Aklın Sûreti, Sûretin Aklı: Metin Erksan’ın ‘Sevmek Zamanı’nı Aydınlanma ve İrfan Penceresinden Okumak
Özet:
Metin Erksan’ın 1965 yapımı ‘Sevmek Zamanı’ filmi, Türk sinema tarihinin en poetik ve felsefi derinliğe sahip yapıtlarından biridir. Bu çalışma, filmi Batı Aydınlanma düşüncesi (Voltaire, Rousseau, Kant) ve Doğu Sufi irfanı (İbn Arabî, Hacı Bektaş Veli) ışığında disiplinlerarası bir perspektifle analiz etmeyi amaçlamaktadır. Filmdeki Halil karakterinin Meral’in portresine olan obsesif bağlılığı, Aydınlanma’nın akıl, özgürlük ve rıza kavramlarıyla Sufi geleneğin sûret, hakikat ve rızalık öğretisi arasındaki diyalektik gerilimi yansıtmaktadır. Bu makale, Halil’in trajedisini, modern bireyin akıl ile tutku, özgürlük ile bağımlılık, hakikat ile yanılsama arasındaki paradoksal varoluşunun bir metaforu olarak okumaktadır. Çalışma, ‘Sevmek Zamanı’nı sadece bir sinema filmi olarak değil, aynı zamanda felsefi ve ontolojik bir sorgulama alanı olarak ele almayı hedeflemektedir.
Anahtar Kelimeler: Sevmek Zamanı, Metin Erksan, Aydınlanma, Sufizm, Voltaire, Rousseau, Kant, İbn Arabî, Hacı Bektaş Veli, sûret, hakikat, akıl, rıza.
Giriş: Akıl Çağında Bir Yanılsama Trajedisi
Metin Erksan’ın ‘Sevmek Zamanı’ (1965), Türk sinema tarihinin en gizemli ve çok katmanlı anlam yapılarından birini barındıran bir başyapıttır. Film, görünüşte basit bir aşk hikâyesi anlatır: Halil adında genç bir adam, gördüğü bir kadın portresine takıntılı derecede âşık olur ve bu obsesyon onu giderek gerçeklikten koparan bir trajediye sürükler. Ancak bu yüzeyel okumanın altında, film derin bir felsefi ve ontolojik sorgulama barındırır. ‘Sevmek Zamanı’, temel olarak sûret ile hakikat, akıl ile tutku, özgürlük ile bağımlılık, birey ile toplum arasındaki diyalektik ilişkiyi araştıran bir yapıttır.
Bu çalışma, filmi özellikle üç temel düşünsel eksen üzerinden okumayı deneyecektir: Fransız Aydınlanması (Voltaire ve Rousseau), Alman Aydınlanması (Kant) ve Sufi irfan geleneği (İbn Arabî ve Hacı Bektaş Veli). Bu üç eksen, filmin ana teması olan ‘sûret’ kavramı etrafında bir diyaloğa girecek ve filmin felsefi derinliğini ortaya çıkaracaktır. Bu bağlamda Halil’in portreye olan bağlılığı, Voltaire’in ‘fanatizm’ eleştirisi, Rousseau’nun ‘toplum sözleşmesi’ ve ‘rıza’ kavramı, Kant’ın ‘akıl’ ve ‘özerklik’ vurgusu ve Sufi geleneğin ‘sûret perdesi’ ve ‘insan-ı kâmil’ idealine yönelik bir sorgulama olarak okunacaktır.
I. Voltaire: Sûrete Tapınma ve Hoşgörüsüzlük
A. Portrenin İdolü: Halil'in Cehalet Tuzağı
Voltaire, Aydınlanma düşüncesinin en önemli isimlerinden biri olarak, akıl dışı inançların ve dogmatizmin amansız bir eleştirmeniydi. Onun ‘Felsefe Sözlüğü’ndeki ‘fanatik’ tanımı oldukça çarpıcıdır: “Gerçeği değil, kendi yanılsamasını savunan kişi.” Bu tanım, ‘Sevmek Zamanı’ndaki Halil karakterinin trajedisini anlamak için anahtar bir kavram sunmaktadır. Halil, Meral’in portresine olan bağlılığında, Voltaire’in tanımladığı fanatik tutumun tipik bir örneğini sergiler. Onun portreye olan sevgisi, gerçek bir insanı sevmekten ziyade, kendi zihninde yarattığı bir yanılsamaya duyduğu bağlılıktır.
Voltaire’in ünlü “Écrasez l'infâme!” (Rezilliği ezin!) çağrısı, akıl dışı inançların ve dogmatizmin her türlüsüne karşı bir uyarıdır. Halil’in portreyi akıldışı bir fetişe dönüştürmesi, tam da Voltaire’in eleştirdiği bu ‘rezillik’ halidir. Portre, Halil için bir sevgi nesnesi olmaktan çıkmış, bir idol haline gelmiştir. Bu durum, Aydınlanma’nın akıl ve eleştirel düşünce vurgusuna tamamen aykırıdır.
B. Yanlış Anlama: Hoşgörünün Sınırları
Voltaire’in ‘Hoşgörü Üzerine İnceleme’ (1763) adlı eseri, hoşgörü kavramının sınırlarına ilişkin önemli bir tartışma sunar. Voltaire’e göre hoşgörü, hak ihlallerine izin vermek anlamına gelmez. Tam tersine, hoşgörü, bireylerin temel haklarının korunmasını gerektirir. ‘Sevmek Zamanı’nda Meral’in pasif tutumu, Voltaire’in bu perspektifinden eleştirilebilir. Meral, Halil’in kendi portresini izinsiz bir şekilde kullanmasına ve bu portre üzerinden kendisine obsesif bir sevgi beslemesine karşı etkin bir direniş göstermez. Bu pasiflik, kendi haklarını korumama anlamına gelir ve Voltaire’in hoşgörü anlayışına aykırıdır.
II. Rousseau: Toplumsal Sözleşme ve Rıza Krizi
A. "İnsanlar Özgür Doğar, Her Yerde Zincire Vurulmuştur"
Rousseau’nun ‘Toplum Sözleşmesi’ (1762) modern siyaset felsefesinin temel metinlerinden biridir. Rousseau’ya göre siyasal meşruiyetin temeli, bireylerin özgür iradeleriyle verdikleri rızaya dayanır. Bu bağlamda rıza, toplumsal düzenin ahlaki temelini oluşturur. ‘Sevmek Zamanı’nda Halil’in Meral’in portresini izinsiz bir şekilde alması ve bu portre üzerinde tasarrufta bulunması, Rousseau’cu anlamda bir rıza ihlalidir. Halil, Meral’in bireysel özerkliğini ihlal etmekte ve onu kendi obsesif sevgisinin nesnesi haline getirmektedir.
B. Doğal İnsan vs. Toplumsal Yabancılaşma
Rousseau’nun ‘Eşitsizliğin Kökeni Üzerine Söylev’ (1755) adlı eseri, insanın doğal durumu ile toplumsal durumu arasındaki karşıtlığı analiz eder. Rousseau’ya göre doğal insan, içgüdüsel saflık ve özgürlük içinde yaşarken, toplumsal insan yapay değerler ve eşitsizliklerle yozlaşmıştır. Halil’in trajedisi, bu karşıtlığın bir yansımasıdır. Halil, ‘doğal’ bir aşk iddiasıyla yola çıkar, ancak bu aşkı yapay bir nesne olan portre üzerinden yaşar. Bu durum, onun aslında doğallıktan uzaklaştığını ve yapay bir tutkunun içine hapsolduğunu gösterir.
III. Kant: Aklın Karanlıkta Kalan Mum Işığı
A. "Sapere Aude!" İlkesinin Çöküşü
Kant’ın ‘Aydınlanma Nedir?’ (1784) adlı makalesi, Aydınlanma’nın en özlü ifadelerinden biridir: “Sapere Aude! Aklını kullanma cesaretini göster!” Kant’a göre aydınlanma, insanın kendi kendine düşünme cesareti göstermesi ve başkalarının rehberliğine bağımlı kalmaktan kurtulmasıdır. Halil’in portreye olan bağlılığı, Kant’ın bu çağrısına tamamen aykırıdır. Halil, aklını kullanma cesaretini gösteremez ve kendi yarattığı bir yanılsamanın vesayeti altına girer. Onun “İzin ver ben onu seveyim” ifadesi, aklın pasifleştirilmesinin ve dış bir nesneye teslimiyetin bir itirafıdır.
B. Kategorik İmperatif ve Rızalık Etik İlişkisi
Kant’ın ahlak felsefesinin temelini ‘kategorik imperatif’ oluşturur: “Öyle davran ki, eyleminin maksimi evrensel bir yasa olarak geçerli olabilsin.” Halil’in Meral’in portresini izinsiz alması ve kullanması, bu evrenselleştirme ilkesine aykırıdır. Eğer herkes izinsiz bir şekilde başkalarının görüntülerini kullanıp onlara obsesif bir sevgi besleseydi, toplumsal güven ve bireysel özerklik tamamen çökerdi. Dolayısıyla Halil’in eylemi, Kant’ın ahlak yasası karşısında meşru bir temelden yoksundur.
IV. Sufi Ontolojisi: Aydınlanma Akıl ile Marifet Sentezi
A. İbn Arabî: Sûret ve Hakikat Diyalektiği
İbn Arabî’nin ‘Fusûsu’l-Hikem’ adlı eseri, Sufi düşüncenin en derin metinlerinden biridir. İbn Arabî’ye göre varlık, Allah’ın tecellisinden ibarettir ve her sûret, bir hakikatin tezahürüdür. Ancak sûretlere takılıp kalmak, hakikati perdeleyebilir. Halil’in Meral’in portresine takılıp kalması, İbn Arabî’nin ‘sûret perdesi’ kavramına işaret eder. Halil, sûretin ardındaki hakikati göremez ve sûrete hapsolur. Bu durum, onun marifet yolundaki engelini oluşturur.
B. Hacı Bektaş Veli: Rızalığın Aydınlanma Yorumu
Hacı Bektaş Veli’nin ‘Makalat’ adlı eseri, Anadolu irfanının temel metinlerinden biridir. Hacı Bektaş Veli’ye göre rızalık, hakikate ulaşmanın temel yoludur. “Dar gel doğru söyle” ilkesi, dürüstlüğün ve şeffaflığın önemini vurgular. Halil’in “Seni değil resmini seviyorum” ifadesi, bu dürüstlük ilkesine aykırıdır. Halil, kendi duygularını bile dürüstçe itiraf edemez ve bir yanılsama içinde kaybolur. Bu durum, onun ahlaki özerkliğinin çöküşünü gösterir.
V. Karakterlerin Epistemolojik Konumu
A. Halil: Aklın ve İrfanın Kaybı
Halil, hem Aydınlanma’nın akıl ilkesini hem de Sufi irfanın marifet idealini kaybetmiş bir karakterdir. Onun portreye olan bağlılığı, Kant’ın ‘Sapere Aude!’ çağrısına bir reddiyedir. Aynı zamanda İbn Arabî’nin ‘sûret perdesi’ uyarısını görmezden gelir. Halil, kendi koyduğu vesayet altında yaşayan ve aklını kullanma cesaretini gösteremeyen modern bireyin trajik bir temsilidir.
B. Meral: Pasif Direniş ve Rıza Krizi
Meral, Halil’in obsesif davranışları karşısında pasif bir tutum sergiler. Bu pasiflik, Rousseau’nun ‘toplum sözleşmesi’ndeki rıza kavramına aykırıdır. Meral, kendi haklarını korumak için etkin bir direniş göstermez ve Halil’in ihlallerine sessiz kalır. Bu durum, onun bireysel özerkliğinin zayıflığını gösterir.
C. Mustafa: Seyirci Kalmak
Mustafa karakteri, filmdeki diğer karakterlere kıyasla daha pasif bir konumdadır. O, olan biteni seyretmekle yetinir ve etkin bir müdahalede bulunmaz. Bu tutum, Voltaire’in hoşgörü anlayışına ve Hacı Bektaş Veli’nin ‘eline, diline, beline sahip ol’ ilkesine aykırıdır. Mustafa, adaletsizliğe karşı sessiz kalan bir seyircidir.
Tematik Sentez: Aklın Portresi Kırılınca
‘Sevmek Zamanı’, Aydınlanma ve Sufi irfanı arasında diyalog kuran bir metindir. Film, akıl ile tutku, özgürlük ile bağımlılık, sûret ile hakikat arasındaki diyalektik ilişkiyi araştırır. Halil’in trajedisi, modern bireyin bu ikilikler arasında sıkışıp kalmasının bir metaforudur. Film, bize şu uyarıyı yapar: Sûrete değil, hakikate âşık ol! Rızasız eyleme, aklın mum ışığıyla diren!
Sonuç: Karanlık Odada Aydınlanmamış Akıl
‘Sevmek Zamanı’, Aydınlanma’nın temel paradoksunu teşhir eder: “Akıl çağı, irrasyonel tutkuların gölgesinde doğar.” Halil’in portreye olan obsesif bağlılığı, Voltaire’in ‘fanatizm’ eleştirisinin, Rousseau’nun ‘rıza’ vurgusunun ve Kant’ın ‘akıl’ çağrısının trajik bir reddiyesidir. Aynı zamanda İbn Arabî’nin ‘sûret perdesi’ ve Hacı Bektaş Veli’nin ‘rızalık’ uyarısını görmezden gelir. Film, modern bireyin akıl ile tutku arasındaki parçalanmışlığını ve bu parçalanmışlığın yarattığı varoluşsal krizi poetik bir dille anlatır.
Kaynakça:
Kant, I. (1784). "Was ist Aufklärung?". Çev: N. Bozkurt. İstanbul: Say Yayınları, 2013.
Voltaire (1764). Felsefe Sözlüğü. Çev: M. Belge. İstanbul: İletişim Yayınları, 2016.
Rousseau, J.J. (1762). Toplum Sözleşmesi. Çev: V. Günyol. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2018.
İbn Arabî (1240). Fusûsü'l-Hikem. Çev: E. Demirli. İstanbul: Litera Yayıncılık, 2006.
Hacı Bektaş Veli (13. yy). Makalat. Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1997.
Cassirer, E. (1932). Aydınlanma Felsefesi. Çev: A. Cevizci. İstanbul: İthaki Yayınları, 2020.
Gay, P. (1966). Aydınlanma: Yorumlar Üzerine Bir Çalışma. Çev: E. Kılıç. Ankara: Dost Kitabevi, 2017.
Kalın, İ. (2017). Ben, Öteki ve Ötesi. İstanbul: İnsan Yayınları.
Erksan, M. (1965). Sevmek Zamanı [Film]. Troya Film.
Abisel, N. (2005). Sessiz Sinema. Ankara: İmge Kitabevi.
Marx, K. (1844). Ekonomi ve Felsefe Elyazmaları. Çev: M. Belge. İstanbul: Birikim Yayınları, 2010.
Freud, S. (1920). Haz İlkesinin Ötesinde. Çev: A. Avcı. İstanbul: Metis Yayınları, 2015.
Weber, M. (1905). Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu. Çev: Z. Aruoba. İstanbul: Yarın Yayınları, 2012.
Foucault, M. (1975). Hapishanenin Doğuşu. Çev: M. A. Kılıçbay. Ankara: İmge Kitabevi, 2018.
Fromm, E. (1941). Özgürlükten Kaçış. Çev: Ş. Öztürk. İstanbul: Payel Yayınları, 2014.
Ek: Sinematografik Aydınlanma
‘Sevmek Zamanı’nın sinematografik dili, filmin felsefi içeriğiyle uyumludur. Siyah-beyaz görüntüler, Aydınlanma’nın ‘akıl-cehalet’ ikiliğini yansıtır. Kapalı mekânlar, Rousseau’nun ‘toplum hapishanesi’ metaforunu hatırlatır. Yakın planlar ise Kant’ın ‘bireyin özerkliği’ vurgusuna işaret eder. Film, bu sinematografik unsurlarla, modern bireyin içine hapsolduğu varoluşsal krizi görselleştirir.
Özgün Katkı:
Bu çalışma, ‘Sevmek Zamanı’nı Batı Aydınlanması ile Doğu irfanını diyaloğa sokan ilk kapsamlı felsefi analiz olma iddiasındadır. Film, bu iki görünüşte zıt gelenek arasındaki ortaklıkları ve gerilimleri ortaya koyan bir metin olarak okunmuştur. Halil’in trajedisi, modern bireyin akıl ile tutku arasındaki parçalanmışlığının evrensel bir hikâyesidir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder