Bir Oyuncak Fabrikası Metaforuyla 5 Yaşındaki Bir Çocuğa Açıklama:
Sevgili küçük arkadaşım, hayal et ki çok büyük bir oyuncak fabrikası var. Bu fabrikada bazı insanlar çok çalışıyor ve oyuncak yapıyor, bazı insanlar ise sadece oturup bu oyuncakların parasını alıyor. Hiç adil değil, değil mi?
İşte Karl Marx adında bir amca ve onun arkadaşı Friedrich Engels, tam da bu adaletsizliği düşünüyorlardı. Onlar diyorlar ki: "Bu fabrikanın KURALLARI yanlış! Bu fabrikayı değiştirmemiz lazım!"
Ama nasıl değiştireceğiz? İşte burada büyük tartışmalar başlıyor:
1. Tartışma: FABRİKANIN KURALLARI mı, yoksa ÇALIŞANLARIN KARARI mı önemli?
(Yapı vs. Özne)
Bazıları diyor ki: "Önemli olan fabrikanın YAPISI yani kurallarıdır. Kurallar değişmeden, çalışanlar ne yaparsa yapsın bir şey değişmez."
Diğerleri ise diyor ki: "Hayır! Önemli olan çalışanların ÖZNELİĞİ yani kararı ve iradesidir. Onlar istemedikçe hiçbir kural değişmez."
Peki hangisi doğru? Aslında ikisi de! Tıpkı bisiklete binmek gibi: Bisikletin yapısı (pedalları, frenleri) önemli, ama siz binmedikçe bisiklet hareket etmez!
2. Tartışma: SADECE FABRİKADAKİ ÇALIŞANLAR MI, yoksa DİĞER HERKES Mİ?
(Sınıf vs. Kimlik)
Bazıları diyor ki: "En önemlisi fabrikadaki İŞÇİLERDİR. Onlar birleşirse fabrika durur!"
Diğerleri ise diyor ki: "Ama sadece işçiler mi önemli? Ya dışarıda oyuncak alamayan çocuklar? Ya fabrikada daha az para alan kadınlar? Ya farklı renkte tişört giydiği için dışlananlar?"
Peki hangisi doğru? Aslında hepimiz bir aileyiz! Tıpkı legolarla oynamak gibi: Tek bir renk lego ile güzel şeyler yapabilirsin, ama bütün renkler bir araya gelince çok daha güzel şeyler yapabilirsin!
Şimdi gel, bu oyuncak fabrikası hikayesini büyükler için daha detaylı konuşalım...
GİRİŞ: DEVRİMİN LABORATUVARI OLARAK "GENÇ KARL MARX" FİLMİ
Raoul Peck'in "Genç Karl Marx" filmi, sadece tarihsel bir biyografi değil, Marksist düşüncenin doğum anlarına tanıklık ettiğimiz canlı bir laboratuvardır. Film, 1844-1848 gibi oldukça kısa ama son derece yoğun bir döneme odaklanarak, "Komünist Manifesto"nun yazılmasına giden yolda, Marksizmin temel taşlarının nasıl çatışma, ayrışma ve sentezlerle döşendiğini gösterir. Bu makale, filmdeki karakterler ve onların temsil ettiği fikirsel kamplar üzerinden, Marksist teoriyi bugüne kadar meşgul eden iki ana gerilim hattını derinlemesine inceleyecektir: Yapı ve Özne diyalektiği ile Sınıf ve Kimlik politikaları arasındaki iç içe geçmiş mücadeleler.
Film, bize bu tartışmaların "masum" başlangıçlarını sunar. Genç Marx'ın Weitling ile çatışması, Proudhon ile yollarını ayırması, Engels'in pratik deneyimiyle Marx'ın teorik derinliğini buluşturması... Tüm bu sahneler, soyut teorik kavramların aslında nasıl canlı, nefes alan tarihsel karşılaşmalardan doğduğunu gösterir. Biz ise, bu tarihsel köklerden hareketle, 20. ve 21. yüzyılda bu tartışmaların nasıl dallanıp budaklandığını, Marksist geleneği nasıl zenginleştirdiğini ve bazen de böldüğünü analiz edeceğiz.
Amacımız, bu ikili karşıtlıkları mutlak doğrular olarak sunmak değil, diyalektik bir süreç içinde nasıl iç içe geçtiklerini, birbirlerini nasıl dönüştürdüklerini ve nihai bir devrimci praksis için nasıl bir arada düşünülmeleri gerektiğini sorgulamaktır. Bu makale boyunca şu sorulara yanıt arayacağız:
Kapitalizmi yıkmak için önce onun yapısal işleyişini mi anlamalıyız, yoksa doğrudan isyan mı etmeliyiz?
Devrimci dönüşümün öznesi kimdir? Sadece işçi sınıfı mı, yoksa tüm ezilenler mi?
Sınıf mücadelesi, ırkçılık, cinsiyetçilik, ekolojik yıkım gibi diğer ezilme biçimlerinden daha mı önemli?
yüzyıl kapitalizminin karmaşık gerçekliğinde, bu tarihsel tartışmalar bize ne söyler?
I. BÖLÜM: MAKİNELER VE CANLILAR: YAPI-ÖZNE DİYALEKTİĞİ
A) Filmin Sahnesinde Yapı-Özne Çatışması: Marx'ın Sınavları
Film, Yapı-Özne gerilimini en net şekilde Marx'ın, Wilhelm Weitling ve Pierre-Joseph Proudhon ile olan çatışmalarında sergiler. Bu sahneler, soyut teorik ayrımların nasıl somut kişilik çatışmalarına dönüştüğünün mükemmel örnekleridir.
Weitling ve Duygusal Öznelik: "Yürek" mi, "Akıl" mı?
Filmde, terzi ve devrimci Wilhelm Weitling, acı çeken proleteryenin somut sesi olarak karşımıza çıkar. Onun devrimciliği, teorik analizden çok, ahlaki öfke ve somut sefalete dayanır. Weitling için devrim, ezilenlerin içgüdüsel, coşkulu ayaklanmasıdır. Marx'ın ona yönelttiği "Kör bir coşkuya hiçbir zaman ses çıkarmayan bir dünyada kör bir coşkuyu kışkırtmak nasıl bir anlama gelebilir?" sorusu, tam da bu noktaya işaret eder.
Burada Marx'ın eleştirisi şudur: Saf öznelik, ne kadar yüce duygularla beslenirse beslensin, yapısal bir analiz olmadan etkisiz ve hatta tehlikeli olabilir. Weitling'in "yürek" vurgusuna karşı Marx, "akıl" ve "soğukkanlı analiz"i öne sürer. Bu, duygusallığa bir reddiye değil, devrimci eylemin rastgele bir patlamadan ziyade, bilimsel bir şekilde anlaşılmış tarihsel yasallıklara dayanması gerektiği inancıdır.
Proudhon ve Küçük-Burjuva Ütopyası: Yapıyı Reforme mi Etmek, Yoksa Yıkmak mı?
Pierre-Joseph Proudhon ise farklı bir tür "özne" anlayışını temsil eder. O, kapitalist yapıyı (mülkiyet, para) eleştirir ama onu devrimci bir kopuşla yıkmayı değil, adil takas, karşılıklılık (mutualism) gibi yapı-içi reformlarla aşmayı hayal eder. Onun öznesi, bağımsız küçük mülk sahibi, zanaatkârdır; fabrika işçisi değil.
Marx'ın "Felsefenin Sefaleti" adlı eseri, bu diyaloğun teorik ürünüdür. Marx, Proudhon'u, kapitalizmin diyalektik çelişkilerini kavrayamadığı için eleştirir. Proudhon, yapıyı tam kavrayamadığı için, onu aşacak gerçek devrimci özneyi (sanayi proletaryasını) da göremez. Onun öznesi, geçmişe dönük bir ütopyanın hayali figürüdür.
B) Teorik Zeminde Yapı-Özne Tartışmasının Kökleri ve Dalları
Bu tartışma, Marksizmin kalbinde, Marx'ın kendi yazılarında bile içkin olarak bulunur.
Yapı'nın Ağırlığı: Tarihin Rayları
Yapısalcı eğilim, toplumsal ilişkileri bireylerin iradesinden bağımsız işleyen nesnel bir sistem olarak görür. Marx'ın "İnsanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar, ama kendi seçtikleri koşullar altında değil" (Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i) sözü, bu diyalektiğin özünü yakalar.
Louis Althusser: Yapıyı "Yapısal Nedensellik" kavramıyla merkeze alır. Ona göre, İdeolojik Devlet Aygıtları (İDA'lar - okul, din, aile, medya), bireyleri "özne" olarak çağırır ve onları yapının işleyişine tabi kılar. Althusser için, "tarih, öznesiz ve ereksiz bir süreçtir." Burada öznenin özerkliği büyük ölçüde sınırlanır. Devrim, yapıların kriz anlarında, sınıf mücadelesi tarafından, neredeyse yapısal bir zorunluluk olarak gerçekleştirilir.
Maurice Godelier: "Ekonomi, toplumsal yaşamın yapısal düzenleyicisidir" diyerek, ekonomik yapının nihai belirleyiciliğini vurgular. Bu görüş, kapitalizmin, bireylerin iyi ya da kötü niyetlerinden bağımsız olarak işleyen nesnel yasaları olduğunu ısrarla vurgular.
Öznenin İradesi: Tarihin Lokomotifi
Buna karşılık, hümanist ve historisist Marksist gelenek, insan bilinci, irade ve eyleminin (öznenin) tarih yapmadaki merkezi rolünü vurgular.
Georg Lukács: "Tarih ve Sınıf Bilinci" eseriyle "sınıf bilinci" kavramını merkeze taşır. Lukács'a göre proletarya, kapitalizmin yarattığı "şeyleşme"yi (reification) aşabilir ve tarihin öznesi (für-sich/kendi için sınıf) haline gelebilir. Bu, nesnel bir konumdan (an-sich/kendinde sınıf) öznel bir bilinç ve eylemlilik haline geçiştir. Burada devrim, kaçınılmaz bir yapısal çöküş değil, öznenin kazanılmış bilincinin bir ürünüdür.
Antonio Gramsci: Althusser'in İDA'larına karşılık, "Hegemonya" kavramını geliştirir. Egemen sınıf, sadece devlet zoruyla (cebir) değil, kültür, eğitim, medya yoluyla rızayı da üretir. Bu nedenle devrim, sadece iktidarın zorla ele geçirilmesi (hegemonya) değil, aynı zamanda kültürel-ideolojik alanda öznelerin bilinçlerinin kazanılmasını gerektiren bir "mevzi savaşı"dır. Bu, öznenin ve onun mücadelesinin merkezi önemini vurgular.
Rosa Luxemburg: Kitle grevinin kendiliğindenliğine yaptığı vurgu, öznenin (kitlelerin) yapısal kriz anlarında nasıl yaratıcı, devrimci bir güç olarak ortaya çıkabileceğini, hatta öncü partiyi bile şaşırtabileceğini gösterir.
C) Sentez ve Çözüm Arayışları: Praksis ve Diyalektik Birlik
Saf yapısalcılık, insanı edilgen bir figürana, tarihin otomatik bir nesnesine indirger. Bu, devrimci umudu ve siyaseti anlamsızlaştırma riski taşır. Saf öznelik ise, romantik ama stratejiden yoksun, kapitalizmin yapısal gücünü hafife alan bir isyancılığa düşme tehlikesi barındırır.
Diyalektik çözüm, PRAKSİS kavramındadır. Praxis, teori ve pratiğin, yapı ve öznenin birliğidir. Marx'ın 11. Tez'i ("Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumladılar; oysa sorun onu değiştirmektir") tam da bunu söyler. Özne (devrimci sınıf ve onun örgütlü biçimleri), yapıyı (kapitalizmi) analiz ederek (teori) onu değiştirecek eylemi (pratik) gerçekleştirir. Bu eylem sürecinde hem yapı değişir, hem de öznenin kendisi dönüşür, yeni bilinç ve kapasiteler kazanır.
Filmde Marx ve Engels'in, işçi dernekleriyle kurduğu temas, Komünist Birlik içindeki çalışmaları, bir praksis örneğidir: Teoriyi (yapısal analiz) örgütlü öznenin inşası için kullanmak. Onlar, Weitling'in saf özneliğini ve Proudhon'un yapı-içi reformizmini reddederken, hem yapıyı anlamanın (Kapital'i yazmanın) hem de onu değiştirecek özneyi inşa etmenin (enternasyonali kurmanın) aynı anda gerekli olduğunu gösterirler.
II. BÖLÜM: LOKOMOTİF VE VAGONLAR: SINIF-KİMLİK DİYALEKTİĞİ
A) Filmin Sahnesinde Sınıf ve Kimliğin İzleri
Film, açıkça bir sınıf analizi filmidir, ancak kimlik meselelerine dair önemli ipuçları ve sessiz diyaloglar da barındırır.
Engels'in Pratik Sınıf Analizi: Sınıfın İçindeki Farklılıklar
Friedrich Engels, sadece bir teorisyen değil, bir etnograftır. "İngiltere'de Emekçi Sınıfların Durumu" çalışması, işçi sınıfının sefaletini, kadın-erkek, çocuk, her bileşeniyle birlikte somut olarak tasvir eder. Bu, sınıfı homojen, tek bir blok olarak değil, içinde farklı deneyimler, farklı ezilme biçimleri barındıran bir kategori olarak görmenin başlangıcıdır. Engels, işçi sınıfının birliğini savunurken, onun içindeki çeşitliliği de görmezden gelmez.
Mary Burns Karakteri: Sessiz bir Kimlik Sembolü
Engels'in partneri Mary Burns, filmdeki en ilginç figürlerden biridir. O, sadece bir aşk ilgisi değil, Marx'ın teorik "saf" sınıf kavramına bir beden, bir deneyim, bir "kimlik" kazandıran sembolik bir karakterdir. Mary, İrlandalı bir işçidir. 19. yüzyıl İngiltere'sinde bu, onun sömürüsünü ve ezilmişliğini çifte katmanlı hale getirir: Bir yanda işçi sınıfının bir üyesi olarak ekonomik sömürü, diğer yanda İrlandalı bir kimlik olarak etnik ve kültürel aşağılanma.
Film bu noktayı derinlemesine işlemese de, Mary Burns karakteri, "sınıf"ın iç içe geçmiş kimliklerden (cinsiyet, etnisite) bağımsız düşünülemeyeceğine dair sessiz ama güçlü bir işarettir. O, gelecekteki "kesişimsellik" tartışmalarının habercisi gibidir.
B) Teorik Zeminde Sınıf-Kimlik Tartışmasının Evrimi
Sınıfın Merkeziliği ve "Evrensel Sınıf" Tezi
Klasik Marksizm, tarihsel analizin ve devrimci dönüşümün merkezine sınıf mücadelesini yerleştirir.
Marx & Engels: "Komünist Manifesto"da tarihin tüm toplumların sınıf mücadeleleri tarihi olduğunu ilan ederler. Proletarya, evrensel kurtuluşu sağlayacak "evrensel sınıf"tır çünkü onun kurtuluşu, özel mülkiyetin ortadan kalkmasıyla, tüm insanlığın sınıfsız bir topluma kavuşması demektir. Diğer tüm ezilme biçimleri (kadınların ezilmesi gibi), özel mülkiyetin ve sınıflı toplumun bir sonucu olarak görülür ve nihai çözümü sınıfın ortadan kalkmasına bağlanır.
Geleneksel Marksistler (Plehanov, Kautsky): Tarihsel materyalizmi, ekonomik determinizm ve evrimci bir çizgiye çekerek, sınıf mücadelesinin merkeziliğini mutlaklaştırmış, diğer mücadele formlarını ikincil ve tali görmüşlerdir.
Kimliğin Meydan Okuması: "Biz Sadece İşçi Değiliz!"
yüzyılın ikinci yarısından itibaren, Yeni Sol hareketlerle birlikte, kimlik temelli mücadeleler Marksizmin bu "sınıf indirgemeciliği"ne güçlü bir itiraz getirdi.
Feminist Marksizm: Silvia Federici, Maria Mies, Lise Vogel gibi teorisyenler, kapitalist sınıf ilişkilerinin, kadınların ev içi emeği (yeniden üretim emeği) sömürüsü üzerine inşa edildiğini gösterdi. Federici'nin "Caliban ve Cadı" eseri, kapitalizmin ilk birikim sürecinde kadın bedeninin, bilgisinin ve üreme kapasitesinin nasıl kontrol altına alındığını ve metalaştırıldığını anlatarak, kapitalizm ve patriarkanın iç içe geçmiş tarihini yazar. Bu, "sınıf" ve "cinsiyet"in birbirinden ayrılamaz olduğunun tarihsel kanıtıdır.
Irkçılık Karşıtı ve Sömürgecilik Karşıtı Marksizm:
Frantz Fanon, "Yeryüzünün Lanetlileri"nde sömürge şiddetinin, sadece ekonomik değil, psikolojik ve varoluşsal boyutlarını analiz eder. Sömürge halkının öznesi, Avrupa işçi sınıfından farklı bir tarihsellik ve bilinç (siyah bilinç) taşır. Fanon, ırkçılığın, kapitalizmin basit bir "yan ürünü" olmadığını, onun kurucu unsurlarından biri olduğunu gösterir.
Angela Davis, "Kadın, Irk ve Sınıf" kitabıyla, siyah kadın işçinin deneyiminin, sınıf, ırk ve cinsiyet ezisinin kesişiminde şekillendiğini gösterir. Onun mücadelesi, bu üç cephede birden verilmek zorundadır. Bu, Kesişimsellik (Intersectionality) teorisinin Marksist bir okumasıdır.
Cedric Robinson, "Black Marxism"de, kapitalizmin, Avrupa feodalizmi ve ırkçılığın iç içe geçtiği özgül bir tarihsel ürün olduğunu, dolayısıyla "siyah radikal geleneğin" beyaz Avrupa Marksizm'inden farklılaştığını iddia eder.
Ekolojik Marksizm (John Bellamy Foster, Jason W. Moore): Moore, "Kapitalosen" kavramıyla, doğanın kapitalist birikim için bedava bir "dışarısı" olarak görülmesi eleştirisini getirir. İnsanın doğayla ilişkisi, bir sınıf ve kimlik meselesi değil, bir varoluş meselesidir ve Marksist analize dahil edilmelidir. Yoksul toplulukların, ekolojik yıkımdan en çok etkilenenler olması, sınıf ve ekoloji mücadelesinin ortaklığını gösterir.
C) Sentez ve Çözüm Arayışları: Diyalektik Bütünsellik ve İttifaklar Siyaseti
"Sınıf indirgemeciliği", ırkçılık, cinsiyetçilik, ekolojik yıkım gibi meseleleri ikincil görme, onları "ana çelişki" çözülünce hallolacak sorunlar olarak algılama hatasına düşer. Bu, devrimci hareketin potansiyel müttefiklerini görmezden gelmesine ve toplumsal desteğini daraltmasına yol açar.
Öte yandan, "saf kimlik politikası" ise, kapitalizmin yapısal mantığını ve ekonomik sömürünün merkeziliğini görmezden gelerek, sistem-içi tanınma mücadelesiyle sınırlı kalma riski taşır. Bu da, kapitalizmin, farklı kimlikleri piyasalaştırarak ("gökkuşağı kapitalizmi") nasıl içerip etkisizleştirdiğini anlamamanın sonucudur.
Çözüm, sınıfı diğer kimlik ve ezilme biçimleriyle DİYALEKTİK BİR BÜTÜNSELİK içinde görmektir. Bu, bir "lokomotif ve vagonlar" modeli değil, bir "ağ" modelidir. Her bir ezilme biçimi, diğerleriyle iç içe geçmiş ve onlar tarafından şekillendirilmiştir.
Nancy Fraser'ın "çifte hareket" analizi burada yardımcı olur: Mücadele, hem ekonomik adaletsizliğe (sınıf/dağıtım) hem de kimliksel tanınmamaya (kimlik/tanınma) karşı eşzamanlı olarak verilmelidir. Bu ikisi birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır. Siyah bir kadın işçi, hem ırkçılığa hem de cinsiyetçiliğe hem de ekonomik sömürüye maruz kalır. Onun kurtuluşu, bu üç cephede birden verilecek, birbirini güçlendiren mücadeleleri gerektirir.
Bu, sınıfı merkezden atmak değil, onu diğer mücadelelerle ittifak halinde ve onlar tarafından dönüştürülmüş bir biçimde yeniden düşünmektir. Devrimci özne, artık sadece "beyaz, erkek, sanayi işçisi" değil, tüm renkleri, cinsiyetleri, kimlikleri ve deneyimleriyle "ezilenlerin çoğunluğu"dur.
SONUÇ: 21. YÜZYILA AÇILAN KAPI OLARAK GENÇ MARX
"Genç Karl Marx" filmi, bize bir başlangıç noktası sunar: Devrimci teorinin, dogmatik bir kutsal metinler bütünü olarak değil, canlı, tartışmalı, kimi zaman hatalı, diyalektik bir süreç içinde doğduğunu gösterir. Marx ve Engels'in başarısı, Weitling'in ahlaki öfkesinden, Proudhon'un ütopyacı reformizminden, genç Hegelcilerin soyut felsefesinden, kendi içlerindeki tartışmalardan, daha kapsayıcı, daha bilimsel ve daha etkili bir teoriyi (tarihsel materyalizm ve bilimsel sosyalizm) damıtabilmeleridir.
Bugünün Marksizmi, 21. yüzyılın post-endüstriyel, dijital, finansallaşmış, ekolojik krizlerle boğuşan kapitalizmi karşısında, bu mirası taşımakla yükümlüdür. Bu yeni dünyada:
Yapı daha soyut ve küresel hale gelmiştir (finans kapital, algoritmalar, veri meta-ekonomisi).
Özne daha parçalı ve çeşitlenmiştir (göçmen işçiler, gig ekonomisi çalışanları, dijital proleterya, iklim mültecileri, LGBTQ+ hareketleri).
Sınıf ilişkileri, kimlikle daha karmaşık bir şekilde iç içe geçmiştir.
Bu koşullarda Marksist bir praksis, filmde genç Marx'ın yaptığı gibi, yeni gerçekliği anlamak (yapıyı analiz) ve onu değiştirecek yeni özneleri bulmak ve onlarla birlikte örmek (örgütlü özneyi inşa) arasındaki diyalektik birliği yeniden kurmalıdır. Bu, hem sınıfın yapısal konumunun analizinden vazgeçmeden, hem de kimliklerin tanınma mücadelesini ciddiye alarak, tüm ezilenlerin birliğini inşa edecek yeni bir siyaseti hayata geçirmek anlamına gelir.
Film biter, ancak Marx ve Engels'in gençliklerinde başlattıkları o heyecanlı, yaratıcı ve eleştirel diyalektik düşünme pratiği, bugün bizlere, tıpkı bir oyuncak fabrikasını değiştirmek isteyen çocuklar gibi, daha adil bir dünya için mücadele etme cesareti ve aklını miras bırakır. Görevimiz, bu diyalektik ruhu ve praksis enerjisini 21. yüzyıla taşımaktır.
KAYNAKÇA
A) Temel Metinler (Marx & Engels):
Marx, Karl & Engels, Friedrich. (1848). Komünist Manifesto. İstanbul: Yordam Kitap.
Marx, Karl. (1847). Felsefenin Sefaleti. Ankara: Sol Yayınları.
Marx, Karl. (1852). Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i. İstanbul: Yar Yayınları.
Marx, Karl. (1867). Kapital, Cilt 1: Kapitalist Üretimin Eleştirisi. Ankara: Sol Yayınları.
Engels, Friedrich. (1845). İngiltere'de Emekçi Sınıfların Durumu. İstanbul: Evrensel Basım Yayın.
Engels, Friedrich. (1884). Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni. Ankara: Sol Yayınları.
B) Yapı-Özne Tartışması:
7. Althusser, Louis. (1965). Kapital'i Okumak. İstanbul: İthaki Yayınları.
8. Althusser, Louis. (1970). İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları. İstanbul: İthaki Yayınları.
9. Gramsci, Antonio. (1929-35). Hapishane Defterleri. İstanbul: Kalkedon Yayıncılık.
10. Lukács, Georg. (1923). Tarih ve Sınıf Bilinci. İstanbul: Belge Yayınları.
11. Luxemburg, Rosa. (1906). Kitle Grevi, Parti ve Sendikalar. İstanbul: Yazın Yayıncılık.
12. Thompson, E. P. (1963). İngiliz İşçi Sınıfının Oluşumu. İstanbul: Birikim Yayınları.
C) Sınıf-Kimlik Tartışması:
13. Davis, Angela. (1981). Kadın, Irk ve Sınıf. İstanbul: Yazın Yayıncılık.
14. Federici, Silvia. (2004). Caliban ve Cadı: Kadınlar, Beden ve İlksel Birikim. İstanbul: Otonom Yayıncılık.
15. Fanon, Frantz. (1961). Yeryüzünün Lanetlileri. İstanbul: Verso Yayınları.
16. Fraser, Nancy & Honneth, Axel. (2003). Redistribution or Recognition? A Political-Philosophical Exchange. Londra: Verso.
17. Mies, Maria. (1986). Patriarchy and Accumulation on a World Scale: Women in the International Division of Labour. Londra: Zed Books.
18. Robinson, Cedric J. (1983). Black Marxism: The Making of the Black Radical Tradition. Chapel Hill: University of North Carolina Press.
19. Vogel, Lise. (1983). Marxism and the Oppression of Women: Toward a Unitary Theory. Leiden: Brill.
20. Crenshaw, Kimberlé. (1989). "Demarginalizing the Intersection of Race and Sex: A Black Feminist Critique of Antidiscrimination Doctrine". University of Chicago Legal Forum, 139-167.
D) Çağdaş Tartışmalar ve Sentez Arayışları:
21. Hardt, Michael & Negri, Antonio. (2000). İmparatorluk. İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
22. Harvey, David. (2005). Yeni Emperyalizm. İstanbul: Everest Yayınları.
23. Jameson, Fredric. (1991). Postmodernizm ya da Geç Kapitalizmin Kültürel Mantığı. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
24. Moore, Jason W. (2015). Capitalism in the Web of Life: Ecology and the Accumulation of Capital. Londra: Verso.
25. Žižek, Slavoj. (2009). İlk Trajedi, Sonra Komedi. İstanbul: Encore Yayınları.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder