20 Mayıs 2026 Çarşamba

Şalcı Bacı İskilipli Atıf Şapka Giymeyen Müslümanlar'ı Katletti Mustafa Kemal ATATÜRK

 

“Şalcı Bacı, İskilipli Atıf ve Katledilen Müslüman Halk” Rivayetinin Tarihsel Kritiği

Giriş

Türkiye Cumhuriyeti’nin erken dönem reformları, özellikle de 1925 yılında çıkarılan Şapka Kanunu, ülkenin modernleşme sürecinde kritik bir dönemeç teşkil etmiştir. Bu reformlar, günümüzde hâlâ hararetli tartışmaların odağında yer almakta ve farklı ideolojik kamplar tarafından çarpıtılarak sunulabilmektedir. Bu bağlamda, “Şalcı Bacı’yı İskilipli Atıf’ı astı şapka giymeyen Müslüman halkı katletti Mustafa Kemal.” iddiası, söz konusu döneme dair en uç ve en çarpıcı suçlamalardan biridir. Bu iddia, tek bir cümlede, Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü, binlerce Müslüman Türk’ü “şapka giymedikleri” gerekçesiyle sistematik bir şekilde katletmekle, din adamlarını idam etmekle ve bir kadını “şal sattığı” için astırmakla itham etmektedir.

Elinizdeki bu makale, söz konusu iddiayı akademik bir titizlikle, dört temel başlık altında çürütmeyi amaçlamaktadır. İlk olarak, Şapka Kanunu’nun gerçek tarihsel bağlamı, yasal içeriği ve hedefleri incelenecektir. İkinci olarak, iddianın iki temel figürü olan İskilipli Atıf Hoca ile Şalcı Bacı vakaları, birincil ve ikincil kaynaklar ışığında ele alınarak, efsane ile gerçeklik arasındaki fark ortaya konacaktır. Üçüncü olarak, “şapka giymeyen Müslüman halkın katledilmesi” iddiası, dönemin isyan hareketleri, İstiklal Mahkemeleri’nin işleyişi ve cezai süreçler detaylandırılarak niceliksel ve niteliksel bir analize tabi tutulacaktır. Sonuç bölümünde ise tüm bu bulgular sentezlenerek, iddianın neden tarihsel bir temelden yoksun, ideolojik bir inşa olduğu nihai olarak ortaya konacaktır.

1. Tarihsel Bağlam ve Şapka Kanunu’nun Gerçek Mahiyeti

İddiayı anlamak için öncelikle Şapka Kanunu’nun neden çıkarıldığını, hangi koşullarda yürürlüğe girdiğini ve yasanın içeriğini doğru bir şekilde tespit etmek gerekmektedir. Yasanın kendisi hakkında yapılan en büyük yanılgı, onu “kim şapka giymezse idam edilir” gibi ilkel bir yaptırım aracı olarak kodlamaktır. Bu, tarihsel bağlamdan tamamen kopuk, anakronik bir yorumdur.

1.1. Yasanın Çıkarılış Gerekçeleri: Modernleşme ve Kimlik İnşası

Mustafa Kemal Atatürk liderliğindeki Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı İmparatorluğu’nun küllerinden doğan, ulus-devlet ilkesine dayalı, laik ve çağdaş bir ülke hedeflemekteydi. Bu hedef doğrultusunda, toplumsal hayatın her alanında köklü değişimlere girişilmiştir. Halifeliğin kaldırılması (3 Mart 1924), tekke ve zaviyelerin kapatılması (30 Kasım 1925) ve ardından gelen Şapka Devrimi, bu çağdaşlaşma ve laikleşme sürecinin birbirini tamamlayan halkaları olarak görülmelidir .

Dönemin kıyafet düzenlemeleri, sadece bir başlık değişikliğinden ibaret değildi; Osmanlı toplumunda din, etnik köken ve meslek gibi farklılıkları sembolize eden kıyafetlerin yerine, modern ulus-devlet vatandaşlığının eşitlikçi ve birleştirici simgelerini ikame etme projesiydi. Mustafa Kemal’in Kastamonu gezisi sırasında 27 Ağustos 1925’te yaptığı konuşma, bu dönüşümün felsefesini açıkça ortaya koymaktadır:

“…Biz her bakımdan insan olmalıyız. Çok acılar çektik. Bunun sebebi dünyanın durumunu anlayamamızdandır. Fikrimiz ve zihniyetimizle beraber, kıyafetlerimiz de tepeden tırnağa kadar medeni olmalıdır ve olacaktır. Şunun bunun sözüne ehemmiyet vermeyeceğiz. Medeni olacağız ve bununla iftihar edeceğiz.” 

Bu konuşma, “Frenk mukallitliği” (Batı taklitçiliği) değil, aksine çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmanın bir gereği olarak görülmüştür.

1.2. Kanunun Hukuki Çerçevesi ve Yaptırımları

Bu noktada en kritik husus, 25 Kasım 1925 tarih ve 671 sayılı “Şapka İktisası Hakkında Kanun”un içeriğidir. İddianın temel dayanak noktası, bu kanunun “şapka giymemeyi idam suçu olarak düzenlediği” yönündeki iddiadır. Bu iddia, kanun metniyle ve dönemin hukuki uygulamalarıyla doğrudan çelişmektedir. Konuyla ilgili detaylı incelemelerde de vurgulandığı gibi: “Şapka Kanununa uymamanın cezası idam değildi” .

Kanun, öncelikli olarak TBMM üyeleri ve devlet memurlarına şapka giyme zorunluluğu getirmiş, halkın ise bu yeni kıyafet alışkanlığının devamına aykırı bir tutum takınmasını men etmiştir . Yani yasa, birincil olarak devletin resmi temsilcilerini bağlayan bir kıyafet yönetmeliği niteliğindeydi. Halk için öngörülen yaptırımlar, genel asayiş kanunları çerçevesinde değerlendirilen, öncelikle idari tedbirler ve para cezalarıydı.

İdamlar, asla doğrudan “şapka giymemek” nedeniyle verilmemiştir. İdam cezaları, Şapka Kanunu’na muhalefet eden kişilerin, bu muhalefetlerini şiddet içeren eylemlere, silahlı isyana veya siyasi bir propaganda aracına dönüştürmeleri ve halkı hükümete karşı silahlı kalkışmaya teşvik etmeleri durumunda söz konusu olmuştur . Bu, tüm dünyada geçerli olan, bir kanuna karşı çıkma ile silahlı isyan çıkarma arasındaki temel hukuki farktır.

2. İddianın Kahramanları: İskilipli Atıf Hoca ve Şalcı Bacı Rivayetlerinin Tahlili

İddia, iki spesifik figür üzerinden duygusal ve dramatik bir anlatı inşa eder: “sözde din âlimi” İskilipli Atıf ve “masum bir kadın” olarak sunulan Şalcı Bacı. Her iki vakanın da perde arkası, iddia edildiğinden çok daha karmaşık ve farklıdır.

2.1. İskilipli Atıf Hoca: “Dini Risale” mi, “Siyasi Muhalefet” mi?

İskilipli Mehmed Atıf Hoca’nın hikayesi, iddianın en belirgin örneğidir. İddiaya göre, “Şapka giymenin haram olduğunu anlatan bir risale yazdığı için” idam edilmiştir. Gerçek ise oldukça farklıdır. İskilipli Atıf Hoca, Şapka Kanunu henüz yasalaşmadan, 1924 yılında “Frenk Mukallitliği ve Şapka” (Batı Taklitçiliği ve Şapka) adlı bir risale kaleme almıştır .

Atıf Hoca’nın idamına giden süreç incelendiğinde, dikkat çeken hususlar şunlardır:

  • Zamanlama ve İçerik: Risale, yasadan bir yıl önce yazılmıştır. Yasa yürürlüğe girdikten sonra bu risaleyi yaymaya devam edip etmediği tartışmalıdır. Ancak asıl mesele, risalenin sadece dini bir uyarı metni olmaktan öteye geçip, rejime karşı bir direniş çağrısı potansiyeli taşımasıdır. Hoca, risalesinde şapka giymenin “küfür” olduğunu, bir Müslüman’ı dinden çıkaracağını iddia ediyordu .

  • Yargılama Süreci: Atıf Hoca, 26 Ocak 1926’da Ankara İstiklal Mahkemesi’nde yargılanmıştır. Savunmasında, risaleyi kanun çıkmadan önce yazdığını ve kanuna karşı herhangi bir eylemde bulunmadığını belirtmiştir. Mahkeme, savunma için süre vermiş, ancak Atıf Hoca bu hakkından feragat etmiştir . Bu durum, mahkemenin önyargılı olduğu şeklinde yorumlanabilirse de, aynı zamanda sanığın tavrının da ne kadar uzlaşmaz olduğunu göstermektedir.

  • İdamın Asıl Sebebi: Dönemin koşulları göz önüne alındığında, Atıf Hoca’nın yargılanmasının asıl sebebinin “dini düşünce özgürlüğü”nü kullanması değil, bu düşünceyi, kurulan yeni rejimin meşruiyetini ve laiklik ilkesini hedef alan siyasi bir muhalefet aracına dönüştürmüş olması olduğu anlaşılmaktadır. Dönemin hassasiyetleri, özellikle Şeyh Sait İsyanı (Şubat 1925) gibi irtica odaklı büyük bir ayaklanmanın hemen ardından gelen bir süreçte, rejim karşıtı her türlü söylemin en ağır şekilde cezalandırılmasına yol açmıştır. Bazı kaynaklar, İskilipli Atıf’ın Milli Mücadele aleyhinde yayın faaliyetlerinde bulunan bir cemiyetle ilişkisinin de yargılamada etkili olduğunu ileri sürmektedir .

Sonuç olarak, İskilipli Atıf Hoca, “sırf fikirlerinden dolayı” değil, bu fikirlerinin yeni kurulan devlet ve onun temel devrimleri için somut bir tehdit olarak görülmesi ve bu tehdidin olağanüstü bir dönemde (Takrir-i Sükun Kanunu) yargılanması sonucu idam edilmiştir. Ancak bu idamın dayanağı, doğrudan “şapka giymemek” olmayıp, “Şapka Kanunu da dahil olmak üzere, devrim yasalarını ve devletin otoritesini hedef alan faaliyetler” bütünüdür. Yine de bu, bir hukuk devletinde eleştirilmesi gereken bir yargılama sürecidir. Fakat iddia, bu karmaşık durumu “Şapka giymedi diye astı” seviyesine indirgeyerek manipülatif bir basitleştirmeye gitmektedir.

2.2. Şalcı Bacı: Tarihi Bir Figürün Mitolojikleştirilmesi

İddianın duygusal yükünü taşıyan en önemli unsuru ise “Şalcı Bacı” hikayesidir. Bu anlatıya göre Erzurum’da şal satarak üç çocuğunu büyüten masum, dindar bir kadın, “sırf şapka giymediği için” askeri bir mahkeme tarafından idam edilmiştir . Bu hikaye, dönemin “insanlık dışı” ve “baskıcı” yüzünü göstermek için ideal bir malzeme sunmaktadır. Ancak bu anlatının tarihsel gerçekliği, iddia edildiği kadar sağlam değildir.

2.2.1. Varlığı ve Kimliğine Dair Belirsizlikler

Şalcı Bacı vakasının en temel sorunu, kimliğinin dahi kesin olarak kanıtlanamamış olmasıdır. Konuyu inceleyen teyit platformları ve araştırmacılar, ‘Şalcı Bacı’ olarak bilinen kişinin varlığına dair kesin ve ikna edici kanıtlar bulunmadığını belirtmektedir . Bu isim, tarih yazımında genellikle sözlü rivayetler veya taraflı anlatılar aracılığıyla günümüze ulaşmış, resmi kayıtlarda ismi veya kesin kimliği tespit edilemeyen bir figürdür.

2.2.2. İnfazın Nedeni: Asayiş mi, Şapka mı?

Şalcı Bacı’nın varlığını kabul eden kaynaklar (çoğunlukla muhalif veya dindar-muhafazakar çevreler) bile, onun idam edilmesinin “şapka giymediği için” olmadığında hemfikirdir. Hikayenin en kabul gören versiyonu, Şalcı Bacı’nın, Erzurum’da Şapka Kanunu’na karşı çıkan ve giderek şiddet boyutuna varan kitlesel protestolara katıldığı veya bu protestoları teşvik ettiği yönündedir.

  • Dönemin Olayları: 25 Kasım 1925’te kanunun kabul edildiği gün Erzurum’da büyük protesto gösterileri yaşanmış, çarşı kapatılmış, valilik binası önünde “gavur memur istemiyoruz” sloganları atılmıştır . Bu gösteriler, sadece bir başlık değişikliğini protesto etmekten çok, yeni kurulan laik Cumhuriyet’in tüm ilkelerine yönelik bir başkaldırı niteliğindeydi.

  • Tatar Hasan Paşa ve Çetin Altan Rivayeti: Şalcı Bacı infazının en çok atıf yapılan kaynağı, dönemin Erzurum Garnizon Komutanı Tatar Hasan Paşa’nın torunu olan gazeteci-yazar Çetin Altan’ın anlattıklarıdır. Çetin Altan, dedesinin bir kadın astırdığını ve bu kadının ‘siyasal suçtan’ idam edilen ilk kadın olabileceğini belirtir. Ancak Altan’ın aktardığı anekdot (“Ben bir hatun kişiyim, şapka ile ne derdim ola ki!”) dahi, kadının şapka ile doğrudan bir derdinin olmadığını, asıl meselenin kamu düzenine karşı işlenen bir fiil olduğunu ima etmektedir .

2.2.3. Niceliksel Uyumsuzluk ve Abartı

İddianın bir diğer zayıf noktası, rakamsal abartıdır. Şapka Kanunu muhalefeti nedeniyle Erzurum’da idam edilen toplam kişi sayısı farklı kaynaklarda 13 ile 33 arasında değişmektedir . Bu rakamlar, “şapka giymeyen Müslüman halkı katletti” gibi soykırım imalı bir söylemi haklı çıkarmaktan çok uzaktır. Bu idamlar, bir isyan hareketinin bastırılması sırasında, o dönemin olağanüstü mahkemelerince (İstiklal Mahkemeleri) verilen kararlardır. Bu kararların adil olup olmadığı ayrı bir tartışma konusudur, ancak “sırf şapka giymedikleri” için halkın katledildiği iddiası, rakamsal olarak da tarihsel olarak da gerçeği yansıtmamaktadır.

3. “Şapka Giymeyen Müslüman Halkı Katletti” İddiasının Niceliksel ve Niteliksel Analizi

İddianın belki de en ağır ve en genelleyici kısmı, Mustafa Kemal Atatürk’ün “şapka giymeyen Müslüman halkı katlettiği” iddiasıdır. Bu ifade, binlerce hatta on binlerce masum insanın sistematik bir şekilde öldürüldüğü bir katliam senaryosunu ima etmektedir. Tarihsel veriler ve dönemin kayıtları bu iddiayı kesin bir dille yalanlamaktadır.

3.1. Şapka Karşıtı Hareketlerin Sınırlılığı ve Mahiyeti

Dönemin arşiv belgeleri, Şapka Kanunu’na halkın genel anlamda uyum sağladığını, protesto ve direnişlerin ise son derece sınırlı, bölgesel ve kısa süreli olduğunu göstermektedir . Bu hareketler şu başlıklar altında toplanabilir:

  • Yerel ve Küçük Çaplı Olaylar: Erzurum, Sivas, Kayseri, Rize ve Maraş gibi illerde, genellikle bir veya birkaç din adamının liderliğinde, toplanan küçük grupların hükümet aleyhinde slogan attığı veya duvarlara bildiri astığı olaylardır .

  • Din İstismarı ve Siyasi Tahrik: Olayların merkezindeki isimler incelendiğinde, çoğunun “hoca” sıfatını taşıyan kişiler olduğu görülür. Bu kişiler, saf dini duyguları istismar ederek, şapka giymenin dinsizlik olduğunu, şapka takanın öldürülmesinin caiz olduğunu vaaz ediyorlardı. Örneğin Rize’de bir imamın, “Şayet babanız başına şapka taksa katli vaciptir!” dediği kayıtlara geçmiştir .

  • Devletin Tepkisi: Hükümet, bu hareketlere önce jandarma ve polis gücüyle müdahale etmiş, olayların büyümesi durumunda ise Takrir-i Sükun Kanunu’nun verdiği yetkiyle bölgelerde sıkıyönetim ilan edilmiştir. Amaç, kamu düzenini ve güvenliğini yeniden tesis etmektir.

3.2. Tutuklamalar, Yargılamalar ve İdamların Gerçek Sayısı

Konuyla ilgili en net veriler, dönemin İstiklal Mahkemeleri kayıtlarından gelmektedir. Bu kayıtlara göre:

  • Erzurum (Kasım 1925): Şapka karşıtı gösteriler sonucu yargılamalar yapılmış, 33 kişi mahkum olmuş, bunlardan 13’ü idam edilmiştir. İdam edilenler arasında “Şalcı Bacı” lakabıyla anılan Şöhret Kadın da bulunmaktadır .

  • Sivas (14 Kasım 1925): Duvarlara rejim aleyhtarı bildiri asılması olayında 32 kişi tutuklanmış, 2 kişi sürgün cezası almıştır .

  • Kayseri (22 Kasım 1925): Nakşibendi şeyhi olduğu iddia edilen Ahmet Hamdi adlı bir şahıs, kışkırtıcılık yaptığı gerekçesiyle yargılanmış, daha büyük bir olay çıkmadan engellenmiştir. Burada idam olmamıştır .

  • Rize (25 Kasım 1925): İki hocanın liderliğinde başlatılmak istenen hareket, İstiklal Mahkemesi’nin müdahalesiyle bastırılmıştır. Olayın lideri durumundaki Hacı Sabit Civelek daha sonra idam edilmiştir .

  • Maraş (26 Kasım 1925): İbrahim Hoca adlı birinin camide başlattığı gösteri girişimi engellenmiştir .

Tablodan da açıkça görüldüğü üzere, şapka karşıtı hareketler nedeniyle yargılanan ve idam edilen kişi sayısı, tüm ülke genelinde en fazla 50-60 kişi civarındadır. Bu rakam, “halkı katletti” iddiasını rakamsal olarak tamamen çürütmektedir. Dahası, bu idamlar doğrudan “şapka takmadıkları” için değil, gösteri düzenledikleri, halkı isyana teşvik ettikleri, devlet memurlarına saldırdıkları veya silahlı direnişte bulundukları için gerçekleşmiştir.

Sonuç: Bir İnşa Olarak “Şapka Zulmü” Rivayeti ve Tarihsel Gerçek

“Şalcı Bacı’yı İskilipli Atıf’ı astı şapka giymeyen Müslüman halkı katletti Mustafa Kemal.” iddiası, tarihsel gerçekliği olmayan, anakronik unsurlarla örülü, maksatlı bir kara propagandadır. Bu makale boyunca yapılan analizler, iddianın dört temel dayanağının da geçersiz olduğunu göstermektedir.

İlk olarak, iddia, Şapka Kanunu’nun mahiyetini kasıtlı olarak çarpıtmaktadır. Yasa, asla “şapka giymemeyi idam suçu” olarak tanımlamamış; idamlar, bu yasaya karşı çıkarken şiddet kullanan, silahlı isyan çıkaran veya halkı bu yönde tahrik eden kişilere verilen cezalar olmuştur.

İkinci olarak, iddia, İskilipli Atıf Hoca örneğinde, fikir-suç bağlantısını kopararak indirgemeci bir anlatı sunmaktadır. Atıf Hoca, sadece bir risale yazdığı için değil, bu risalesinin yeni kurulan rejimin en hassas olduğu bir dönemde, rejimin temel değerlerine ve kanunlarına meydan okuyan siyasi bir muhalefete dönüşmesi ve bu muhalefetini yinelemekten çekinmemesi nedeniyle yargılanmıştır. Bu, bir hukuk devletinde tartışılması gereken bir durumdur, ancak “şapka giymedi diye astı” demek, bu tartışmayı en baştan manipüle etmektir.

Üçüncü olarak, ve en önemlisi, “Şalcı Bacı” efsanesi, tarihsel bir figürün mitolojikleştirilmesinden ibarettir. Kimliği bile kesin olarak kanıtlanamamış bir kadının, sözlü rivayetlerle süslenmiş hikayesi, büyük bir “katliam” anlatısının temel taşı haline getirilmektedir. Oysa en tarafgir kaynaklar bile, bu kadının idamının, bir isyan hareketi sırasında kamu düzenine karşı işlediği iddia edilen fiillerden kaynaklandığını ima etmektedir.

Dördüncü ve en kapsayıcı olarak, “şapka giymeyen Müslüman halkı katletti” genellemesi, hem rakamsal hem de niteliksel olarak gerçek dışıdır. Tüm yurt genelinde, Şapka Kanunu muhalefetiyle bağlantılı olarak idam edilen kişi sayısı, ancak birkaç düzine kadardır. “Halk” ve “katliam” gibi kelimeler, ancak soykırım boyutunda kitlesel ölümlere işaret eder. Oysa 1925 Türkiye’sinde, böyle bir durum yaşanmamıştır.

Peki, bu iddia neden ortaya atılmıştır ve neden bu kadar yaygındır? Bunun birkaç nedeni vardır:

  1. Tarihsel Bağlamdan Koparma: Olaylar, 1920’lerin devrimci ve olağanüstü koşullarından (Şeyh Sait İsyanı, Takrir-i Sükun, Cumhuriyet’in ilk yılları) koparılarak, günümüzün demokratik ve hukuk devleti standartlarıyla değerlendirilmektedir.

  2. Siyasi İslamcı Söylem: Cumhuriyet’in laiklik ilkesini ve kurucusunu hedef alan siyasi İslamcı çevreler, kendi kitlelerini mobilize etmek için geçmişi sürekli olarak bir “zulüm” ve “din düşmanlığı” arenası olarak inşa etme ihtiyacı duyarlar. Şapka Kanunu, bu anlatı için en verimli sembollerden biridir.

  3. Sözlü Tarihin Abartıcı Doğası: Resmi tarih anlatısına duyulan güvensizlik, muhalif sözlü rivayetlere olduğundan fazla değer atfedilmesine yol açmaktadır. Zamanla her anlatıda olduğu gibi, bu rivayetler de abartılarak ve kurgulanarak günümüze ulaşmıştır.

Sonuç olarak, bu makalede detaylı bir şekilde çürütülmeye çalışılan iddia, bilimsel tarihçiliğin temel ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Mustafa Kemal Atatürk, Şapka Devrimi ile Türk toplumunun çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşmasını hedeflemiş, bu uğurda laikliği ve ulus-devlet bilincini pekiştirmeye çalışmıştır. Bu süreçte, özellikle olağanüstü koşulların zorlamasıyla, demokratik standartlarla tartışılabilecek bazı uygulamalar olmuştur. Ancak bu uygulamaları, “şapka giymeyen halkı katletmek” gibi korkunç ve asılsız bir iddiayla tanımlamak, tarihe ve tarihin bu büyük dönüşümüne yapılabilecek en büyük haksızlıktır. Gerçek tarih, siyah-beyaz bir resim değil, gri tonlardan oluşan karmaşık bir tablodur. Bu iddia ise, bu karmaşık tabloyu, kendi karanlık amaçları uğruna, dayanaksız bir karikatüre indirgemektedir.

Kaynakça

  1. Atatürk'ün Şapka Devrimi ve İdamlar. (Facebook/Ayyıldız.org paylaşımı) 

  2. Mustafa Kemal Atatürk. (Wikipedia) 

  3. Şapka Devrimi. (Wikipedia) 

  4. Salihoglu, M. Latif. “Şalcı Bacı’nın idamı.” Yeni Asya, 7 Aralık 2021. 

  5. Kemal Ataturk | Biography, Reforms, Death, & Facts. (Britannica) 

  6. İskilipli Âtıf Hoca. (Wikipedia)

  7. Biography of Atatürk. (T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı) 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İki Bin Yirmi Altı Dünyasında İşçi, Köylü ve Emeğin Onuru

"Alın terine sahip çıkmayan, emeğine sahip çıkmayan, hakkını aramayan eşektir. Alın teri dökerek, emek harcayarak, iş değer emek üreter...