Giriş: Bir Cümlenin Taşıdığı Yük
Tarih, çoğu zaman karmaşık süreçlerin basit ifadelerle özetlenme çabasıyla karşı karşıya kalır. Bu basitleştirme çabası bazen tarihsel gerçeklerin özüne sadık kalır, bazen de ciddi çarpıtmalara kapı aralar. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş süreci hakkında dolaşıma sokulan ve giderek yaygınlaşan bir iddia, tam da bu ikinci kategoriye girmektedir: “İngilizler tek kurşun atmadan çıktı gittiler. İngiliz valisiydi Mustafa Kemal.”
Bu çalışma, söz konusu iddiayı tarihsel belgeler, dönemin koşulları, stratejik analiz ve mantıksal tutarlılık çerçevesinde derinlemesine incelemeyi amaçlamaktadır. İddia, iki temel önermeden oluşmaktadır: Birincisi, İngilizlerin herhangi bir askeri çatışmaya girmeden İstanbul’dan çekildiği; ikincisi ise Mustafa Kemal Atatürk’ün İngiliz işgal yönetiminde vali olarak görev yaptığı veya buna talip olduğu iddiasıdır.
Bu makale, beş bölümde söz konusu iddianın her bir veçhesini ele alacaktır. İlk bölüm, İstanbul’un 1918-1923 yılları arasındaki işgal sürecini, İtilaf Devletleri’nin çekilme nedenlerini ve “tek kurşun” meselesinin perde arkasını aydınlatacaktır. İkinci bölüm, Ward Price röportajı tartışmasını detaylandıracak, bu görüşmenin tarihsel bağlamını ve Mustafa Kemal’in işgalin hemen öncesindeki ve sonrasındaki İngiliz karşıtı tavrını gözler önüne serecektir. Üçüncü bölüm, “mandacılık” tartışmalarını ve Sivas Kongresi’ndeki manda meselesini ele alacak, bunun “valilik” iddiasıyla hiçbir ilgisinin olmadığını gösterecektir. Dördüncü bölüm, işgal döneminde yaşanan silahlı çatışmaları, direniş hareketlerini ve İngilizlerin İstanbul’dan ayrılış koşullarını detaylandıracaktır. Beşinci ve son bölüm, tüm bu veriler ışığında kapsamlı bir sonuca varacak ve iddianın neden tarihsel bir temele dayanmadığını net bir şekilde ortaya koyacaktır.
Bölüm 1: İstanbul’un İşgali ve İngilizlerin Çekilişi
“Tek Kurşun” Meselesi
1.1. Mondros Mütarekesi ve İşgalin Başlangıcı
Birinci Dünya Savaşı’nda İttifak Devletleri’nin yenilgisiyle sonuçlanan süreç, Osmanlı İmparatorluğu için Mondros Mütarekesi’nin (30 Ekim 1918) imzalanmasıyla neticelenmiştir. Bu ateşkesin 7. maddesi, İtilaf Devletleri’ne “kendi güvenliklerini tehdit eden herhangi bir durumda” stratejik noktaları işgal etme hakkı tanıyordu. Bu madde, İtilaf Devletleri tarafından yorumlanarak başkent İstanbul’un işgaline zemin hazırlamıştır.
13 Kasım 1918 sabahı, İstanbul tarihinin en acı günlerinden birine tanıklık etti. İtilaf Devletleri’ne ait 61 harp gemisinden oluşan devasa bir filo, İstanbul önlerine demir attı. Kısa süre içinde bu sayı 167 gemiyi buldu. İşgal kuvvetleri karaya çıkarak Beyoğlu, Galata ve diğer stratejik noktalara yerleştiler. İngilizler Beyoğlu ve Rumeli yakasını, Fransızlar İstanbul yakasını, İtalyanlar ise Anadolu yakasını kontrol altına aldı. İstanbul’da konuşlanan işgal askerlerinin sayısı Mart 1920’de 100 bine yaklaşmıştı. İşte tam bu işgal filosunun Haydarpaşa önlerinden geçtiği sırada, trenle Adana’dan gelen Mustafa Kemal Paşa, ünlü “Geldikleri gibi giderler” sözünü söylemiştir. Bu söz, işgalin başladığı ilk günde verilmiş bir mücadele iradesinin ifadesidir.
1.2. İşgalin Şiddeti: “Tek Kurşun” Mu?
İddianın ilk kısmı, İngilizlerin “tek kurşun atmadan” İstanbul’dan gittiğini iddia eder. Bu iddia, tarihsel gerçeklerle iki açıdan çelişmektedir. Birincisi, İngilizler işgal sırasında ve işgal süresince kurşun atmışlardır; ikincisi, çekilme iradeleri değil, zorunluluklardır.
16 Mart 1920 sabahı, İngiliz işgal kuvvetleri, Şehzadebaşı’ndaki Onuncu Kafkas Fırkası kışlasına baskın düzenledi. Uykuda olan Türk askerlerinin üzerine ateş açıldı. Bu saldırıda Onbaşı Velioğlu Mehmed, Çavuş İbişoğlu Abdullah, Kadiroğlu Ömer Osman ve Ahmedoğlu Nasuh şehit edildi. Aynı gün İngiliz askerleri Harbiye Nezareti’ni kuşattı, namlularını Harbiye Nazırı Fevzi Paşa’ya doğrulttu ve binayı teslim aldı. İşgal yalnızca askeri binalarla sınırlı kalmadı; mebuslar ve aydınlar, işgal güçleriyle işbirliği yapan Ermeni çetelerin yardımıyla evlerinden alıkonularak Malta’ya sürgüne gönderildi. Toplamda 85 mebus ve 70 civarında aydın bu operasyonlarla tutuklandı. Dolayısıyla, işgalin barışçıl ve kansız bir işgal olmadığı, aksine sistematik bir şiddet ve baskı yöntemiyle uygulandığı açıktır.
1.3. İngilizler Neden Çekildi? Stratejik, Askeri ve Siyasi Faktörler
İngilizlerin İstanbul’u neden terk ettiği sorusunun cevabı, “Mustafa Kemal valiydi” gibi basit bir formülden çok daha karmaşıktır ve doğrudan Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasıyla ilgilidir.
1. Yunan Ordusu’nun Bozguna Uğraması: İngiltere, Anadolu’daki emellerini doğrudan kendi askeri gücüyle değil, “taşeron” olarak kullandığı Yunan ordusu aracılığıyla gerçekleştirmeyi planlıyordu. 1922 yazında Türk ordusunun Büyük Taarruz’u başlatmasıyla birlikte, Yunan ordusu kısa sürede çöküş yaşadı. 9 Eylül 1922’de İzmir’in kurtarılmasıyla birlikte, İngiltere’nin Anadolu’daki en büyük savaş gücü yok olmuştu. Artık İngiltere’nin, Türk ordusuyla çatışmak için ortada bir müttefik ordusu kalmamıştı.
2. İngiliz Kamuoyu ve Dominyonların Desteğini Kaybetmesi: İngiltere Başbakanı Lloyd George, Çanakkale’de Türk ordusuna karşı savaşılması yönünde karar almaya çalıştığında, içeriden büyük bir direnişle karşılaştı. Avustralya, Yeni Zelanda ve Kanada gibi dominyonlar, bu yeni savaşa asker göndermeyi reddetti. En çarpıcı tepki ise İrlanda Ulusal Meclisi’nden geldi: “General Kemal’in Ordusuyla savaşarak ölecek tek bir evladımız yoktur”. Bu durum, I. Dünya Savaşı’nın yorgunluğunu üzerinden atamamış İngiliz halkı ve siyasetinde de yankı buldu. Muhafazakâr Parti’nin koalisyondan çekilmesi sonucu Lloyd George hükûmeti Ekim 1922’de düştü.
3. General Harrington’ın Tutumu: Çanakkale’deki İşgal Kuvvetleri Komutanı General Harrington, Londra’dan gelen “Türklere saldır” emrine karşı gelerek “Ateş etmeyeceğim beyler” (I don’t shoot, gentlemen) diyerek emri reddetti. Bunun yerine diplomatik yolları tercih etti ve Mudanya Mütarekesi’nin imzalanmasını sağladı. Bu durum, İngiliz ordusunun artık yeni bir savaşa hazır olmadığının ve siyasi iradenin savaş yanlısı olmadığının açık bir göstergesiydi.
4. Fransa ve İtalya’nın Tavrı: İtilaf bloku, Ankara Hükümeti’ni tanıma konusunda bölünmüştü. Fransa ve İtalya, Ankara ile ayrı ayrı anlaşma yollarını ararken, İngiltere’nin Yunanistan’a verdiği destek giderek zayıfladı. Fransa Cumhurbaşkanı Poincare, Lord Curzon’un savaş teklifini reddederek onu azarlamıştı.
Sonuç olarak, İngilizler İstanbul’u “tek kurşun atmadan” terk etmemiş, aksine yaklaşık beş yıl süren bir işgal boyunca şiddet kullanmış ve nihayetinde Anadolu’daki askeri ve siyasi gerçekler karşısında çekilmek zorunda kalmışlardır. Bu çekilme, bir işgal ordusunun yenilgiyi kabul edişinin diplomatik tezahürüdür.
Bölüm 2: Ward Price Röportajı ve “Valilik” İddiasının Kökeni
İddianın ikinci ve daha sinsi kısmı, Mustafa Kemal’in İngiliz valisi olarak görev yaptığı veya buna talip olduğu yönündedir. Bu iddianın tek dayanağı, İngiliz gazeteci Ward Price’ın 1957 yılında, yani görüşmeden tam 39 yıl sonra yayımladığı “Extra-Special Correspondent” adlı anı kitabındaki bir pasajdır.
2.1. Görüşmenin Koşulları ve Tarihsel Bağlam (14 Kasım 1918)
Ward Price, 14 Kasım 1918’de, yani İstanbul’un işgal edilmesinden sadece bir gün sonra, Mustafa Kemal ile Pera Palas Oteli’nde bir görüşme yapmıştır. Bu görüşmenin tarihi son derece önemlidir. Mustafa Kemal, daha bir gün önce (13 Kasım) işgal altındaki İstanbul’a ayak basmıştır. Henüz ne Anadolu’ya geçme planı yapmıştır ne de bir direniş örgütleme şansı bulmuştur. İstanbul’da siyasi yollardan çözüm arayışları içindedir ve her fırsatı değerlendirme stratejisi gütmektedir.
Görüşmenin içeriği konusunda Ward Price’ın kendi ifadeleri bile tutarsızlık içindedir. Price, 1939 yılında Cumhuriyet gazetesine verdiği demeçte, 1918’deki görüşmeye atıfla Mustafa Kemal için “Bu emsalsiz dehayı o zaman keşfedememiş olmamdır” demiştir. Eğer Mustafa Kemal kendisine “vali olmak istiyorum” diye bir teklifte bulunmuş olsaydı, bu “keşfedememe” durumu söz konusu olmazdı. Price, bu iddiayı ancak 1957’de, Mustafa Kemal’in ölümünden 19 yıl sonra, artık kimsenin çürütemeyeceğini düşündüğü bir anda kitabına eklemiştir.
2.2. Ward Price’ın Güvenilirliği ve Çelişkileri
Ward Price’ın iddiasını geçersiz kılan birkaç önemli faktör bulunmaktadır:
Gecikmiş İddia: Price, görüşmenin hemen ardından Daily Mail gazetesine gönderdiği haberde böyle bir iddiaya yer vermemiştir. Eğer Mustafa Kemal gibi önemli bir Osmanlı paşasının “İngiliz valisi” olma talebi olsaydı, bu haber değerini atlaması mümkün değildi.
Tarih Hatası: Price, görüşme sırasında Refet Bele’nin de orada olduğunu iddia etmiştir. Oysa kayıtlar, Mustafa Kemal ile Refet Bele’nin ilk kez 17 Kasım 1918’de, yani görüşmeden üç gün sonra bir araya geldiğini göstermektedir. Bu tür bir tarih hatası, anlatının güvenilirliğini zedelemektedir.
Çıkar Çatışması: Price, bir İngiliz gazetecisi olarak, İngiliz İmparatorluğu’nun savaş sonrası prestijini yükseltmek veya Türkiye’de Mustafa Kemal karşıtı bir atmosfer yaratmak için böyle bir iddiayı ortaya atmış olabilir.
2.3. Mustafa Kemal’in İngiliz Karşıtlığının Somut Belgeleri
“Valilik” iddiasını kesin olarak çürüten en güçlü delil, Mustafa Kemal’in bizzat kendi ağzından çıkan ve resmi telgraflara geçen İngiliz karşıtı ifadeleridir.
Ward Price ile görüşmesinden sadece bir hafta önce, Mustafa Kemal Adana’da bulunmaktadır ve Mondros Mütarekesi’nin uygulanmasına yönelik İngiliz baskılarına karşı sert bir tavır takınmaktadır. 3-8 Kasım 1918 tarihleri arasında Sadrazam ve Harbiye Bakanı Ahmet İzzet Paşa’ya gönderdiği telgraflarda şu ifadeleri kullanmıştır:
“…İngilizlerin her dediğine boyun eğilecek olursa onların ihtiraslarının önüne geçmeye imkân kalmayacaktır.”
“…İskenderun’a her ne sebep ve bahane ile asker çıkarmaya girişecek İngilizlere ateşle engel olunmasını 7. Ordu’ya emrettim.”
“…İngilizlerin elde edeceği sonucu onlara kendi yardımımızla bahşetmek, tarihte Osmanlılık için ve özellikle bugünkü hükümetimiz için kara bir sayfadır.”
Bu telgraflar, bir hafta önce İngilizlere karşı “ateşle karşılık verme” emri veren bir komutanın, bir hafta sonra işgal altındaki başkentte aynı güce “vali olmak” teklifinde bulunmasının mantıksızlığını gözler önüne sermektedir. Kaldı ki, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktıktan iki gün sonra, İngiliz Yüzbaşı L.H. Hurst kendisine bizzat “Türkiye’nin İngiliz mandası altına girmesini” teklif etmiş, Mustafa Kemal bu teklifi hiç tereddüt etmeden ve kesin bir dille reddetmiştir.
Bölüm 3: Manda Tartışmaları ve “Valilik” İddiasının Tarihsel Olanaksızlığı
“Valilik” iddiasını desteklemek için bazen “Mustafa Kemal de mandayı savunmuştu” argümanı öne sürülür. Bu argüman, tarihsel bağlamından koparılmış ve kasıtlı olarak çarpıtılmış bir yaklaşımdır.
3.1. Sivas Kongresi’nde Manda Meselesi
Kurtuluş Savaşı yıllarının en kritik tartışmalarından biri, 4-11 Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresi’nde yaşanmıştır. Bu dönemde, Osmanlı aydınları arasında iki farklı görüş hakimdi: Bazıları, İngiliz mandasının (protektora) Anadolu’yu işgalden kurtarıp düzeni sağlayabileceğini düşünüyordu. Mustafa Kemal ise bu konuda son derece dikkatli bir strateji izlemiştir.
Kongrede, manda konusunun görüşülmesi için bir önerge verildiğinde, Mustafa Kemal bu önergenin reddedilmesini değil, bir “komisyona havale edilmesini” önermiştir. Bu taktiksel hamle, mandacıları doğrudan karşısına almak yerine, onları tartışarak ikna etme stratejisinin bir parçasıdır. Nitekim, kongre sonunda alınan karar, “tam bağımsızlık” ilkesini vurgulamış ve herhangi bir manda yönetimini reddetmiştir.
3.2. “Manda” ile “Valilik” Arasındaki Uçurum
“Manda” kavramı ile “valilik” arasında dağlar kadar fark vardır:
Manda (Protektora): Bir devletin, uluslararası hukuk çerçevesinde, başka bir devletin iç işlerine karışmadan, onun kalkınmasına ve modernleşmesine yardımcı olmasıdır. I. Dünya Savaşı sonrası Wilson İlkeleri çerçevesinde tartışılan bu model, egemenliğin devamını öngörüyordu.
Valilik (Governorship): Bir işgal rejimi altında, işgalci gücün atadığı ve doğrudan işgalci güce hesap veren, genellikle sömürge yönetiminin bir parçası olan bir makamdır.
Mustafa Kemal’in, eğer bir görüşmede “vali” sözcüğünü kullanmış olması ihtimali dahi (ki bu tartışmalıdır), bunu kesinlikle bir sömürge valiliği anlamında değil, stratejik bir taktik olarak yapmış olması muhtemeldir. Bu noktada, eski bir Türk atasözü olan “Köprüyü geçene kadar ayıya dayı demek” ifadesi, Mustafa Kemal’in olası stratejisini özetlemektedir. İstanbul’dan Anadolu’ya geçmek için İngiliz “vizesine” ihtiyaç duyulan bir ortamda, işgal kuvvetlerinin şüphesini çekmemek ve hareket serbestisi kazanmak için her türlü söylemin kullanılması, bir istihbaratçı ve asker olarak Mustafa Kemal için olağandır.
Bölüm 4: İşgal ve Direniş – Siyasetten Silahlı Çatışmaya
4.1. Direnişin Örgütlenmesi (1919-1920)
Mustafa Kemal, 13 Kasım 1918’de geldiği İstanbul’da yaklaşık beş buçuk ay kalmış ve bu süre zarfında arkadaşlarıyla görüşerek ülkenin kurtuluşu için planlar yapmıştır. Ancak İstanbul’daki siyasi ortamın baskıcı hale gelmesi ve Padişah Vahdettin’in kendisini “sürgün” niteliğindeki 9. Ordu Müfettişliği göreviyle Anadolu’ya göndermesi üzerine, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkarak fiili direnişi başlatmıştır. Bu, “valilik” yapan birinin değil, esaret altındaki vatanını kurtarmak için canını ortaya koyan bir kahramanın hareketidir.
4.2. Savaş Alanında Kazanılan Zafer
Kurtuluş Savaşı’nı sadece “İngilizlerin çekilmesi” olarak görmek, bu sürece yapılmış en büyük haksızlıktır. Savaşın seyri şöyledir: Batı Cephesi’nde Yunan ordusuna karşı; Güney Cephesi’nde Fransız ordusuna ve Ermeni lejyonlarına karşı; Doğu’da ise Ermenistan’a karşı kanlı çarpışmalar yaşanmıştır. İngilizler Anadolu’da doğrudan cephe açmamış olabilir; ancak bu, onların tarafsız olduğu anlamına gelmez. İngiltere, Yunan ordusunu silahlandırmış, donatmış, eğitmiş ve sevk etmiştir. Dolayısıyla her bir Yunan askerinin arkasında İngiliz siyasi ve askeri desteği vardır.
4.3. Mudanya Mütarekesi ve Lozan Barış Antlaşması
Başkomutan Mustafa Kemal önderliğinde kazanılan Büyük Taarruz’un hemen ardından, 11 Ekim 1922’de Mudanya Mütarekesi imzalanmıştır. Bu mütareke ile Trakya’nın Türkiye’ye iadesi kabul edilmiş ve İstanbul ile Boğazlar, resmi makamlarca Ankara Hükümeti’ne devredilmiştir. Süreç, 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması’yla taçlanmış ve yeni Türk devletinin tam bağımsızlığı tüm dünyaya kabul ettirilmiştir.
6 Ekim 1923’te ise 3. Kolordu komutanı Şükrü Naili Paşa birlikleriyle birlikte törenle İstanbul’a girmiş ve 5 yıl süren işgal resmen sona ermiştir. İşte bu zafer, “İngiliz valisi” olma ihtimali bulunan birinin değil, tarihin akışını değiştiren bir devrimcinin eseridir.
Sonuç: Bir İddianın Bilimsel Tarih Karşısındaki Akıbeti
Bu makalede yapılan detaylı analiz, “İngilizler tek kurşun atmadan çıktı gittiler, İngiliz valisiydi Mustafa Kemal” iddiasının her iki veçhesinin de tarihsel verilerle kesin bir şekilde çürütüldüğünü göstermektedir.
İngilizlerin Çekilmesi Konusunda: İngilizlerin İstanbul’u terk etmesi, onların insani veya barışçıl bir tercihi değildir. Bu, Türk milletinin yürüttüğü Kurtuluş Savaşı’nı kazanmasının ve İngiltere’nin bu savaşı sürdürecek siyasi, askeri ve toplumsal gücü kalmamasının doğrudan bir sonucudur. İşgal boyunca yaşanan kanlı baskınlar, katliamlar ve sürgünler, işgalin şiddet dolu doğasını ortaya koymaktadır. “Tek kurşun” iddiası, bu gerçekleri görmezden gelen bir tarih tahrifatıdır.
Mustafa Kemal’in “Valilik” İddiası Konusunda: Bu iddia, güvenilmez bir kaynağa (Ward Price) dayanmakta, dönemin koşulları ve Mustafa Kemal’in İngiliz karşıtı eylem ve söylemleriyle (Adana Telgrafları, Samsun’da manda teklifini reddi) taban tabana zıt düşmektedir. Mustafa Kemal’in, eğer böyle bir söylem içinde bulunmuşsa, bunun tek amacı, işgal altındaki İstanbul’dan Anadolu’ya geçerek ulusal direnişi başlatmak için gereken taktiksel manevrayı yapmaktır. Köprüyü geçene kadar ayıya dayı demek, esaret altındaki bir milletin kurtarıcısı için stratejik bir zorunluluk olabilir; ancak bu, onun asla bir “işbirlikçi” veya “İngiliz valisi” olduğu anlamına gelmez.
Sonuç olarak, bu iddia, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün kişiliğini, liderliğini ve Türk milletinin bağımsızlık mücadelesini hedef alan, bilimsel temelden yoksun, anakronik (tarih yanılgısı) ve manipülatif bir söylemden ibarettir. Tarih, belgelere ve somut verilere dayanılarak yazılır; spekülasyonlara, çarpıtmalara ve kasıtlı yalanlara değil. Mustafa Kemal Atatürk, vatanını işgal eden güçlere karşı mücadele etmiş, bu mücadelede en büyük düşmanlarından biri olan İngiltere’yi diplomatik ve askeri alanda mağlup ederek çağdaş, bağımsız ve laik Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştur. Bu tarihsel gerçek, hiçbir asılsız iddia ile gölgelenemez.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder