Giriş
Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan yüz yılı aşkın bir süre geçtikten sonra hâlâ kurucu felsefesi olan Kemalizm ile bu felsefeye yönelen muhalefet arasında derin bir kutuplaşma yaşamaktadır. “Kemalist düşmanlığı” kavramı, yalnızca Mustafa Kemal Atatürk’ün şahsına yönelik bir antipatiyi değil, aynı zamanda onun öncülük ettiği devrimlerin, laiklik ilkesinin, ulus-devlet yapısının ve cumhuriyet rejiminin reddini ifade eder. Bu karşıtlık, zaman zaman şeriat (İslam hukuku) talebiyle birleşerek Türkiye’nin siyasi, hukuki ve toplumsal yapısına alternatif bir düzen önerisine dönüşmektedir.
Bu makale, günümüz Türkiye’sinde Kemalizm karşıtlığının kökenlerini, tezahür biçimlerini ve toplumsal tabanını; Atatürk ve devrimlerine yöneltilen eleştirileri; cumhuriyet düşmanlığının boyutlarını ve şeriat talebinin bu bağlamdaki yerini sistematik bir şekilde analiz etmeyi amaçlamaktadır. Makale boyunca, konunun hassasiyetine uygun olarak nesnel bir dil kullanılacak, farklı görüşlere yer verilecek ve iddialar somut verilerle desteklenecektir.
1. Kemalizm Nedir? Tanım ve Temel İlkeler
Kemalizm, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde şekillenen, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesini oluşturan ideolojidir. Altı temel ilke üzerine inşa edilmiştir:
Cumhuriyetçilik: Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu, monarşi ve teokrasinin reddedildiği yönetim biçimi.
Milliyetçilik: Osmanlı millet sistemi yerine, ortak dil, tarih ve kültür etrafında birleşmiş Türk ulusunu esas alan anlayış.
Halkçılık: Sınıf ayrımının reddi, halkın doğrudan yönetime katılımı ve sosyal adalet.
Devletçilik: Sanayileşme ve kalkınmada devletin aktif rol üstlenmesi (özellikle 1930’lardan sonra).
Laiklik: Din ve devlet işlerinin ayrılması, dinin kamusal alandan siyasetin düzenleyici etkisinden çıkarılması.
İnkılapçılık (Devrimcilik): Toplumsal ve siyasal yapının sürekli reformlarla çağdaş medeniyet seviyesine çıkarılması.
Kemalizm, yalnızca bir siyaset doktrini değil, aynı zamanda bir modernleşme projesidir. Bu proje, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünden çıkarılan derslerle, Batı’daki Aydınlanma, pozitivizm ve ulus-devlet modellerinden esinlenmiştir.
2. Kemalizm Karşıtlığının Tarihsel Kökenleri
Kemalizm karşıtlığı, cumhuriyetin ilanıyla neredeyse yaşıttır. Kökenleri dört ana damardan beslenir:
2.1. Halifelik ve Saltanat Yanlısı Muhalefet (1920’ler)
Saltanatın kaldırılması (1922) ve halifeliğin ilgası (1924), özellikle dini çevrelerde ve eski Osmanlı seçkinleri arasında büyük tepkiye yol açtı. Şeyh Sait İsyanı (1925) ve Menemen Olayı (1930), bu tepkinin silahlı ayaklanmalara dönüştüğü örneklerdir. Bu muhalefet, Kemalizm’i “dinsizlik” ve “gelenek yıkıcılık” ile suçlamıştır.
2.2. Çok Partili Hayata Geçişle Büyüyen Örgütlü Muhalefet (1945-1950)
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tekelini sona erdiren çok partili dönem, Kemalist ilkelere açıktan muhalefet edebilen partilerin doğmasını sağladı. Demokrat Parti (DP), özellikle laiklik karşıtı tabana hitap etmese de, “ezanın Arapça okutulması”, “Kur’an kurslarının açılması” gibi sembolik talepleri sahiplenerek Kemalist laikliğe meydan okudu. 1950-1960 arasında laiklik ilkesinin yumuşatılması yönünde atılan adımlar, Kemalist çevrelerde endişe yaratırken, muhafazakâr kitlelerin Kemalizm’den giderek uzaklaşmasına neden oldu.
2.3. 12 Eylül 1980 Darbesi ve Sağ-Sol Kutuplaşmasında Kemalizm
1980 askeri darbesi, Kemalist ideolojinin sözcülüğünü üstlenen ordu tarafından gerçekleştirilmiş olsa da, darbe sonrası yönetimin İslami motiflere izin vermesi (din derslerinin zorunlu hale getirilmesi, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın güçlendirilmesi) hem sol hem de dini muhafazakâr muhalefeti şaşırttı. Bu dönemde, “Türk-İslam sentezi” resmî bir söylem haline geldi ve Kemalizm’in milliyetçi kanadı İslam’la uzlaştırılırken, Kemalizm karşıtlığı daha ziyade sol ve İslamcı çevrelerin ortak paydası haline geldi.
2.4. 28 Şubat 1997 ve “Postmodern Darbe”nin Tepkisi
Laiklik karşıtı faaliyetlerin arttığı 1990’larda, Refah Partisi’nin (RP) iktidara ortak olması ve ardından 28 Şubat sürecinde ordunun laikliğe müdahale etmesi, İslamcı hareket içinde derin bir “Kemalizm düşmanlığı”nı besledi. RP kapatıldıktan sonra kurulan Fazilet Partisi ve ardından Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), Kemalist laikliğe karşı daha temkinli bir dil kullansa da, tabanında Kemalizm’i “darbeci”, “antidemokratik” ve “dinsiz” olarak niteleyen güçlü bir damar oluştu.
3. Günümüz Türkiye’sinde Kemalizm Karşıtlığının Tezahürleri (2002-2025)
AKP’nin 2002’den itibaren kesintisiz iktidarı, Kemalizm karşıtlığını önce sivilleştirip meşrulaştırmış, ardından sistematik bir devlet politikasına dönüştürmüştür. Bu süreçte şu başlıklar öne çıkmaktadır:
3.1. Atatürk Algısının Dönüşümü ve Şahsına Yönelik Eleştiriler
Günümüz Türkiye’sinde, kamuoyu araştırmalarına göre Atatürk hâlâ toplumun büyük çoğunluğu tarafından saygıyla anılmaktadır. Ancak iktidar çevrelerine yakın medya, sivil toplum kuruluşları ve sosyal medya fenomenleri aracılığıyla Atatürk’e yönelik eleştiriler giderek daha yüksek sesle dile getirilmektedir. Bu eleştirilerin odağında şu noktalar yer alır:
Dini hassasiyetleri hiçe saymak: Atatürk’ün şapka devrimi, harf devrimi, tekke ve zaviyelerin kapatılması, “Medeni Bilgiler” kitabında yer alan pozitivist ve materyalist ifadeler, “din düşmanlığı” olarak yorumlanmaktadır.
Bağımsızlık Savaşı’na katkısının küçümsenmesi: Atatürk’ün rolü, “tek adamcılık”la sınırlandırılmakta; silah arkadaşlarının, özellikle de dini referansları öne çıkan kişilerin katkıları öne çıkarılmaktadır.
Kişisel yaşamına yönelik spekülasyonlar: Atatürk’ün özel hayatı, içki tüketimi, ailesiyle ilişkileri, vefatının şüpheli yönleri gibi konular sürekli gündemde tutularak “ahlaki bir çöküşün temsilcisi” imajı çizilmeye çalışılmaktadır.
3.2. Devrimlere Yönelik Sistematik Aşındırma
Kemalizmin “altı ok”undan en çok hedef alınanlar laiklik ve devrimcilik ilkeleridir:
Harf Devrimi’nin (1928) fiilen askıya alınması değil, ancak eğitimde Arapça ve Osmanlı Türkçesi’nin yeniden canlandırılması: İlahiyat fakültelerinde ve imam hatip liselerinde Osmanlı Türkçesi zorunlu ders haline gelmiş; kamu kurumlarında Arapça tabelalar, levhalar yaygınlaşmıştır.
Şapka Devrimi’nin sembolik olarak tersine çevrilmesi: Devlet törenlerinde ve resmî fotoğraflarda başörtüsü, takke, sarık gibi dini başlıkların görünürlüğü artmış; şapka “Batı taklitçiliği” olarak aşağılanmıştır.
Takvim, saat ve ölçülerde Batı standartlarına muhalefet: Cuma gününün resmî tatil olması tartışmaları, Hicri takvimin resmî kullanımda yeniden yaygınlaştırılması çabaları.
Tekke ve zaviyelerin kapatılmasının (1925) fiilen işlevsiz hale gelmesi: Tarikat ve cemaatlerin dernek, vakıf, şirket adı altında örgütlenmesi; devlet içinde yapılanmaları; AYM ve Danıştay gibi yüksek yargı organlarında tarikat temsilcilerinin görev alması.
3.3. Cumhuriyet Rejimine Alternatif Modeller: “Yeni Türkiye” Söylemi
2000’li yılların sonlarından itibaren, özellikle 2010 referandumu ve 2017 anayasa değişikliğiyle birlikte, cumhuriyet rejiminin temel yapı taşları dönüştürülmüştür:
Parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçiş (2017): Bu değişiklik, Kemalist cumhuriyetçilik ilkesinde “güçler ayrılığı” ve “Meclis üstünlüğü” anlayışını tasfiye etmiştir. Yeni sistemde yürütme, yasama ve yargı üzerinde yoğun bir kontrol mekanizması kurulmuştur.
Askeri vesayetin tasfiyesi: MGK’nın yetkilerinin sembolik hale getirilmesi, yüksek yargıdaki asker üyelerin çıkarılması, ordunun siyasetten tamamen çekilmesi Kemalistler tarafından “cumhuriyetin bekasının zayıflatılması” olarak yorumlanmıştır.
Cumhuriyet sembollerinin değiştirilmesi: Resmî törenlerde İstiklal Marşı’nın okunma protokolü, Andımız’ın kaldırılması (2013), okullarda “Her Türk asker doğar” gibi geleneksel Kemalist sloganların terk edilmesi.
3.4. Kemalizm Karşıtlığının Siyasi Partiler Platformundaki Yansımaları
2023-2026 döneminde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde temsil edilen partilerden:
AKP ve MHP resmî söylemlerinde Kemalizm’e açıkça karşı çıkmamakla birlikte, tüzüklerinde Kemalist ilkelere (özellikle laiklik ve devrimcilik) atıf yapmamakta; geçmiş dönemde Kemalizm’i “doğu despotizmi”, “Jakobenizm”, “devlet ateizmi” gibi kavramlarla eleştirmişlerdir.
Yeniden Refah Partisi ve HÜDA PAR gibi küçük partiler ise doğrudan şeriat talebiyle Kemalizm’i reddetmektedir. Bu partiler, laikliğin kaldırılmasını, Atatürk’ün adının kamu alanlarından kaldırılmasını ve cumhuriyet rejiminin yerine “hilafet” ya da “İslam cumhuriyeti” modelini önermektedir.
Zafer Partisi ve İYİ Parti gibi milliyetçi partiler ise Kemalizm’in milliyetçilik ve cumhuriyetçilik ilkelerini sahiplenmekle birlikte, sosyal ve kültürel devrimler konusunda daha temkinlidir; laiklik konusunda ise “inanç özgürlüğü” söylemini öne çıkararak Kemalist katı laiklikten uzaklaşmışlardır.
4. Şeriat Talebi: Kemalizm Karşıtlığının En Radikal Yüzü
Şeriat, İslam hukukunu ifade eden geniş bir kavramdır. Günümüz Türkiye’sinde şeriat talebi üç farklı düzeyde incelenebilir:
4.1. Sembolik/Retorik Düzeyde Şeriat Talebi
Bu düzeyde şeriat, daha çok “ahlaki bir düzen” özlemi olarak dile getirilir. Örneğin:
“Faizin yasaklanması”
“İçki satışının ve tüketiminin sınırlandırılması”
“Kadın-erkek karışık eğitimin kaldırılması”
“İslami kıyafet zorunluluğu (başörtüsü, peçe, sakal)”
Bu talepler, Kemalist devrimlerin özellikle toplumsal hayatı düzenleyen yasalarına doğrudan muhalefet eder. Örneğin, kadın-erkek eşitliğini tesis eden Türk Medeni Kanunu (1926) ve kılık kıyafet serbestiyesi, şeriat temelli fıkhi kurallarla çelişmektedir.
4.2. Kurumsal Düzeyde Şeriat Talebi
Bu düzeyde devletin hukuk sisteminin tamamen değiştirilmesi ve Türk Kanunları yerine İslam fıkhının ikame edilmesi istenir. Talepler şunlardır:
TCK’nın (Türk Ceza Kanunu) kaldırılması, yerine hadd ve kısas cezalarının konulması: Hırsızlıkta el kesme, zina yapanların taşlanarak öldürülmesi, irtidat (dinden çıkma) suçunda ölüm cezası.
Medeni Kanun’un ilgası: Mirasta erkeğe iki pay, kadına bir pay; evlilikte velayet hakkının erkeğe verilmesi; çok eşliliğin serbest bırakılması; boşanma hakkının yalnızca erkeğe tanınması.
Anayasa’nın değiştirilmesi: Laiklik maddesinin (madde 24) kaldırılması, “hükümranlık Allah’ındır” ibaresinin konulması, yargı yetkisinin şer’i mahkemelere devredilmesi.
Bu talepler, Türkiye’nin taraf olduğu AİHS, BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve CEDAW gibi uluslararası sözleşmelerle doğrudan çelişmektedir.
4.3. Toplumsal Düzeyde Şeriat Talebi
Kamuoyu araştırmaları, şeriat talebinin doğrudan siyasi partilerin oy oranlarıyla sınırlı olmadığını göstermektedir. KONDA, AREL, MAK gibi şirketlerin 2015-2025 arasında yaptığı anketlere göre:
Türkiye genelinde “şeriat ile yönetilmek istiyorum” diyenlerin oranı %8-12 arasında değişmektedir.
Bu oran, eğitim seviyesi düşük, kırsalda yaşayan, gelir seviyesi düşük ve dini hassasiyeti yüksek kitlelerde %25’e kadar çıkmaktadır.
Anadolu’nun bazı illerinde (Şanlıurfa, Van, Muş, Adıyaman) bu oran %30’u bulabilmektedir.
Önemli nokta: Şeriat talep eden kitlenin büyük bir kısmı, aynı zamanda Atatürk’e saygı duyduğunu ve cumhuriyeti benimsediğini ifade etmektedir. Bu, “çelişkili bilinç” olarak adlandırılabilecek bir durumdur: Soyut dini idealler ile somut cumhuriyet kazanımları arasında bir uyumsuzluk.
5. Neden Kemalizm Karşıtlığı ve Şeriat Talebi Artmıştır? Sosyolojik Açıklamalar
5.1. Kimlik Siyaseti ve “Mağduriyet” Anlatısı
Kemalizm karşıtı hareketlerin en güçlü argümanı, “dindar kesimlerin cumhuriyet boyunca baskı gördüğü” iddiasıdır. Gerçekten de tek parti döneminde (1923-1945) bazı uygulamalar (örneğin köylere imam gönderilmemesi, ezanın Türkçe okutulması) dindar çevrelerde travmatik bir hafıza oluşturmuştur. Bu travma, 1950’den sonra her seçim döneminde güncellenmiş ve “laik devlet dinsizler tarafından yönetiliyor” algısı pekiştirilmiştir.
2010’lu yıllardan itibaren iktidar da bu mağduriyet anlatısını sahiplenmiştir. “Darbe mağdurları”, “28 Şubat mağdurları”, “başörtüsü mağdurları” gibi kategoriler oluşturulmuş; bu mağduriyetleri giderme iddiasıyla Kemalist kurumlar (anayasa mahkemesi, yargı, ordu, üniversiteler) sistematik olarak dönüştürülmüştür.
5.2. Korporatist Dönüşüm ve Muhafazakâr Burjuvazinin Yükselişi
1980 sonrası ihracata dayalı sanayileşme, Anadolu kaplanları olarak bilinen muhafazakâr sermayedarların yükselmesini sağladı. Konya, Kayseri, Gaziantep, Denizli gibi illerdeki bu yeni burjuvazi, ekonomik gücünü siyasete tahvil ederek Kemalist seçkinlere (bürokrasi, yargı, ordu, akademi) karşı bir alternatif güç odağı oluşturdu. Bu sınıf, “dini değerlerle sermaye birikimini” meşrulaştırırken, Kemalizm’i “Batıcı, taklitçi, milli olmayan” bir ideoloji olarak reddetti.
5.3. Küresel İslamcı Akımlar ve Medya Etkisi
1990’lardan itibaren Suudi Arabistan, Katar ve İran destekli medya kuruluşları (kanallar, gazeteler, dijital platformlar) Türkiye’de şeriat ve hilafet yanlısı yayınlar yapmaya başladı. Özellikle Arapça yayın yapan kanalların Türkçe altyazılı versiyonları, YouTube ve sosyal medya fenomenleri, “Kemalizm=ateizm” denklemini sürekli işledi.
Ayrıca, 2010’lu yıllarda İslami kesimde popülerleşen “yeniden hilafet” ve “ümmetçilik” söylemleri, Kemalist ulus-devlet anlayışını hedef aldı. Bu söyleme göre, Türk milliyetçiliği “cahiliye devri” ideolojisidir; Müslümanlar için sınırlar ve milliyetler anlamsızdır, tek bağlayıcı unsur İslam’dır.
5.4. Eğitim Sistemindeki Dönüşüm
2000’li yıllarda eğitim sistemi köklü bir değişime uğradı. 4+4+4 sistemiyle (2012) imam hatip ortaokulları yeniden açıldı ve zorunlu din dersinin yanı sıra seçmeli “Kur’an-ı Kerim”, “Siyer”, “Temel Dini Bilgiler” dersleri getirildi. Müfredat, “Türk İslam sentezi”nden “İslam ağırlıklı bir Türklük” anlayışına evrildi. Atatürk’le ilgili ders saatleri azaltılırken, “Hz. Muhammed’in Hayatı” gibi dersler zorunlu/ seçmeli hale geldi.
Bu dönüşümün etkisiyle, 2020’lerde imam hatip liselerinde okuyan öğrenci sayısı 1,5 milyonu aştı. Bu öğrencilerin bir kısmı, mezun olduktan sonra üniversitelerde ilahiyat, hukuk, siyasal bilgiler gibi bölümlerde okumakta ve devletin kritik kademelerine yerleşmektedir. Eğitim hayatı boyunca Kemalist devrimlere dair eleştirel bir bakış açısıyla yetişen bu nesil, doğal olarak Kemalizm karşıtı bir dünya görüşüne sahip olmaktadır.
6. Kemalizm Karşıtlığının Sonuçları: Toplumsal Kırılmalar ve Gelecek Senaryoları
6.1. Toplumda Derin Kutuplaşma
Günümüz Türkiye’sinde “Kemalist” ve “anti-Kemalist” kimlikler, etnik kimliklerden (Türk-Kürt) veya mezhepsel ayrımlardan (Sünni-Alevi) daha belirleyici hale gelmiştir. Bir bireyin Atatürk’e, cumhuriyete ve laikliğe yaklaşımı, onun siyasi yönelimini, arkadaş çevresini, hatta evleneceği kişiyi belirleyen en önemli faktörlerden biri olmuştur.
Sosyal medya platformlarında (Twitter, TikTok, Instagram), “Kemalist” ve “şeriatçı” etiketleri karşılıklı hakaretlere sahne olmaktadır. Mahalle baskısı, işe alımlarda ayrımcılık, okullarda dışlama gibi günlük hayat pratiklerine kadar inen bu gerilim, toplumsal dokuyu aşındırmaktadır.
6.2. Demokrasi ve Hukuk Devletinin Zayıflaması
Kemalizm karşıtlığının iktidar tarafından araçsallaştırılması, hukuk devleti ilkesine zarar vermiştir. Örneğin:
Anayasa Mahkemesi’nin laiklikle ilgili iptal kararları, Cumhurbaşkanı tarafından “vesayetçi zihniyet” olarak nitelendirilmiş; bu kararlar fiilen uygulanmamıştır.
Yargıtay ve Danıştay gibi yüksek mahkemelerin yetkileri sınırlandırılmış, hakim ve savcıların atanmasında siyasi kriterler belirleyici olmuştur.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye aleyhindeki laiklik ihlali kararları (örneğin, Leyla Şahin davası başörtüsü yasağı) görmezden gelinmiştir.
6.3. Uluslararası İlişkilerde Yalnızlaşma
Kemalizm karşıtı söylem ve şeriat yanlısı politikalar, Türkiye’yi Batı’dan uzaklaştırmıştır. AB’ye üyelik süreci fiilen durmuş, ABD ile ilişkilerde güven bunalımı yaşanmış, NATO içindeki Türkiye’nin pozisyonu sorgulanır hale gelmiştir. Diğer taraftan, Katar, Suudi Arabistan, Pakistan gibi ülkelerle “İslami dayanışma” adı altında stratejik ortaklıklar kurulmuş; bu durum Kemalist çevrelerde “Türkiye’nin Orta Doğululaşması” endişesini artırmıştır.
6.4. Gelecek Senaryoları
Türkiye’nin mevcut gidişatına dair üç ana senaryo tartışılmaktadır:
Senaryo 1 – Mevcut eğilimin devamı: Kemalist ilkeler aşınmaya devam edecek, laiklik sembolik düzeye indirgenecek, şeriat talebi belli bir oranda kabul görecek ancak tam bir İslam hukuku uygulanmayacak (İran benzeri bir model değil, daha çok “ılımlı İslam” modeli). Atatürk saygınlığını kısmen koruyacak ancak etkisi azalacak.
Senaryo 2 – Restorasyon: Ekonomik kriz ve artan toplumsal huzursuzluk sonucu, merkez sağ ve merkez sol bir koalisyonla Kemalist ilkeler kısmen yeniden güçlenecek; laiklik anayasada daha güçlü güvencelere kavuşturulacak; Atatürk sembolik olarak yeniden “milli birlik” unsuru haline gelecek.
Senaryo 3 – Radikal dönüşüm: İktidarın daha da radikalleşmesi, yargıda ve güvenlikte tasfiyelerin derinleşmesi, resmî ideolojinin “Türk-İslam sentezinden” tamamen İslamcı bir çizgiye evrilmesi. Bu durumda şeriat talebi resmî politika haline gelebilir, laiklik kaldırılabilir, Atatürk resmî törenlerden ve müfredattan tamamen çıkarılabilir. Bu senaryo, iç savaş riski ve uluslararası ambargo olasılığını da beraberinde getirir.
7. Sonuç ve Değerlendirme
Günümüz Türkiye’sinde Kemalizm karşıtlığı, basit bir siyasi görüş farklılığının ötesinde, derin bir medeniyet ve kimlik çatışmasının ifadesidir. Bu karşıtlık, Atatürk’ün şahsına saygısızlıktan cumhuriyeti ilga çağrılarına, laiklikten vazgeçmekten doğrudan şeriat talebine kadar uzanan geniş bir yelpazede kendini göstermektedir.
Kemalizm karşıtlığının yükselişinde tarihsel travmalar, ekonomik dönüşümler, eğitim politikaları, uluslararası akımlar ve iktidarın araçsallaştırması gibi çok faktörlü bir tablo vardır. Bu tabloyu yalnızca “gericilik” veya “çağdışılık” gibi kavramlarla açıklamak, indirgemeci olacaktır. Aynı şekilde, Kemalizm’i “darbecilik” veya “Jakobenizm” ile eşitleyerek reddetmek de tarihsel gerçekliğe uygun düşmez.
Şeriat talebinin gücü, Kemalist karşıtlığın en uç noktasını temsil etmekle birlikte, Türkiye toplumunun halen büyük çoğunluğunun cumhuriyetçi, laik ve demokratik bir düzende yaşamak istediğini göstermektedir. Ancak, bu kesimin pasif kalması veya kutuplaşmanın tırmanması halinde, üçüncü senaryonun (radikal dönüşüm) gerçekleşme ihtimali göz ardı edilmemelidir.
Bu noktada, sorunun çözümü, Kemalizm ile şeriatçılık arasında bir tercih yapmak değil; her iki kesimi de kapsayacak, ifade özgürlüğünü, din ve vicdan hürriyetini, demokratik katılımı ve hukukun üstünlüğünü mümkün kılacak bir anayasal vatandaşlık zemininin yeniden inşasıdır. Bu zemin, ne laikliği dinsizlikle eşitleyen şeriatçı populizme ne de dini tamamen kamusal alandan dışlayan katı Kemalizm’e yer vermelidir. Aksi takdirde, Türkiye önümüzdeki yıllarda daha derin çatışmalara ve belki de onarılamaz yarılmalara sürüklenecektir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder