"Atatürk Filistin cephesinden kaçtı, 10 binlerce asker esir bıraktı." iddiası.
Giriş
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk hakkında, özellikle son yıllarda bazı çevrelerce ortaya atılan en ağır iddialardan biri, I. Dünya Savaşı sırasında Filistin Cephesi’nden “kaçtığı” ve “on binlerce askeri esir bıraktığı” yönündedir. Bu iddialar, özellikle Kadir Mısıroğlu gibi bazı yazarlar tarafından “Filistin Cephesi’ndeki Hain” gibi şok edici başlıklarla gündeme getirilmiş[2], Necip Fazıl Kısakürek gibi isimlerin yazılarıyla da popülerleştirilmiştir.
Bu makale, söz konusu iddiaları birincil kaynaklar, askerî belgeler ve dönemin komutanlarının ifadeleri ışığında ele almayı, bilimsel tarihçilik metodolojisi çerçevesinde çürütmeyi amaçlamaktadır. İddiaların dayandırıldığı tezlerin tek tek ele alınması, cephenin gerçek durumunun, kuvvet dengelerinin, Mustafa Kemal’in cephedeki fiili rolünün ve ordunun çekilme sürecinin perde arkasının anlaşılması, bu iddiaların gerçek dışı olduğunu ortaya koyacaktır.
Birinci Bölüm: I. Dünya Savaşı’nda Filistin Cephesi’nin Genel Durumu
1.1 Cephenin Stratejik Önemi ve Açılma Amacı
Suriye-Filistin Cephesi, I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı İmparatorluğu’nun en uzun süreli ve en ağır kayıplar verdiği cephelerden biridir. Cephe, 28 Ocak 1915’te başlayan Birinci Kanal Harekâtı ile fiilen açılmıştır. Osmanlı’nın stratejik hedefi, Süveyş Kanalı’nı ele geçirerek İngilizlerin sömürgeleriyle (özellikle Hindistan) olan deniz bağlantısını kesmek ve Mısır’ı yeniden Osmanlı topraklarına katmaktı.
Ancak İngilizlerin bölgeye sürekli takviye yapması, Osmanlı ordusunun lojistik ve personel açısından giderek zayıflaması, cephenin kaderini belirlemiştir. Başlangıçta Süveyş üzerine yürüyen Osmanlı ordusu, savaşın ilerleyen yıllarında savunmaya çekilmek zorunda kalmış, cephe hattı giderek kuzeye, önce Gazze’ye, ardından Kudüs’e, son olarak da Nablus ve Şam’a kadar gerilemiştir.
1.2 Tarafların Askerî Güçleri ve Korkunç Dengesizlik
İddiaları anlamlı kılacak en önemli husus, cephedeki askerî güç dengesizliğidir. Zira iddia sahipleri, Mustafa Kemal’i “kaçmakla” suçlarken, karşı tarafta hangi devasa orduyla savaşıldığını görmezden gelmektedir.
Tabloda da görüleceği üzere, Eylül 1918’de Nablus Muharebesi öncesinde, Yıldırım Ordular Grubu’nun muharip asker mevcudu yalnızca 40.598 kişiden oluşuyordu. Bu kuvvetin dağılımı şöyledir:
| Ordu | Komutan | Muharip Er Mevcudu |
|---|---|---|
| 4. Ordu | Mersinli Cemal Paşa | 6.919 |
| 7. Ordu | Mustafa Kemal Paşa | 14.522 |
| 8. Ordu | Cevat Paşa | 19.157 |
| TOPLAM | 40.598 |
*(Kaynak: Genelkurmay Başkanlığı Yayınları, Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi - Sina Filistin Cephesi, 4. Cilt, 2. Kısım, Ankara, 1986, s. 758)*
Karşılarında ise, General Allenby komutasındaki Mısır Seferi Kuvvetleri (EEF) bulunmaktaydı. İngiliz Ordusu’nun Filistin Cephesi için ayırdığı personel sayısı şu şekildedir:
Toplam Personel: 467.650
Muharip Asker: 120.000 (bazı kaynaklara göre 228.927)
Süvari: 9.000
Askerî tarihçi Fahri Belen’in tespitine göre, “Filistin Cephesi’nde yapılan son muharebede, düşmanın Türk birliklerinden yaklaşık 200 kat daha fazla muharebe gücü üstünlüğüne sahip olduğu görülmektedir”. Bu veriler ışığında, bir komutanın düzenli bir geri çekilme yapmaması durumunda ordusunun tamamen kuşatılıp imha edileceği açıktır.
1.3 Yıldırım Ordular Grubu ve Komuta Kademesi
Yıldırım Ordular Grubu, 15 Temmuz 1917’de, dönemin Başkomutan Vekili Enver Paşa tarafından, Alman General Erich von Falkenhayn’ın komutasında kurulmuştur. Grubun kuruluş amacı, ilk etapta Bağdat’ı geri almak olsa da, kısa sürede hedef Filistin-Suriye savunması olarak değiştirilmiştir.
Grubun komuta kademesinde ciddi bir Türk-Alman çatışması yaşanmaktaydı. Mustafa Kemal Paşa, daha işin başında, Falkenhayn’ın planlarını ve Alman subaylarının Osmanlı toprakları üzerindeki emellerini sert bir şekilde eleştirmiştir. 20 ve 24 Eylül 1917 tarihli raporlarında, “Almanların savaşın uzamasından yararlanarak Osmanlı Devleti’ni sömürgeleştirmek istediğini” açıkça belirtmiştir. Bu eleştirileri nedeniyle Enver Paşa ile anlaşmazlık yaşayan Mustafa Kemal, 2 Ekim 1917’de 7. Ordu Komutanlığı’ndan istifa ederek İstanbul’a dönmüştür.
İkinci Bölüm: “Kaçtı” İddiasının Anatomisi ve Dayanaksızlığı
2.1 İddianın İçeriği ve Kaynakları
“Kaçtı” iddiası, temelde şu argümanlara dayanmaktadır:
Mustafa Kemal Paşa’nın 7. Ordusu, 19 Eylül 1918’deki Nablus (Megiddo) Meydan Muharebesi sırasında, sağındaki ve solundaki 4. ve 8. Ordulara haber vermeden gizlice çekilmiştir.
Bu çekilme sonucunda İngilizler, oluşan boşluktan içeri girerek 4. ve 8. Orduları kuşatmış ve on binlerce askeri esir almıştır.
Mustafa Kemal, ordusunu terk ederek bölgeden uzaklaşmış ve Halep’e kadar kaçmıştır.
Bu iddiaların en bilinen kaynağı, Necip Fazıl Kısakürek’in 1950 yılında Büyük Doğu Dergisi’nde “Dedektif X” mahlasıyla yayınladığı yazılardır. Bu yazılar daha sonra Kadir Mısıroğlu tarafından “Belgelerle Gerçek Tarih” gibi platformlarda işlenerek günümüze taşınmıştır.
2.2 Nablus (Megiddo) Muharebesi’nin Gerçek Seyri
İddiaları çürütmek için, 19 Eylül 1918’de başlayan Nablus Muharebesi’nin gerçek seyrini anlamak gerekir.
Plan ve Taarruz: General Allenby, uzun süredir hazırladığı plan dahilinde, 19 Eylül 1918 sabahı şafak sökerken, 8. Ordu’nun savunduğu sahil kesimine (Tul-i Kerem bölgesi) yoğun bir topçu ateşiyle taarruza geçti. İngilizler, piyadelerinin büyük kısmını (%61’ini) ve süvarilerinin %75’ini bu dar bölgeye yığmıştı. Amaç, savunmanın en zayıf halkası olan 8. Ordu mevzilerini yarıp, iç kesimlerdeki 7. ve 4. Orduların gerisine süvari birlikleriyle sarkmaktı.
Cephenin Yarılışı: İngiliz taarruzu, 8. Ordu cephesinde birkaç saat içinde tam bir yarılmaya yol açtı. 7. Ordu Kurmay Başkanı Mirliva Sedat’ın ifadesiyle; “8. Ordu’nun akıbeti (büyük oranda imha edilmesi) nedeniyle 7. Ordu ric’at etmek zorunda kalmıştır. Zira 8. Ordu cephesi yarılmış ve 7. Ordu, arkadan kuşatılıp imha edilme tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır”.
Mustafa Kemal’in Çekilme Kararı: İngiliz süvarilerinin, 7. Ordu’nun geri çekilme yollarını kesmesine ramak kalmıştı. Mustafa Kemal Paşa, ordusunun kuşatılmaması için derhal Bisan istikametinde çekilme emri vermek zorunda kaldı. Bu, askerî bir zorunluluktu. “Haber vermeden çekildi” iddiası ise tamamen mesnetsizdir. İletişim hatlarının tamamen kesildiği, kaosun hâkim olduğu bir savaş alanında ordular arasındaki koordinasyonun kopması kaçınılmazdır. Ayrıca Mustafa Kemal, çekilme emrini Ürdün’deki 4. Ordu’ya ulaştırabilmek için bir subayını görevlendirmiştir.
2.3 Esir Sayıları ve Mustafa Kemal’in Ordusunun Durumu
İddiaların en can alıcı noktası, “on binlerce askerin esir bırakılması”dır. Doğru olan şu ki, Yıldırım Ordular Grubu, bu muharebede ağır bir yenilgi almış ve toplamda yaklaşık 75.000 asker esir düşmüştür. Ancak bu esirlerin büyük çoğunluğu, cephe hattı yarılan ve kuşatılan 8. ile 4. Ordulara aittir.
Mustafa Kemal’in 7. Ordusu, büyük zayiat vermesine rağmen, 4. ve 8. Ordular gibi imha olmaktan kurtulmuş ve düzenli bir şekilde çekilmiştir. İddiaların aksine, Mustafa Kemal Paşa ordusunu terk ederek kaçmamış, 7. Ordusu’nun başında, bizzat çekilme sürecini yönetmiştir. Ordusunu toparlayarak önce Şam’a, oradan da Halep’e çekmiş ve İngilizlerin Halep’in kuzeyine geçmesini engellemiştir.
Dönemin İngiliz Komutanı General Allenby’nin raporlarında bile, 7. Ordu’nun imha edildiğine dair bir ifade yoktur. Allenby, 7. ve 8. Orduların birlikte imha edildiğini iddia etse de, sonraki raporlarında 45.000 Türk ve Alman askerinin Şam’a doğru düzenli bir şekilde çekildiğini itiraf etmek zorunda kalmıştır.
Üçüncü Bölüm: Mustafa Kemal’in Filistin Cephesi’ndeki Gerçek Rolü ve Başarıları
3.1 1917’deki İlk Görevi ve Haklı İkazları
Mustafa Kemal’in Filistin Cephesi’ndeki rolü, sadece 1918 sonundaki çekilme ile sınırlı değildir. 5 Temmuz 1917’de 7. Ordu Komutanı olarak atandığında, cephenin durumunu analiz etmiş ve çarpıcı tespitlerde bulunmuştur:
Bağdat Harekâtı’nın Anlamsızlığı: Alman komutan Falkenhayn’ın, zayıf Osmanlı ordusuyla Bağdat’a yürüme planını “imkânsız” olarak nitelendirmiştir.
Savunma Stratejisi: Asıl tehlikenin Filistin’den geleceğini ve tüm kuvvetlerin burada yoğunlaştırılması gerektiğini savunmuştur.
Siyasi Uyarı: Almanların, Osmanlı topraklarını sömürgeleştirme hedefinde olduğunu açıkça dile getirmiştir.
Bu uyarıları dikkate alınmayınca, Falkenhayn’ın komutasındaki ordu, Aralık 1917’de Kudüs’ü İngilizlere kaptırmıştır. Mustafa Kemal, bu başarısızlık üzerine, “Bu işin içinde olmak istemiyorum” diyerek istifa etmiş ve haklı çıkmıştır.
3.2 1918’de İkinci Görevi ve Vazifeye Dönüş
Mustafa Kemal, Padişah Vahdettin tarafından 5 Ağustos 1918’de tekrar 7. Ordu Komutanlığı’na atanmıştır. Bu atama, cephenin vahametinin farkında olan Vahdettin’in, Mustafa Kemal’in becerilerine duyduğu güveni göstermesi açısından önemlidir.
Atandığında, cephedeki durum içler acısıydı. Askerler açtı, cephane yoktu ve Arap çölünde bir avuç Türk askeri, dünyanın en büyük sömürge ordusuna karşı direnmeye çalışıyordu. Mustafa Kemal, bu imkânsız koşullarda ordusunu bir arada tutmayı başarmıştır.
3.3 Halep’te Düşmanı Durdurmak: “Kaçmak” Değil, “Vatan Savunması”
İddia sahiplerinin “Halep’e kaçtı” diye nitelendirdiği çekilme hareketi, aslında stratejik bir geri çekilme ve vatan savunmasının başlangıcıdır. Mustafa Kemal Paşa, ordusunun bakiyesini Halep’in kuzeyinde toplamış ve burada yeni bir savunma hattı oluşturmuştur.
26 Ekim 1918 tarihinde, Mustafa Kemal’in komuta ettiği 7. Ordu birlikleri, Halep’in kuzeyinde İngilizlerin taarruzunu durdurmayı başarmıştır. Bu başarı, İngiliz ordusunun Kilikya ovalarına inerek Anadolu’nun kalbine yürümesini engellemiştir. Eğer Mustafa Kemal “kaçmış” olsaydı, İngiliz süvarileri önünde hiçbir engel kalmayacak ve belki de Mondros Mütarekesi imzalanmadan Haydarpaşa’ya kadar ulaşabileceklerdi.
30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi imzalandıktan sonra, Mareşal Liman von Sanders görevini bırakmış ve 31 Ekim’de Mustafa Kemal Paşa, Yıldırım Ordular Grubu Komutanlığı’na getirilmiştir. Bu görevi, 7 Kasım 1918’de ordu grubu lağvedilene kadar sadece 8 gün sürmüştür.
Dördüncü Bölüm: İddiaların Mantıksal ve Kronolojik Çelişkileri
4.1 İstifa ve “Kaçış” Arasındaki Kronolojik Uyuşmazlık
İddiaların en büyük zaafı, kronolojik tutarsızlıklarıdır. Mustafa Kemal Paşa, 2 Ekim 1917’de görevinden istifa ettiğinde cephede henüz büyük bir bozgun yaşanmamıştır. Kudüs, Aralık 1917’de düşmüştür. Yani Mustafa Kemal, cephe daha kötü duruma gelmeden istifa etmiş ve sorumluluktan kaçmamış, aksine yanlış bulduğu bir stratejinin parçası olmak istememiştir.
Cephenin çöktüğü Nablus Muharebesi (19 Eylül 1918) sırasında ise Mustafa Kemal görevinin başındadır. Yani 1917’deki istifası ile 1918’deki çekilme aynı döneme ait değildir. İddia sahipleri, bu iki ayrı olayı sanki aynı anda olmuş gibi sunarak kamuoyunu yanıltmaktadır.
4.2 “Haber Vermeden Çekildi” İddiasının Askerî İmkânsızlığı
yüzyıl başı muhabere teknolojisi düşünüldüğünde, bir tümenin bile anlık olarak komşu birliklere konum bildirmesi zorken, kuşatma altındaki bir ordunun “haber vermeden” çekilmesi, savaşın doğası gereğidir. Esas olan, ordunun imha olmaktan kurtarılmasıdır.
Zaten 7. Ordu’nun çekildiğini gören komşu birlikler de zaten çökmüş durumdadır. 8. Ordu, taarruzun ilk saatlerinde parçalanmış; 4. Ordu ise iç kesimlerde kuşatılma korkusuyla dağılmıştır. Mustafa Kemal’in ordusunun düzenli bir şekilde çekilmesi, onun komuta yeteneğinin bir göstergesidir, kaçışının değil.
4.3 “Esir Bırakma” İddiasının Rakamsal Tutarsızlığı
Söz konusu dönemde, İngiliz ordusunun eline geçen 75.000 esirin neredeyse tamamı, dağılan 4. ve 8. Ordular ile cephe gerisindeki lojistik birliklerden oluşmaktadır. 7. Ordu’nun mevcudu zaten sadece 14.522 muharip askerdi. Mustafa Kemal, bu küçük kuvvetin büyük bir kısmını kurtararak Halep’e ulaştırmayı başarmıştır. “On binlerce askeri esir bırakmak” ifadesi, tüm cephenin kaybını tek bir komutanın üzerine yıkmak için üretilmiş bir propagandadır.
Beşinci Bölüm: Tarihsel Bağlam ve Milli Mücadele’ye Giden Yol
5.1 Mondros Mütarekesi ve Teslimiyet Psikolojisi
30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi, Osmanlı ordusunun fiilen teslim olması anlamına geliyordu. Mütarekenin 7. maddesi gereğince İtilaf Devletleri, güvenliklerini tehdit eden herhangi bir stratejik noktayı işgal etme hakkına sahipti. Bu madde, Osmanlı topraklarının işgaline zemin hazırlamıştır.
İşte bu noktada Mustafa Kemal Paşa, işgal ordularına karşı sessiz kalmamıştır. 3 Kasım 1918’de, İskenderun’a çıkarma yapmak isteyen İngiliz ve Fransız subaylarına karşı çıkmış ve bu çıkarmayı reddetmiştir. Bu tutum, onun işgale karşı ilk dik duruşudur.
5.2 Samsun’a Çıkışın Ön Koşulu: Emrindeki Ordunun Feshedilmesi
Mustafa Kemal Paşa, 13 Kasım 1918’de İstanbul’a dönmüş ve kendisini vatanı kurtarma görevine adamıştır. Yıldırım Ordular Grubu’nun lağvedilmesiyle birlikte elindeki son düzenli ordu da resmen ortadan kalkmıştır. Ancak Mustafa Kemal, bu ordunun komutanları ve subaylarıyla olan bağlantısını koparmamış, Anadolu’daki direnişin tohumlarını bu sayede atmıştır.
Unutulmamalıdır ki, Mustafa Kemal Paşa’yı 9. Ordu Müfettişi olarak Samsun’a gönderen Padişah Vahdettin’dir. Yani “kaçak” olarak nitelendirilen bir komutan, aslında Padişah tarafından görevlendirilerek Milli Mücadele’yi başlatmıştır. Bu durum, “kaçtı” iddiasının ne kadar komik bir çelişki olduğunu göstermektedir.
Sonuç
“Atatürk Filistin Cephesi’nden kaçtı, on binlerce asker esir bıraktı” iddiası, tamamen mesnetsiz, belgelerle ve mantıkla çelişen bir karalama kampanyasıdır. Bu makalede ortaya konulduğu üzere:
Eşitsiz Güç Dengesi: Mustafa Kemal Paşa’nın 14.522 askerine karşılık, General Allenby’nin 120.000 muharip askeri, 9.000 süvarisi ve 387 topu bulunmaktaydı. Ayrıca Arap isyanı da lojistik hatları felce uğratmıştır. Bu şartlarda askerî bir yenilgi kaçınılmazdı.
Stratejik Geri Çekilme: Nablus’ta 8. Ordu’nun cephesi yarılınca, 7. Ordu kuşatılma tehlikesi geçirmiş, Mustafa Kemal ordusunu imha olmaktan kurtarmak için stratejik bir geri çekilme emri vermiştir. Bu “kaçış” değil, zorunlu bir taktik harekâttır.
Esirlerin Sorumlusu Mustafa Kemal Değil: 75.000 esirin neredeyse tamamı, taarruzun hedefi olan 8. ve 4. Ordulara aittir. 7. Ordu saflarını koruyarak çekilmeyi başarmıştır.
Halep’te Durdurma Başarısı: Mustafa Kemal, ordusunu Halep’in kuzeyinde toparlamış ve İngiliz ordusunun Anadolu’ya geçişini fiilen durdurarak Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasına zemin hazırlamıştır.
Vatana Bağlılık: Mustafa Kemal, tüm bu olanlardan sonra İstanbul’a dönmüş ve kısa süre sonra işgal altındaki vatanı kurtarmak için Samsun’a çıkarak Milli Mücadele’yi başlatmıştır. Kaçan bir komutanın vatan kurtarma azmi göstermesi beklenemez.
Tarih, Mustafa Kemal Atatürk’ü, imkânsız şartlarda bile ordusunu teslim etmeyen, düşmana karşı son savunma hattını oluşturan ve sonrasında Türk milletini zaferden zafere taşıyan büyük bir komutan olarak kaydetmiştir. Bu iddialar, sadece tarihsel gerçeklerle değil, aynı zamanda Mustafa Kemal’in tüm yaşamı boyunca sergilediği vatanseverlik ve cesaretle de çelişmektedir. Onu küçük düşürmeye çalışan bu argümanların hiçbiri, akademik tarih araştırmalarında kabul görmemekte, sadece ve sadece ideolojik saplantıların bir ürünü olarak değerlendirilmektedir.
Kaynakça:
Genelkurmay Başkanlığı Yayınları, Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi - Sina Filistin Cephesi, 4. Cilt, 2. Kısım, Ankara, 1986.
Fahri Belen, *Birinci Dünya Harbi'nde Türk Harbi - 1918 Yılı Hareketleri*, Cilt V, Genelkurmay Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1967.
*The War Office, Statistics of the Military Effort of the British Empire during the Great War 1914-1920*, London, March 1922.
Dergipark, Nablus Meydan Muharebesi’nde Mustafa Kemal (Akademik Makale).
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Mardin İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, 1918 Kronolojisi.
Wikipedia, Suriye-Filistin Cephesi ve Yıldırım Ordular Grubu maddeleri (yardımcı kaynak).
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder