29 Eylül 2025 Pazartesi

Yılanı Öldürseler (1982) Filminin Marksist İdari Bilimler Perspektifiyle Diyalektik Bir Yöntemle Analizi

 

Giriş: Törenin Çelik Kafesi ve Meta Olarak Kadın

Yaşar Kemal, edebiyatımızın en güçlü kalemlerinden biri olarak, daima toplumsal çelişkilerin, sınıf mücadelelerinin ve bireyin bu çarklar içinde ezilişinin epik anlatıcısı olmuştur. Onun 1976 tarihli Yılanı Öldürseler romanı ve 1981'de Türkan Şoray tarafından sinemaya uyarlanan aynı adlı film, bu ezilişin belki de en trajik ve en keskin örneklerinden birini sunar. Eser, yüzeysel olarak bir "töre cinayeti" anlatısı gibi görünse de, altında yatan dinamikler Marksist teori ve İdari Bilimlerin araçlarıyla incelendiğinde, çok daha karmaşık ve katmanlı bir toplumsal çözümleme sunar.

Bu makalenin amacı, Yılanı Öldürseler filmini, Marksist bakış açısının temel kavramları olan alt yapı/üst yapı, sınıf mücadelesi, meta fetişizmi ve yabancılaşma ile; İdari Bilimler perspektifinden ise güç, otorite, meşruiyet, bürokrasi (geleneksel/töresel bürokrasi) ve karar alma mekanizmaları bağlamında ele almaktır. Temel argümanımız şudur: Filmdeki trajedi, salt bireysel tutkuların veya ilkel bir töre anlayışının değil, feodal bir alt yapının ürettiği ve "töre" adı altında meşrulaştırdığı sınıfsal, ekonomik ve patriarkal bir iktidar sisteminin kaçınılmaz sonucudur. Esme'nin bedeni ve kaderi, bu sistem içinde bir mübadele değeri (meta) olarak işlev görürken, Hasan'ın bireyselliği ve annesiyle olan duygusal bağı, sistemin ihtiyaç duyduğu itaatkâr bir özne yaratmak uğruna yok edilir. İdari Bilimler çerçevesinde ise, köy geleneksel bir "devlet" gibi işlemekte, kararlar rasyonel bir süreçten geçmeyip ataerkil ve sınıfsal bir otorite tarafından alınmakta ve bu otorite, şiddeti meşru bir yaptırım aracı olarak kullanmaktadır.

1. Marksist Perspektiften Bir Çözümleme: Feodal Alt Yapının Çatlakları

1.1. Alt Yapı: Feodal Üretim İlişkileri ve Mülkiyet

Marksist teoriye göre, toplumun ekonomik temelini oluşturan alt yapı (üretim araçları, üretim ilişkileri, mülkiyet biçimleri), üst yapıyı (hukuk, din, ahlak, kültür, töre) belirler. Yılanı Öldürseler'in geçtiği Çukurova köyü, tipik bir feodal alt yapı sergiler. Toprak ve üretim araçları üzerindeki kontrol, Halim Ağa gibi bir avuç toprak ağasının elindedir. Esme'nin, sevdiği adam Abbas yerine Halim'le evlenmek "zorunda kalması", bu ekonomik gerçekliğin doğrudan bir sonucudur. Bu evlilik, bir aşk birliğinden ziyade, feodal ekonomide sıkça rastlanan bir ittifak ve mülkiyet aktarımı aracıdır. Esme, babasının evinden Halim'in evine, bir meta olarak transfer edilir. Değeri, güzelliği ve doğurganlığı üzerinden belirlenir.

Abbas'ın, "eşkıya" kimliğiyle temsil ettiği şey, bu feodal düzene içkin bir tehdittir. O, mülkiyet ilişkilerini tanımayan, düzene başkaldıran "sınıfsız" bir figürdür. Hapishaneden çıkıp gelişi ve Esme'yi kaçırmak istemesi, sadece bir aşk hikayesi değil, aynı zamanda statükoya yönelik bir sınıf isyanıdır. Ancak bu isyan, örgütsüz ve bireysel olduğu için, sistem tarafından (köylüler/jandarma işbirliğiyle) acımasızca bastırılır. Abbas'ın öldürülüp cesedinin köy meydanına atılması, sadece bir kişinin değil, bir tehdidin, bir alternatifin imhasıdır. Bu, egemen sınıfın kendi iktidarını sürdürmek için kullandığı şiddet tekelinin somut bir göstergesidir.

1.2. Üst Yapı Olarak Töre: Egemen İdeoloji Aygıtı

Filmin merkezindeki trajediyi yaratan, doğrudan feodal alt yapıdan beslenen üst yapı kurumu, yani "töre"dir. Louis Althusser'in tabiriyle töre, burada bir "İdeolojik Devlet Aygıtı" gibi işlev görür. Devletin resmi hukukunun uzağındaki bu kapalı toplulukta, töre, hem hukuk, hem ahlak, hem de dindir. Egemen sınıfın (ağalar, aile büyükleri) çıkarlarını, evrensel ve değişmez gerçekler gibi sunar.

Törenin bu filmdeki en önemli işlevi, kadın bedeni ve cinselliği üzerindeki denetimi meşrulaştırmaktır. Esme'nin "uğursuz güzelliği" aslında, onun kendi cinselliği ve arzuları üzerinde söz sahibi olma potansiyelinden duyulan korkunun bir yansımasıdır. Sistem, kontrol edemediği bu arzuyu "uğursuzluk", "felaket" gibi mistifikasyonlarla damgalayarak kendi şiddetini haklı çıkarır. Antonio Gramsci'nin "hegemonya" kavramı burada devreye girer: Köylülerin büyük bir kısmı, Esme'nin ölümünün gerekli ve adil olduğuna içtenlikle inanır. Büyükanne'nin sürekli tekrarları, Mustafa'nın baskıları, hatta Hasan'a silah veren Ali'nin çelişkili tavrı, bu hegemonik ideolojinin farklı tezahürleridir. Sistem, sadece fiziksel şiddetle değil, daha çok zihinsel ve manevi bir tahakkümle ayakta durur.

1.3. Meta Fetişizmi ve Esme'nin Yabancılaşması

Karl Marx'ın "meta fetişizmi" kavramı, bir ürünün (meta) piyasadaki değerinin, onu üreten insan emeğinin sosyal ilişkilerini gizlemesi anlamına gelir. Yılanı Öldürseler'de Esme, tam anlamıyla bir metaya dönüştürülmüştür. İnsani kimliği, arzuları, annelik duyguları, onun "değerinin" (güzellik ve cinsellik metaının) gerisinde kalır. Toplum onu, yarattığı "sorunların" kaynağı olarak görür; yani bir kullanım değeri (aşk, şefkat nesnesi) olmaktan çıkıp bir mübadele/değişim değeri (aile şerefi, sosyal statü, intikam nesnesi) haline gelir.

Bu süreç, Esme'de derin bir yabancılaşma yaratır. Önce kendi bedeninden yabancılaşır; güzelliği bir lanete dönüşmüştür. Sonra oğlu Hasan'dan yabancılaşır, çünkü Hasan artık onun katili olmaya zorlanan bir araçtır. En nihayetinde kendi insani varlığından yabancılaşır; ölümü, toplumsal bir düzeltme operasyonunun pasif bir nesnesi haline gelir. Onun çırılçıplak yıkanırken vurulması, bu yabancılaşmanın en ürkütücü metaforudur: En mahrem, en insani anında, toplumsal şiddetin en saf ve çıplak haliyle yüzleşir.

1.4. Hasan: İdeolojinin Yeniden-Üretim Aracı Olarak Çocuk

Hasan'ın karakteri, Marksist analiz için hayati öneme sahiptir. O, egemen ideolojinin yeni kuşağa aktarılarak yeniden-üretildiği trajik sahnenin başoyuncusudur. Hasan'ın bireysel bilinci (anneye duyduğu sevgi ve bağlılık) ile toplumsal bilinci (töre tarafından dayatılan "görev") arasında sıkışıp kalması, bir ideolojik çatışma alanı yaratır.

Sistem, onu önce psikolojik şiddetle yumuşatır: "Babanın kanı yerde kalmamalı", "Hortluyor" gibi söylemlerle bir korku ve suçluluk duygusu aşılanır. Dedesinin silahını ona vererek, bu şiddeti onun eliyle gerçekleştirmesi istenir. Bu, sadece bir cinayet değil, aynı zamanda bir inisiyasyon törenidir. Hasan, annesini öldürerek, törenin bir neferi, sistemin bir uzantısı haline gelir. Burada, Althusser'in "çağrılma" (interpellation) kavramını görürüz: Töre, "Hey sen, oğul! Babasının intikamcısı olmalısın!" diyerek Hasan'ı bir özne olarak "çağırır". Hasan bu çağrıya cevap verdiği anda, ideolojik aygıtın bir parçası haline gelir. Onun bireyselliği, sistemin devamlılığı uğruna feda edilir.

2. İdari Bilimler Perspektifinden Bir İnceleme: Köy Devleti ve Rasyonalite Eksikliği

2.1. Köy: Geleneksel Otoriteye Dayalı Bir Mini-Devlet

Max Weber'in otorite tiplerinden "geleneksel otorite"Yılanı Öldürseler köyünü anlamak için kilit bir kavramdır. Bu köy, kendi içinde kapalı, özerk işleyen ve kendi yasalarını koyan bir mini-devlet gibidir. Bu devletin başında, resmi olarak tanımlanmış bir lider olmasa da, fiili bir "oligarşik yönetim" vardır. Bu yönetim; Halim Ağa (ekonomik güç), Büyükanne (ataerkil/klan gücü), Dursun Dede (yaşlılar meclisi/töre bekçisi) ve diğer aile büyüklerinden oluşur.

Weber'e göre geleneksel otorite, yasalar ve kurallardan ziyade, "her zaman böyle yapılagelmiş olması"ndan kaynaklanan bir meşruiyete dayanır. Köydeki "kanın yerde kalmaması", "hortlama" inancı, "namusun temizlenmesi" gibi kavramlar, bu geleneksel meşruiyetin temel dayanaklarıdır. Devletin resmi hukuk sistemi (jandarma) sadece Abbas'ı öldürme aşamasında görünür olsa da, asıl belirleyici olan bu geleneksel otoritenin kararlarıdır.

2.2. Karar Alma Mekanizmaları: Rasyonaliteden Yoksun, Duygusallık ve Töresel Baskı ile Şekillenen Bir Süreç

Modern İdari Bilimler, karar alma süreçlerinin rasyonel, analitik ve maksimum faydayı gözetecek şekilde işlemesini öngörür. Oysa filmde Esme'nin kaderiyle ilgili karar, tam bir rasyonalite eksikliği içinde alınır.

  • Problem Tanımı Belirsizliği: Sorun, Esme'nin varlığı olarak tanımlanır, ancak bu tanım mistik ve önyargılıdır ("uğursuzluk"). Gerçek sorun (feodal yapı, patriarkal kontrol) hiçbir zaman tartışılmaz.

  • Alternatiflerin Değerlendirilmemesi: Esme'nin köyden gitmesi bir seçenek olarak sunulur, ancak bu seçenek ciddiye alınmaz. Çözüm, doğrudan fiziksel imha üzerine odaklanır. Bu, bir "doyumculuk" (satisficing) kararı değil, tam bir akıl tutulmasıdır.

  • Duygusal Baskı: Karar, Büyükanne'nin yas tutma ve intikam duyguları, köylülerin korku ve önyargıları tarafından yönlendirilir. Rasyonel bir muhakeme değil, kolektif bir histeri söz konusudur.

  • Temsiliyet Krizi: Karardan en çok etkilenecek kişi olan Esme'nin ve onunla duygusal bağı en güçlü olan Hasan'ın söz hakkı yoktur. Karar, onlar adına ve onlara rağmen alınır.

2.3. Gücün ve Otoritenin Kullanımı: Zorlayıcı Gücün Nihai Zaferi

Weber, otoriteyi meşru kabul edilen güç olarak tanımlar. Köydeki otorite, töreye dayandığı için meşru kabul edilir. Ancak bu meşruiyet, nihai aşamada "zorlayıcı güç" (coercive power) kullanımına başvurmaktan çekinmez. İktidarın işleyişi şu şekildedir:

  1. Normatif Güç: Büyükanne, "Babanın hakkını helal etmez" diyerek manevi baskı uygular.

  2. Uzmanlık Gücü: Dursun Dede ve yaşlılar, töreyi en iyi bilenler olarak sunulur.

  3. Özdeşleşme Gücü: Ali Amca, başlangıçta Hasan'ın yanında durarak onunla özdeşleşir, ancak sonunda sisteme boyun eğer.

  4. Zorlayıcı Güç: Tüm bu güç türleri işe yaramadığında, fiziksel şiddet tehdidi (Hasan'ın dövülmesi, Esme'ye yönelik tehditler) ve nihayetinde silahın Hasan'a verilmesi devreye girer.

Bu süreç, otoritenin, meşruiyetini korumak için nasıl şiddete dayalı bir güce başvurmak zorunda kaldığını gösterir. Törenin "meşru" otoritesi, ancak bir çocuğun eline silah tutuşturularak ayakta tutulabilir.

2.4. Töresel Bürokrasi ve Görev Dağılımı

Weber'in ideal bürokrasi modelinden farklı olarak, burada "töresel bir bürokrasi"den söz edebiliriz. İşler, yazılı kurallara değil, geleneksel rol dağılımlarına göre yürütülür:

  • Karar Verici/Konsey: Büyükanne, aile büyükleri.

  • Uygulayıcı/Cellat: Önce Ali görevlendirilir, o başarısız olunca görev Hasan'a "devredilir".

  • İdeolog/Propagandacı: Mustafa ve diğer köylüler, töre söylemini yaymakla görevlidir.

  • Pasif İzleyiciler/Jüri: Köy halkı, sessiz çoğunluk olarak kararı onaylar.

Bu işbölümü, gayri resmi ve son derece etkisiz olmasına rağmen, sistemin sürekliliğini sağlayacak kadar işler. Bu, modern, rasyonel bir idari yapının tam zıttı, duygusal, geleneksel ve son derece baskıcı bir yönetim modelidir.

3. Tez, Antitez, Sentez: Sistem mi Lanetler, İnsan mı?

  • Tez: Trajedinin tek sorumlusu, katı ve acımasız töre sistemidir. Bireyler (Esme, Hasan, Abbas) bu sistemin kurbanıdır. Sistem onları ezer, yok eder.

  • Antitez: Trajedinin asıl sorumlusu bireylerin eylemleridir. Abbas'ın şiddeti, Büyükanne'nin kindarlığı, köylülerin çekememezliği ve korkaklığı, Ali'nin kararsızlığı ve nihayet Hasan'ın tercihi gerçek suçlardır. Sistem sadece bir arka plandır.

  • Sentez: Bu makalenin de savunduğu üzere, bireysel eylemler ile toplumsal sistem bir diyalektik ilişki içindedir. Töre sistemi, Büyükanne'nin kindarlığını meşrulaştırıp beslerken, onun kindarlığı da sistemi güçlendirir. Köylülerin korkusu, sistemin dayattığı cehaletin ve dışlanma korkusunun ürünüdür. Hasan'ın "tercihi" ise, psikolojik olarak çökertilmiş, seçenekleri elinden alınmış bir bireyin trajik son hamlesidir. Suç, ne salt sistemde ne de salt bireylerdedir; bireyleri kendi cellatlarına dönüştüren bu diyalektik ilişkinin ta kendisindedir. Feodal alt yapı ve onun ürettiği töresel üst yapı, bireyleri öyle bir çelik kafese hapseder ki, onlar için en "özgür" seçim, kendi trajedilerini tamamlamak olarak görünür.

Sonuç: Hortlayan Sistem ve Günümüze Düşen Gölge

Yılanı Öldürseler, sadece 1980'lerin bir Anadolu köyünün hikayesi değildir. O, iktidarın, mülkiyetin, cinsiyet rollerinin ve şiddetin nasıl iç içe geçerek bir tahakküm mekanizması yarattığının evrensel bir alegorisidir. Marksist analiz, bu tahakkümün sınıfsal ve ekonomik temellerini ortaya koyarken, İdari Bilimler perspektifi, bu tahakkümün hangi "yönetişim" mekanizmalarıyla işlediğini gösterir.

Filmdeki asıl "hortlayan" şey, Halil'in hayaleti değil, güncelliğini koruyan bu tahakküm sistemidir. Feodal ilişkilerin kalıntıları, namus adı altında işlenen cinayetler, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, çocukların duygusal sömürüsü ve şiddetin bir çözüm aracı olarak görülmesi, modern Türkiye'nin de kanayan yaralarıdır. Türkan Şoray'ın kamerası, sadece bir dramı değil, bir sosyal patolojinin röntgenini çeker.

Film biterken, izleyiciye bıraktığı en ağır soru şudur: Gerçek "yılan" kimdir veya nedir? Abbas mı? Esme'nin güzelliği mi? Yoksa, kendi çocuğunu anasını katletmeye zorlayan, sevgiyi, şefkati, merhameti yok eden ve kendini sürekli yeniden-üreten o görünmez, zehirli sistemin ta kendisi mi? Yılanı Öldürseler, işte bu yılanın aslında hiç öldürülemediğini, sadece biçim değiştirerek varlığını sürdürdüğünü hatırlatan, zamansız ve acımasız bir uyarıdır.


Kaynakça

  1. Althusser, L. (1971). İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları. (Çev. A. Tümertekin). İstanbul: İthaki Yayınları.

  2. Gramsci, A. (1999). Hapishane Defterleri. (Çev. A. Cangızbay). Ankara: Onur Yayınları.

  3. Kemal, Y. (1976). Yılanı Öldürseler. İstanbul: Cem Yayınevi.

  4. Marx, K. & Engels, F. (1848). Komünist Manifesto. (Çev. N. Berkes). İstanbul: Sol Yayınları.

  5. Marx, K. (1867). Kapital, Cilt 1. (Çev. A. Bilgi). Ankara: Sol Yayınları.

  6. Weber, M. (1978). Ekonomi ve Toplum: Toplumsal Örgütlenme ve İktidarın Anahatları. (Çev. B. T. Özkuş). İstanbul: Yarın Yayıncılık.

  7. Şoray, T. (Yönetmen). (1981). Yılanı Öldürseler [Film]. Türkiye: Abdurrahman Keskiner Yapımcılık.

  8. Mardin, Ş. (2013). Türk Modernleşmesi. İstanbul: İletişim Yayınları. (Töre ve modernleşme çatışması bağlamında).

  9. Berktay, F. (2012). Tarihin Cinsiyeti. İstanbul: Metis Yayıncılık. (Kadın bedeni ve patriarka analizi için).

  10. Keyder, Ç. (2013). Türkiye'de Devlet ve Sınıflar. İstanbul: İletişim Yayınları. (Feodal alt yapı ve sınıf analizi için).

  11. Morgan, G. (2006). Örgüt Imgeleri. (Çev. B. B. Bulgan). İstanbul: MESS Yayınları. (Örgüt metaforları ve güç analizi bağlamında).

  12. Peker, M. (2021). "Türk Sinemasında Töre Temalı Filmlerin İdeolojik Analizi". İletişim ve Toplum Araştırmaları Dergisi, 1(1), 45-68. (Benzer filmlerin analizi için karşılaştırmalı bir kaynak).

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İki Bin Yirmi Altı Dünyasında İşçi, Köylü ve Emeğin Onuru

"Alın terine sahip çıkmayan, emeğine sahip çıkmayan, hakkını aramayan eşektir. Alın teri dökerek, emek harcayarak, iş değer emek üreter...