, demokratik bir sistemdeki “yargı bağımsızlığı” ile değil, teokratik bir yapıyla uyumludur.

3.6. Tarihsel Süreç ve Sonraki Gelişmeler

Demokratik cumhuriyet tezinin bir diğer zayıflığı, Hz. Muhammed’in vefatından sonraki siyasi gelişmelerle tutarlılık sorunudur.

a) Dört Halife Dönemi:

Hz. Muhammed’in vefatından sonra, Müslümanlar yeni bir lider (halife) belirleme sorunuyla karşılaştılar. Seçim usulü, adaylık, danışma süreci konusunda tam bir mutabakat sağlanamadı. Ebubekir’in seçimi (Sakife olayı) tartışmalı oldu ve bu tartışmalar İslam tarihindeki en büyük siyasi ayrışmanın (Şiilik-Sünnilik) temelini oluşturdu.

b) Halifeliğin Monarşiye Dönüşmesi:

Dört Halife döneminden sonra, Muaviye ile birlikte halifelik monarşik bir yapıya (Emeviler) dönüştü. Bu dönüşüm, Hz. Muhammed’in siyasi mirasının “demokratik cumhuriyet” olarak yorumlanamayacağını, aksine erken dönem İslam siyasetinin kısa sürede otoriter ve hanedan yapılarına evrildiğini gösterir.

c) Siyasi Teorinin Gelişimi:

İslam siyasi düşüncesi, demokratik bir cumhuriyet teorisi geliştirmemiş, aksine hilafet teorisi etrafında şekillenmiştir. Klasik Sünni siyaset teorisinde halife, Kureyş kabilesinden olmalı, toplumun ileri gelenlerinin (ehl-i hal ve’l-akd) biatıyla seçilmeli, ancak seçildikten sonra görevi ömür boyu sürmelidir. Bu teori, demokratik cumhuriyet teorisinden oldukça farklıdır.

3.7. Antitez Özeti

Demokratik cumhuriyet tezine yöneltilen eleştiriler şöyle özetlenebilir:

  1. Anakronizm: 7. yüzyıl Arabistan’ına 21. yüzyıl kavramlarını uygulamak metodolojik bir hatadır.

  2. Egemenlik Kaynağı: Demokratik sistemlerde egemenlik halka, İslami sistemde ise Allah’a aittir. Bu temel farklılık, iki sistemin özdeşleştirilmesini imkânsız kılar.

  3. Peygamberlik Faktörü: Hz. Muhammed, sıradan bir yönetici değil, vahiy alan bir peygamberdir. Bu durum, onun konumunu demokratik liderlerden niteliksel olarak farklılaştırır.

  4. Tarihsel Süreklilik: Hz. Muhammed’in siyasi pratiği, kalıcı bir demokratik cumhuriyet geleneği oluşturamamış, aksine kısa sürede monarşik yapılara evrilmiştir.

  5. ‘Ali ‘Abd al-Raziq’in Tezine Eleştiri: ‘Abd al-Raziq’in argümanı, İslam alimleri tarafından geniş çapta eleştirilmiş, kendisi görevinden azledilmiştir. Tezi, İslam’ın bütüncül (din ve dünya) yapısını parçalamakla suçlanmıştır.


BÖLÜM 4: PSİKOLOJİK ANALİZ – LİDERLİK, KİMLİK VE OTORİTE ALGISI

4.1. Karizmatik Otorite ve Sosyal Kimlik İnşası

Max Weber’in otorite tipleri sınıflandırmasında karizmatik otorite, olağanüstü kişisel niteliklere sahip liderin etrafında oluşan bir otorite biçimidir. Hz. Muhammed, bu tanıma uygun bir karizmatik liderdir.

Karizmatik otoritenin temel özellikleri şunlardır:

  • Liderin olağanüstü niteliklere sahip olduğuna dair toplumsal inanç

  • Liderin takipçileri üzerinde duygusal bir bağ kurması

  • Liderin meşruiyetinin geleneksel veya yasal-yönetsel olmaktan ziyade kişisel karizmaya dayanması

Hz. Muhammed’in karizması, peygamberlik statüsü, ahlaki üstünlüğü, siyasi becerileri ve manevi derinliğinden kaynaklanıyordu. Bu karizma, takipçileri üzerinde güçlü bir bağlılık ve itaat duygusu oluşturdu.

4.2. Sosyal Kimlik Teorisi Perspektifi

Sosyal Kimlik Teorisi (Henri Tajfel ve John Turner), bireylerin grup üyelikleri aracılığıyla kimliklerini inşa ettiklerini ve iç-grup (in-group) ile dış-grup (out-group) ayrımı yaparak kendilerini tanımladıklarını ileri sürer.

Hz. Muhammed’in Medine’deki siyasi inşasını bu perspektiften değerlendirdiğimizde:

  • Ümmet Kimliği: “Müminler” (iç-grup) kimliği, “müşrikler” (dış-grup) karşısında tanımlanır ve güçlendirilir.

  • Müttefikler: Yahudiler, tam iç-grup üyesi değil, ancak dış-grup da değil, “müttefik” statüsünde konumlandırılır.

  • Kimlik Hiyerarşisi: İç-grup içinde farklı statüler (Muhacirler, Ensar) ve iç-grup ile müttefikler arasında hiyerarşik bir ilişki vardır.

Bu kimlik inşası süreci, modern demokratik cumhuriyetlerin “vatandaşlık” temelli eşitlikçi kimlik anlayışından farklıdır.

4.3. Psikolojik Sözleşme ve Güven İnşası

Medine toplumunda, yıllar süren kabile çatışmaları (Evs-Hazreç savaşları) ve zorlu bir göç süreci (hicret) sonrasında, toplumda derin bir güvensizlik ve belirsizlik hâkimdi.

Hz. Muhammed’in siyasi inşasını, bu psikolojik bağlamda değerlendirmek gerekir:

  1. Güvenlik İhtiyacı: Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine göre, güvenlik ihtiyacı temel insani ihtiyaçlardan biridir. Medine toplumu, yıllardır bu ihtiyaçtan yoksundu.

  2. Psikolojik Sözleşme: Medine Sözleşmesi, sadece hukuki bir metin değil, aynı zamanda bir psikolojik sözleşmedir. Taraflar, belirsizliği azaltan, öngörülebilirliği artıran yazılı kurallar etrafında birleşmişlerdir.

  3. Otoriteye İtaat Psikolojisi: Kaos ortamında, bir otorite figürüne itaat etme eğilimi artar. Stanley Milgram’ın itaat deneyleri, insanların yetkili bir otorite figürü karşısında kendi yargılarını askıya alabildiğini göstermiştir. Hz. Muhammed’in “Allah’ın Rasulü” sıfatıyla konumu, bu psikolojik eğilimi en üst düzeyde harekete geçirmiştir.

4.4. Demokratik Liderlik Psikolojisi ile Karşılaştırma

Demokratik liderlik psikolojisi ile Hz. Muhammed’in liderlik psikolojisi arasında temel farklılıklar vardır:

KriterDemokratik LiderlikHz. Muhammed’in Liderliği
Meşruiyet KaynağıSeçim, halkın rızasıVahiy, peygamberlik
Hesap VerebilirlikSeçmene karşı siyasi hesapAllah’a karşı dini sorumluluk
Karar AlmaMüzakere, oylama, çoğunlukVahiy, istişare, nihai karar peygamberde
Hata DurumuSeçimle değiştirilebilirPeygamberler masum kabul edilir (ismet)
Lider-Takipçi İlişkisiYatay, sözleşmeye dayalıDikey, ilahi otoriteye dayalı

Bu karşılaştırma, iki liderlik modelinin psikolojik temellerinin farklı olduğunu göstermektedir.


BÖLÜM 5: SOSYOLOJİK ANALİZ – TOPLUMSAL YAPI, KİMLİK VE DÖNÜŞÜM

5.1. Kabile Toplumundan Siyasi Topluma Geçiş

Ferdinand Tönnies’in Gemeinschaft (cemaat/cemiyet) ve Gesellschaft (toplum/birlik) ayrımı, Medine’deki toplumsal dönüşümü anlamak için kullanışlı bir çerçeve sunar.

Gemeinschaft (Cemaat) Özellikleri:

  • Kabile asabiyetine dayalı organik bağlar

  • Kan bağı, komşuluk, dostluk ilişkileri

  • Yazısız gelenek ve görenekler

  • Birey, kabile kimliği içinde erir

Gesellschaft (Toplum) Özellikleri:

  • Yazılı kurallar ve sözleşmelere dayalı mekanik bağlar

  • Rasyonel hesaplamalar ve çıkar ilişkileri

  • Bireysel hak ve sorumluluklar

  • Birey, kabile kimliğinin ötesinde siyasi topluluğa aittir

Hz. Muhammed’in Medine’de tesis ettiği sistem, Gemeinschaft (kabile asabiyeti) temelinden Gesellschaft (siyasi topluluk) temeline geçişin bir örneğidir. Ancak bu geçiş tamamlanmamıştır: kabile kimlikleri ve asabiyetleri varlığını sürdürmüş, İslam’ın ilk yüzyıllarındaki siyasi çatışmaların (Cemel, Sıffin, Kerbela) temelinde kabile aidiyetleri önemli rol oynamıştır.

5.2. Ümmet Kavramının Sosyolojik Analizi

Ümmet, İslam’ın en temel sosyolojik kavramlarından biridir. Kur’an’da “siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz” (Al-i İmran Suresi, 110) ifadesiyle, Müslümanları bir ümmet olarak tanımlar.

Ümmetin sosyolojik özellikleri:

  • Dini Temel: Ümmet, kan bağına değil, inanç bağına dayanır.

  • Evrensellik: Ümmet, tüm Müslümanları kapsar, etnik ve coğrafi sınırları aşar.

  • Siyasi Boyut: Ümmet, sadece dini bir topluluk değil, aynı zamanda siyasi bir birliktir.

Ümmet ile modern ulus-devletin “millet” kavramı arasında temel farklılıklar vardır:

  • Millet, toprak, dil, kültür gibi seküler unsurlara dayanırken; ümmet inanca dayanır.

  • Millet, belirli bir coğrafyayı ve siyasi sınırları ifade ederken; ümmet coğrafi sınırları aşar.

  • Millet, vatandaşlık temelinde eşitlik vaat ederken; ümmet içinde Müslüman-gayrimüslim ayrımı vardır.

5.3. ‘Ali ‘Abd al-Raziq’in Sosyolojik Çözümlemesi

‘Ali ‘Abd al-Raziq’in İslam’da siyaset anlayışını yeniden yorumlamasının sosyolojik arka planı önemlidir.

a) Tarihsel Bağlam:

‘Abd al-Raziq, kitabını 1925 yılında, Osmanlı hilafetinin kaldırılmasından hemen sonra yazmıştır. Bu dönemde, hilafetin kaldırılmasının ardından Müslüman dünyada yeni bir siyasi düzen arayışı vardı. ‘Abd al-Raziq’in argümanı, bu arayışa bir katkı olarak görülebilir.

b) Entelektüel Çevre:

‘Abd al-Raziq, Ezher Üniversitesi’nde hoca ve şeriat mahkemesi yargıçıydı. Onun argümanları, Ezher geleneğinde köklü bir değişimi temsil ediyordu. Bu nedenle, kitap yayımlandığında büyük bir tepki aldı ve ‘Abd al-Raziq hem yargıçlıktan hem de akademik görevinden azledildi.

c) Modernist Söylem:

‘Abd al-Raziq, İslam modernistleri arasında da eleştiri aldı. Reşid Rıza gibi modernist alimler, ‘Abd al-Raziq’in tezini İslam’ın bütüncül yapısını parçalamakla suçladılar. Bu durum, modernist İslam düşüncesindeki iç ayrışmaları göstermektedir.

5.4. Otorite ve Toplumsal Hiyerarşi

Hz. Muhammed’in siyasi sisteminde, otorite ve toplumsal hiyerarşi şu şekilde yapılanmıştır:

  1. En Üstte: Allah (ilahi otorite)

  2. İkinci Sırada: Hz. Muhammed (ilahi otoritenin yeryüzündeki temsilcisi)

  3. Üçüncü Sırada: Peygamber’in yakın çevresi (ashab), özellikle ilk Müslümanlar (sabikun)

  4. Dördüncü Sırada: Diğer Müslümanlar

  5. Beşinci Sırada: Müslümanlarla anlaşmalı gayrimüslimler (zimmi)

  6. En Altta: Anlaşmasız müşrikler ve savaş halinde olunan gruplar

Bu hiyerarşik yapı, modern demokratik cumhuriyetlerin yatay ve eşitlikçi yapısından niteliksel olarak farklıdır.


BÖLÜM 6: FELSEFİ ANALİZ – SİYASET, DİN VE MEŞRUİYET

6.1. Siyasal Felsefenin Temel Soruları

Siyasal felsefenin temel soruları şunlardır:

  • Siyasi otoritenin kaynağı nedir? (Meşruiyet sorunu)

  • İdeal yönetim biçimi nasıl olmalıdır? (Rejim sorunu)

  • Birey ile devlet arasındaki ilişki nasıl olmalıdır? (Özgürlük sorunu)

  • Adalet nasıl tesis edilir? (Adalet sorunu)

Bu soruları Hz. Muhammed’in siyasi pratiği bağlamında değerlendirdiğimizde, klasik siyaset felsefesinden farklı bir tablo ortaya çıkar.

6.2. Platon’un Filozof-Kralı ile Karşılaştırma

Platon, Devlet diyaloğunda ideal yöneticiyi “filozof-kral” olarak tanımlar. Filozof-kral, bilgiye (episteme) sahip olduğu için yönetme yetkisine sahiptir.

Hz. Muhammed ile Platon’un filozof-kralı arasında benzerlikler ve farklılıklar vardır:

Benzerlikler:

  • Her ikisi de bilgiye (Hz. Muhammed için vahiy, Platon için felsefi bilgi) dayalı bir otorite kurar.

  • Her ikisi de “aydınlanmış” bir lider figürü sunar.

  • Her ikisi de toplumu dönüştürme ve ideal bir düzen kurma amacı güder.

Farklılıklar:

  • Platon’un filozof-kralı insan aklına dayanırken, Hz. Muhammed ilahi vahye dayanır.

  • Platon’un filozof-kralı soyut bir teorik tasarımdır; Hz. Muhammed tarihsel bir gerçekliktir.

  • Platon’un filozof-kralı, toplumu “mağaradan çıkarma” çabasında zorlama kullanabilir; Hz. Muhammed’in yöntemi tebliğ ve iknaya dayanır.

6.3. Sosyal Sözleşme Teorileri ile Karşılaştırma

Hobbes, Locke ve Rousseau’nun sosyal sözleşme teorileri, siyasi otoritenin kaynağını bireylerin rızasına dayandırır.

Medine Sözleşmesi ile modern sosyal sözleşme teorileri arasında benzerlikler ve farklılıklar vardır:

Benzerlikler:

  • Her ikisi de bir “doğal durum”dan (Hobbes’ta “herkesin herkesle savaşı”, Medine’de “fına” hali) çıkışı hedefler.

  • Her ikisi de yazılı kurallara ve tarafların rızasına dayanır.

  • Her ikisi de bir otorite figürü etrafında birleşmeyi öngörür.

Farklılıklar:

  • Hobbes’ta egemenlik, bireylerin tüm haklarını devrettiği bir Leviathan’a aittir; Medine Sözleşmesi’nde egemenlik Allah’a aittir.

  • Locke’ta bireyler doğal haklarını (yaşam, özgürlük, mülkiyet) korurlar; Medine Sözleşmesi’nde bireylerin değil, kabilelerin hakları korunur.

  • Rousseau’da egemenlik “genel irade”dir; Medine Sözleşmesi’nde nihai karar “Allah ve Rasulü”nündür.

6.4. ‘Ali ‘Abd al-Raziq’in Felsefi Argümanı

‘Ali ‘Abd al-Raziq, İslam siyaset felsefesine üç temel katkıda bulunmuştur:

a) Din ile Siyasetin Ayrılması:

‘Abd al-Raziq’e göre, Hz. Muhammed’in misyonu “din” ile sınırlıdır; “dünya” işleri Müslümanların insani tecrübesine bırakılmıştır. Bu argüman, İslam’ın “din ve dünya” bütünlüğü anlayışına meydan okur.

“İlki din, ikincisi dünyadır. İlki ilahi, ikincisi insanidir. İlki dini liderlik, ikincisi siyasi liderliktir – ve siyasetle din arasında büyük mesafe vardır.” 

b) Hilafetin Zorunluluğunun Reddi:

‘Abd al-Raziq, hilafet kurumunun dini bir zorunluluk olmadığını, Müslümanların tarihsel bir tercihi olduğunu savunur. Bu argüman, Sünni siyaset teorisinin temel dayanaklarından birini ortadan kaldırır.

c) Demokrasinin Meşruiyeti:

‘Abd al-Raziq’in argümanının pratik sonucu, Müslümanların kendi dönemlerinin ihtiyaçlarına göre demokratik sistemler kurabilecekleridir. İslam, belirli bir yönetim biçimi emretmediği için, demokrasi İslam’la çelişmez.

‘Abd al-Raziq’in bu argümanları, İslam dünyasında derin tartışmalara yol açmış ve günümüzde de etkisini sürdürmektedir.


BÖLÜM 7: TARİHSEL ANALİZ – SÜREÇ, SÜREKLİLİK VE DÖNÜŞÜM

7.1. Mekke Dönemi (610-622): Tebliğ ve İnşa

Mekke dönemi, Hz. Muhammed’in peygamberlik misyonunun ilk 13 yılını kapsar. Bu dönemde siyasi bir yapılanmadan ziyade, tebliğ ve inanç inşası ön plandadır.

Mekke döneminin özellikleri:

  • Siyasi otorite yoktur; topluluk, inanç temelinde bir araya gelmiştir.

  • Müslümanlar, Mekke müşriklerinin baskı ve işkencelerine maruz kalmıştır.

  • Habeşistan’a hicretler (615) ve Medine’ye hicret (622) ile bir “göç” ve “sığınma” geleneği oluşmuştur.

7.2. Medine Dönemi (622-632): Devletleşme ve Siyasi Yapılanma

Medine dönemi, Hz. Muhammed’in siyasi liderliğinin somutlaştığı dönemdir.

Medine döneminin temel gelişmeleri:

  • 622: Hicret ve Medine Sözleşmesi

  • 624: Bedir Savaşı

  • 625: Uhud Savaşı

  • 627: Hendek Savaşı

  • 628: Hudeybiye Antlaşması

  • 630: Mekke’nin Fethi

  • 632: Veda Haccı ve Hz. Muhammed’in vefatı

Bu dönemde, Medine merkezli bir siyasi yapı kurulmuş, Arap Yarımadası’nın büyük bölümü bu yapıya dahil olmuş, ancak merkezi bir “devlet”ten ziyade, Medine merkezli bir konfederasyon yapısı söz konusudur.

7.3. Dört Halife Dönemi (632-661): Demokrasi mi, Monarşi mi?

Hz. Muhammed’in vefatından sonraki dönem, “demokratik cumhuriyet” iddiası açısından kritik öneme sahiptir.

a) Ebubekir’in Seçimi (632):

Hz. Muhammed’in vefatından hemen sonra, Ensar (Medineli Müslümanlar) Sakife’de toplanarak yeni lideri belirlemeye çalıştı. Muhacirlerin de katılımıyla Ebubekir, “seçim”le halife oldu. Ancak bu seçim, Ali taraftarları tarafından sorgulandı ve İslam tarihindeki en büyük siyasi ayrışmanın (Şiilik) temelini oluşturdu.

b) Ömer’in Atanması (634):

Ebubekir, vefatından önce Ömer’i halife olarak atadı. Bu uygulama, “demokratik seçim” anlayışından ziyade, “atama” yoluyla lider belirleme yöntemidir.

c) Osman’ın Seçimi (644):

Ömer, suikast sonucu ölmeden önce altı kişilik bir komite (şura) oluşturmuş ve bu komitenin kendi içinden birini halife seçmesini vasiyet etmiştir. Komite, Osman’ı seçmiştir. Bu uygulama, “temsili seçim”e yakın bir yöntemdir.

d) Ali’nin Seçimi (656):

Osman’ın suikastı sonrası, Medine halkı Ali’yi halife seçmiştir. Ancak bu seçim, Muaviye ve Şam cephesi tarafından tanınmamış, iç savaş (Cemel, Sıffin) başlamıştır.

e) Değerlendirme:

Dört Halife dönemi, siyasi lider belirleme konusunda istikrarlı bir yöntem geliştirememiştir. Seçim, atama, komite seçimi gibi farklı yöntemler denenmiş, her biri tartışmalara yol açmıştır. Bu durum, Hz. Muhammed’in siyasi mirasının “demokratik cumhuriyet” olarak tanımlanmasını zorlaştırmaktadır.

7.4. Emeviler Dönemi (661-750): Monarşiye Dönüş

Muaviye’nin halifeliği (661) ile birlikte, halifelik monarşik bir yapıya dönüşmüştür. Muaviye, oğlu Yezid’i veliaht tayin ederek, yönetimi hanedan temeline oturtmuştur.

Bu dönüşüm, Hz. Muhammed’in siyasi pratiğinin monarşiye karşı bir model olmadığını, aksine erken dönem İslam siyasetinin otoriter ve hanedan yapılarına hızla evrildiğini göstermektedir.

7.5. Siyasi Teorilerin Gelişimi

a) Sünni Teori:

Klasik Sünni siyaset teorisi (Maverdi, Ebu Ya’la, Gazali), halifeliği dini bir zorunluluk (vacip) olarak görür. Halifenin nitelikleri:

  • Kureyş kabilesinden olmak

  • Adalet sahibi olmak

  • İlim sahibi olmak

  • Fiziksel engellerden arî olmak

  • Seçimle (ehl-i hal ve’l-akd) veya önceki halifenin atamasıyla göreve gelmek

Bu teori, demokratik cumhuriyet teorisinden oldukça farklıdır.

b) Şii Teori:

Şii siyaset teorisinde, yönetici (imam), Allah tarafından tayin edilir ve Hz. Ali’nin soyundan gelir. Bu teori, demokratik cumhuriyetle daha da uzaktır.

c) Harici Teori:

Hariciler, yöneticinin Kureyşli olma şartını reddeder, her Müslüman’ın seçimle yönetici olabileceğini savunur. Bu anlayış, demokratik cumhuriyet teorisine diğerlerinden daha yakındır, ancak Hariciler aşırı bir siyasi görüş olarak dışlanmıştır.


BÖLÜM 8: SONUÇ VE SENTEZ – BİR DEĞERLENDİRME

8.1. “Demokratik Cumhuriyet” İddiasının Değerlendirilmesi

Yukarıdaki analizler ışığında, “Hz. Muhammed’in kurduğu devlet demokratik bir cumhuriyettir” iddiasını şu şekilde değerlendirebiliriz:

a) Anakronizm Sorunu:

“Demokrasi” ve “cumhuriyet” kavramları, modern siyasi düşüncenin ürünüdür. 7. yüzyıl Arabistan’ını bu kavramlarla tanımlamak, tarihsel bağlamı ihmal etmektir. Hz. Muhammed’in siyasi pratiğini, kendi tarihsel ve kültürel bağlamı içinde anlamak gerekir.

b) Egemenlik Kaynağı:

Demokratik sistemlerde egemenlik halka aittir. Hz. Muhammed’in sisteminde egemenlik Allah’a aittir. Bu temel farklılık, iki sistemin özdeşleştirilmesini imkânsız kılar.

c) Peygamberlik Faktörü:

Hz. Muhammed, sıradan bir siyasi lider değil, aynı zamanda peygamberdir. Vahiy alması, masum kabul edilmesi (ismet) ve ona itaatin Allah’a itaatle eşdeğer görülmesi, onu demokratik liderlerden niteliksel olarak farklılaştırır.

d) Seçim ve Katılım:

Hz. Muhammed’in döneminde, yöneticinin seçimle işbaşına gelmesi gibi bir uygulama yoktur. Zira Hz. Muhammed, peygamberlik sıfatıyla zaten liderdir. Vefatından sonraki halife seçimleri ise istikrarlı bir yöntem geliştirememiş, farklı yöntemler denenmiş ve her biri tartışmalara yol açmıştır.

e) Tarihsel Süreklilik:

Hz. Muhammed’in vefatından kısa süre sonra, İslam siyaseti monarşik bir yapıya (Emeviler) dönüşmüştür. Bu durum, Hz. Muhammed’in kurduğu sistemin “demokratik cumhuriyet” olarak yorumlanamayacağını, aksine erken dönem İslam siyasetinin otoriter yapılara evrilmeye müsait olduğunu gösterir.

8.2. Sentez: Doğru Soruyu Sormak

“Hz. Muhammed’in kurduğu devlet demokratik cumhuriyet midir?” sorusu yerine, daha anlamlı sorular şunlar olabilir:

  1. “Hz. Muhammed’in siyasi pratiğinde, modern demokrasilerin hangi ilkeleriyle örtüşen uygulamalar vardır?”

Bu soruya cevap olarak şunlar söylenebilir:

  • Şura ilkesi, danışma ve katılım mekanizmasıdır.

  • Medine Sözleşmesi, çoğulculuğa ve hukukun üstünlüğüne örnek teşkil eder.

  • Biat geleneği, yöneticinin toplumun rızasıyla göreve gelmesi ilkesini içerir.

  1. “Hz. Muhammed’in siyasi pratiğinde, modern demokrasilerle çelişen unsurlar nelerdir?”

Bu soruya cevap olarak şunlar söylenebilir:

  • Egemenliğin ilahi kaynağı, halk egemenliği ilkesiyle çelişir.

  • Peygamberlik statüsü, hiçbir demokratik liderin sahip olmadığı bir otorite düzeyi oluşturur.

  • Toplumsal hiyerarşi (Müslüman-gayrimüslim ayrımı) eşit vatandaşlık ilkesiyle çelişir.

  1. “Hz. Muhammed’in siyasi mirası, modern Müslüman toplumların demokratikleşme süreçlerine nasıl bir kaynak teşkil edebilir?”

Bu soru, konuyu anakronik bir “tanımlama” çabasından kurtararak, daha verimli bir tartışma alanı açar. ‘Ali ‘Abd al-Raziq’in de işaret ettiği gibi, İslam belirli bir yönetim biçimi emretmediği için, Müslümanlar kendi dönemlerinin ihtiyaçlarına göre siyasi sistemler kurabilirler.

8.3. ‘Ali ‘Abd al-Raziq’in Mirası

‘Ali ‘Abd al-Raziq’in el-İslam ve Usulü’l-Hükm adlı eseri, İslam siyasi düşüncesinde bir dönüm noktasıdır. Onun argümanları, günümüzde de tartışılmaya devam etmektedir.

‘Abd al-Raziq’in üç temel katkısı:

  1. İslam’ın belirli bir yönetim biçimi emretmediğini göstermek

  2. Hz. Muhammed’in siyasi liderliğini, peygamberlik misyonunun bir parçası olarak yeniden yorumlamak

  3. Müslümanların modern demokratik sistemler kurabileceklerine dair teorik bir zemin hazırlamak

Ancak ‘Abd al-Raziq’in tezinin, İslam dünyasında geniş kabul görmediğini de belirtmek gerekir. Kendisi görevinden azledilmiş, eseri “İslam’a saldırı” olarak nitelendirilmiş ve İslam modernistleri tarafından bile eleştirilmiştir.

8.4. Sonuç

Hz. Muhammed’in siyasi pratiğini “demokratik cumhuriyet” olarak tanımlamak, anakronik ve indirgemeci bir yaklaşımdır. Ancak bu pratiği “monarşi” veya “diktatörlük” olarak tanımlamak da aynı derecede yanlıştır. Hz. Muhammed’in siyasi liderliği, kendine özgü (sui generis) bir liderlik modelidir: ilahi kaynaktan beslenen, danışmaya açık, hukuku temel alan, ancak nihai otoritenin peygamberde olduğu bir model.

Bu model, ne demokrasiyle özdeştir ne de demokrasiyle çelişir. İslam siyasi geleneği, farklı dönemlerde farklı yorumlara açık olmuştur. ‘Ali ‘Abd al-Raziq’in de gösterdiği gibi, Müslümanlar kendi dönemlerinin ihtiyaçlarına göre Hz. Muhammed’in siyasi mirasından farklı sonuçlar çıkarabilirler.

Modern Müslüman toplumların önündeki siyasi tercih, “Hz. Muhammed’in kurduğu devlet neydi?” sorusuna cevap aramaktan ziyade, “Hz. Muhammed’in siyasi mirasından bugün için hangi ilkeleri çıkarabiliriz?” sorusuna odaklanmaktır. Bu ilkeler arasında adalet, danışma, ahde vefa, zulmün reddi, çoğulculuk ve hukukun üstünlüğü sayılabilir.


KAYNAKÇA

Birincil Kaynaklar (Klasik Eserler)

  1. İbn İshak, Muhammed. es-Sîretü’n-Nebeviyye. Thk. Ahmed Farid el-Mezidi. Beyrut: Daru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 2004.

  2. İbn Hişam, Abdulmelik. es-Sîretü’n-Nebeviyye. Thk. Mustafa es-Sakka vd. Kahire: Mustafa el-Babi el-Halebi, 1936.

  3. Taberî, Muhammed b. Cerir. Tarihu’l-Ümem ve’l-Mülûk. Thk. Muhammed Ebu’l-Fadl İbrahim. Kahire: Daru’l-Maarif, 1960-1969.

  4. İbn Kesir, Ebu’l-Fida İsmail. el-Bidâye ve’n-Nihâye. Beyrut: Mektebetü’l-Maarif, 1966.

  5. Maverdi, Ebu’l-Hasan Ali. el-Ahkâmü’s-Sultâniyye. Kahire: Daru’l-Hadis, 2006.

İkincil Kaynaklar (Araştırma Eserleri)

  1. ‘Abd al-Raziq, ‘Ali. Islam and the Foundations of Political Power. Çev. Maryam Loutfi. Edinburgh: Edinburgh University Press, 2012. 

  2. Bulaç, Ali. İslam ve Demokrasi: Çoğulculuk ve Katılım. İstanbul: İz Yayıncılık, 2008.

  3. Crone, Patricia. God’s Rule: Government and Islam. New York: Columbia University Press, 2004.

  4. Donner, Fred M. Muhammad and the Believers: At the Origins of Islam. Cambridge, MA: The Belknap Press of Harvard University Press, 2010.

  5. Fazlur Rahman. Islam. Chicago: University of Chicago Press, 1979.

  6. Karaman, Hayreddin. İslam Hukuk Tarihi. İstanbul: İz Yayıncılık, 2011.

  7. Lecker, Michael. The “Constitution of Medina”: Muhammad’s First Legal Document. Princeton: The Darwin Press, 2004.

  8. Lewis, Bernard. The Political Language of Islam. Chicago: University of Chicago Press, 1988.

  9. Sarıçam, İbrahim. Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı. Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 2004.

  10. Watt, Montgomery W. Muhammad at Medina. Oxford: Clarendon Press, 1956.

Teorik ve Disiplinlerarası Kaynaklar

  1. Hobbes, Thomas. Leviathan. Ed. Richard Tuck. Cambridge: Cambridge University Press, 1996.

  2. Locke, John. Two Treatises of Government. Ed. Peter Laslett. Cambridge: Cambridge University Press, 1988.

  3. Platon. Devlet. Çev. Sabahattin Eyüboğlu, M. Ali Cimcoz. İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları, 2011.

  4. Rousseau, Jean-Jacques. Toplum Sözleşmesi. Çev. Vedat Günyol. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2020.

  5. Tajfel, Henri, and John C. Turner. “The Social Identity Theory of Intergroup Behavior.” In Psychology of Intergroup Relations, edited by Stephen Worchel and William G. Austin, 7-24. Chicago: Nelson-Hall, 1986.

  6. Tönnies, Ferdinand. Community and Society (Gemeinschaft und Gesellschaft). Mineola, NY: Dover Publications, 2002.

  7. Weber, Max. Economy and Society: An Outline of Interpretive Sociology. Berkeley: University of California Press, 1978.

Makaleler ve İncelemeler

  1. Denny, Frederick M. “Ummah in the Constitution of Medina.” Journal of Near Eastern Studies 36, no. 1 (1977): 39-47.

  2. Serjeant, R. B. “The Sunnah Jāmi’ah, Pacts with the Yathrib Jews, and the Tahrīm of Yathrib: Analysis and Translation of the Documents Comprised in the so-called ‘Constitution of Medina’.” Bulletin of the School of Oriental and African Studies 41, no. 1 (1978): 1-42.

  3. Shadid, Anthony. Legacy of the Prophet: Despots, Democrats, and the New Politics of Islam. Boulder: Westview Press, 2001. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İki Bin Yirmi Altı Dünyasında İşçi, Köylü ve Emeğin Onuru

"Alın terine sahip çıkmayan, emeğine sahip çıkmayan, hakkını aramayan eşektir. Alın teri dökerek, emek harcayarak, iş değer emek üreter...