İtham Ediyorum: Yeşilçam’da Burjuva Hukukunun Sınıfsal Anatomisi, Devlet Aygıtı Olarak Savcı ve Yabancılaşmış Bireyin Dramı
Özet:
Orhan Elmas’ın yönettiği 1972 yapımı “İtham Ediyorum” filmi, yüzeysel olarak bir adalet-ahlak ikilemi filmi gibi görünse de, alt metninde 1970’ler Türkiye’sinin sınıfsal gerilimlerini, burjuva hukuk sisteminin içsel çelişkilerini ve bu sistemin bir temsilcisi olan “devlet memuru” bireyin yaşadığı yabancılaşmayı ve sınıfsal paniği ustaca betimler. Bu makale, filmi Marksist idari bilimler ve eleştirel hukuk kuramı ışığında, diyalektik bir yöntemle inceleyecektir. Temel argümanımız, Savcı Aydın karakterinin, bir "devlet aygıtı" (Althusser) olarak konumlanan yargı içindeki rolü ile "burjuva bireyi" olarak kişisel çıkarları arasında sıkışmışlığının, kapitalist toplumdaki hukukun sınıf karakterini açığa çıkardığıdır. Film, suçun bireysel değil, toplumsal ve sınıfsal kökenlerine işaret eder ve burjuva aile kurumunun, bu sistem içinde bir baskı ve yabancılaşma alanına nasıl dönüştüğünü gözler önüne serer. Analiz, filmin karakterlerini, olay örgüsünü ve tematik yapısını; devlet, sınıf, ideoloji, yabancılaşma ve hukukun üretim ilişkileri içindeki işlevi bağlamında irdeleyerek, “İtham Ediyorum”u sadece bir gerilim draması değil, aynı zamanda güçlü bir toplumsal eleştiri metni olarak yeniden okumayı amaçlamaktadır.
Anahtar Kelimeler: İtham Ediyorum, Marksist Hukuk Kuramı, İdari Bilimler, Devlet Aygıtı, Yabancılaşma, Burjuva Hukuku, Sınıf Mücadelesi, Yeşilçam, İdeoloji.
1. Giriş: Bir Popüler Kültür Ürününü Teorik Bir Belge Olarak Okumak
Türkiye sinemasının "Altın Çağ" olarak anılan 1970'lerinde üretilen Yeşilçam filmleri, genellikle melodramatik kurguları ve ticari kaygılarıyla öne çıksa da, dönemin toplumsal-siyasal atmosferini yansıtan önemli tarihsel belgelerdir. “İtham Ediyorum”, yönetmen Orhan Elmas ve senarist Fuat Özlüer imzası taşıması, Kartal Tibet ve Hale Soygazi gibi dönemin yıldızlarını başrolde buluşturması ve hukuki bir gerilimi merkezine almasıyla, dönemin "nitelikli popüler" filmlerinden biridir. Ancak filmin derin yapısı, onu sıradan bir adalet dramasının ötesine taşır.
Bu çalışmanın temel tezi, “İtham Ediyorum”un, kapitalist bir toplumda hukuk ve devlet aygıtlarının işleyişine dair son derece sofistike bir eleştiri sunduğudur. Film, bir savcının görevi ile ailesel çıkarları arasındaki çatışmayı anlatırken, aslında burjuva hukukunun "tarafsızlık" ve "evrensellik" iddialarının altını oyar. Marksist geleneğe göre, hukuk, üstyapısal bir kurumdur ve temel işlevi, egemen sınıfın (burjuvazinin) çıkarlarını meşrulaştırmak ve bu çıkarları koruyan üretim ilişkilerini sürdürmektir (Marx & Engels, 1846). Bu bağlamda, Savcı Aydın (Kartal Tibet), bir "Baskıcı Devlet Aygıtı"nın (Althusser, 1970) önemli bir bileşeni olan yargının bir temsilcisidir. Onun kişisel krizi, devlet aygıtı ile sınıfsal konumu (burjuva bireyi) örtüştüğü sürece sorunsuz işleyen sistemin, bu iki unsur çatıştığında nasıl bir açmaza sürüklendiğinin göstergesidir.
Makale, bu temel tezden hareketle şu soruları sorarak ilerleyecektir:
Savcı Aydın'ın mesleki kimliği ile özel/burjuva kimliği arasındaki çatışma, Marksist devlet kuramı bağlamında nasıl yorumlanabilir?
Sanık Fatma (Melda Sözen) ve eşi, toplumun hangi sınıfsal katmanını temsil etmektedir ve bu, hukuk önündeki konumlarını nasıl etkilemektedir?
Aydın'ın eşi Selma'nın (Hale Soygazi) psikolojik rahatsızlığı, burjuva aile kurumunun yarattığı yabancılaşma ve baskının bir metaforu olarak nasıl okunabilir?
Film, hukukun "gerçeği bulma" iddiasını nasıl sorgular? Delillerin nesnelliği ve yargılama süreci, eleştirel bir perspektifle nasıl değerlendirilir?
"İtham Ediyorum"un finali, sistem içinde bir "adil" çözüm sunabilir mi? Bu çözümün sınıfsal ve ideolojik sınırları nelerdir?
Bu soruları yanıtlamak için makale, önce kuramsal çerçeveyi çizecek, ardından filmin karakterlerini, mekânlarını ve anlatısını bu çerçevede detaylı bir şekilde analiz edecek ve sonuçta filmin güncel okumalar için taşıdığı potansiyeli tartışacaktır.
2. Kuramsal Çerçeve: Marksist Bakışla Hukuk, Devlet ve İdeoloji
“İtham Ediyorum” filmini anlamlandırabilmek için, onu besleyen teorik zemini anlamak şarttır. Marksist gelenek, hukuk ve devlet kurumlarına ilişkin köklü ve eleştirel bir kuramsal miras sunar.
2.1. Tarihsel Materyalizm ve Hukuk:
Marx ve Engels’in tarihsel materyalist anlayışına göre, hukuk, ekonomik temel (üretim ilişkileri) tarafından belirlenen bir üstyapı kurumudur. Hukuk, mülkiyet ilişkilerini düzenler, sınıflar arasındaki çatışmayı yönetir ve egemen sınıfın iktidarını yasal bir zemin üzerine inşa eder (Marx, 1859). Bu nedenle, burjuva hukuku, feodal hukukun aksine, mülkiyetin ve sözleşme özgürlüğünün kutsandığı bir sistemdir. Görünüşteki "eşitlik" (herkesin yasalar önünde eşit olması), mülkiyet eşitsizliğini gizleyen bir ideolojik perdedir. Filmdeki mahkeme sahneleri, her ne kadar "gerçeğe uygun" tasarlanmış olsa da, aslında bu biçimsel eşitliğin sahnesidir. Sanık Fatma ile Savcı Aydın, yasalar önünde eşittir; ancak Aydın, sistemi temsil eden ve onu kullanan taraftayken, Fatma sistemin nesnesi konumundadır.
2.2. Louis Althusser: Devlet Aygıtları ve İdeoloji:
Althusser (1970), Marksist devlet kuramını, "Baskıcı Devlet Aygıtları" (BDA: ordu, polis, hapishaneler, mahkemeler) ve "İdeolojik Devlet Aygıtları" (İDA: din, eğitim, aile, medya) ayrımıyla geliştirir. Yargı sistemi, açık bir BDA'dır; fiziksel ve yasal baskı uygulama tekelini elinde bulundurur. Savcı Aydın, bu aygıtın bir "görevlisi"dir. Onun rolü, devletin şiddet tekelini, yasal bir meşruiyet zırhına bürüyerek uygulamaktır. Ancak Althusser’e göre, BDA'lar aynı zamanda ideolojik işlev de görür. Mahkeme, sadece ceza vermez; aynı zamanda "suç", "adalet", "sorumluluk" gibi kavramları yeniden üreterek, bireyleri bu ideolojik çerçeve içinde özneler haline getirir. Aydın, bu çifte işlevin taşıyıcısıdır.
2.3. Eleştirel Hukuk Kuramları ve Sınıfsal Önyargı:
Eleştirel hukuk çalışmaları, hukukun tarafsız ve nesnel olduğu iddiasını reddeder. Hukuk kurallarının ve onları uygulayan yargıç/savcıların, kaçınılmaz olarak toplumsal sınıf, ırk ve cinsiyet önyargılarıyla şekillendiğini savunur (Unger, 1975). Filmde, Savcı Aydın'ın elindeki "güçlü deliller", bu önyargının somutlaşmış halidir. Deliller, olgusal olarak güçlü olabilir, ancak onları toplayan, yorumlayan ve sunan zihniyet, belirli bir sınıfsal ve mesleki konum tarafından şekillenmiştir. Aydın, gerçeği değil, kendi konumunun ona gösterdiği "gerçeklik" versiyonunu aramaktadır.
2.4. Marx'ta Yabancılaşma ve Burjuva Ailesi:
Genç Marx'ın (1844) yabancılaşma kuramı, kapitalist toplumda bireyin kendi emeğinden, ürününden, diğer insanlardan ve nihayetinde kendi öz-benliğinden kopuşunu analiz eder. Bu yabancılaşma, özel alanda, burjuva aile kurumunda da tezahür eder. Aile, sevgi ve dayanışmanın yuvası olmaktan ziyade, mülkiyetin ve toplumsal statünün aktarıldığı, bireylerin içsel çatışmalarını ve baskıları yaşadığı bir alana dönüşebilir. Selma Hakmen'in psikolojik rahatsızlığı, tam da bu türden bir yabancılaşmanın patolojik sonucu olarak okunabilir. O, "savcı eşi" olmaklığın dayattığı rolü oynamakta, kendi benliğini ifade edememekte ve bu içsel baskı, zihinsel bir çöküşe yol açmaktadır.
İşte bu kuramsal araçlar, "İtham Ediyorum"un derin yapısını deşifre etmek için bize gerekli olan anahtarları sağlar.
3. Analiz: Bir Sınıf Mücadelesi Sahnesi Olarak Mahkeme ve Özel Alan
Film, anlatısını iki paralel düzlemde ilerletir: Kamusal alan (mahkeme, savcılık ofisi) ve özel alan (Savcı Aydın'ın evi). Bu iki alan, başlangıçta birbirinden ayrı gibi görünse de, filmin ilerleyişiyle birlikte iç içe geçer ve aslında aynı sınıfsal mantık tarafından yönetildikleri ortaya çıkar.
3.1. Savcı Aydın: Devlet Aygıtı ile Burjuva Bireyin Çatışan Kimlikleri
Kartal Tibet'in canlandırdığı Savcı Aydın, "dürüst, ilkeli, mesleğine adanmış" bir devlet memuru olarak tanıtılır. Ancak bu ilkeli duruş, onun sınıfsal konumu ve devlet içindeki rolüyle sınırlıdır. O, sistem içinde çalışan bir "dişlidir". Görevi, toplumdaki düzeni (yani mevcut üretim ilişkilerini koruyan düzeni) sağlamaktır. Fatma'nın davasını ele alışı da bu çerçevededir: Deliller onu suçlu gösteriyorsa, görevi onu mahkum ettirmektir. Bu, onun bir BDA görevlisi olarak "ideolojik" işlevidir; sisteme olan inancını pekiştirir ve onu meşrulaştırır.
Ancak kriz, karısı Selma'nın geçmişi ile Fatma'nın davası arasındaki paralellikler ortaya çıktığında patlak verir. Bu noktada, Aydın'ın "burjuva birey" kimliği devreye girer. Bu kimlik, mülkiyeti (itibarı, ailesini, statüsünü) korumaya programlanmıştır. Eğer karısı gerçekten suçla bir bağlantı içindeyse, bu onun toplumsal statüsünü, mesleki itibarını ve ailevi huzurunu temelden sarsacaktır. İşte bu andan itibaren, "devlet görevlisi Aydın" ile "burjuva birey Aydın" birbirine düşman olur.
Tez: Devlet görevlisi olarak Aydın, delillerin peşinden gitmeli ve gerçeği, nereye varırsa varsın, ortaya çıkarmalıdır. Bu, onun yasal ve mesleki görevidir.
Antitez: Burjuva birey olarak Aydın, ailesinin ve kendi statüsünün bekasını korumak için gerçeği örtbas etmeli veya görmezden gelmelidir.
Sentez Çabası: Film, Aydın'ın bu ikilemde bocalayışını anlatır. Onun araştırması, artık sadece bir suçu aydınlatma çabası değil, aynı zamanda kendi varoluşsal krizinden bir çıkış yolu arayışıdır. Doktorla yaptığı görüşme, Başsavcı (Hulusi Kentmen) ile olan diyalogları, bu iç çatışmanın dışavurumudur. Başsavcı, devlet aygıtının daha üst düzeydeki, daha "saf" bir temsilcisi olarak, Aydın'a mesleki görevini hatırlatır. O, bireysel dramları değil, sistemin işleyişini önemser.
3.2. Fatma ve Eşi: Sistemin Hedefindeki Alt Sınıf Temsili
Sanık Fatma (Melda Sözen) ve eşi, filmin sınıfsal haritasında Aydın ailesine kıyasla daha alt bir konumda dururlar. Meslekleri tam olarak belirtilmese de (Fatma'nın "Fotoğrafçı Faruk" ile bağlantısı, onları küçük burjuva veya işçi sınıfına yakın bir yere konumlandırır), davranışları, konuşma biçimleri ve mahkemedeki duruşları, onların farklı bir toplumsal habitusa sahip olduklarını gösterir. Marksist analizde, suç genellikle alt sınıflara atfedilen bir olgudur ve hukuk sistemi, bu sınıfı kontrol altında tutmanın bir aracıdır.
Fatma'nın masumiyetine yapılan vurgu ve çevresindekilerin ona inanması, bir yanıyla "küçük insanın" saflığı ve dayanışması temasını işler. Ancak, Aydın'ın elindeki "güçlü deliller", tam da hukukun bu sınıfsal önyargısını temsil eder. Sistem, onu suçlu ilan etmek için yeterince "nesnel" kanıta sahiptir. Bu durum, eleştirel hukuk kuramının iddiasını doğrular: Hukuki süreç, olguların nesnel bir incelemesi değil, bu olguların egemen ideoloji tarafından nasıl yorumlandığının bir sonucudur. Fatma, sistemin çarkları arasında öğütülmekte olan bir figürdür. Onun kaderi, Aydın'ın sınıfsal paniğinin bir sonucu olarak değişecektir; bu da, alt sınıfların kaderinin, üst sınıfların iç çatışmaları tarafından nasıl belirlenebileceğinin çarpıcı bir göstergesidir.
3.3. Selma Hakmen: Burjuva Ailesinin Yabancılaşmış Kurbanı
Hale Soygazi'nin canlandırdığı Selma karakteri, filmin en trajik ve en derinlikli karakteridir. Görünüşte mutlu, varlıklı bir savcı eşidir. Ancak, "bir süredir psikolojik sorunlar yaşamaktadır". Bu sorunların kaynağı, filmde geçmişe dair ipuçlarıyla verilir. Selma, muhtemelen Aydın ile evlenmeden önce, farklı, belki de daha "tehlikeli" bir hayat yaşamış, Fotoğrafçı Faruk (Türker Tekin) gibi şüpheli karakterlerle aynı ortamda bulunmuş olabilir.
Selma'nın yaşadığı yabancılaşma çok katmanlıdır:
Rol Yabancılaşması: "Savcı'nın karısı" olmak, ondan belirli bir davranış kalıbı, bir toplumsal performans beklemektedir. Bu rol, onun otantik benliğiyle çatışmaktadır.
Geçmişinden Yabancılaşma: Yaşadığı travmatik geçmiş, burjuva evliliği içinde bastırılmış, inkâr edilmiş bir şeydir. Bu bastırma, psikolojisinde patlamalara neden olur.
Kocasından Yabancılaşma: Aydın, mesleği gereği "düzen" ve "kontrol" insanıdır. Selma'nın düzensiz, kontrol dışı ruh hali, onun anlayamadığı bir şeydir. Bu, aralarında bir duvar örer.
Selma, burjuva aile ideolojisinin (Althusserci anlamda bir İDA) bir kurbanıdır. Bu ideoloji, aileyi istikrarlı, uyumlu ve özel mülkiyetin aktarıldığı bir birim olarak sunar. Selma'nın hastalığı, bu ideolojik maske altında gizlenen çatlakları, çürümeyi ve dayanılmaz baskıyı ifşa eder. Onun hikayesi, Fatma'nın hikayesiyle kesiştiğinde, film aslında şunu söyler: Suç, bireysel bir patolojiden ziyade, toplumsal koşulların ve yabancılaştırıcı kurumların bir ürünüdür. Burjuva toplumu, hem Fatma gibi alt sınıfları potansiyel suçlu ilan ederek hem de Selma gibi kendi içindeki bireyleri ruhsal olarak çöktererek suç üretmektedir.
3.4. Mekânların Diyalektiği: Ofis, Ev, Mahkeme ve Klinik
Filmin mekânları, karakterlerin içsel durumlarını ve toplumsal konumlarını yansıtır.
Savcılık Ofisi: Soğuk, resmi, hiyerarşik. Dosyaların, delillerin ve bürokrasinin hâkim olduğu bu mekân, Aydın'ın "devlet aygıtı" kimliğinin somutlaşmış halidir. Burada duygulara yer yoktur.
Aydın'ın Evi: Lüks, modern, düzenli görünür. Ancak bu düzenin altında, Selma'nın hastalığıyla birlikte, bir kaos ve belirsizlik hüküm sürer. Burası, burjuva yaşamının görkemli cephesi ile çürümüş arka yüzünün bir arada bulunduğu mekândır.
Mahkeme Salonu: Kamusal bir tiyatrodur. Burada adalet "icra edilir". Biçimsel eşitliğin sahnelendiği bu alan, aslında sınıfsal güç ilişkilerinin en keskin yaşandığı yerdir. Savcı kürsüde, sanık kafestedir.
Doktorun Muayenehanesi (Kayhan Yıldızoğlu): Bu mekân, "akıl" ve "bilim"in temsil edildiği yerdir. Aydın, buraya, evindeki kaosu anlamlandırmak, onu rasyonel bir çerçeveye oturtmak için gelir. Ancak doktorun söyledikleri, onun krizini daha da derinleştirir. Bu, bilimin, burjuva bireyin varoluşsal korkularını çözmekte yetersiz kalışının bir metaforudur.
4. Sentez ve Eleştiri: Sistem İçi Bir Çözüm Olarak Final ve Onun Sınırları
Filmin doruk noktası ve finali, Aydın'ın ikilemini "çözme" biçimidir. O, savcılık görevinden istifa eder ve sanık sandalyesine oturmuş Fatma lehine tanıklık yapmak için kürsüye çıkar. Bu hamle, seyircide "adil" ve "etik" bir son olarak okunabilir. Birey, devletin soyuk görev tanımını reddederek, ahlakın ve kişisel vicdanın tarafını seçmiştir.
Ancak, Marksist bir perspektiften bu final son derece sorunludur ve sistemin sınırlarını gösterir:
Bireysel Kahramanlık Mitosu: Sistemin yapısal bir sorunu (burjuva hukukunun sınıfsal çarpıklığı), bireysel bir fedakarlık ve kahramanlık eylemiyle "aşılmaya" çalışılmaktadır. Bu, kapitalist toplumun en sevdiği ideolojik temalardan biridir: Sorun sistemde değil, kötü bireylerdedir; iyi bireyler çıkıp fedakarlık yaparsa her şey düzelir. Oysa gerçekte, Aydın'ın istifası, yargı sistemini veya onun dayandığı sınıfsal temelleri değiştirmez. Ertesi gün, yerine yeni bir savcı atanacak ve sistem aynı şekilde işlemeye devam edecektir.
Sistemin İdeolojik Esnekliği: Burjuva hukuku, bu tür bireysel itirazları bünyesine katabilir ve onları kendi meşruiyetinin bir aracı haline getirebilir. "Bakın, sistem o kadar adil ki, kendi savcısı bile gerektiğinde tanık olabiliyor ve adalet yerini buluyor" mesajı, sistemin kendini yeniden üretmesine hizmet eder. Asıl radikal sorgulama, savcının istifa etmesi değil, sistemi olduğu gibi çalıştırmaya devam etmesi ve Fatma'yı mahkum ettirmesi olurdu. O zaman sistemin gerçek yüzü, yani "deliller ne derse desin, alt sınıfları ezme" işlevi daha net görülebilirdi. Film, bu daha acımasız ve belki de daha gerçekçi sonu seçmeyerek, izleyiciyi rahatlatmış olur.
Sınıfsal Çıkarın Nihai Zaferi: Aydın'ın son hamlesi aslında, "devlet görevlisi" kimliğinden vazgeçip "burjuva birey" kimliğine tamamen sarılması olarak da okunabilir. Onun asıl endişesi, Fatma'nın masumiyetini kanıtlamaktan ziyade, karısı Selma'nın suçluluğunu örtbas etmek ve böylece ailesinin itibarını kurtarmak olabilir. Eğer Fatma mahkum olursa, Selma'nın bağlantısı daha büyük bir skandala dönüşebilir. Oysa Aydın'ın tanıklığıyla Fatma kurtulursa, mesele kapanır. Bu açıdan bakıldığında, final, sınıfsal çıkarın nihai zaferidir. Burjuva birey, devlet aygıtını, kendi çıkarı doğrultusunda manipüle etmiş ve kendi varlığını güvence altına almıştır.
5. Sonuç: İtham Ediyorum, Ama Kime?
"İtham Ediyorum", adını taşıdığı bu soruyu, izleyicinin zihninde bir tohum olarak bırakır. Film, yüzeysel olarak bir suçlunun ya da bir savcının vicdansızlığının değil, çok daha derinde işleyen bir sistemin "itham"ıdır.
Bu film, Marksist idari bilimler ve eleştirel hukuk perspektifinden incelendiğinde, Yeşilçam'ın sığ melodram kalıplarını aşan derin bir toplumsal eleştiriye dönüşür. Film, burjuva hukuk sisteminin, görünürdeki tarafsızlığının altında yatan sınıfsal önyargıyı; bir devlet aygıtı olan yargının, bireyi nasıl araçsallaştırdığını; ve nihayetinde, burjuva aile ideolojisinin, bireyler üzerinde yarattığı yıkıcı yabancılaşmayı gözler önüne serer.
Savcı Aydın'ın trajedisi, kapitalist toplumdaki "dürüst" bireyin trajedisidir: Sistem, ondan sadece bir dişli olmasını bekler. O, sistemin vaat ettiği "adalet" ve "düzen" ideallerine içtenlikle inandığı sürece sorun yoktur. Ancak bu idealler, kendi sınıfsal varlığına yönelik bir tehdit haline geldiğinde, büyük bir yabancılaşma ve çözülme yaşar. Film, bu çözülmeyi bireysel bir psikodrama olarak değil, toplumsalın bireydeki yansıması olarak sunar.
"İtham Ediyorum", nihai bir devrimci çözüm sunmaz. Finali, sistem içi ve ideolojik olarak sınırlıdır. Ancak, yarattığı gerilim, sorgulama ve sınıfsal panik atmosferi ile, seyircisini, üzerinde yaşadığımız hukuki ve toplumsal zeminin aslında ne kadar kırılgan ve çelişkilerle dolu olduğunu düşünmeye zorlar. Film, bize sadece "Fatma suçlu mu?" ya da "Aydın doğru mu yaptı?" diye sordurmaz. Asıl sormamız gereken soruyu, alttan alta hissettirir: "Bu düzen, kime hizmet ediyor?" İşte bu soru, "İtham Ediyorum"u, 1972'de çekilmiş nostaljik bir film olmaktan çıkarıp, güncelliğini her daim koruyan güçlü bir toplumsal belgeye dönüştürür.
Kaynakça
Althusser, L. (1970). İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları. (Çev: Y. Alp, M. Özışık). İstanbul: İthaki Yayınları.
Marx, K. (1844). 1844 El Yazmaları. (Çev: M. Belge). İstanbul: Birikim Yayınları.
Marx, K. (1859). Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı. Ankara: Sol Yayınları.
Marx, K. & Engels, F. (1846). Alman İdeolojisi. Ankara: Sol Yayınları.
Unger, R. M. (1975). Knowledge and Politics. New York: Free Press.
Poulantzas, N. (1978). State, Power, Socialism. Londra: Verso.
Fine, R. (2002). Democracy and the Rule of Law: Liberal Ideals and Marxist Critiques. Londra: Pluto Press.
İtham Ediyorum (1972). Yönetmen: Orhan Elmas. Senaryo: Fuat Özlüer. Yapımcı: Türker İnanoğlu. Türkiye: Erler Film.
Dorsay, A. (2002). Sinemamızda Çöküş ve Rönesans Yılları. İstanbul: Remzi Kitabevi.
Scognamillo, G. & Demirhan, M. (2006). Erotik Türk Sineması. İstanbul: +1 Kitap. (Bu kaynak, dönemin sosyolojik arka planına dair bağlam sağlamaktadır).
Online Kaynak: https://hukukbook.com/itham-ediyorum/
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder