Marx'ta Praxis, Bilim ve Doğa Sorunu
Özgünlük Beyanı: Bu makale, yapay zeka desteğiyle oluşturulmuş orijinal bir akademik çalışmadır. Tüm içerik özgün olup, mevcut Marksist literatürle diyalog içinde geliştirilmiştir.
GENİŞLETİLMİŞ GİRİŞ: BİR YÖNTEM OLARAK DİYALEKTİĞİN KENDİSİNİN DİYALEKTİĞİ
"Her şey akar" (πάντα ῥεῖ) diyordu Herakleitos. Ancak bu akışın mantığını, yasalarını, motorunu ve yönünü açıklamak felsefe tarihinin en kadim meselelerinden biri olagelmiştir. 19. yüzyıl Avrupa'sı, bu kadim meselenin yepyeni bir bağlamda, endüstriyel kapitalizmin yarattığı toplumsal depremler eşliğinde yeniden sorulduğu bir dönemdi. Raoul Peck'in "Genç Karl Marx" (2017) filmi, işte bu soruşturmanın en radikal cevaplarından birinin, Karl Marx ve Friedrich Engels'in diyalektik materyalizminin, doğuş sancılarını ele alır. Film, bir doktrinin donmuş halini değil, onun hareket halindeki, tartışmalı, tehlikeli ve devrimci halini gösterir.
Bu makale, filmin sağladığı tarihsel ve dramatik bağlamdan hareketle, Marx'ın 1844-1848 yılları arasındaki entelektüel devrimini, özellikle de G.W.F. Hegel'in idealist diyalektiğinden kopuşunu ve onu materyalist bir temelde "ayakları üzerine dikme" çabasını mercek altına almayı hedefliyor. Çalışmanın temel argümanı şudur: Marx'ın diyalektik materyalizmi, salt bir "dünya görüşü" olmanın ötesinde, tarihsel-toplumsal gerçekliği anlamanın ve dönüştürmenin bir yöntemidir; ancak bu yöntemin kendisi de diyalektik bir gerilim taşımakta, bilimsel iddiası, doğa kavrayışı ve praksisle ilişkisi bakımından sürekli bir sorgulamaya ve yeniden inşaya açık olmak durumundadır.
Makale, bu sorgulamayı üç ana eksen üzerinden yürütecektir:
Teorik-Kurucu Eksen (Bölüm 1-3): Hegelci diyalektiğin (tez) Feuerbach'ın materyalist eleştirisi (antitez) tarafından nasıl sarsıldığını ve nihayet Marx'ın emek (praksis) merkezli tarihsel materyalist diyalektiği (sentez) ile nasıl aşıldığını analiz edeceğiz. Bu, diyalektiğin "içeriğinin" diyalektiğidir.
Epistemolojik Eksen (Bölüm 4): Diyalektik materyalizmin bilimsel statüsüne ilişkin, özellikle Karl Popper'ın "yanlışlanamazlık" eleştirisi bağlamında, bir sorgulama yürütülecektir. Bu, diyalektiğin "yöntem" olarak statüsünün diyalektiğidir.
Teorik-Politik Eksen (Bölüm 5): Friedrich Engels'in "Doğanın Diyalektiği" projesi ile Marx'ın toplumsal praksis vurgusu arasındaki gerilim, bu gerilimin Marksist gelenek içinde yarattığı kırılmalar (Lukács, Sovyet Diyamat'ı, Ekolojik Marksizm) üzerinden incelenecektir. Bu, diyalektiğin "kapsamına" ilişkin bir diyalektiktir.
Makale, Marksist teorinin, dogmatik bir şema olarak değil, sürekli kendini yenileyen, eleştirel ve dönüştürücü bir praksis olarak okunması gerektiği argümanıyla son bulacaktır. Bu, sadece tarihsel bir analiz değil, aynı zamanda günümüz krizlerini (ekolojik, ekonomik, siyasi) anlamlandırmak için bu yöntemin nasıl canlı bir kaynak olabileceğine dair bir çağrıdır.
BÖLÜM 1: HEGEL'İN BAŞAŞAĞI DÜNYASI: MUTLAK TİN'İN DİYALEKTİĞİ
1.1. Hegel Öncesi Diyalektik: Bir Yöntemin Kısa Tarihçesi
Diyalektik, Marx ve Hegel ile başlamaz. Kökleri Antik Yunan'a, özellikle de Sokrates'in diyalog yöntemine ve Herakleitos'un değişim felsefesine dayanır. Platon, diyalektiği, görüngüler dünyasının ötesine geçerek idealar dünyasına ulaşmanın bir yolu olarak görürken, Kant onu aklın kaçınılmaz çelişkilere (antinomilere) düşmesi olarak tanımlamıştı. Ancak diyalektiği, gerçekliğin merkezine yerleştiren, onu sadece bir yöntem değil, varlığın kendi gelişim yasası haline getiren düşünür Hegel oldu.
Sorgulama: Diyalektik, gerçekliğin doğasında var olan bir şey midir, yoksa insan aklının gerçekliği kavramak için geliştirdiği bir araç mı? Bu soru, idealizm ve materyalizm ayrımının da temelini oluşturur.
1.2. Hegelci Sistemin Anahtarı: Mutlak Tin'in Kendini Gerçekleştirme Süreci
Hegel için diyalektik, "Mutlak Tin" veya "Mutlak Fikir" (Geist) adını verdiği tinsel bir tözün kendini açımlama, gerçekleştirme ve nihayet kendine dönme sürecidir. Bu süreç, üçlü bir diyalektik hareketle ilerler:
Kendinde Tin (Tez): Tin, henüz kendisinin bilincinde değildir, potansiyel haldedir. Saf, dolaysız bir varlıktır.
Kendi-için Tin (Antitez): Tin, kendine yabancılaşır; kendisini "öteki" olarak, yani Doğa olarak ortaya koyar. Bu, Tin'in kendi dışsallaşmasıdır. Doğa, Tin'in öteki halidir.
Kendinde ve Kendi-için Tin (Sentez): Tin, Doğa'dan yeniden yükselir, ancak bu sefer kendisinin bilinciyle donanmış olarak. İnsan bilinci, tarih, devlet, sanat, din ve nihayet felsefe aracılığıyla Tin, kendini tam olarak kavrar, özgürleşir ve Mutlak Bilgi'ye ulaşır.
Bu sistemde, somut, maddi dünya (doğa, toplum, ekonomi) Tin'in bir "dışavurumu", onun diyalektik gelişiminin bir anıdır. Gerçek olan, maddi dünya değil, onun ardındaki tinsel ilkedir. Marx'ın ünlü ifadesiyle, Hegel'de diyalektik "baş aşağı duruyordu."
5 Yaş İçin Metafor: "Hegel Amca diyor ki: 'Aslında bütün oyundan, legolardan önce, dev, görünmez bir OYUN FİKRİ vardı. Bu Fikir, kendini tanımak istedi. Önce kendini unuttu ve 'doğa' oldu: legolar, oyun odası. Sonra legolardan 'bizim zihnimiz' doğdu. Tüm tarih, bu OYUN FİKRİ'nin, legoların içine hapsolmuş halden kurtulup kendini yeniden hatırlama mücadelesidir.' Yani, asıl önemli olan legolar değil, onları yaratan görünmez Fikir'dir."
1.3. Genç Hegelciler ve Fikirlerin Sınırları: 'Genç Karl Marx' Filminin Açılış Sahnesi
"Genç Karl Marx" filmi, Marx'ın Bruno Bauer, Arnold Ruge gibi isimlerle birlikte yer aldığı Genç Hegelciler hareketi içinde başlar. Bu düşünürler, Hegel'in diyalektiğini bir eleştiri aracı olarak kullanıyor, özellikle dini, Tin'in yanlış bir bilinç biçimi olarak hedef alıyorlardı. Onlara göre, insanlığın önündeki en büyük engel, dini yanılsamalardı. Bu yanılsamalar felsefi eleştiriyle dağıtıldığında, insanın "öz"ü özgürleşecek ve toplum da ıslah olacaktı.
Marksist Eleştiri ve Sorgulama (Film Üzerinden):
Fetişizm ve Yabancılaşma: Genç Hegelciler, sorunu, onu üreten maddi-toplumsal temelinden (üretim ilişkileri) koparıp, salt bir fikirler sorununa indirgemiyorlar mı? Din, sadece bir yanılsama değil, aynı zamanda gerçek acıların hem ifadesi hem de protestosu değil midir?
Praksisin Yokluğu: Filmde, Bauer ve Marx arasındaki gerilim, bu noktada su yüzüne çıkar. Bauer için mücadele, gazete sayfalarında, üniversite kürsülerinde verilen bir fikirler savaşıdır. Oysa Marx, Paris'e gidip proleteryanın sefaletini, işçi ayaklanmalarını gördüğünde, sorunun sadece "fikirler" olmadığını, maddi yaşam koşullarının dönüştürülmesi gerektiğini anlar. Bu, Marx'ın "Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumladılar; oysa sorun onu değiştirmektir" şeklindeki 11. Tez'inin özünü oluşturur.
Analiz: Hegelci diyalektik, dinamik ve tarihsel bir perspektif sunmasına rağmen, nihai olarak mevcut gerçekliği (Prusya Devleti'ni) Tin'in en yüksek ifadesi olarak meşrulaştıran, muhafazakar bir işlev görür. Değişim, maddi dünyada değil, tinsel alanda gerçekleşir. Marx'ın kopuşu, bu idealist kabuğu kırıp, diyalektiğin çekirdeğini kurtarma ve onu maddi dünyanın analizine uygulama çabasıdır.
BÖLÜM 2: FEUERBACH'IN MATERYALİST DARBESİ: TANRI'DAN İNSANA
2.1. "Tanrı'yı Yaratan İnsandır": İdealizmin Altının Oyulması
Ludwig Feuerbach'ın Hıristiyanlığın Özü (1841) adlı eseri, Genç Hegelciler için bir dönüm noktasıydı. Feuerbach, Hegel'in sistemine basit ama sarsıcı bir eleştiri getirdi: Felsefenin başlangıç noktası Tanrı veya Mutlak Tin değil, somut, duyusal, maddi İNSAN olmalıdır. Ona göre, tanrısal nitelikler (sevgi, bilgelik, kudret), aslında insan türünün en yüksek niteliklerinin yabancılaşmış bir yansımasıydı. İnsan, kendi özünü dışsallaştırıp, onu kendisine yabancı, üstün bir varlık (Tanrı) olarak kurguluyor ve ona tapıyordu.
Bu, devrimci bir hamleydi. Materyalizm, modern düşünceye geri dönüyordu. Feuerbach, Hegel'in baş aşağı duran sistemini düzeltmiş, onu "ayakları üzerine" oturtmuştu. Bu ayaklar, biyolojik, duyusal insandı.
5 Yaş İçin Metafor: "Feuerbach Dayı, Hegel Amca'ya itiraz ediyor: 'Yanılıyorsun! Görünmez bir Oyun Fikri yok. Aslında olan şu: Biz insanlar, kendimizdeki en güzel şeyleri (çok sevmeyi, çok güçlü olmayı, her şeyi bilmeyi hayal etmeyi) alıp, onları çok büyüttük ve gökyüzüne fırlattık. Sonra da çıkıp 'Aman tanrım!' dedik. Yani tanrı, bizim aynamızdır. Önce BİZ varız, sonra bizim YARATTIĞIMIZ tanrı fikri."
2.2. Feuerbach'ın Sınırları: Soyut İnsan ve Pasif Materyalizm
Ancak Marx, Feuerbach'ın materyalizminin de yetersiz olduğunu görür. Feuerbach'ın insanı, tarihsel ve toplumsal bağlamından kopuk, soyut, yalnızca "duyusal" ve "doğal" bir varlıktır. Feuerbach, dini eleştirirken, onu yaratan toplumsal koşulları analiz etmez. Onun materyalizmi seyirci (kontemplatif) bir materyalizmdir; dünyayı yorumlamakla yetinir, onu değiştirmek için bir praksis önermez.
Marx, Alman İdeolojisi'nde bu eleştiriyi netleştirir:
Tarihsellik Eksikliği: Feuerbach, "insan"ı, tarih-dışı, değişmez bir öz olarak kavrar. Oysa Marx'a göre, "bu insanın özü, gerçekliği içinde, toplumsal ilişkilerin bütünlüğüdür."
Praksis Eksikliği: Feuerbach, duyusal algıyı vurgular, ancak duyusal eylemi, yani insanın doğayı dönüştürdüğü emek sürecini göz ardı eder.
Devrimci Sonuçsuzluk: Feuerbach'ın eleştirisi, var olan toplumsal ilişkileri değiştirmeye yönelik bir siyaset üretmez.
Sentez Arayışı: Marx, hem Hegel'in tarihsel diyalektiğinin dinamizmini hem de Feuerbach'ın materyalist temelini korumak, ancak her ikisinin de sınırlarını aşmak zorundadır. Bu sentezin anahtarı, Feuerbach'ın soyut "insan"ının yerine, tarihi yapan, doğayı dönüştüren somut özneyi, yani çalışan, üreten insanı (emek gücünü) koymaktır.
BÖLÜM 3: MARX'IN DEVRİMCİ SENTEZİ: PRAXİS IŞIĞINDA DİYALEKTİĞİN AYAKLARI ÜZERİNE DİKİLMESİ
3.1. Tarihsel Materyalizmin Temel İlkesi: Önce Maddi Hayatın Üretimi
Marx'ın sentezi, Alman İdeolojisi'nde (1846) şu ünlü pasajla formüle edilir: "Yaşamak için, her şeyden önce yemek, içmek, barınmak, giyinmek ve daha birkaç şeye gereksinmesi olan insanların, ilk tarihsel eylemi, bu gereksinmeleri karşılayacak araçların üretimidir, maddi yaşamın kendisinin üretimidir."
Bu basit ama devrimci önerme, tarih felsefesinde bir kopuştur. Tarihin itici gücü, Tin veya fikirler değil, insanın maddi varlığını sürdürme ve yeniden üretme mücadelesidir. Buradan hareketle Marx, tarihsel materyalizmin kavramlarını inşa eder.
3.2. Üretici Güçler ve Üretim İlişkileri Diyalektiği
Toplumun maddi temeli, iki ana unsurdan oluşur ve bunlar arasında diyalektik bir ilişki vardır:
Üretici Güçler: İnsanın doğayı dönüştürmek için kullandığı güçler ve araçlardır: Emek gücü (işçilerin becerileri, bilgisi), üretim araçları (aletler, makineler, teknoloji, hammaddeler), ve bilim.
Üretim İlişkileri: İnsanların üretim sürecinde girdikleri toplumsal ilişkilerdir. Bunların en temeli mülkiyet ilişkileridir (üretim araçlarının kimin elinde olduğu). Köle/sahip, serf/lord, işçi/kapitalist ilişkisi, üretim ilişkilerinin tarihsel biçimleridir.
Diyalektik Çelişki: Marx'a göre tarihin motoru, üretici güçler ile üretim ilişkileri arasındaki çelişkidir. Üretici güçler sürekli gelişme eğilimindedir. Belirli bir aşamada, mevcut üretim ilişkileri, bu gelişen üretici güçlere "dar gelmeye" başlar. Artık onların gelişimini engelleyen bir pranga haline gelir. İşte bu noktada, bir devrim çağı başlar.
'Genç Karl Marx' Filminin Somutlaştırması: Feodalizmden Kapitalizme Geçiş
Tez (Feodal Üretim Tarzı): Toprağa bağlı serfler ve toprak sahibi lordlar. Üretici güçler nispeten durgundur (el aletleri, tarım).
Antitez (Gelişen Burjuvazi ve Yeni Üretici Güçler): Ticaretin genişlemesi, yeni icatlar, manüfaktürler ve nihayet buharlı makine. Burjuvazi sınıfı, bu yeni üretici güçleri kontrol eder, ancak feodal mülkiyet ilişkileri (loncalar, toprak tekeli) onların önünde bir engeldir.
Sentez (Burjuva Devrimi ve Kapitalizm): Burjuvazi, feodalizmi devirir. Üretim ilişkileri, üretici güçlerin düzeyine uyarlanır. Kapitalist mülkiyet ilişkileri hakim olur.
Ancak diyalektik burada durmaz. Kapitalizm, kendi mezar kazıcısı olan proletaryayı (üretim araçlarından yoksun, emek gücünü satmaktan başka çaresi olmayan modern işçi sınıfı) yaratır. Kapitalizmin temel çelişkisi (toplumsal üretim ile özel mülk edinme) kaçınılmaz olarak ekonomik krizlere ve sınıf mücadelesinin keskinleşmesine yol açar. Bu, proletarya devrimi ve komünizm ile sonuçlanacak olan yeni bir diyalektik süreci tetikler.
3.3. Diyalektik Yasaların Tarih ve Toplumdaki İşleyişi
Marx ve Engels, diyalektiğin üç temel yasasını, doğadan ve tarihten örneklerle somutlarlar:
Çelişkilerin Birliği ve Mücadelesi Yasası: Her varlık, içsel karşıt güçlerin birliğidir ve bu güçlerin mücadelesi değişimin kaynağıdır.
Kapitalizmde: Burjuvazi ve proletarya, aynı üretim sisteminin birbirine zıt iki kutbudur. Birinin varlığı diğerinin varlığını gerektirir (birlik), ancak çıkarları temelden çatışır (mücadele). Bu sınıf mücadelesi, toplumu ileriye taşır.
Niceliğin Niteliğe Dönüşmesi Yasası: Küçük, kademeli nicelik değişimleri, bir eşik noktasında ani, sıçramalı bir nitelik değişimine yol açar.
Toplumda: İşçi sınıfının bilinç düzeyindeki, örgütlülüğündeki ve mücadelesindeki kademeli artış (nicel birikim), bir devrim anında (nitel sıçrama), toplumun siyasi ve ekonomik yapısını temelden değiştirebilir.
Doğada: Suyun 0°C'de buza, 100°C'de buhara dönüşmesi.
Olumsuzlamanın Olumsuzlanması Yasası: Gelişim, eski durumun olumsuzlanması (yok edilmesi) ve bu olumsuzlamanın da kendi içinden çıkan yeni bir unsur tarafından olumsuzlanarak daha üst bir düzleme çıkılması sürecidir.
Tarihsel Örnek:
Tez: İlkel komünal toplum (sınıfsız, ortak mülkiyet).
Antitez (İlk Olumsuzlama): Sınıflı toplumlar (köleci, feodal, kapitalist - özel mülkiyet).
Sentez (Olumsuzlamanın Olumsuzlanması): Komünizm (sınıfsız toplum). Bu, ilkel komünizmin sınıfsız ve ortak mülkiyetçi yapısına, ancak maddi bolluk ve kültürel gelişmişlik düzeyi çok daha yüksek bir aşamada bir "dönüş"tür.
Praksisin Merkeziliği: Tüm bu diyalektik süreçte, insan sadece tarihin nesnesi değil, aynı zamanda öznesidir. İnsan, emek (praksis) aracılığıyla hem doğayı hem de kendisini dönüştürür. Fikirler (üstyapı), maddi yaşamın (altyapı) bir yansımasıdır, ancak bir kez ortaya çıktıklarında, maddi yaşam üzerinde etkide bulunurlar. Bu diyalektik ilişki, mekanik bir determinizm değil, karmaşık bir etkileşimdir.
BÖLÜM 4: SORGULAMA I: BİLİMSEL YÖNTEM Mİ, METAFİZİK ŞEMA MI? POPPER ELEŞTİRİSİ VE MARKSİZMİN EPİSTEMOLOJİK KRİZİ
4.1. Popper'ın Ayar Çubuğu: Yanlışlanabilirlik İlkesi
yüzyıl bilim felsefecisi Karl Popper, bir teorinin bilimsel olup olmadığını ayırt etmek için yanlışlanabilirlik (falsifiability) ilkesini öne sürdü. Ona göre, bilimsel bir teori, hangi gözlem veya deneyin onu yanlışlayacağını önceden söyleyebilmelidir. Örneğin, "Bütün kuğular beyazdır" önermesi, tek bir siyah kuğunun bulunmasıyla yanlışlanabilir, dolayısıyla (yanlış da olsa) bilimseldir. Oysa astroloji veya Freudyen psikanaliz gibi teoriler, her türlü gözlemi kendi lehlerine yorumlayabildikleri için yanlışlanamaz ve bu nedenle bilim-dışı (metafizik) sayılmalıdır.
4.2. Popper'ın Marksizm Eleştirisi: Tarihselci Kehanet ve Yanlışlanamazlık
Popper, Açık Toplum ve Düşmanları adlı eserinde Marksizmi, "tarihselci" (historicist) ve bilim-dışı bir teori olarak mahkum eder. Ona göre Marksizm:
Yanlışlanamazdır: Popper, Marksist teorinin, hangi olayın onu yanlışlayacağını söyleyemediğini iddia eder.
Örnek 1: Marksizm, işçi sınıfının giderek yoksullaşacağını (mutlak sefalet yasası) ve en gelişmiş kapitalist ülkelerde devrim olacağını öngörmüştü. Ancak, işçi sınıfının yaşam standardı Batı'da yükseldi ve devrimler geri kalmış ülkelerde oldu. Buna rağmen Marksistler, teorilerini terk etmek yerine, "yanlış bilinç", "işçi aristokrasisi", "emperyalist süper kâr" gibi ek açıklamalarla teoriyi kurtarmaya çalıştılar.
Örnek 2: Eğer devrim olursa, bu "diyalektiğin doğrulanmasıdır." Eğer olmazsa, bu "nicel birikimin henüz yeterli olmadığı, geçici bir denge durumudur." Her iki durumda da teori "doğrulanmış" görünür.
Kapalı Bir Sistemdir: Popper'a göre Marksizm, kendisini her türlü eleştiriden muaf tutan, dış gerçeklikle temasını kaybetmiş kapalı bir dogmalar sistemidir.
Tarihselcidir: Tarihin zorunlu ve kehanet edilebilir yasaları olduğu iddiası, totaliter siyasetlerin teorik zeminini hazırlar.
4.3. Marksist Yanıtlar ve İç Sorgulamalar
Popper'ın eleştirisi, Marksistler arasında ciddi bir epistemolojik sorgulamayı tetiklemiştir. Yanıtlar çeşitlidir:
A) Geleneksel (Diyamatik) Yanıt:
Diyalektik yasalar, doğa ve toplumun evrensel yasalarıdır ve bilimler tarafından sürekli doğrulanmaktadır.
Popper'ın anladığı anlamda düz, mekanik bir "yanlışlama", diyalektiğin karmaşık, ilişkisel ve tarihsel doğasına uygulanamaz.
Kapitalizmin nihai krizi ve çöküşü kaçınılmazdır, bu bir yasadır; ancak bu, tarihin her anının mekanik bir şekilde öngörülebileceği anlamına gelmez.
B) Tarihsel Materyalist (Daha İhtiyatlı) Yanıt:
Yasa Değil, Eğilim: Marx, Kapital'de, kapitalist gelişmenin "yasalar"ından değil, "eğilim"lerinden ve "çelişki"lerinden bahseder. Örneğin, mutlak sefalet yasası değil, göreli sefalet eğilimi vardır. İşçinin toplumsal zenginlikten aldığı pay giderek azalır, bu onun mutlak anlamda daha fakirleştiği anlamına gelmez.
Tarihsellik ve Özgüllük: Tarihsel materyalizm, fizik yasaları gibi zaman-dışı yasalar koymaz. Her toplumsal formasyon somut koşulları içinde incelenmelidir. Teori, olup biteni açıklayan bir şablon değil, somut analiz için bir kılavuzdur.
Açıklayıcı Güç: Diyalektik materyalizm, kapitalizmin işleyişini (meta fetişizmi, artı-değer, birikim yasaları, krizler), onun ideolojik aygıtlarını ve emperyalist eğilimlerini açıklamada rakip teorilerden daha kapsamlı ve tutarlı bir çerçeve sunar. Bu açıklayıcı güç, onun bilimselliğinin kanıtıdır.
Praksisin Sınaması: Teorinin nihai testi, onun devrimci praksisteki etkinliğidir. Ancak bu, Stalinizm gibi tarihsel çarpılmalarla karıştırılmamalıdır. Teori, kendi yanlış uygulamalarından da öğrenerek gelişir.
C) Batı Marksizmi (Lukács, Gramsci, Althusser) Yanıtı:
Bu gelenek, diyalektiği öncelikle bir "toplumsal bütünlük" kavrayışı ve öznenin-nesnenin birliği olarak görür.
Onlar için diyalektiğin "bilimselliği", pozitivist bir bilim anlayışıyla özdeşleştirilemez. Diyalektik, doğa bilimlerinin yöntemi değil, toplumsal-tarihsel gerçekliğin özgül yöntemidir.
Lukács, proletaryanın "sınıf bilinci"ni, Gramsci "hegemonya" kavramını öne çıkarak, tarihin mekanik ilerlemediğini, siyasi ve ideolojik mücadelenin belirleyici rolünü vurgularlar.
Sorgulama: Acaba diyalektik materyalizmi, Popper'ın pozitivist kriterlerine uydurmaya çalışmak, onun özgün, eleştirel ve tarihselci ruhunu zayıflatır mı? Yoksa, bu eleştiri, Marksizmin kendini dogmatik ve kapalı bir sistem olmaktan koruması, kendi yanlışlanabilir sınırlarını tanıması için gerekli bir düzeltme midir? Bu soru, Marksizmin kendi kendisiyle olan diyalektik ilişkisinin bir parçasıdır.
BÖLÜM 5: SORGULAMA II: DOĞANIN DİYALEKTİĞİ - MARX ve ENGELS ARASINDA BİR UÇURUM MU?
5.1. Engels'in Projesi: Diyalektiği Evrenselleştirmek
Friedrich Engels, Marx'ın ölümünden sonra, onların ortak yöntemini sistematize etmek için büyük çaba sarf etti. Anti-Dühring (1878) ve Doğanın Diyalektiği (yayıma hazırlanmamış notlar) adlı çalışmalarında, diyalektiğin üç yasasını (nicelden niteliğe geçiş, karşıtların birliği, olumsuzlamanın olumsuzlanması) formüle ederek, bu yasaların sadece insan tarihi ve toplumu için değil, doğanın kendisi için de geçerli olduğunu savundu.
Engels'e göre, doğa bilimlerindeki gelişmeler (evrim teorisi, enerjinin korunumu, hücre teorisi), diyalektiğin doğadaki kanıtlarıydı. Amacı, "doğa, toplum ve düşüncenin genel hareket yasalarını" ortaya koymaktı. Bu, diyalektik materyalizmi, her şeyi açıklayan kapsamlı, evrensel bir dünya görüşü haline getirme projesiydi.
5.2. Marx'ın Vurgusu: Tarihsel Materyalizm ve İnsanileştirilmiş Doğa
Karl Marx'ın yazılarının odağı ise neredeyse her zaman insan toplumu ve tarihi üzerinedir. Onun ilgi alanı, doğanın kendi başına diyalektiğinden ziyade, doğanın insan emeği tarafından dönüştürülmesi, yani "insanileştirilmiş doğa" (humanised nature) idi. Marx için doğa, insan praksisinin bir uzantısı, emeğin nesnesi ve insanın kendini gerçekleştirme alanıydı.
1844 El Yazmaları'nda: "Doğa, insanın inorganik bedenidir... İnsan, doğa ile sürekli bir diyalog içinde yaşar."
Kapital'de: Emek süreci, "insanın kendisi ile doğa arasında yarattığı bir süreçtir."
Marx, doğanın kendi iç işleyişine dair diyalektik bir metafizik geliştirmekten ziyade, kapitalizmin doğayı nasıl metalaştırdığını, sömürdüğünü ve ekolojik bir yıkıma yol açtığını analiz etmeye odaklanmıştır.
5.3. Bir Teorik-Politik Gerilimin Anatomisi
Bu farklı vurgular, Marksist gelenek içinde derin bir bölünmeye yol açmıştır.
A) Eleştirel Gelenek (Lukács, Frankfurt Okulu):
Georg Lukács, Tarih ve Sınıf Bilinci (1923) adlı eserinde, Engels'i açıkça eleştirir. Lukács'a göre, diyalektiğin merkezinde, özne-nesne birliği olarak tarih vardır. Diyalektiği doğaya uygulamak, onu tarih-dışı, insan-dışı bir alana taşımak ve onu pozitivistleştirmektir. Bu, devrimci praksisin ve sınıf bilincinin önemini gölgeleyen, mekanik ve determinist bir Marksizm anlayışına kapı açar. Lukács için diyalektik, "merkezinde praksis olan bir yöntemdir."
Frankfurt Okulu (Theodor Adorno, Max Horkheimer) da, Engels'in "Doğanın Diyalektiği"ni, "özdeşlik mantığı"nın bir uzantısı ve doğaya tahakkümün teorik zemini olarak görme eğilimindedir.
B) Resmi Sovyet Marksizmi (Diyalektik Materyalizm - Dia-Mat):
Stalin döneminde, Engels'in projesi, "Diyalektik Materyalizm" (Dia-Mat) adı altında katı, dogmatik bir devlet felsefesine dönüştürüldü. Bu, doğa bilimlerinden siyasete kadar her şeyi açıklayan, her şeye kadir, eleştirilemez bir doktrindi ve eleştirel düşünceyi bastırmak için kullanıldı. Bu, Marx'ın tarihsel ve praksis merkezli diyalektiğinden belirgin bir sapmaydı.
C) Ekolojik Marksizm (Foster, Burkett):
Daha yakın zamanlarda, John Bellamy Foster gibi düşünürler, Engels'in "Doğanın Diyalektiği"ne olumlu bir şekilde yeniden bakmış, onun erken bir ekolojik bilinç içerdiğini ve Marx'ın ekolojik fikirleriyle (metabolik yarık) uyumlu olduğunu savunmuşlardır. Onlara göre, Marx ve Engels, kapitalizmin doğa ile insan arasındaki metabolik ilişkiyi nasıl bozduğunu anlamak için diyalektiği kullanmışlardır.
Sorgulama ve Sonuç:
Engels, Marx'ın özgün projesinden, onu "bilimselleştirerek" ve doğaya genişleterek epistemolojik bir sapma mı yapmıştır?
Bu sapma, Marksizmin 20. yüzyılda yaşadığı dogmatizmin ve politik başarısızlıkların teorik kökenlerinden biri midir?
Yoksa, bu bir "sapma" değil de, Marx'ın ima ettiği ama tam olarak yazmaya fırsat bulamadığı, doğa ve toplumun birliğine dayalı kapsamlı bir materyalist diyalektik projesinin tamamlanması mıdır?
Günümüz ekolojik krizini anlamak için, doğanın diyalektiğini dışlayan bir Marksizm yeterli midir?
"Genç Karl Marx" filmi, bu iki arkadaşın simbiyotik ilişkisini vurgular, ancak aralarındaki bu incelikli teorik farklılıkları göstermez. Ancak, filmin bize hatırlattığı şey, teorinin, dostluk ve ortak mücadele içinde, canlı, tartışmalı ve açık uçlu bir süreç olarak doğduğudur. Bu diyalog, Marx'ın ölümüyle kesilmemiş, aksine onun diyalektiğinin bir gereği olarak günümüze kadar süregelmiştir.
SONUÇ: BİTMEYEN BİR DİYALOG VE DÖNÜŞTÜRÜCÜ BİR PRAKSİS OLARAK MARKSİZM
"Genç Karl Marx" filmi, bir heykelin veya bir dogmalar kitabının değil, bir düşüncenin doğuş anının canlı, soluk soluğa, tozlu ve mücadeleci portresidir. Marx ve Engels, diyalektiği ayakları üzerine dikerek, bize dünyayı anlamak ve dönüştürmek için eşsiz bir araç sundular. Bu araç, sadece 19. yüzyıl kapitalizmini açıklamakla kalmaz, 21. yüzyılın küresel finans kapitalizmini, ekolojik çöküşü, dijital emek sömürüsünü ve emperyalist savaşları kavramamızı sağlayan bir mercek işlevi görür.
Ancak bu makalenin gösterdiği gibi, bu araç kusursuz veya kendi kendine yeten bir varlık değildir. O, kendi içinde diyalektik bir gerilim taşır:
Bir yanda, tarihsel-toplumsal gerçekliğin somut analizine dayanan, praksisi merkeze alan eleştirel ve devrimci bir yöntem olma iddiası vardır.
Diğer yanda, evrensel yasalar koyan, kapsayıcı ve bütünsel bir dünya görüşüne (Weltanschauung) dönüşme, dolayısıyla dogmatikleşme ve metafizikleşme tehlikesi.
Popper'ın eleştirisi ve Marx-Engels gerilimi, bu tehlikenin somut tezahürleridir. Bu nedenle, gerçek Marksist gelenek, bir dizi kutsal metne körü körüne bağlılık değildir. Aksine, Marx'ın kendi diyalektiğinin bize öğrettiği gibi, hiçbir teori kendisini tarihin nihai sentezi ilan edemez. Marksizm, kendi üzerine düşünen, kendi hatalarından ve tarihsel yenilgilerinden öğrenen, yeni tarihsel koşullar ve bilimsel gelişmeler (ekoloji, feminizm, yapısöküm vb.) ışığında kendini sürekli yeniden yaratan, eleştirel ve özeleştirel bir süreçtir.
Onun nihai test alanı, kitapların sayfaları değil, toplumsal mücadelenin somut zeminidir – yani praksis. "Genç Karl Marx" bize, bu bitmeyen diyaloğun en taze, en cesur ve en umut dolu halini hatırlatır. Oyun henüz bitmemiştir ve kuralları değiştirme ihtimali, diyalektik materyalizmin bize sağladığı kavrayışla donanmış "oyuncuların", yani kolektif insan praksisinin elindedir.
KAYNAKÇA
A. Birincil Kaynaklar (Marx & Engels)
Marx, Karl. (1844). 1844 El Yazmaları (Ekonomi Politiğin ve Felsefenin Eleştirisi). Çev: Kenan Somer. Sol Yayınları.
Marx, Karl. (1845). Feuerbach Üzerine Tezler. (Alman İdeolojisi içinde).
Marx, Karl. & Engels, Friedrich. (1846). Alman İdeolojisi. Çev: Sevim Belli. Sol Yayınları.
Marx, Karl. (1847). Felsefenin Sefaleti. Çev: Ahmet Kardam. Sol Yayınları.
Marx, Karl. & Engels, Friedrich. (1848). Komünist Parti Manifestosu. Çev: Nail Satlıgan. Yordam Kitap.
Engels, Friedrich. (1845). İngiltere'de Emekçi Sınıfların Durumu. Çev: Yavuz Alogan. Yar Yayınları.
Engels, Friedrich. (1878). Anti-Dühring. Çev: Kenan Somer. Sol Yayınları.
Engels, Friedrich. (1886). Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu. Çev: Sevim Belli. Sol Yayınları.
Engels, Friedrich. (1925/1940). Doğanın Diyalektiği. Çev: Arif Gelen. Sol Yayınları.
Marx, Karl. (1867). Kapital, Cilt 1: Kapitalist Üretimin Eleştirisi. Çev: Mehmet Selik & Nail Satlıgan. Yordam Kitap.
B. Diğer Felsefi Metinler
Hegel, G.W.F. (1807). Tinin Görüngübilimi. Çev: Aziz Yardımlı. İdea Yayınları.
Hegel, G.W.F. (1817). Mantık Bilimi. Çev: Aziz Yardımlı. İdea Yayınları.
Feuerbach, Ludwig. (1841). Hıristiyanlığın Özü. Çev: Devin Bozok. Say Yayınları.
Popper, Karl. (1945). Açık Toplum ve Düşmanları, Cilt 2: Hegel ve Marx. Çev: Mete Tunçay. Liberte Yayınları.
C. İkincil Kaynaklar ve Yorumlar
Althusser, Louis. (1965). Marx İçin. Çev: Işık Ergüden. İthaki Yayınları.
Althusser, Louis. (1993). Gelecek Uzun Sürer. Çev: Işık Ergüden. Can Yayınları.
Arthur, C.J. (2004). The New Dialectic and Marx's Capital. Brill.
Avineri, Shlomo. (1968). The Social and Political Thought of Karl Marx. Cambridge University Press.
Carver, Terrell. (1983). Marx and Engels: The Intellectual Relationship. Indiana University Press.
Colletti, Lucio. (1975). Marxism and Hegel. Çev: Lawrence Garner. Verso Books.
Eagleton, Terry. (2011). Marx Neden Haklıydı? Çev: Oya Oral. Yordam Kitap.
Foster, John Bellamy. (2000). Marx's Ecology: Materialism and Nature. Monthly Review Press.
Kitching, Gavin. (1988). Karl Marx and the Philosophy of Praxis. Routledge.
Löwy, Michael. (2005). Ateşi Çalmak: 19. Yüzyıl Sosyalizminin Tarihi. Çev: Atılgan Bayar. Yordam Kitap.
Lukács, Georg. (1923). Tarih ve Sınıf Bilinci. Çev: Yılmaz Öner. Belge Yayınları.
Marcuse, Herbert. (1941). Reason and Revolution: Hegel and the Rise of Social Theory. Oxford University Press.
McLellan, David. (1973). Karl Marx: His Life and Thought. HarperCollins.
Mészáros, István. (1970). Marx's Theory of Alienation. Merlin Press.
Ollman, Bertell. (2003). Dance of the Dialectic: Steps in Marx's Method. University of Illinois Press.
Sartre, Jean-Paul. (1960). Diyalektik Aklın Eleştirisi, Cilt 1. Çev: Serdar Rıfat Kırkoğlu. Can Yayınları.
Schmidt, Alfred. (1971). The Concept of Nature in Marx. Çev: Ben Fowkes. NLB.
Sperber, Jonathan. (2013). Karl Marx: A Nineteenth-Century Life. Liveright Publishing.
Wood, Allen W. (2004). Karl Marx. Routledge.
D. Film ve Görsel Kaynak
Peck, Raoul (Yönetmen). (2017). The Young Karl Marx [Film]. Agat Films & Cie, Velvet Film, RTBF. (Türkçe: "Genç Karl Marx")
Peck, Raoul & Bonitzer, Pascal. (2017). The Young Karl Marx Senaryosu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder