28 Eylül 2025 Pazar

İtham Ediyorum (1972) Filminin Marksist Tarihsel Açıdan Çözümlenmesi:

 

 Hukuk, Sınıf ve Yabancılaşma

Özet
Bu makale, Orhan Elmas'ın yönettiği 1972 yapımı "İtham Ediyorum" filmini, Marksist tarihsel materyalist bakış açısıyla incelemeyi amaçlamaktadır. Film, yüzeyde bir adalet ve ahlak ikilemi anlatısı gibi görünse de, derinlemesine bir analiz, 1970'ler Türkiye'sinin sınıfsal gerilimlerini, burjuva hukuk sisteminin sınıfsal doğasını, devletin baskı aygıtlarından biri olarak yargının rolünü ve kapitalist toplumdaki bireyin yaşadığı yabancılaşmayı açıkça ortaya koymaktadır. Çalışmada, filmin karakterleri (Savcı Aydın, Sanık Fatma, Selma) birer "tip" olarak ele alınacak; onların sınıfsal konumları, içinde bulundukları çatışmalar ve nihai durumları, tarihsel bağlamından koparılmadan Marksist kavramlar (üstyapı, alt-yapı, sınıf mücadelesi, yabancılaşma, ideoloji) ışığında irdelenecektir. Aynı zamanda, filmin üretildiği Yeşilçam endüstrisinin kendine özgü koşulları da, kültür endüstrisinin bir parçası olarak eleştirel bir şekilde mercek altına alınacaktır.

Anahtar Kelimeler: İtham Ediyorum, Marksist Sinema Eleştirisi, Türk Sineması, Yeşilçam, Hukuk ve İdeoloji, Sınıf Mücadelesi, Yabancılaşma, 1970'ler Türkiyesi.


Giriş: Bir Hukuk Filminin Ardındaki Sınıf Savaşımı

"İtham Ediyorum", ilk bakışta izleyiciyi adaletin doğası, suç ve ceza, bireysel vicdan ile mesleki sorumluluk arasındaki çatışma gibi evrensel temalar üzerine düşündüren bir gerilim dramasıdır. Ancak, filmin anlatısını oluşturan her bir unsur – savcının ikilemi, sanığın masumiyet iddiası, delillerin belirsizliği ve nihayetinde eşin psikolojik rahatsızlığı ile suç arasındaki bağ – Marksist bir okumaya tabi tutulduğunda, çok daha farklı ve sert bir toplumsal gerçeklikle yüzleşiriz. Bu gerçeklik, Karl Marx ve Friedrich Engels'in tanımladığı anlamda, üretim ilişkileri tarafından şekillendirilen ve sınıf savaşımının tüm toplumsal kurumlara nüfuz ettiği bir gerçekliktir.

Marksist teoriye göre, hukuk, din, eğitim ve kültür gibi kurumlar, egemen sınıfın çıkarlarını meşrulaştıran ve sürdüren "üstyapısal" kurumlardır. Devlet ise, bir baskı aygıtı olarak, bu egemenliği fiziksel ve yasal güç kullanarak korur. Louis Althusser ise bu fikri geliştirerek, devletin "Baskı Aygıtları"nın (ordu, polis, mahkemeler) yanı sıra, bireylerin bilinçlerini şekillendiren "İdeolojik Aygıtlar"dan (okul, aile, medya, din) bahseder. "İtham Ediyorum" filmi, tam da bu iki kavramın kesişim noktasında, bir "Baskı Aygıtı" olan mahkemenin ve onun temsilcisi Savcı Aydın'ın, nasıl ideolojik bir krizin içine sürüklendiğinin hikayesidir.

Bu makalenin temel tezi şudur: "İtham Ediyorum", 1970'ler Türkiye'sinin derinleşen sınıf çatışmaları ve politik kutuplaşması bağlamında, burjuva hukuk sisteminin sınıfsal tarafsızlık iddiasının bir mit olduğunu gözler önüne serer. Film, sistemin bir temsilcisi olan savcının, sistemin kendi içindeki bir çatlağı (eşinin hastalığı ve olası suçluluğu) keşfedişi üzerinden, tüm sistemin meşruiyet krizini sembolize eder. Savcı Aydın'ın yaşadığı bireysel trajedi, aslında burjuva ideolojisinin ve onun hukuk aygıtının bir bütün olarak yaşadığı trajedinin mikro-kozmosta bir yansımasıdır.

1. Tarihsel Bağlam: 1970'ler Türkiyesi - Kriz, Çatışma ve Sinema

Filmi anlamak için, onun üretildiği tarihsel momenti anlamak şarttır. 1970'ler Türkiyesi, alt-yapısal/ekonomik krizlerin üstyapıyı/siyaseti ve kültürü derinden sarsıtığı bir dönemdir.

  • Ekonomik Kriz ve Sınıf Hareketliliği: 1970'ler, ithal ikameci sanayileşme modelinin tıkandığı, enflasyonun ve işsizliğin arttığı, döviz krizlerinin yaşandığı bir dönemdir. Bu ekonomik istikrarsızlık, kentleşme ve işçi sınıfının niceliksel büyümesiyle birleşince, sınıf mücadelesi de keskinleşmiştir. 15-16 Haziran 1970 olayları, DİSK'in güçlenişi ve kitlesel işçi eylemleri, toplumsal hayatın merkezine sınıf çatışmasını yerleştirmiştir.

  • Politik Kutuplaşma: Sağ-sol çatışması sokaklara taşmış, üniversiteler, mahalleler bu çatışmanın arenası haline gelmiştir. 12 Mart 1971 Muhtırası, bu krizi "kontrol altına alma" girişimi olarak okunabilir. Muhtıra, sivil siyasete müdahale ederken, özellikle sol hareket üzerinde ağır bir baskı dalgası başlatmıştır.

  • Yeşilçam'ın Toplumsal Gerçekçi Damarı: Bu karmaşık ortamda Yeşilçam, sadece aşk ve komedi filmleri üretmemiş; "Toplumsal Gerçekçi" veya "Sosyal İçerikli" filmler olarak adlandırılan, toplumdaki adaletsizlikleri, yoksulluğu, gecekondu sorununu, sınıf atlama özlemini ve bürokrasinin çürümüşlüğünü ele alan bir dizi filme imza atmıştır. Yılmaz Güney'in filmleri bu damarın en radikal örnekleridir. "İtham Ediyorum" da, daha "sofistike" ve burjuva bir mekanda (savcılık ofisi, mahkeme salonu) geçse de, bu toplumsal gerçekçi damarın bir parçası olarak okunabilir. Sistemin merkezindeki bir adamın krizi, aslında sistemin krizidir.

Bu bağlam, filmin arka planındaki görünmez karakterdir. Filmde doğrudan sokak çatışmaları veya grevler gösterilmez, ancak hukuk sisteminin içindeki gerilim, dışarıdaki bu toplumsal fırtınanın bir yansımasıdır.

2. Hukuk ve İdeoloji: Burjuva Adaletinin Maskesinin Düşürülüşü

Filmin merkezinde hukuk kurumu vardır. Marksist teoriye göre hukuk, tarafsız ve evrensel değildir; mevcut üretim ilişkilerini ve mülkiyet düzenini korumak üzere tasarlanmıştır.

  • Savcı Aydın: Devlet Aygıtının Temsilcisi: Kartal Tibet'in canlandırdığı Savcı Aydın, ismiyle müsemmadır ("Aydın" ve "Hak-men"). O, devletin yargı gücünü temsil eden, rasyonel, delillere dayanan, "aydınlanmış" bir bürokrattır. Başlangıçta, sistemin kusursuz bir dişlisidir. Onun elindeki "yeterli delil", burjuva hukuk sisteminin prosedürel meşruiyetinin bir simgesidir. Sistem, formel delillere dayanarak işler ve bu, onun tarafsızlık iddiasının dayanağıdır. Ancak film, bu iddiayı sorgulamaya başlar.

  • Formel Deliller vs. Maddi Gerçeklik: Fatma'nın masumiyetine dair tanıklıklar ve inançlar, hukuk sisteminde "resmi delil" statüsüne sahip olmadığı için bir anlam ifade etmez. Bu durum, burjuva hukukunun, somut insani gerçekliklerden (maddi gerçeklik) ziyade, biçimsel ve belgesel kanıtlara (üstyapısal bir yapı) nasıl endekslendiğinin göstergesidir. Marksist bir bakışla, bu biçimsellik, hukukun sınıfsal karakterini gizlemeye yarayan bir perdedir.

  • Başsavcı (Hulusi Kentmen) ve Sistemin Sesi: Hulusi Kentmen'in oynadığı Başsavcı karakteri, sistemi temsil eden daha katı ve dogmatik bir figürdür. O, Aydın'ı "duygusallıktan" uzak durmaya, "işini yapmaya" çağırır. Bu çağrı, devlet aygıtının, temsilcilerinden beklediği ideolojik sadakatin ta kendisidir: "Kurallara uy, prosedürü izle, insani bağları görmezden gel." Bu, Althusser'in "İdeolojinin Bireyleri 'özne' Olarak Haykırması" kavramını akla getirir. Başsavcı, Aydın'ı, sistemin bir "özne"si olarak konumlandırmakta ve ondan bu konuma uygun davranmasını istemektedir.

Filmin dönüm noktası, Aydın'ın, bu formel delillerin yetersizliğini ve hatta yanıltıcı olabileceğini fark etmesidir. Bu farkındalık, sadece bir cinayet davasının çözümü değil, aynı zamanda bir ideolojik krizin başlangıcıdır. Aydın, içinde bulunduğu sistemin "aydın" bir temsilcisi olmaktan çıkarak, sistemin karanlık ve irrasyonel yanlarıyla yüzleşen bir bireye dönüşmeye başlar.

3. Sınıfsal Konumlar ve Karakter Çözümlemeleri: Burjuvazi ve Alt Sınıfların Karşılaşması

Filmdeki karakterler, tesadüfi bireyler değil, belirli sınıfsal konumları temsil eden "tipler"dir.

  • Aydın ve Selma Hakmen: Krizdeki Burjuvazi: Aydın ve eşi Selma (Hale Soygazi), Türkiye'nin kentli, modern, profesyonel burjuvazisini temsil ederler. Lüks bir evde yaşarlar, kültürel sermayeleri yüksektir. Ancak bu görkemli dış cephenin ardında derin bir çatlak vardır: Selma'nın psikolojik rahatsızlığı. Bu rahatsızlık, Marksist anlamda bir yabancılaşma belirtisi olarak yorumlanabilir. Kapitalist/burjuva toplumunda birey, kendi emeğinden, ürününden, diğer insanlardan ve nihayetinde kendi doğasından yabancılaşır. Selma'nın hastalığı, bu yabancılaşmanın patolojik bir dışavurumudur. Burjuvazinin "mutlu" yaşamının, aslında nasıl derin bir anlamsızlık ve içsel çöküntü barındırdığının metaforudur.

  • Fatma ve Hasan Pınar: Masumiyet Miti ve Alt Sınıfın Savunmasızlığı: Melda Sözen ve Bora Ayanoğlu'nun canlandırdığı Fatma ve Hasan Pınar, daha alt bir toplumsal-ekonomik tabakadan gelmektedir. (Filmde meslekleri tam net olmasa da, karakter tasvirleri ve davranış biçimleri bu izlenimi verir). Onlar, sistem tarafından ezilen, haksız yere suçlanan "küçük insanlar"dır. Burjuva hukuk sisteminin karşısında savunmasız ve güçsüzdürler. Fatma'nın masumiyeti, seyircide sempati uyandıran bir unsurdur, ancak Marksist bir okumada bu masumiyet, alt sınıfların sistem karşısındaki "kurban" konumunun bir temsilidir. Sistem, kendi iç çelişkilerini (Selma'nın suçu) çözmek için, geleneksel olarak hedef haline getirdiği bir sosyal grubun (alt sınıflar) bir üyesini seçmektedir. Bu, gerçek hayatta işçi sınıfı ve yoksulların, suç istatistiklerinde neden orantısız bir şekilde temsil edildiğinin sembolik bir anlatımıdır.

  • Başsavcı ve Diğer Figürler: Sistemin Bekçileri: Hulusi Kentmen (Başsavcı) ve Atıf Kaptan (Hakim), sistemin değişmez, sorgulamayan, statükoyu korumakla yükümlü memurlarıdır. Onlar için adalet, bireysel vakaların hakkaniyetle çözülmesi değil, hukuk normlarının mekanik bir şekilde uygulanmasıdır. Bu, Gramsci'nin "hegemonya" kavramıyla da bağlantılıdır: Egemen sınıf, sadece baskıyla değil, aynı zamanda bu tür kurumlar ve onların temsilcileri aracılığıyla, kendi değerlerini ve bakış açısını "doğal" ve "kaçınılmaz" olarak kabul ettirir.

4. Antitez ve Sentez: Burjuva Ahlakından Sınıf Bilincine Doğru Bir Yolculuk

Filmin dramatik yapısı, diyalektik bir süreci andırır.

  • Tez: Başlangıçtaki durumdur. Savcı Aydın, burjuva hukuk sisteminin meşru ve ahlaki bir temsilcisidir. Fatma ise, sistemin önüne getirilmiş bir suçludur. Düzen, istikrarlı görünmektedir.

  • Antitez: Aydın'ın, Selma'nın geçmişi ile Fatma'nın davası arasında bağlantılar keşfetmesi, teze yönelik güçlü bir antitez oluşturur. Bu, bireysel vicdanın, mesleki ideolojiye (Althusser) karşı isyanıdır. "Acaba gerçek katil kendi eşi midir?" sorusu, aslında "Acaba gerçek suç, benim temsil ettiğim sistemin ta kendisi midir?" sorusuna evrilir. Burada sistem, kendi içinden çıkan bir antitezle (Aydın'ın şüphesi) sarsılmaktadır.

  • Sentez: Filmin sonucu, tam bir sentez olmasa da, bir sentez arayışını temsil eder. Aydın, ikileminin zirvesindedir. "Savcılık görevinden ayrılmalı ve suçlanan kadın lehine şahitlik mi yapmalıdır?" Bu soru, bireyin, sınıf konumunu ve ona bağlı ideolojik aidiyetini reddedip etmeme kararıdır. Eğer Aydın, eşinin suçunu itiraf eder ve Fatma lehine tanıklık ederse, bu, burjuva hukuk sisteminin tarafsızlık mitini kendi elleriyle yıktığı anlamına gelir. Bu radikal bir sınıf "ihaneti" veya daha doğrusu, sınıf bilincine varış anı olacaktır. Ancak, Yeşilçam'ın geleneksel melodramatik yapısı içinde, sonuç büyük olasılıkla trajik bir bireysel fedakarlık veya ahlaki bir zaferle sonuçlanacak, köklü bir sistem eleştirisine dönüşmeyecektir. Yine de, seyirciye sunulan bu ikilemin kendisi, sistemin çelişkilerini göstererek son derece radikal bir eleştiri içermektedir.

5. Kültür Endüstrisi Bağlamında "İtham Ediyorum": Yeşilçam'ın Çelişkisi

Film, Marksist bir bakışla incelenirken, onun bir "meta" olarak üretildiği gerçeği de göz ardı edilmemelidir. Theodor Adorno ve Max Horkheimer'ın "Kültür Endüstrisi" kavramı, Yeşilçam için de geçerlidir. Yeşilçam, standartlaştırılmış ürünler (filmler) seri olarak üreten, kar amacı güden bir endüstridir.

  • Yıldız Sistemi ve Ticari Kaygılar: Kartal Tibet ve Hale Soygazi gibi yıldızların filmde yer alması, filmin gişe potansiyelini artırmak içindir. Bu, filmin "sanatsal" veya "eleştirel" kaygılarının yanında, onun bir ticari meta olduğunu da gösterir.

  • Melodramatik Ögelerin İşlevi: Filmin temelindeki psikolojik gerilim ve aile dramı, seyirciyi eğlendirmek ve duygusal olarak bağlamak için kullanılan melodramatik araçlardır. Bu, Adorno'nun eleştirdiği, "yanlış ihtiyaçlar" yaratarak kitleleri pasifize etme işleviyle örtüşebilir. Ancak, burada bir çelişki ortaya çıkar: "İtham Ediyorum", bir yandan sistemi eleştiren radikal bir içeriğe sahipken, diğer yandan bu eleştiriyi, sistemin bir parçası olan kültür endüstrisinin standart formülleri (yıldızlar, melodram, gerilim) aracılığıyla sunmaktadır. Bu, kapitalist toplumdaki tüm muhalif söylemlerin karşılaştığı bir ikilemdir: Sistemi, sistemin kendi araçlarıyla eleştirmek.

Ancak, bu çelişki, filmin eleştirel gücünü tamamen ortadan kaldırmaz. Aksine, filmin geniş kitlelere ulaşabilmesi, onun taşıdığı eleştirel mesajın da dolaşıma girmesini sağlamıştır.

Sonuç: Günümüze Uzanan Bir İtham

"İtham Ediyorum", 50 yıldan uzun bir süre sonra bile izlendiğinde güncelliğini koruyan bir filmdir. Onun gücü, bireysel bir trajediyi anlatırken, arka planda işleyen çok daha büyük bir toplumsal ve ideolojik trajediyi işaret etmesinden gelir.

Marksist bir perspektiften bakıldığında, film şu son "itham"ı yöneltir: Burjuva hukuku, tarafsız bir adalet dağıtıcısı değil, egemen sınıfın çıkarlarını meşrulaştıran ve sınıfsal eşitsizlikleri yeniden üreten bir aygıttır. Bu sistemin içinde çalışan "iyi niyetli" bireyler dahi, nihayetinde sistemin çelişkileriyle yüzleşmek ve bir seçim yapmak zorunda kalırlar: Ya sistemin sadık bir memuru olarak kalacaklar ya da vicdanlarının sesini dinleyerek sistemin meşruiyetini kendi elleriyle sarsacaklardır.

Film, Aydın'ın nihai kararını tam olarak göstermese de, onun bu ikileme sürüklenişi bile başlı başına bir eleştiridir. "İtham Ediyorum", 1970'ler Türkiye'sinin çalkantılı ruh halini yakalayan, hukukun sınıfsal karakterini estetik ve dramatik bir dille ifşa eden, Yeşilçam'ın toplumsal gerçekçi geleneğinin en sofistike ve düşündürücü örneklerinden biridir. Bu film, sadece geçmişe değil, günümüzde de hukuk, adalet ve sınıf ilişkileri üzerine düşünmeye davet eden güçlü bir Marksist metindir.


Kaynakça

  1. Althusser, L. (1970). İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları. İstanbul: İthaki Yayınları.

  2. Adorno, T. W. & Horkheimer, M. (1947). Aydınlanmanın Diyalektiği. İstanbul: Kabalcı Yayınevi.

  3. Marx, K. & Engels, F. (1848). Komünist Manifesto. İstanbul: Can Yayınları.

  4. Marx, K. (1844). 1844 El Yazmaları: Ekonomi Politik ve Felsefe. İstanbul: Birikim Yayınları.

  5. Gramsci, A. (1971). Hapishane Defterleri. İstanbul: İletişim Yayınları.

  6. Abisel, N. (1994). Türk Sinemasında Bürokratlar. Ankara: İmge Kitabevi.

  7. Dorsay, A. (1993). Sinemamızda Çöküş ve Rönesans Yılları. İstanbul: Remzi Kitabevi.

  8. Scognamillo, G. & Demirhan, M. (2006). Erotik Türk Sineması. İstanbul: Kabalcı Yayınevi. (Bu kaynak, dönemin sinema endüstrisi hakkında bağlamsal bilgi sağlar).

  9. Özgüç, A. (2008). Ansiklopedik Türk Filmleri Sözlüğü. İstanbul: Horizon International.

  10. Kırel, S. (2005). Yeşilçam Öykü Sineması. İstanbul: Babil Yayınları.

  11. Arslan, S. B. (2011). Cinema in Turkey: A New Critical History. Oxford University Press.

  12. Güney, Y. (1974). Sinema ve Gerçek. İstanbul: Yar Yayınları. (Dönemin radikal sinema anlayışını anlamak için).

  13. Link Box: https://hukukbook.com/itham-ediyorum/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İki Bin Yirmi Altı Dünyasında İşçi, Köylü ve Emeğin Onuru

"Alın terine sahip çıkmayan, emeğine sahip çıkmayan, hakkını aramayan eşektir. Alın teri dökerek, emek harcayarak, iş değer emek üreter...