Saçmanın Zaferi: İntihar Etmeyen Kahramanlar Üzerine Bir İnceleme
Giriş
Felsefe ve edebiyat tarihi, anlamsızlık karşısında insanın vereceği tepkileri tartışırken en radikal soruyu sürekli yeniden sormuştur: Yaşamak anlamsızsa neden yaşamaya devam edelim? Albert Camus, bu soruyu modern felsefenin en temel meselesi haline getirerek "intihar"ı tek gerçek felsefi sorun olarak tanımlamıştır. Ancak Camus, Sisifos Söyleni'nde intiharı reddederek "saçma" ile yaşamanın imkanını gösterir. Benzer bir ret, Fyodor Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar kahramanı "Yeraltındaki Adam"da ve Juan Pablo Rebella ile Pablo Stoll'un Whisky (2004) filmindeki karakterlerde de karşımıza çıkar. Bu üç metin, birbirinden farklı kültürel ve tarihsel bağlamlarda üretilmiş olsa da, intihar etmeme tercihleriyle anlam arayışının derin bir kesitini sunar. Bu makale, söz konusu karakterlerin intihar etmeme nedenlerini analiz ve sentez yöntemiyle, varoluşsal, psikolojik ve toplumsal boyutlarıyla incelemeyi amaçlamaktadır.
1. Sisifos: Bilincin Zaferi
Camus'nün Sisifos'u, mitolojik bir figür olmasına rağmen modern insanın varoluşsal durumunun en çarpıcı alegorisidir. Tanrılar tarafından bir kayayı dağın tepesine çıkarmaya mahkum edilen Sisifos, her başarısının ardından kayanın tekrar aşağı yuvarlanışını izler. Bu "ceza", görünüşte anlamsız ve tekrarlayan bir eylemdir. Camus'ye göre Sisifos'u trajik yapan, bu döngünün sonsuzluğu değil, kahramanın bu durumun bilincinde olmasıdır.
Sisifos neden intihar etmez? Çünkü intihar, Camus'nün "saçma" kavramıyla hesaplaşmanın kaçışçı bir yoludur. Camus, "Sisifos'u mutlu olarak tasarlamak gerekir" der. Buradaki "mutluluk", gündelik anlamda bir memnuniyet halinden ziyade, saçmanın farkındalığıyla birlikte gelen bir başkaldırı durumudur. Sisifos, kayanın tepeden aşağı yuvarlanışını izlediği o "dönüş" anında, kaderini bilir ve bu bilinç onu kaderinin üstüne çıkarır: "O, tanrıları yadsıyan ve kayaları kaldıran üstün sadıklığı öğretir". İntihar etmemek, saçmayı kabul etmek ve ona rağmen yaşamaya devam etmektir. Camus'nün deyişiyle, "tepelere doğru tek başına didinmek bile bir insanın yüreğini doldurmaya yeter".
Sisifos'un intihar etmemesinin temelinde, saçmanın farkındalığıyla gelen özgürlük yatar. Camus için insan, yaşamın anlamsızlığını kavradığı anda ya iki yoldan birini seçer: fiziksel intihar ya da felsefi intihar (bir inanca sığınma). Sisifos, her ikisini de reddeder. Onun tercihi, "umutsuzluğun içinde umut" değil, umutsuzluğun ta kendisiyle yaşamayı öğrenmektir. Taşın her seferinde geri yuvarlanacağını bilerek onu yeniden itmek, insanın kendi kaderine sahip çıkmasıdır.
2. Yeraltındaki Adam: Aşırı Bilincin Felci
Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar kahramanı, Sisifos'un tam karşıtı bir figür gibi görünse de, intihar etmeme noktasında benzer bir varoluşsal tercihin farklı bir tezahürünü sunar. Yeraltındaki Adam, "hasta, kindar, çirkin" bir adamdır. Ancak onu bu hale getiren, aşırı bilinçliliktir. Kendi ifadesiyle, "fazla bilinçli olmak bir hastalıktır".
Yeraltındaki Adam neden intihar etmez? Çünkü intihar, onun için dahi bir "eylem"dir ve o, eylemsizliğin hastalıklı bilinci içinde kıvranmaktadır. Dostoyevski, bu karakteriyle aşırı düşünmenin insanı nasıl felce uğrattığını gösterir. Yeraltındaki Adam, intiharı düşünecek kadar bilinçlidir, ancak bu düşünceyi eyleme dönüştürecek iradeyi kendinde bulamaz. Daha da önemlisi, intihar ona "sıradan insanların" başvurabileceği basit bir çözüm gibi gelir; o ise kendi "yüksek bilinciyle" bu çözümün altında kalır.
Onun intihar etmemesi, bir tercihten ziyade bir acizlik halidir. Ancak bu acizlik, aynı zamanda derin bir varoluşsal inattır. Yeraltındaki Adam, kendi deyimiyle "bir taşın altında ezilmiş bir solucan" gibidir; ne yaşayabilir ne de ölebilir. Bu durum, onun "sıradan insan" olmaya karşı duyduğu nefretle birleşir. Ona göre "aptallar" eylemde bulunur, zeki insanlar ise tereddüt eder. İntihar eden bir kişi, sonuçta bir eylemde bulunmuş olur ve bu eylem, onun "aptallar" sınıfına dahil olması anlamına gelir. Yeraltındaki Adam, bu "sıradanlaşma" riskini göze alamaz.
Yeraltındaki Adam'ın intihar etmemesinin bir diğer nedeni de, acı çekmenin onun varoluşunun temel koşulu haline gelmesidir. Dostoyevski'nin karakteri, acı çekmekten adeta haz alır. "İntikam almayı hayal eder ama parmağını bile kıpırdatmaz". Bu durum, modern psikolojide "analiz felci" olarak tanımlanan duruma işaret eder. Yeraltındaki Adam, intihar etmeyerek aslında kendi cezasını kendisi seçer: yaşamaya devam etmek ve her gün kendi acizliğine tanıklık etmek.
3. Whisky'nin Üçlü Suskunluğu: Jacobo, Marta ve Herman
2004 yapımı Uruguay filmi Whisky, Juan Pablo Rebella ve Pablo Stoll'un yönettiği, minimalist anlatımıyla dikkat çeken bir başyapıttır. Film, bir çorap fabrikasının sahibi Jacobo, uzun yıllardır onunla çalışan Marta ve Brezilya'dan gelen başarılı kardeş Herman arasında geçen bir haftayı anlatır. Filmin adı, fotoğraf çektirirken İngilizlerin "cheese" dediği gibi Uruguaylıların gülümsemek için söylediği kelimeden gelir; yani gülümseme, bu filmde bir yapaylık, bir maskeyi simgeler.
Whisky'nin karakterleri neden intihar etmez? Filmde intihar eden bir karakter yoktur; ancak filmin yönetmeni Juan Pablo Rebella'nın 2006'da intihar ettiği gerçeği, filme ayrı bir hüzün katmaktadır. Filmdeki karakterlerin intihar etmemesinin nedeni, belki de intihar edecek kadar "canlı" olmamalarıdır. Jacobo, Marta ve Herman, yaşamın ritüellerini tekrarlayan, duygularını bastıran, "yaşıyormuş gibi" yapan kişilerdir.
Jacobo, filmin en çarpıcı karakteridir. Neredeyse hiç gülmez, sözleri kısıtlıdır, hayatı rutinlerden ibarettir. Kardeşinin başarısı karşısında duyduğu kıskançlık ve kendi başarısızlığının utancı, onu Marta'dan sahte bir eş yaratmaya iter. Jacobo'nun intihar etmemesi, onun duygusal olarak zaten "ölü" olmasından kaynaklanır. Camus'nün deyimiyle, o, "yüzü taşa yaklaşmış bir yüz"dür. Yaşamla ölüm arasında bir gri bölgede yaşar. Filmin sonunda Marta işe gelmediğinde, Jacobo aynı rutine devam eder; çünkü başka bir hayatı yoktur. Onun intihar etmemesi, Sisifos'un taşı itmeye devam etmesi gibidir: anlamsız da olsa, bu onun yegane varoluş biçimidir.
Marta, filmin belki de en trajik figürüdür. Yıllarını Jacobo'nun fabrikasında geçirmiş, yalnız bir kadındır. Herman'ın gelişiyle birlikte, içinde bir kıpırtı hisseder: yeniden sigara içmeye başlar, çocukluğundaki gibi kelimeleri tersten okur, kıyafetlerindeki pembe tonları artar. Ancak bu uyanış, bir kurtuluşa değil, yeni bir tükenişe götürür. Herman'a duyduğu ilgi karşılıksız kalır, Jacobo'nun kıskançlık sahneleri onu daha da yıpratır. Marta'nın intihar etmemesi, onun hala bir umut taşımasından değil, umutsuzluğunun bile sıradanlaşmasındandır. Filmin sonunda Jacobo'nun verdiği parayı alır ve taksiye biner; ertesi gün işe gelmez. Onun intihar etmemesi, belki de hayatında ilk kez kendi kararını vermesidir: gitmek, ama ölmek değil.
Herman, dışarıdan bakıldığında en "başarılı" karakterdir. Evli, çocuklu, işleri yolunda bir adamdır. Ancak film ilerledikçe onun da bir boşluğu olduğu, Marta'ya duyduğu ilginin sadece bir kaçış olduğu anlaşılır. Herman'ın intihar etmemesi, toplumsal rollerinin ona yüklediği sorumluluklarla ilgilidir. O, "yaşamaya mecbur" olan modern bireydir.
4. Karşılaştırmalı Analiz: Üç Farklı Saçma Biçimi
Üç metnin karakterlerini intihar etmeme noktasında birleştiren temel unsur, "saçma"nın farklı biçimlerde yaşanmasıdır. Ancak her biri, saçmayla farklı bir ilişki kurar:
| Karakter | Saçma Karşısındaki Tutumu | İntihar Etmeme Nedeni |
|---|---|---|
| Sisifos | Bilinçli başkaldırı | Saçmayı kabul edip ona rağmen yaşamak |
| Yeraltındaki Adam | Aşırı bilinçten kaynaklanan felç | Eylemsizliğin bilinci, acizlikten gelen inat |
| Whisky karakterleri | Duygusal donukluk, rutinleşme | Yaşamla ölüm arasında gri bölgede var olmak |
Sisifos, saçmanın bilincine varır ve bu bilinçle bir zafer kazanır. Onun intihar etmemesi, aktif bir tercihtir; bir başkaldırıdır. Yeraltındaki Adam ise saçmanın bilincine fazlasıyla varmış, ancak bu bilincin onu felç etmesine izin vermiştir. Onun intihar etmemesi, bir tercihten çok, eyleme geçememenin kaçınılmaz sonucudur. Whisky'nin karakterleri ise saçmanın farkında bile değildir; onlar için yaşam, fark edilmeyecek kadar sıradanlaşmıştır. Jacobo'nun "neden intihar etmiyor" sorusu, onun intihar edecek kadar var olup olmadığı sorusuna dönüşür.
Bir diğer önemli fark, bu karakterlerin toplumsallıkla ilişkileridir. Sisifos, mitolojik bir yalnızlık içinde olsa da eylemi toplumsal bir anlam taşır (tanrılara başkaldırı). Yeraltındaki Adam, toplumdan nefret eder ama ona muhtaçtır; intiharı, topluma karşı son bir meydan okuma olarak bile düşünemeyecek kadar içine kapanmıştır. Whisky'nin karakterleri ise toplumsal rollerinin içinde sıkışmıştır: Jacobo bir işveren, Marta bir işçi, Herman bir kardeştir. Bu roller, onları intihar etmekten alıkoyan görünmez duvarlardır.
5. Varoluşsal ve Psikolojik Derinlik
Üç metin, intihar etmeme tercihini varoluşsal ve psikolojik düzlemde farklı şekillerde temellendirir. Camus için intihar etmemek, "saçma"nın felsefi olarak aşılmasıdır. Sisifos'un mutluluğu, umutsuzluğun içinde bir "evet" diyebilmektir. Bu, Kierkegaard'ın "umutsuzluğun ölümcül hastalık" olduğu tezine Camus'nün verdiği yanıttır: umutsuzluk, ancak onunla yüzleşildiğinde aşılabilir.
Dostoyevski'nin Yeraltındaki Adam'ı ise modern psikolojinin "depresyon" ve "analiz felci" kavramlarının edebi bir öncülüdür. Onun intihar etmemesi, psikolojik bir mekanizmadır: kendini cezalandırma arzusu, "öteki"ne duyulan nefretin kendine yansımasıdır. Yeraltındaki Adam, intihar etmeyerek aslında her gün küçük bir intihar yaşar: kendi potansiyelini, sevme yetisini, eyleme geçme iradesini öldürür.
Whisky'nin karakterleri ise bu iki kutup arasında bir yerde durur. Onlar ne Camus'nün başkaldıran bilincine ne de Dostoyevski'nin hastalıklı bilincine sahiptir. Onlar, "normal" insanlardır; hayatın akışı içinde sürüklenen, farkında olmadan varoluşsal sorunları yaşayan kişiler. Bu belki de onları en trajik kılan şeydir: saçmanın farkında bile değillerdir. Rebella ve Stoll'un sineması, işte bu "farkında olmama" halini minimalist bir dille anlatır. Jacobo'nun her sabah aynı saatte uyanması, Marta'nın her gün aynı otobüse binmesi, Herman'ın sürekli telefonda konuşması... Bu ritüeller, onları intihardan alıkoyan, aynı zamanda onları diri tutan prangalardır.
Sonuç
Sisifos, Yeraltındaki Adam ve Whisky'nin Jacobo, Marta, Herman'ı, intihar etmemeleriyle ortak bir zeminde buluşurlar: yaşamın anlamsızlığı karşısında verdikleri farklı tepkiler, insan varoluşunun zenginliğini gösterir. Camus'nün Sisifos'u, bilincin zaferini temsil eder; Dostoyevski'nin kahramanı, aşırı bilincin felcini; Rebella ve Stoll'un karakterleri ise bilincin donukluğunu.
Bu üç metin birlikte okunduğunda, intihar etmemenin tek bir nedeni olmadığı, aksine insanın varoluşsal durumunun çok katmanlı bir yansıması olduğu görülür. Kimisi başkaldırdığı için yaşar (Sisifos), kimisi başkaldıramadığı için (Yeraltındaki Adam), kimisi ise başkaldırmayı akıl bile edemediği için yaşamaya devam eder (Whisky karakterleri).
Rebella'nın filminin gösteriminden iki yıl sonra intihar etmesi, bu metinlerin sadece edebi birer kurgu olmadığını, yaşayan insanların gerçek varoluşsal sancılarına dokunduğunu hatırlatır. Belki de intihar etmemenin en derin anlamı, Camus'nün söylediği gibidir: "Bir insanın yüreğini doldurmaya yeter" bir uğraş bulabilmektir. Sisifos taşını bulur, Yeraltındaki Adam notlarını yazar, Whisky'nin karakterleri ise sabahın aynı saatinde işe gitmeye devam eder. Her biri, kendi varoluşunun ağırlığını taşır. Ve her biri, kendi tarzında, yaşamayı seçer.
Kaynakça
Eren, Gül. "Albert Camus: Yabancı ve Sisifos Söyleni ‘Duygusal Bir Deney Olarak Saçmanın Düşünsel Bir Kavrama Yükselişi’." Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2018.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder