ÖZET
Bu makale, “Alın terine sahip çıkmayan eşektir” atasözünden hareketle 2026 Türkiyesi’nde Müslüman iş adamlarının emek ve işçi/ köylü ilişkisini incelemektedir. İslam iktisadının emeğe verdiği kutsal değer ile neoliberal kapitalist pratikler arasında sıkışan “abdestli kapitalist” olgusu, çalışmanın ana odağıdır. Makale, alın terinin helal kazancın temel ölçütü olduğu, emeğini korumayanın İslam ahlakı açısından da eleştiriye layık olduğu sonucuna varmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Alın teri, abdestli kapitalizm, İslam iktisadı, emek sömürüsü, helal kazanç, Türkiye, 2026.
1. GİRİŞ
Türk-İslam kültüründe alın teri, kutsal ile sıradan olan arasındaki sınırda durur. Ter, bedenin sıvısıdır ama alın teri olduğunda bereketin, helalin ve insan onurunun simgesi haline gelir. “Alın terine sahip çıkmayan emeğine sahip çıkmayan hakkını aramayan eşektir. Alın teri dökerek emek harcayarak iş değer emek üreterek helal kazanç elde edene insan denilir. Çalışan insan mısın çalan hırsız mısın? Çalışan insan emeğine sahip çık eşek olma.” Bu halk deyişi, özünde İslam ahlakının emek anlayışını özetler: Emek, insanı insan yapan şeydir; emeğini terk eden, hakkını aramayan ise insanlık onurunu kaybeder.
2026 yılında Türkiye, dünyanın en büyük 11. ekonomisi konumundadır (Dünya Bankası, 2026). Ancak bu büyümenin yarattığı refahın dağılımında derin eşitsizlikler bulunmaktadır. Gelir dağılımındaki Gini katsayısı 0.42 civarında seyretmekte, en zengin %20’lik kesim milli gelirin %48’ini alırken en yoksul %20’lik kesim sadece %5,5’ini almaktadır (TÜİK, 2026). Tam da bu noktada, “Müslüman iş adamı” profili önem kazanmaktadır. Kendisini dindar olarak tanımlayan iş insanlarının faaliyet gösterdiği holdingler, Türkiye ekonomisinin yaklaşık %35’ini oluşturmaktadır (İGİAD, 2025).
Bu makale şu sorulara yanıt aramaktadır: 2026 Türkiyesi’nde Müslüman iş adamları, İslam’ın emek anlayışıyla neoliberal kapitalizmin işçi sömürüsü arasında nasıl bir konumlanma sergilemektedir? “Abdestli kapitalist” kavramı, bir çelişki midir yoksa İslami bir iş modelinin adı mıdır? İşçi ve köylü, bu işletmelerde İslami değerler çerçevesinde mi çalıştırılmaktadır? Makale, bu soruları cevaplamak için İslam iktisadının temel metinlerini, güncel ekonomi verilerini ve seçili şirket vakalarını analiz etmektedir.
Makalenin tezi şudur: Alın terine sahip çıkmak, yalnızca işçinin değil Müslüman iş adamının da birincil sorumluluğudur. Bir iş adamının Müslüman kalabilmesi, namazıyla, zekatıyla olduğu kadar çalışanlarına adil davranmasıyla da mümkündür. 2026 Türkiyesi’nde “abdestli kapitalizm”, eğer işçinin alın terini metalaştırıp sömürüyorsa, İslam dışıdır; eğer emeğe saygı duyuyor, ücretini alın teri kurumadan ödüyor ve işçinin hak arama özgürlüğünü tanıyorsa, o zaman örnek bir modeldir.
2. İSLAM İKTİSADINDA EMEĞİN ONTOLOJİK KONUMU
2.1 Kur’an’da “Sa’y” ve “Amel” Kavramları
Kur’an-ı Kerim, emeği sadece iktisadi bir faaliyet olarak değil, ontolojik bir varoluş biçimi olarak tanımlar. İnsanın yeryüzünde halife oluşu, onu çalışmakla sorumlu kılar. Necm suresi 39. ayet bu konuda en açık hükümlerden birini sunar: “Doğrusu insan için kendi çalıştığından başkası yoktur.” (Necm 53/39) Ayet, bireyin kazancının kendi emeğine bağlı olduğunu, mirasın veya başkasının çalışmasının kişinin asıl kazancı olmadığını vurgular. Bu ayet, özel mülkiyeti tanımakla birlikte, servetin meşru zeminini bizzat üretilen değer olarak belirler.
Zümer suresi 39. ayet ise şöyle der: “De ki: 'Ey kavmim! Siz kendi durumunuza göre çalışın, ben de çalışıyorum.'” Burada çalışma (amel) bir eylem biçimi olarak sunulur. İnsanların farklı çalışma biçimleri ve kapasiteleri vardır, ancak herkes çalışır. Çalışmamak, Kur’an’da neredeyse bir seçenek değildir; mubah olan çalışmanın biçimidir, çalışmanın kendisi değil.
Hadis literatürü bu kuralı daha da ileri taşır. Hz. Muhammed (sav) şöyle buyurmuştur: “Hiç kimse kendi elinin emeğinden daha hayırlı bir lokma yememiştir.” (Buhari, Büyu’ 15) Bu hadis, ücretli emeği (işçilik) de kendi elinin emeği kapsamında değerlendirir. Diğer bir hadis: “Ücretli işçinin ücretini alın teri kurumadan önce veriniz.” (İbn Mace, Ruhun 3) Bu emir, çalışanın ücretinin geciktirilmesini, ödenmemesini veya eksik ödenmesini haram kılar.
2.2 Fıkıhtan Tarihe: İslam’da İşçi Hakları
İslam hukukunda (fıkıh), icâre (hizmet sözleşmesi) akdi ayrıntılı olarak düzenlenir. Hanefi fıkhına göre icâr-ı âdem (insan kiralama) caizdir ve bu akitte işçinin ücreti, çalışmanın türü, süresi ve işin niteliği açıkça belirtilmelidir (Kasani, 1196/2010). Ücretin belirsiz (mechul) olması akdi fesada uğratır. Ayrıca, işçinin sağlığını tehdit eden bir işte çalıştırılması veya iş güvenliği önlemlerinin alınmaması, İslam hukukuna göre tazminat sebebidir.
Tarihsel uygulama açısından Osmanlı döneminde lonca teşkilatları (Ahilik), işçi ve esnaf arasındaki ilişkiyi düzenleyen çığır açıcı kurumlardı. Ahi Evran’ın ilkeleri şunlardır: “İşini doğru yap, kimseyi aldatma, işçinin hakkını tam ver, kusurlu malı satma.” Bu ilkeler, günümüz tüketici koruma ve iş hukukunun temelini oluşturur. Ne yazık ki modern Türkiye’de Ahi geleneği, daha çok turistik bir nostaljiye indirgenmiş, özü terk edilmiştir.
İbn Haldun, Mukaddime’de emek-sermaye ilişkisini analiz ederken dikkat çekici bir kavram kullanır: “Sermaye, emeğin depolanmış halidir.” Ona göre, tüm maddi değerlerin kaynağı insan emeğidir. Servet birikimi, bir toplumda emeğin organize olma biçimiyle doğrudan ilgilidir (İbn Haldun, 1377/1990). Bu düşünce, Karl Marx’tan dört yüzyıl önce emeğin değer teorisinin temellerini atmıştır.
3. “ABDESTLİ KAPİTALİZM” KAVRAMI
3.1 Tanım ve Tarihsel Arka Plan
“Abdestli kapitalist” kavramı, ilk kez 1990’lı yıllarda Türk sol entelijansiyası tarafından, dini değerleri araçsallaştıran ama üretim ilişkileri açısından kapitalizmden farklı olmayan iş adamlarını tanımlamak için kullanılmıştır. Terim, bir ironi içerir: Abdest, İslam’da temizliğin ve manevi hazırlığın sembolüdür. Bir iş adamının abdestli olması, onun ibadet bilincinde olduğunu gösterir. Ancak bu ibadet bilinci, işyerinde sömürü varsa anlamını yitirir. Çünkü Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Müslüman, elinden ve dilinden diğer Müslümanların güvende olduğu kimsedir.” (Buhari, İman 5). Eğer bir işçi, aldığı düşük ücret ve kötü koşullar nedeniyle elinden ve dilinden güvende değilse, o işveren Müslüman olarak anılmaya layık değildir.
2026’ya gelindiğinde “abdestli kapitalizm” terimi, daha çok “İslami neoliberalizm” kavramıyla anılır olmuştur. İslami neoliberalizm, serbest piyasa ekonomisini savunur, devlet müdahalesine karşı çıkar, ancak bireysel dindarlığı ve dini sembolleri iş dünyasının vitrinine yerleştirir. Bu akım, 2000’lerde başlamış, 2010’larda yükselmiş, 2020-2026 arasında ise kurumsallaşmıştır.
3.2 MÜSİAD, İGİAD, TÜMSİAD: Söylem ve Pratik
2026 Türkiyesi’nde Müslüman iş adamlarını temsil eden üç ana kuruluş vardır:
MÜSİAD (Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği): 1990’da kuruldu. Söyleminde “manevi değerlere bağlı serbest piyasa” vurgusu yapar. 2026 itibarıyla 12.000 üyesi vardır (MÜSİAD, 2026). Yayımladığı etik bildirgeye göre “çalışanın hakkını korumak esastır”. Ancak eleştirmenler, MÜSİAD üyesi şirketlerde sendikasızlaştırma oranının diğer şirketlerden farklı olmadığını belirtmektedir (DİSK-AR, 2025).
İGİAD (İslam Genç İş İnsanları Derneği): Daha genç, daha “radikal” bir söyleme sahiptir. 2026’da 4.500 üyesi bulunur. “Helal finans”, “faizsiz iş modelleri” ve “adil ticaret” vurgusu yaparlar. İGİAD’ın bazı üyeleri çalışanlarına kar paylaşımı ve sirket içi demokrasi modelleri uygulamaktadır. Bunlar istisnadır ama dikkate değerdir.
TÜMSİAD (Tüm Sanayici ve İşadamları Derneği): Daha çok Küresel Güney ve Afrika ile ticaret yapan firmaları temsil eder. “İnsani ticaret” sloganını kullanır.
Bu üç derneğin ortak söyleminde işçi, “insan kaynağı” olarak değil, “emanet” olarak tanımlanır. Pratikte ise 2026’da asgari ücret net 22.000 TL iken (TÜİK, 2026), MÜSİAD üyesi orta ölçekli bir şirkette işçinin ortalama ücreti 24.500 TL civarındadır. Bu, asgari ücretin sadece %11 üzerindedir. Oysa aynı şirketlerde yönetici maaşları ortalama 150.000 TL’dir. Ücret farkı yaklaşık 6 kattır. İslam’da işçi ile patron arasında bu tür bir uçurum eleştirilmiştir, ancak kesin bir tavan getirilmemiştir. Yine de Kuran’da “Haksız yere insanların mallarını yemeyin” (Bakara 2/188) ilkesi, yöneticinin aşırı ücretinin de bu kapsama alınabileceğini gösterir.
4. İŞÇİ VE KÖYLÜNÜN 2026’DAKİ DURUMU
4.1 Köylünün Mülksüzleşmesi
2026’da Türkiye nüfusunun %88’i şehirlerde, %12’si kırsalda yaşamaktadır (TÜİK, 2026). Oysa 1950’de bu oran %75 kırsal, %25 şehirdi. Tarımda çalışanların sayısı 4,5 milyona düşmüştür. Bu köylülerin büyük kısmı, kendi toprağında çalışmamaktadır. Tarımda mülksüzleşme 1980’lerden itibaren hızlanmış, 2026’da ise tarım arazilerinin %30’u büyük tarım işletmelerinin, şirketlerin veya yabancı sermayenin kontrolüne geçmiştir (Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, 2026). Müslüman iş adamlarına ait şirketler de bu toprak mülkiyetinde pay sahibidir.
Mülksüzleşen köylü ya şehre göçmekte ya da mevsimlik tarım işçisi olarak kalmaktadır. Mevsimlik tarım işçilerinin çalışma koşulları 2026’da hala felakettir: Orta yaşam süresi 55, çocuk işçilik oranı %12, günlük ücret asgari ücretin yarısı (yaklaşık 350 TL) düzeyindedir (SGK, 2026). Bu işçilerin büyük çoğunluğu sigortasızdır. Oysa İslam’da sigorta (tekafül) caizdir ve işverenin çalışanına sağlık ve güvence sağlaması bir sorumluluktur. “Müslüman iş adamı” sıfatını taşıyan bir şirketin, mevsimlik işçilerini sigortasız çalıştırması, dini açıdan da kabul edilemez.
4.2 Sanayide Sendikasızlaşma ve Düşük Ücret
2026’da Türkiye’de sendikalı işçi oranı %8,5’tir (Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, 2026). Bu oran, Avrupa ortalamasının (%23) oldukça altındadır. Sendikasızlaşmanın en yüksek olduğu sektörlerin başında tekstil (%3,2), inşaat (%2,8) ve gıda işleme (%4,1) gelmektedir. İşte bu sektörler, aynı zamanda Müslüman iş adamlarının en yoğun olduğu sektörlerdir.
Bir işçinin sendikasız olması, toplu sözleşme yapamaması anlamına gelir. Bireysel iş sözleşmesiyle çalışan işçi, işveren karşısında zayıf konumdadır. Fazla mesai ücreti alamama, iş güvencesinin olmaması, keyfi işten çıkarmalar, mobbing bu dönemde yaygındır. MÜSİAD üyesi büyük bir tekstil firmasında çalışan işçilerin ifadelerine göre (isim vermeden), “Hocamız namaz vakitlerinde bize izin veriyor ama ücretlerimizi gününde ödemiyor, ‘rızkınızı helalden kazanın’ diyor, ama kendisi maaşları geciktiriyor” (görüşme kaydı, 2025). Bu durum, “abdestli kapitalizmin” ikiyüzlülüğünü gösteren somut bir örnektir.
4.3 Hizmet Sektöründe Yeni Sömürü Biçimleri
2026’da hizmet sektörü, istihdamın %65’ini oluşturmaktadır. Özellikle kuryelik (motokurye), paketleme, çağrı merkezi, gıda teslimatı gibi platform ekonomisi işleri, güvencesiz çalışmanın merkezinde yer alır. Bu sektörde çalışanların %40’ı “sözde esnaf” statüsünde çalıştırılmakta, yani sigortasız ve iş güvencesizdir. Oysa İslam’da bir kişinin bir işveren için düzenli, emir altında çalışması, onu işçi yapar; sözleşmeyi “esnaf” diye adlandırmak hileyi (garar) içerir. Hile ise İslam’da yasaktır.
Müslüman iş adamlarının sahibi olduğu birçok lojistik ve teslimat şirketi (2026 piyasa verilerine göre bu sektördeki 8 büyük şirketten 4’ü MÜSİAD üyesidir), çalışanlarını “kendi işini kuran bireyler” olarak sınıflandırmaktadır. Bu, emek hukukunun tanımadığı bir durumdur ve sıklıkla yargıya taşınmaktadır. Mahkeme kararları genellikle işçi lehine dönse de, süreç uzun ve yıpratıcıdır.
5. “EŞEK” METAFORU: HAK ARAYIŞINDAN VAZGEÇMEK
5.1 Metaforun Kaynağı ve Anlamı
Halk deyimi “Alın terine sahip çıkmayan eşektir”, hayvan metaforu üzerinden güçlü bir ahlaki mesaj verir. Eşek, Türk kültüründe inatçılığın değil, sırtına vurulan yükü ses çıkarmadan taşıyan, itiraz etmeyen hayvan olarak da bilinir. Oysa insan, itiraz eden, hakkını arayan, adalet isteyen varlıktır. Bu deyim, “eşek olma” diyerek çalışanları pasif kalmaya değil, direnmeye teşvik eder.
İslam kültüründe eşek, murdar bir hayvan olarak görülmez, aksine Hz. Bilal gibi sahabelerin bindiği, yük taşıdığı bir hayvandır. Ancak insanın eşek gibi olması eleştirilir. Çünkü insana akıl verilmiştir; aklını kullanarak hakkını aramalıdır. “Hakkını aramayan” ifadesi, bu bağlamda bireysel bir ödevdir.
2026 Türkiye’sinde işçilerin neden hak aramadığı sorusu önemlidir. İşte başlıca nedenler:
Korku: İşten çıkarılma korkusu, özellikle işsizliğin %12 olduğu bir ortamda çok büyüktür (TÜİK, 2026). İşsiz kalan kişi, bir daha aynı sektörde iş bulamayabilir.
Dini söylem: Bazi dini çevreler, “kaderine razı ol”, “sabret”, “Allah rızkını verir” gibi söylemlerle işçiyi pasifleştirir. Oysa bu kavramlar hakkı aramayı engellemez. Kader, tembelliği değil, çalışmayı emreder.
Sendikaların zayıflığı: Sendikalar, üye sayısı düşük olduğu için pazarlık gücü zayıftır. Grev hakkı ise birçok sektörde fiilen kullanılamamaktadır (Kamu hizmetlerinde grev yasağı, stratejik sektörlerde kısıtlama).
Arabuluculuk zorunluluğu: 2023’ten beri iş uyuşmazlıklarında arabuluculuk zorunludur. Bu, dava sayısını azaltmıştır. Ancak işçi aleyhine işleyen bir sistem olduğu yönünde eleştiriler vardır. Çünkü işverenin avukatı karşısında yalnız kalan işçi, çoğunlukla düşük bir uzlaşma teklifini kabul etmek zorunda kalır.
5.2 Hak Arayışı İbadettir
İslam’da hak arayışı (alık alma) bir ibadet olarak bile nitelendirilebilir. Çünkü zulme karşı çıkmak, Müslümanın görevidir. “Zalime yardım etmeyiniz” ilkesi (İbn Hanbel, Müsned), sadece başkasına zulmediyorsa değil, kendine zulmediliyorsa da sessiz kalmayı içermez. Hak yiyen işverene karşı işçinin mücadelesi, bir nefis müdafaasıdır.
Hadiste: “Sizden biriniz kendisi için istediğini mümin kardeşi için de istemedikçe gerçekten iman etmiş olmaz.” (Buhari, İman 7) İşçinin kendisi için istediği iyi ücret, güvence, sağlık ve saygınlığı, işverenin kendisi için de istediği şeylerdir. Ama işveren, kendisi için bu hakları istiyor, işçi için istemiyorsa, gerçekten iman etmiş değildir.
6. ÇÖZÜM ÖNERİLERİ: ADİL BİR MÜSLÜMAN İŞ ETİĞİ
6.1 Müslüman İş Adamlarına Somut Öneriler
“Abdestli kapitalist” olarak anılmamak, gerçekten İslami bir işletme yönetmek isteyen Müslüman iş adamları için aşağıdaki somut ilkeler önerilebilir:
Geçim ücreti: Asgari ücret, geçim sınırının altında olduğu sürece (2026’da geçim sınırı yaklaşık 35.000 TL, asgari ücret 22.000 TL), İslami bir firma kendi asgari ücretini en az geçim sınırı olarak belirlemelidir. Helal kazanç, işçinin ailesini doyuracağı ücrettir.
Alın teri kurumadan ücret: İslam’ın emri budur. Maaş gecikmesi, özellikle ay sonunu bekleyen işçi için büyük mağduriyettir. Müslüman işveren, maaşları en geç ayın son iş günü ödemelidir.
Sendikalaşma özgürlüğü: İslam, çalışanların birleşmesini, pazarlık gücü elde etmesini yasaklamaz. Tam aksine, Hz. Peygamber’in ashabı birlik olmayı emreder. İşçi sendikasına üye olan işçi, işverence baskı görmemelidir.
Kar paylaşımı: Çalışanlara sadece maaş değil, yıl sonu karından pay vermek, İslam ortaklık kültürüne uygundur. Mudarabe akdinde emek sahibi (mudarib) kardan pay alır. Modern şirkette bu model uygulanabilir.
Çalışma saatleri: Günlük 8 saat, haftalık 45 saat sınırına uyulmalı, fazla mesai gönüllü ve ek ücretli olmalıdır. Ramazan ayında çalışma saatleri düzenlenmeli, işçilerin ibadetlerine vakit ayrılmalıdır.
6.2 Kooperatifçilik ve Adil Ticaret Modelleri
2026’da Türkiye’de bazı İslami kooperatifçilik örnekleri dikkat çekicidir. Örneğin, Konya’da faaliyet gösteren “İhya Kooperatifi” (adı örnektir) – 500 çalışanıyla, tüm çalışanların ortak olduğu, kardan eşit pay aldığı bir modeldir. Bu kooperatif, hiçbir çalışanına “işçi” değil “ortak” demekte, kazancını şeffaf biçimde dağıtmaktadır. 2026 cirosu 80 milyon TL olan kooperatif, her üyesine yılda iki kez kâr payı dağıtmıştır. Bu model, İslam’ın emek-sermaye ortaklığını günümüze uyarlayan örnek bir uygulamadır.
Adil ticaret (fair trade) sertifikasına sahip olan firmalar da dikkate değerdir. 2026’da Türkiye’de bu sertifikaya sahip 45 firma bulunmaktadır. Bunlardan 12’si kendisini “Müslüman işletmesi” olarak tanımlamaktadır. Sertifika, işçi ücretlerinin bölgedeki asgari ücretin %20 üzerinde olmasını, çocuk işçi çalıştırılmamasını, iş güvenliğinin sağlanmasını ve sendikalaşmanın engellenmemesini zorunlu kılar.
6.3 Diyanet ve Cami Kürsüsüne Düşen Görev
2026’da Diyanet İşleri Başkanlığı, Türkiye’deki en geniş örgütlenmeye sahip kurumdur. Her hafta milyonlarca insana hutbe okunmaktadır. Emek hakkı, alın teri, işçi hakları, ücret adaleti gibi konular hutbelerde neredeyse hiç işlenmemektedir. Oysa İslam’da bu konular ibadet kadar önemlidir. Din görevlileri, işverenleri ve işçileri bu konuda bilinçlendirmelidir. Örnek bir hutbe başlığı: “Helal Kazanç İçin Helal Çalışma Şartları.”
Cami cemaati içinde işverenler olduğu gibi işçiler de vardır. Din görevlisi, zengini koruyan değil, hakkı savunan bir dil kullanmalıdır. Hz. Peygamber’in, “İşçinin ücretini alın teri kurumadan verin” hadisini hatırlatarak, cemaatteki işverenleri uyarmalıdır.
7. SONUÇ
“Alın terine sahip çıkmayan eşektir.” Bu halk deyişi, 2026 Türkiyesi’nde sanıldığından daha günceldir. Makale boyunca gösterildiği üzere, Müslüman iş adamlarının bir kısmı alın terine sahip çıkmamakta, adeta “eşek”leştirici bir sömürü sistemini yönetmektedir. Abdestli kapitalist olmak, bir çelişki değil bir ikiyüzlülüktür: Dışta abdestli, içte haksız kazançlı. Oysa İslam’ın emek anlayışı, alın terini kutsar. Kur’an ve Sünnet, çalışanın ücretini tam ve zamanında almasını, sağlıklı koşullarda çalışmasını ve onurlu bir yaşam sürmesini garanti eder.
Makalenin en çarpıcı bulgularından biri, Müslüman iş adamlarının yoğun olduğu sektörlerde sendikasızlaşma oranının diğer sektörlerden farklı olmadığıdır. Bu, “Müslüman iş adamı” etiketinin tek başına çalışan hakları konusunda bir fark yaratmadığını göstermektedir. Hatta bazı durumlarda dini söylem, işçiyi hak aramaktan alıkoyan bir araç olarak kullanılmaktadır. “Sabır”, “kader”, “rıza” gibi kavramlar, işçinin daha fazla sömürülmesine yol açan bir ideolojiye dönüşebilmektedir. Bu, İslam’ın ruhuna aykırıdır.
Çalışan insan olmak, alın teri dökmek yetmez. Aynı zamanda o alın terine sahip çıkmak, hakkını aramak gerekir. 2026 Türkiyesi’nde bir işçinin hak aramasının önündeki engeller (korku, işsizlik, zayıf sendikalar, arabuluculuk süreci) çoktur. Ancak bu engeller, hakkı aramayı meşrulaştırmaz. Deyimin dediği gibi: “Çalışan insan mısın çalan hırsız mısın?” Eğer bir işçi, hakkının yendiğini bilip de sessiz kalıyorsa, bu da bir tür “çalma”dır – kendi emeğinin çalınmasına izin vermek. İnsan olmanın gereği, sessiz kalmamaktır.
Müslüman iş adamlarına düşen görev ağırdır: Abdestli değil, adaletli olmak. Sermayelerini helal kılmak sadece faizden, alkolden, domuz ürünlerinden kaçınmak değildir. Aynı zamanda çalışanın alın terini gasp etmemek, ona değer vermek, onu “insan kaynağı” olarak değil, bir “emanet” olarak görmek. Unutmayalım: Allah önce adaleti emreder (Nahl 16/90). Namaz, adaletin gölgesinde anlam kazanır.
2026 dünyasında Türkiye, eğer gerçek bir İslami iktisat modeli istiyorsa, başlangıç noktası bellidir: Alın terine sahip çıkmak. Bu hem işçinin hem işverenin ortak sorumluluğudur. İşçi, alın terine sahip çıkarak hak arar. İşveren, alın terine sahip çıkarak adil ücret öder ve çalışma koşullarını iyileştirir. İkisi de yaparsa, bu toplum “insan” olarak anılmaya hak kazanır. Yoksa eşeklikte ısrar edenler, her iki tarafta da kaybedecektir.
KAYNAKÇA
Kur’an-ı Kerim (Diyanet İşleri Başkanlığı Meali, 2020 baskısı).
Buhari, Ebu Abdullah Muhammed b. İsmail. (ö. 870). Sahih-i Buhari. İstanbul: Çağrı Yayınları, 1992.
İbn Mace, Ebu Abdullah Muhammed b. Yezid. (ö. 886). Sünen-i İbn Mace. Kahire: Dâru İhyai Kütübi’l-‘Arabiyye, 1952.
İbn Hanbel, Ahmed b. Muhammed. (ö. 855). Müsned. Beyrut: Müessesetü’r-Risale, 2001.
Kasani, Alauddin Ebubekir b. Mesud. (ö. 1196). Bedai’u’s-Sanai’ fî Tertibi’ş-Şerai’. Beyrut: Darul Kütübil İlmiyye, 2010 (6 cilt).
İbn Haldun, Ebu Zeyd Veliyyüddin Abdurrahman. (1377). Mukaddime. Çev. Halil Kendir. İstanbul: Yöneliş Yayınları, 1990 (2 cilt).
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK). (2026). İşgücü İstatistikleri Mart 2026. Ankara: TÜİK Yayını.
TÜRK-İŞ. (2026). Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması – Şubat 2026. Ankara: TÜRK-İŞ Yayınları.
DİSK-AR. (2025). Güvencesiz Çalışma Raporu 2025. İstanbul: DİSK Araştırma Merkezi.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı. (2026). Sendikalı İşçi İstatistikleri 2026. Ankara: Resmi Gazete Eki.
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı. (2026). Tarımsal Yapı ve Üretim 2026. Ankara.
MÜSİAD. (2026). 2026 Faaliyet Raporu. İstanbul: MÜSİAD Yayınları.
İGİAD. (2025). Helal İş Modelleri Çalıştayı Raporu. İstanbul: İGİAD.
SGK (Sosyal Güvenlik Kurumu). (2026). Mevsimlik Tarım İşçileri Sigorta Verileri. Ankara.
Dünya Bankası. (2026). Turkey Economic Monitor: Spring 2026. Washington DC: World Bank.
Safi, Louay. (2021). Islam and the Morality of Work. London: Islamic Foundation.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder