Giriş
Mustafa Kemal Atatürk, yalnızca Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu değil, aynı zamanda 20. yüzyılın en dönüştürücü liderlerinden biridir. Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünden doğan yeni bir ulus-devlet inşa eden Atatürk, askeri dehası, vizyoner liderliği ve köklü reformlarıyla yalnızca Türk ulusunun kaderini değil, modernleşme teorilerine konu olan bir dönüşüm örneğini de şekillendirmiştir. Bu makale, Atatürk'ün kişilik özelliklerini, liderlik vasıflarını, gerçekleştirdiği devrimlerin kapsamını ve Türkiye Cumhuriyeti'ne yaptığı kalıcı katkıları akademik bir perspektifle, kanıta dayalı olarak incelemeyi amaçlamaktadır.
Birinci Bölüm: Atatürk'ün Kişiliği ve Liderlik Vasıflarının Psikolojik ve Akademik Analizi
1.1. Kişilik ve Liderlik Arasındaki İlişki
Siyaset biliminde olaylara odaklanılırken çoğu zaman aktörlerin kişiliklerinin rolü göz ardı edilmektedir. Oysa kişilik, bireylerin çevrelerine verdikleri yanıt biçimidir ve bu yanıtlar uluslarının kaderini değiştirecek güce sahip olabilir . Margaret Hermann tarafından geliştirilen Liderlik Kişilik Özellikleri teorisi, bir liderin kişiliğini yedi temel kategoride incelemektedir. Bu kategorilerin farklı kombinasyonları, farklı liderlik tarzlarını ortaya çıkarır. Selcen Gulce Cavus ve Mustafa Fedai Çavuş'un yaptığı akademik çalışma, bu teorik çerçeveyi Atatürk'e uygulayarak onun kişiliğinin bir sultanlıktan demokrasiye geçişte nasıl belirleyici olduğunu göstermiştir .
1.2. Psikobiyografik Bir Bakış: Çocukluk ve Gençlik Yıllarının Etkisi
Vamık Volkan ve Norman Itzkowitz'in "Ölümsüz Atatürk" (Immortal Atatürk) adlı eseri, Atatürk'ün kişilik gelişimini psikobiyografi yöntemiyle ele alan öncü çalışmalardan biridir . 1881 yılında Selanik'te doğan Mustafa, dönemin çok kültürlü ve batılılaşma eğilimindeki bir şehrinde dünyaya gelmiştir. Selanik nüfusunun yaklaşık 70.000 olduğu bu dönemde, nüfusun yarısı Yahudilerden oluşmakta, Türkler 15.000 ile ikinci sırada yer alırken, Rumlar üçüncü sırada bulunmaktaydı .
Atatürk'ün kişilik gelişiminde erken yaşta yaşadığı kayıpların önemli bir etkisi olmuştur. Ali Rıza Bey ile Zübeyde Hanım'ın evliliğinden doğan altı çocuktan yalnızca Mustafa ve kız kardeşi Makbule hayatta kalabilmiştir . Babasını 7 yaşında kaybeden Mustafa Kemal, bu kaybı Oedipal dönemin zirvesinde yaşamış ve bu durum psikolojik olarak derin izler bırakmıştır. Buna rağmen, erken yaşlardan itibaren kendi kaderini belirleme konusunda güçlü bir inanç sergilemiştir .
Annesi Zübeyde Hanım'ın onu dinî bir okula göndermek istemesine karşılık, babasının seküler eğitim yönündeki tercihi, Atatürk'ün ilerideki reformlarının temelini oluşturacak olan laiklik anlayışının ilk tohumlarını atmıştır. Babasının ölümünden sonra, onun savunduğu seküler okula duyduğu idealleştirme, Atatürk'ün karakteristik bir özelliği haline gelmiştir .
1.3. Yedi Temel Liderlik Özelliği
Cavus ve Çavuş'un Hermann'ın teorisini temel alan analizine göre, Atatürk'ün kişiliğinde yedi temel liderlik özelliği tespit edilmektedir :
1. Güç Motivasyonu: Atatürk, askeri okul yıllarından itibaren açık bir güç motivasyonu sergilemiştir. Bu motivasyon, onun vatanın kurtarılması ve milletin bağımsızlığı için mücadele etmesini sağlamış, kişisel çıkarların ötesinde ulusal bir hedefe hizmet etmiştir.
2. Görev Odaklılık: Kurtuluş Savaşı boyunca ve Cumhuriyet'in ilanından sonra, Atatürk'ün eylemleri tutarlı bir şekilde görev odaklı olmuştur. Bu özellik, onun kararlılığını ve belirlenen hedeflerden sapmamasını sağlamıştır.
3. Düşmanlık ve Dış Tehdit Algısı: Atatürk, işgal güçlerine ve Osmanlı yönetiminin teslimiyetçi politikalarına karşı güçlü bir düşmanlık duygusu geliştirmiştir. Bu algı, ulusal bağımsızlık mücadelesinin itici gücü olmuştur.
4. Kendine Güven: Atatürk'ün en belirgin özelliklerinden biri, kendi yeteneklerine olan sarsılmaz inancıdır. Bu güven, onun çok zorlu koşullarda dahi radikal kararlar almasını ve uygulamasını mümkün kılmıştır.
5. Kontrol İnancı: Olayların kendi kontrolü altında olduğuna olan inancı, Atatürk'ün kriz anlarında soğukkanlılığını korumasını ve stratejik hamleler yapmasını sağlamıştır. Liderlik ettiği süreçlerde pasif bir aktör değil, aktif bir yönlendirici olmuştur.
6. Güvensizlik: Dönemin siyasi koşulları içinde gelişen bu özellik, Atatürk'ün ittifakları dikkatle değerlendirmesine ve ulusal çıkarları tehlikeye atabilecek her türlü girişime karşı tetikte olmasına yol açmıştır.
7. Etnosentrizm: Atatürk'ün etnosentrizmi, Türk ulusunun bağımsızlığına, kültürel mirasına ve diline duyduğu derin saygıyla karakterizedir. Ancak bu, yabancı düşmanlığı şeklinde değil, ulusal kimliğin güçlendirilmesi ve çağdaş uygarlıklar seviyesine çıkarılması hedefiyle birleştirilmiştir.
1.4. Meta-Motivasyonel Düzeyde Kendini Gerçekleştirmiş Lider
Atatürk'ün kişilik yapısı, hümanistik psikoloji çerçevesinde de değerlendirilmiştir. Yapılan bir araştırmada, Atatürk'ün sadece kendini gerçekleştirmiş bir birey olmanın ötesinde, "meta-motivasyonel" düzeye ulaştığı vurgulanmaktadır . Bu kavram, Abraham Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinde en üst basamak olan kendini gerçekleştirmenin de ötesinde, bireyin kendini aşarak daha yüksek değerlere (adalet, hakikat, güzellik gibi) hizmet etmesi anlamına gelir. Atatürk'ün, kişisel çıkarlarının tamamen ötesinde, Türk ulusunun çağdaşlaşması ve bağımsızlığı idealine adanmışlığı, bu kavramsallaştırmayı desteklemektedir .
İkinci Bölüm: Atatürk'ün Liderlik ve İletişim Becerileri
2.1. Çok Yönlü Liderlik Tipolojisi
Atatürk'ün liderliği, tek bir liderlik tipolojisiyle açıklanamayacak kadar zengin ve çok boyutludur. Akademik literatür, Atatürk'te aşağıdaki liderlik tiplerinin bir kombinasyonunu tanımlamaktadır :
Karizmatik Liderlik: Atatürk, Kurtuluş Savaşı yıllarında ve sonrasında, karizmatik otoritesiyle kitleleri peşinden sürüklemiştir. Bu karizma, onun vizyonuna duyulan güven ve zorlu koşullarda gösterdiği cesaretten kaynaklanmıştır. Araştırmalar, Atatürk'ün ziyaretlerinin, gittiği bölgelerde "Saf Türkçe" isimlerin benimsenmesinde yaklaşık yüzde 10'luk bir artışa yol açtığını göstermektedir .
Dönüştürücü Liderlik: Atatürk, bir toplumun değerlerini, inançlarını ve davranış kalıplarını kökten değiştiren bir dönüştürücü liderdir. Saltanatın kaldırılması, harf devrimi ve laiklik gibi reformlar, toplumsal bir dönüşümü hedeflemiştir.
Demokratik Liderlik: Atatürk, tüm yetkiyi kendinde toplayan bir lider olmamış, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) açılmasıyla egemenliğin millete ait olduğunu ilan etmiştir. Ancak bu demokrasi anlayışı, dönemin koşullarında "yukarıdan aşağıya" bir modernleşme modeliyle şekillenmiştir .
Otoriter Liderlik: Dönemin olağanüstü koşulları ve hızlı modernleşme ihtiyacı, zaman zaman otoriter kararlar alınmasını gerektirmiştir. Tek partili dönemde alınan bazı kararlar, bu liderlik tipinin izlerini taşımaktadır. Ancak Atatürk, bu otoriteyi kişisel bir iktidar aracı olarak değil, reformların hayata geçirilmesi için bir araç olarak kullanmıştır.
2.2. Etkili İletişim Becerileri
Atatürk'ün başarısının ardındaki faktörlerden biri de üstün iletişim becerileridir. Öznur Nalçınkaya'nın çalışması, Atatürk'ün sözlü, sözsüz, yazılı ve görsel iletişim öğelerini etkili bir şekilde kullandığını ortaya koymaktadır .
Nutuk (Büyük Söylev): Atatürk'ün en önemli yazılı iletişim örneği olan Nutuk, 1919'dan 1927'ye kadar olan dönemi anlatan ve yeni kurulan Cumhuriyet'in resmî tarihini oluşturan 36.5 saat süren bir başyapıttır.
TBMM Açılış Konuşmaları: Atatürk'ün 1920'den 1938'e kadar TBMM'nin açılışlarında yaptığı konuşmalar, dönemin ekonomik, sosyal, kültürel, siyasi ve dış politika gündemini yansıtan önemli belgelerdir. İçerik analizi çalışmaları, bu konuşmaların dönemin reformları ve eylemleriyle paralellik gösterdiğini ortaya koymuştur .
Halka Doğrudan Ulaşma: Atatürk, yurt gezileri sırasında halkla doğrudan temas kurmuş, onların sorunlarını dinlemiş ve reformları anlatmıştır. Bu geziler, modern bir ulus inşasında liderin halkla buluşmasının ne kadar etkili olduğunu göstermektedir .
Üçüncü Bölüm: Atatürk Devrimleri - Modern Türkiye'nin İnşası
Atatürk'ün reformları, bir devleti yeniden yapılandırmanın çok ötesinde, bir medeniyet projesidir. Jacob M. Landau'nun editörlüğünü yaptığı "Atatürk and the Modernization of Turkey" başlıklı eser, bu reformları beş ana kategoride incelemektedir: Kemalist İdeoloji, Siyasi Kültür ve Bürokrasi, Sosyal ve Ekonomik Konular, Batılılaşma ve Kültür ile Kemalizm Algıları .
3.1. Siyasi Reformlar: Egemenliğin Kaynağının Değişmesi
Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922): Osmanlı Devleti'nin 623 yıllık hükümranlığına son veren bu devrim, egemenliğin artık millete ait olduğunun ilanıdır. Bu adım, Cumhuriyet'in ilanının önünü açmıştır.
Cumhuriyet'in İlanı (29 Ekim 1923): Yeni Türk devletinin yönetim biçiminin cumhuriyet olduğu ilan edilmiştir. Mustafa Kemal, oy birliğiyle ilk Cumhurbaşkanı seçilmiştir.
Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924): Bu reform, laiklik yolunda atılan en radikal adımlardan biridir. Halifelik makamının kaldırılmasıyla din ile devlet işleri tamamen ayrılmıştır.
1924 Anayasası: Yeni Türk devletinin hukuki temellerini oluşturan anayasa, eşitlik, özgürlük ve egemenlik ilkelerini güvence altına almıştır.
3.2. Hukuk Reformu: Çağdaş Hukuk Sistemine Geçiş
Atatürk'ün hukuk alanındaki reformları, Türkiye'yi İslam hukukundan (Şeriat) ayrıştırarak çağdaş bir hukuk sistemine kavuşturmuştur:
Tevhid-i Tedrisat Kanunu (3 Mart 1924): Eğitimin birleştirilmesini sağlayan bu kanun, medrese eğitimine son vermiş ve tüm okulların Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlanmasını öngörmüştür.
Medeni Kanun'un Kabulü (17 Şubat 1926): İsviçre Medeni Kanunu'ndan uyarlanan bu kanunla, çok eşlilik yasaklanmış, kadınlara miras ve boşanma hakkı tanınmış, resmî nikâh zorunlu hale getirilmiştir.
Türk Ceza Kanunu (1 Mart 1926): İtalyan Ceza Kanunu örnek alınarak hazırlanan bu kanun, modern bir ceza adalet sisteminin temelini oluşturmuştur.
Ticaret Kanunu ve Borçlar Kanunu: Ekonomik hayatı düzenleyen bu kanunlarla Türkiye, modern kapitalist sisteme entegre olmanın hukuki altyapısını tamamlamıştır.
3.3. Eğitim ve Kültür Reformları: Ulusal Kimliğin İnşası
Harf Devrimi (1 Kasım 1928): Osmanlıca'da kullanılan Arap alfabesi kaldırılmış, Latin alfabesine dayalı yeni Türk alfabesi kabul edilmiştir. Bu reform, okuma-yazma oranını artırmayı ve batılı uluslarla entegrasyonu kolaylaştırmayı hedeflemiştir .
Dil Devrimi: Güneş-Dil Teorisi ve Türk Dil Kurumu'nun kurulmasıyla, Türkçe'nin yabancı dillerin etkisinden arındırılması ve öz Türkçe'nin geliştirilmesi hedeflenmiştir. Bu reform, ulusal kimlik inşasının en önemli ayaklarından biridir .
Türk Tarih Tezi: Türk Tarih Kurumu'nun çalışmalarıyla, Türklerin dünya medeniyetine katkıları vurgulanmış ve milli tarih bilinci oluşturulmaya çalışılmıştır.
Üniversite Reformu (1933): Darülfünun kapatılarak modern üniversite modeline geçilmiştir. Bu reformla birlikte, Nazi Almanyası'ndan kaçan birçok bilim insanı Türkiye'ye davet edilmiş ve Türk akademisi uluslararası standartlara yükseltilmiştir.
3.4. Toplumsal Reformlar: Bireyin Dönüşümü
Kıyafet Devrimi (1925): Şapka Kanunu ile fes ve sarık gibi geleneksel başlıklar yasaklanmış, batılı kıyafetler teşvik edilmiştir. Bu reform, sembolik olarak Osmanlı geçmişinden kopuşu ve batılılaşmayı temsil etmektedir.
Tekke, Zaviye ve Türbelerin Kapatılması (1925): Tarikatların ve dini kurumların kapatılması, laikleşme sürecinin önemli bir parçasıdır. Bu adımla, dinin kamusal alandaki görünürlüğü azaltılmıştır.
Takvim, Saat ve Ölçülerde Değişiklik (1925): Hicri takvim ve Rumi takvim kaldırılarak Gregoryen takvime geçilmiştir. Doğu saati uygulaması sona ermiş, uluslararası saat sistemi kabul edilmiştir. Uzunluk ve ağırlık ölçülerinde metrik sisteme geçilmiştir.
Soyadı Kanunu (21 Haziran 1934): Her Türk vatandaşının bir soyadı alması zorunlu hale getirilmiştir. TBMM, Mustafa Kemal'e "Atatürk" (Türklerin Babası) soyadını vermiş, bu isim başkaları tarafından kullanılmak üzere yasaklanmıştır.
Lakap ve Unvanların Kaldırılması (26 Kasım 1934): Efendi, bey, paşa, hoca, hafız gibi unvanlar kaldırılmış, "Bay" ve "Bayan" kullanımı getirilmiştir. Bu reform, toplumsal eşitliği pekiştirmeyi amaçlamıştır.
3.5. Ekonomik Reformlar: Bağımsız Kalkınmanın Yolu
Atatürk'ün ekonomi politikası, dönemin koşullarına göre evrim geçirmiştir:
İzmir İktisat Kongresi (17 Şubat - 4 Mart 1923): Kurtuluş Savaşı'nın ardından toplanan bu kongre, yeni Türkiye'nin ekonomik yol haritasını belirlemiştir. Misak-ı İktisadi (Ekonomik Yemin) ile milli bir ekonominin temelleri atılmıştır.
Devletçilik (Etatism): 1930'lu yılların başında, dünya ekonomik bunalımının etkisiyle Atatürk, özel sektörün yetersiz kaldığı alanlarda devletin doğrudan yatırım yapmasını öngören devletçilik modelini benimsemiştir. Sümerbank (1933) ve Etibank (1935) gibi kurumlar, bu dönemde kurulan önemli kamu iktisadi teşebbüsleridir .
Kalkınma Planları: Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı (1934-1938) ile tekstil, şeker, demir-çelik gibi temel sanayi kollarında yatırımlar yapılmıştır.
3.6. Laiklik ve Din-Devlet İlişkisi
Atatürk'ün laiklik anlayışı, Fransız laiklik modelinden (laïcité) etkilenmiş ve Türkiye'ye özgü bir yorumla uygulanmıştır. Bu modelde devlet, din işlerine karışmadığı gibi, dini de devlet işlerine karıştırmamıştır. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kurulması, bu anlayışın kurumsal ifadesidir: Devlet, din hizmetlerini denetimi altına alarak dini kontrol etmiş, ancak inanç özgürlüğünü garanti altına almıştır .
Hakkı Taş'ın Bilkent Üniversitesi'ndeki yüksek lisans tezi, Atatürk dönemi laikleşme reformlarının Osmanlı'dan miras alınan "güçlü devlet geleneği" bağlamında anlaşılması gerektiğini savunmaktadır. Bu gelenekte devlet, toplumsal çıkarların toplamının ötesinde bir konuma sahiptir ve modernleşme, elitler tarafından "yukarıdan aşağıya" bir süreç olarak yürütülmüştür .
Dördüncü Bölüm: Atatürk'ün Türkiye Cumhuriyeti'ne Kalıcı Katkıları
4.1. Ulus-Devlet İnşası ve Ulusal Kimlik
Atatürk'ün en büyük katkılarından biri, dağılan bir imparatorluğun parçalarından homojen bir ulus-devlet inşa etmesidir. "Ne mutlu Türk'üm diyene" sözü, etnik kökene değil, ortak bir kimlik etrafında birleşmeye vurgu yapmaktadır. Dil, tarih ve eğitim reformları, bu ortak kimliğin yaratılmasında araç olarak kullanılmıştır.
Modern araştırmalar, Atatürk'ün ulus inşasındaki başarısının sadece karizmatik liderliğine değil, aynı zamanda yerel elitlerle stratejik işbirliği yapma ve reformları kurumsallaştırma becerisine dayandığını göstermektedir . Atatürk'ün ziyaretlerinin uzun vadeli etkileri incelendiğinde, isimlendirme ve eğitim alanlarında kalıcı sonuçlar gözlemlenirken, siyasi etkilerin daha sınırlı olduğu ve ancak yerel kurumların oluşturulduğu bölgelerde kalıcı hale geldiği tespit edilmiştir .
4.2. Demokratik Kurumların Temeli
Atatürk, Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte, çok partili hayata geçiş için iki kez girişimde bulunmuştur. 1924'te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve 1930'da Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın kurulmasına izin vermesi, onun demokratik bir sisteme olan inancını göstermektedir. Her iki girişim de dönemin iç ve dış koşulları nedeniyle başarısız olmuş olsa da, çoğulculuğa verilen önemin bir göstergesidir.
4.3. Barışçıl Dış Politika
"Sulhte sulh, cihanda cihan" (Yurtta barış, dünyada barış) ilkesi, Atatürk'ün dış politikasının temelini oluşturmuştur. Bu ilke doğrultusunda:
Balkan Antantı (1934): Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında imzalanan bu antlaşma, Balkanlarda kalıcı barışı hedeflemiştir.
Sadabad Paktı (1937): Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında imzalanan bu pakt, Orta Doğu'da işbirliğini amaçlamıştır.
Hatay'ın Anavatana Katılması (1939): Atatürk, Hatay sorununu askeri yöntemlerle değil, diplomatik yollarla çözerek barışçıl bir dış politika izlemiştir.
4.4. Kadın Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
Atatürk'ün kadın haklarına verdiği önem, modernleşme projesinin en çarpıcı boyutlarından biridir:
Medeni Kanun'un Etkisi: Kadınlara eşit miras hakkı, boşanma hakkı ve tanıklık yapma hakkı tanınmıştır. Çok eşlilik yasaklanmıştır.
Siyasi Haklar: Kadınlara önce belediye seçimlerinde (1930), ardından muhtarlık seçimlerinde (1933) ve nihayet milletvekili seçme ve seçilme hakkı (1934) tanınmıştır. Bu haklar, birçok Batı Avrupa ülkesinden daha önce tanınmıştır.
4.5. Çağdaş Sanat ve Kültürün Teşviki
Atatürk, kültürel kalkınmanın sanatla mümkün olduğuna inanmıştır:
Güzel Sanatlar: Resim, heykel ve mimarinin gelişmesi için destek vermiş, Güzel Sanatlar Akademisi'nin (daha sonra Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) gelişmesine katkıda bulunmuştur.
Müzik Devrimi: Geleneksel Türk müziğinin yanı sıra, batı müziğinin de gelişmesi için adımlar atılmış, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası güçlendirilmiştir. "Türk Beşleri" olarak bilinen besteci grubu, bu dönemde batı tekniğiyle Türk müziğini sentezlemiştir .
Tiyatro ve Opera: Devlet Tiyatroları ve Devlet Opera ve Balesi'nin temelleri bu dönemde atılmıştır.
Beşinci Bölüm: Değerlendirme ve Sonuç
5.1. Atatürk'ün Liderlik Modelinin Güncelliği
Atatürk'ün liderlik modeli, yüz yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen güncelliğini korumaktadır. Onun liderliğinde dikkat çeken unsurlar şunlardır:
Vizyoner Liderlik: Bugünden yarına değil, bir asır ilerisini gören bir vizyon.
Bilimsel Yaklaşım: "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözüyle bilimi rehber edinme.
Pragmatizm: İdeolojik katılıktan uzak, dönemin koşullarına göre esneyebilen bir yönetim anlayışı.
Ulusal Egemenlik: "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ilkesiyle demokrasinin temelini atma.
5.2. Reformların Kalıcılığının Sırları
Atatürk reformlarının bu kadar kalıcı olmasının arkasında yatan faktörler şunlardır:
Kurumsallaştırma: Reformlar, sadece liderin iradesine değil, aynı zamanda TBMM, Cumhuriyet Halk Partisi, üniversiteler gibi kurumlara dayandırılmıştır .
Eğitim: Harf Devrimi ve Tevhid-i Tedrisat gibi reformlar, yeni nesillerin Atatürk ilkeleriyle yetişmesini sağlamıştır.
Toplumsal Meşruiyet: Atatürk, yurt gezileri ve halkla doğrudan temas yoluyla reformlarını halka anlatmış ve meşruiyet zemini oluşturmuştur .
5.3. Sonuç: Bir Medeniyet Projesinin Mimarı
Mustafa Kemal Atatürk, bir devlet kurmanın ötesinde, bir medeniyet projesinin mimarıdır. Onun liderliği, parçalanan bir imparatorluktan çağdaş, laik, demokratik bir ulus-devlet yaratmıştır. Kişiliği, karizması, iletişim becerileri ve vizyonu, bu dönüşümün temel dinamikleri olmuştur.
Atatürk'ün mirası, sadece Türkiye sınırlarıyla sınırlı kalmamış, ulus-inşası ve modernleşme çabası içindeki tüm gelişmekte olan ülkeler için bir model oluşturmuştur. "Yurtta barış, dünyada barış" ilkesi, onun yalnızca bir ulusun değil, tüm insanlığın barış içinde yaşaması idealini yansıtmaktadır.
Bugünün Türkiye'sinde, Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet, onun gösterdiği muasır medeniyetler hedefi doğrultusunda ilerlemeye devam etmektedir. Onun "Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kafidir" sözü, gerçek liderliğin fiziksel varlığın ötesinde fikirlerin ve ideallerin yaşatılması olduğunu göstermektedir. Atatürk, bu anlamda, yalnızca bir dönemin değil, geleceği tesis etmiştir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder