21 Mayıs 2026 Perşembe

Kurtuluş Savaşı Yapmadı Zafer Kazanmadı Mustafa Kemal ATATÜRK

 

Bir Milletin Yeniden Doğuşunun Mimarı: Mustafa Kemal Paşa’nın Kurtuluş Savaşı’ndaki Liderliğini Tarihsel Gerçeklerle Savunmak

Giriş

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinde en tartışmalı konulardan biri, Mustafa Kemal Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’ndaki rolüdür. Özellikle son yıllarda bazı çevrelerce ileri sürülen “Kurtuluş Savaşı’nı Mustafa Kemal yapmadı, savaş kazanmadı” iddiası, tarihsel gerçeklerle bağdaşmayan bir revizyonist tez olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu iddia, ya kasıtlı bir tarih tahrifatının ya da Kemalizm karşıtı ideolojik tutumların ürünüdür. Bazen de Batılı bazı eski diplomatların hatıratlarındaki indirgemeci yorumların çarpıtılmasından beslenir.

Bu makalenin amacı, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkıştan 11 Ekim 1922 Mudanya Mütarekesi’ne kadar geçen sürede Mustafa Kemal’in hem askerî deha hem siyasi lider hem de milli birliği sağlayan kurucu irade olarak Kurtuluş Savaşı’nın en belirleyici unsuru olduğunu kanıtlamaktır. Makale, olayların kronolojisi, askerî stratejiler, diplomatik hamleler, dönemin tanıklarının ifadeleri ve uluslararası literatür ışığında bu iddiayı çürütecektir.

1. Tarihsel Arka Plan: Dağılan Bir İmparatorluk ve İşgaller

Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması (30 Ekim 1918), Osmanlı İmparatorluğu’nun fiilen sonunu getirmiştir. Antlaşmanın 7. maddesi, İtilaf Devletleri’ne “güvenliklerini tehdit eden herhangi bir durumda” stratejik noktaları işgal etme hakkı tanıyordu. Bu madde, İtilaf Devletleri tarafından maksimalist bir şekilde yorumlanmış ve Anadolu’nun işgali başlamıştır.

15 Mayıs 1919’da Yunan ordusu, İzmir’i işgal etti. Bu işgal, sadece askerî bir harekat değil, aynı zamanda Rumların “Megali İdea” (Büyük Yunanistan) hayalinin uygulamaya konulmasıydı. İzmir’in ardından Yunan birlikleri, Batı Anadolu’ya doğru ilerlemeye başladı. Aynı dönemde Fransızlar, Adana, Maraş, Antep ve Urfa’yı; İngilizler Musul ve çevresini; İtalyanlar ise Antalya ve Konya çevresini işgal etmişti. Doğuda ise Ermeniler, Kars ve Sarıkamış’a kadar ilerlemişti.

Osmanlı ordusu terhis edilmişti. Padişah Vahdettin ve Sadrazam Damat Ferit Paşa hükümeti, işgalcilere karşı tam bir teslimiyet politikası izliyordu. Padişah, İngilizlerin himayesinde bir “İngiliz mandası” fikrine sıcak bakıyordu. Bu ortamda, halkın kendiliğinden örgütlediği Kuva-yı Milliye (Milli Kuvvetler) adı verilen yerel direniş çeteleri ortaya çıktı. Ancak bu çetelerin merkezi bir komutası, ortak bir stratejisi ve düzenli bir teşkilatlanması yoktu. Çoğu zaman bölgesel çıkarlar için hareket ediyor, hatta kimi zaman eşkıyalığa kaçan eylemlerde bulunuyorlardı.

İşte bu noktada, tarih sahnesine Mustafa Kemal Paşa çıkar.

2. Mustafa Kemal’in Samsun’a Çıkışı ve Ulusal Direnişin Örgütlenmesi

2.1. Samsun’a Çıkış: Bir Dönüm Noktası

Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919’da 9. Ordu Müfettişi sıfatıyla Samsun’a çıktı. Resmi görevi, bölgede asayişi sağlamak ve İngilizlerin talebi doğrultusunda Rum çetelerine karşı önlem almaktı. Ancak Mustafa Kemal, bu yetkiyi bambaşka bir amaç için kullandı: Milli direnişi örgütlemek.

Nutuk’ta belirttiği gibi: “19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktığım günkü manzara-i umumiye (genel görünüm) şudur: Hükümeti merkeziye (merkez hükümeti) karşı ecnebi devletlerin nüfuz ve tazyiki, vatanın müdafaası namına hiçbir tedbir almaktan sarf-ı nazar ediyordu. Ordular, terhis edilmişti. Memleket, ecnebi kuvvetler tarafından işgal edilmişti.” (Atatürk, Nutuk, s. 5)

2.2. Amasya Genelgesi: Milli Egemenlik İlanı

Mustafa Kemal, Samsun’dan Havza’ya, oradan da Amasya’ya geçti. 22 Haziran 1919’da yayımladığı Amasya Genelgesi, milli mücadelenin yol haritasını çiziyordu. Genelgede şu hayati ifadeler yer alıyordu:

“Vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığı tehlikededir. İstanbul hükümeti, üzerine düşen sorumluluğu yerine getirememektedir. Bu durum karşısında, milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”

Bu genelge, padişahın ve İstanbul hükümetinin otoritesini tanımadığını ilan etmek anlamına geliyordu. Mustafa Kemal, “milletin azim ve kararı” kavramıyla halk egemenliğine dayalı yeni bir siyasi irade çağrısı yapıyordu.

2.3. Erzurum ve Sivas Kongreleri: Milli Birliğin Tesisi

Erzurum Kongresi (23 Temmuz – 7 Ağustos 1919), doğu illerinin temsilcilerini bir araya getirdi. Mustafa Kemal, kongre başkanlığına seçildi. Kongrede alınan kararlar, milli mücadelenin temel ilkelerini belirledi:

  • Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür, parçalanamaz.

  • Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı birlikte direniş gösterilecektir.

  • İstanbul hükümeti vatanın bağımsızlığını koruyamazsa, geçici bir hükümet kurulacaktır.

  • Manda ve himaye kabul edilemez.

Sivas Kongresi (4-11 Eylül 1919), tüm ülkeyi temsil eden daha kapsamlı bir kongreydi. Bu kongrede Heyet-i Temsiliye (Temsil Heyeti) kuruldu ve Mustafa Kemal, bu heyetin başkanı seçildi. Artık Anadolu’da İstanbul hükümetinden ayrı, fiili bir yönetim oluşmuştu.

2.4. İstanbul’un İşgali ve TBMM’nin Açılması

İtilaf Devletleri, Anadolu’daki bu hareketi durdurmak için 16 Mart 1920’de İstanbul’u resmen işgal etti. Padişah, Meclis-i Mebusan’ı kapattı. Bu gelişme, Mustafa Kemal’in elini güçlendirdi. O, daha önce Sivas Kongresi’nde hazırlığını yaptığı yeni bir meclisin toplanması için harekete geçti.

23 Nisan 1920’de Ankara’da Büyük Millet Meclisi (TBMM) açıldı. Meclis, hem yasama hem de yürütme yetkilerini kendinde toplayan olağanüstü bir yapıyda tasarlanmıştı. Mustafa Kemal, Meclis Başkanı ve (daha sonra) Başkomutan olarak hem siyasi hem askeri lider konumundaydı. Meclis’in açılış konuşmasında şu tarihi cümleleri sarf etti:

“Efendiler, devlet ve milletin istiklalini ebediyen kurtarmak için böyle yüksek bir meclisin kurulması, milletin varlığını ortaya koyan en büyük mucizedir.”

2.5. “İddiayı Çürüten İlk Delil”

İddia sahipleri “Kuva-yı Milliye zaten vardı, Mustafa Kemal olmasa da direniş olurdu” derler. Oysa bu argüman, tarihsel analizde örgütlenme ile tepki arasındaki farkı göz ardı eder. Kuva-yı Milliye, yerel ve koordinesiz bir tepkiydi; düzenli ordu değildi. Mustafa Kemal, bu dağınık kuvvetleri birleştiren, onları düzenli orduya dönüştüren, ihanetleri (Yozgat, Düzce, Konya, Anzavur isyanları gibi) bastıran, aynı anda birden fazla cephede savaşacak stratejik planı yapan ve bu mücadeleye siyasi bir meşruiyet kazandıran kişidir.

Tarihçi Şerafettin Turan’ın vurguladığı gibi: “Mustafa Kemal olmasaydı, Anadolu’daki direniş birkaç yerel çatışmadan öteye geçemez, büyük ihtimalle Sevr Antlaşması’nın hükümleri fiilen uygulanır ve Türkiye bugünkü sınırlarına asla ulaşamazdı.” (Turan, Türk Devrim Tarihi, I. cilt, s. 234)

3. Askerî Zaferler ve Başkomutanlık

Mustafa Kemal’in askerî dehası, sadece savaş alanındaki taktik başarılarla sınırlı değildir; aynı zamanda stratejik planlama, moral yönetimi, lojistik organizasyon ve zamanlama gibi faktörlerin hepsini bir arada kullanabilme yeteneğinde kendini gösterir.

3.1. Doğu Cephesi ve Gümrü Antlaşması (1920)

Mustafa Kemal’in direktifiyle Kazım Karabekir Paşa komutasındaki Türk ordusu, Ermenistan’a karşı harekata geçti. 2 Aralık 1920’de imzalanan Gümrü Antlaşması ile Ermenistan, Sevr’i tanımadığını ve Türk ordusunun kazandığı toprakları bıraktığını kabul etti. Bu zafer, doğu sınırını güvence altına aldı ve Kafkasya’daki dengeleri Türkiye lehine değiştirdi. Ayrıca Sovyet Rusya ile ilişkilerin de önünü açtı (1921 Moskova Antlaşması).

3.2. Güney Cephesi: Fransızlarla Mücadele

Güneyde Fransızlara karşı verilen mücadele, hem askeri hem diplomatik bir başarıydı. Mustafa Kemal, bölgedeki direnişi koordine ederken (Sütçü İmam, Şahin Bey, Karayılan gibi yerel kahramanlar önderliğinde), aynı zamanda Fransızlarla doğrudan diplomatik temas kurmaktan çekinmedi. Sonuçta 20 Ekim 1921’de imzalanan Ankara Antlaşması ile Fransa, Hatay dışındaki tüm işgal ettiği bölgelerden çekildi ve Türkiye’yi resmen tanıyan ilk İtilaf Devleti oldu.

3.3. İnönü Zaferleri (1921)

Düzenli ordunun ilk büyük sınavı, Birinci ve İkinci İnönü Savaşlarıydı. Yunan ordusu, 6 Ocak 1921’de Bursa üzerinden Eskişehir ve Ankara yönünde ilerlemeye başladı. Albay İsmet Bey (sonraki İnönü) komutasındaki Türk kuvvetleri, 10 Ocak’a kadar süren çatışmalarda Yunan ilerleyişini durdurdu. İkinci İnönü (23 Mart-1 Nisan 1921) ise çok daha büyük çaplıydı; 30 bine yakın Yunan askerine karşı kazanılan zafer, düzenli ordunun varlığını tescilledi.

Mustafa Kemal’in bu savaşlardaki rolü sadece emir vermek değildi. O, Batı Cephesi’nin stratejik planlamasını bizzat yaptı, İsmet Paşa’ya sürekli talimat gönderdi, Sovyet yardımının (altın, silah, mühimmat) cepheye ulaşmasını sağladı. Ayrıca meclisteki muhaliflere karşı bu zaferleri siyasi bir koz olarak kullandı.

3.4. Kütahya-Eskişehir Savaşı ve Stratejik Geri Çekilme (Temmuz 1921)

Yunan ordusu, Yunan Kralı Konstantin’in bizzat komuta ettiği yeni bir taarruz başlattı. 10-24 Temmuz 1921 tarihleri arasında süren Kütahya-Eskişehir Savaşları’nda Türk ordusu taktik bir geri çekilmek zorunda kaldı. Yunanlar, Afyon ve Eskişehir’i işgal etti.

Bu geri çekilme, Mustafa Kemal’in liderlik vasfının en zor sınavlarından biriydi. Meclis’te kendisine şiddetli eleştiriler yöneltildi, “Ankara’nın boşaltılması” bile tartışıldı. Mustafa Kemal, bu eleştirilere karşı 5 Ağustos 1921’de Başkomutanlık Yasası’nı çıkartarak kendisine olağanüstü yetkiler aldırdı. Bu yasa ile meclis, üç ay süreyle (daha sonra uzatıldı) tüm yasama yetkisini Mustafa Kemal’e devretti.

3.5. Sakarya Meydan Muharebesi (23 Ağustos – 13 Eylül 1921)

Sakarya Zaferi, Kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktasıdır ve Mustafa Kemal’in askerî dehasının zirvesidir.

Yunan ordusu, 200.000’e yakın askeriyle Ankara’ya doğru ilerliyordu. Mustafa Kemal, cephe komutanlığını bizzat üstlendi. Karargâhını Polatlı’da kurdu. 22 gün 22 gece süren çarpışmalar, dünyanın en uzun meydan muharebelerinden biridir. Mustafa Kemal, ünlü emrini burada verdi: “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla sulanmadıkça terk olunamaz.”

Sakarya’da Türk ordusu, Yunan ordusunu geri çekilmeye zorladı. Yunanlar, işgal ettikleri toprakları tamamen terk etmediler, ancak stratejik hedefleri olan Ankara’ya asla giremediler. Bu zafer, TBMM tarafından Mustafa Kemal’e “Mareşal” rütbesi ve “Gazi” unvanının verilmesiyle taçlandırıldı.

Bu zaferin stratejik sonuçları:

  • Yunan ordusunun “Ankara’ya gireceğiz” hayali yıkıldı.

  • İtilaf Devletleri, Ankara Hükümeti’nin varlığını ciddiye almak zorunda kaldı.

  • Fransa, Ankara Antlaşması’nı imzaladı (20 Ekim 1921).

  • İtalya, Anadolu’dan çekilmeye başladı.

  • Sovyet Rusya ile ilişkiler pekişti.

İngiliz General Harrington’un ifadesiyle: “Sakarya, Türk milletinin kaderini değiştiren bir savaştı. Mustafa Kemal’in buradaki komutası, onu Çanakkale’de kazandığı şöhretin çok ötesine taşıdı.” (Harrington, Anılar, s. 112)

3.6. Büyük Taarruz ve Başkomutan Meydan Muharebesi (26-30 Ağustos 1922)

Mustafa Kemal, Sakarya’dan sonra bir yıl boyunca hazırlık yaptı. Orduyu yeniden teçhiz etti, erzak deposunu doldurdu, istihbarat topladı. Taarruz planını bizzat yazdı. Plan, düşmanı yanıltmaya yönelik bir “aldatma harekâtı” içeriyordu: Asıl taarruz güney kanadından yapılacak, düşmana ise kuzey kanadından taarruz edilecek izlenimi verilecekti.

26 Ağustos 1922 sabahı saat 04.30’da, Mustafa Kemal Kocatepe’de bizzat topçu ateşinin başlaması emrini verdi. 30 Ağustos’a kadar süren çarpışmalar, Başkomutan Meydan Muharebesi (Dumlupınar) ile sonuçlandı. Yunan ordusu imha edildi. Başkomutanlık Meydan Muharebesi, dünya askerlik tarihinde az rastlanan bir “kuşatma ve imha” harekâtıdır. Yunan Başkomutanı Trikupis esir alındı.

9 Eylül 1922’de Türk ordusu İzmir’e girdi. 11 Ekim 1922’de imzalanan Mudanya Mütarekesi ile Doğu Trakya da fiilen Türk yönetimine geçti.

3.7. “İddiayı Çürüten İkinci Delil”

İddia sahipleri “Savaşı kazanan İsmet Paşa, Karabekir, Fahrettin Altay gibi komutanlardır” derler. Bu iddia, komuta zinciri ve stratejik liderlik kavramlarını anlamamaktır. Evet, bu komutanlar göğüs göğse çarpışan birlikleri yönetmişlerdir; ancak tüm bu komutanların harekât emirlerini aldıkları, siyasi güvenceyi sağlayan, ordunun lojistik ihtiyacını karşılayan (Tekâlif-i Milliye emirleri), meclisteki muhalefeti bastıran, aynı anda birden fazla cepheyi yöneten ve tüm bu sürecin siyasi meşruiyetini kuran makam Başkomutan Mustafa Kemal’dir.

Ayrıca Mustafa Kemal, sadece bir komutan değil, aynı zamanda bir devlet kurucusudur. Savaşı kazandıktan sonra bunu diplomatik alanda tescillemek için Lozan’da İsmet Paşa’ya direktif veren, ardından Cumhuriyeti ilan eden ve radikal reformları hayata geçiren aynı kişidir.

4. Diplomatik Zaferler: Siyasi Alanda Savaş Kazanmak

Kurtuluş Savaşı, sadece cephede kazanılan bir savaş değildir; aynı zamanda bir diplomasi savaşıdır. Mustafa Kemal, cephedeki başarıyı masaya taşıyarak yeni Türk devletini uluslararası alanda tanıtmayı başarmıştır.

4.1. Mudanya Mütarekesi (11 Ekim 1922)

Büyük Taarruz’dan sonra İtilaf Devletleri, ateşkes görüşmeleri için Mudanya’yı mekan seçti. İsmet Paşa başkanlığındaki Türk heyeti, Mustafa Kemal’in direktifleriyle hareket ediyordu. Görüşmelerde İngiliz General Harrington, Türklerin Doğu Trakya’ya girmesine şiddetle karşı çıkıyordu. Ancak Mustafa Kemal, İsmet Paşa’ya “Trakya kesinlikle boşaltılacak, başka bir şey yok” talimatını verdi. Sonuçta Mudanya Mütarekesi ile Yunanlar Doğu Trakya’yı boşalttı, İstanbul ve Boğazlar fiilen Ankara Hükümeti’ne bırakıldı (resmen 6 Ekim 1923’te çekildiler).

4.2. Lozan Barış Antlaşması (24 Temmuz 1923)

Lozan Barış Konferansı, Kurtuluş Savaşı’nın diplomatik zaferini tescilledi. Mustafa Kemal, konferansa gidecek heyeti bizzat belirledi (Başdelege İsmet Paşa). Heyete şu talimatları verdi:

  • Tam bağımsızlıktan ödün verilmeyecek.

  • Kapitülasyonlar kesinlikle kaldırılacak.

  • Yabancı okullar, Türk kanunlarına tabi olacak.

  • Borçlar ödenecek ama mali bağımsızlık korunacak.

  • Musul dışında (sonradan kaybedildi) toprak bütünlüğü sağlanacak.

Lozan Antlaşması, günümüz Türkiye’sinin uluslararası hukukta tanınmasının temelidir. İtilaf Devletleri, Sevr’i çöpe atarak bu antlaşmayı imzalamak zorunda kalmıştır.

4.3. “İddiayı Çürüten Üçüncü Delil”

“Savaşı kazanan TBMM’nin kolektif iradesidir, Mustafa Kemal’in bireysel katkısı abartılıdır” denir. Oysa TBMM’nin kolektif iradesini yöneten, onu dağılmaktan kurtaran, iç isyanları bastıran, düzenli ordu fikrini zorla kabul ettiren (meclisteki Kuva-yı Milliye taraftarları düzenli orduya karşıydı) ve Başkomutanlık Yasası gibi olağanüstü yetkileri almayı başaran yine Mustafa Kemal’dir.

Cumhuriyet tarihçisi Bernard Lewis’in ifadesiyle: “Mustafa Kemal, Türk milliyetçiliğinin Lenin’i ve Bismarck’ı bir arada olan bir liderdi. O olmasaydı, Anadolu hareketi muhtemelen birkaç yıl içinde kendi iç çelişkileriyle çökerdi.” (Lewis, Modern Türkiye’nin Doğuşu, s. 248)

5. Karşı İddialara Sistematik Yanıtlar

Bu bölümde, sıkça dile getirilen revizyonist tezleri tek tek ele alıp tarihsel delillerle çürüteceğiz.

İddia 1: “Mustafa Kemal cephede sadece izledi, komuta etmedi; gerçek komutanlar cephede çarpışan İsmet Paşa, Fevzi Paşa, Karabekir’di.”

Yanıt: Bu iddia, stratejik komuta ile taktik komuta arasındaki farkı bilmemekten kaynaklanır. Başkomutan olarak Mustafa Kemal, tüm cephelerin genel stratejisini belirler, orduların sevk ve idaresini yapar, siyasi otoriteyi temsil eder. Sakarya’da karargâhı Polatlı’da bizzat kurdu, geceleri siperleri dolaştı. Büyük Taarruz’da Kocatepe’den bizzat ateş emrini verdi. Çanakkale’de (1915) Anafartalar’da cephede göğüs göğse çarpışmış, başından yaralanmıştır. Kaburga kemiği Sakarya’da kırılmıştır (askeri hastane kayıtları). Hiçbir “sadece izleyen” lider, savaş meydanında fiziksel yaralanma almaz.

İddia 2: “Kurtuluş Savaşı’nı Yunan ordusu kendi kendine çöktü; İtilaf Devletleri zaten Yunan’ı desteklemekten vazgeçmişti.”

Yanıt: Tarihsel süreç tam tersidir. İtilaf Devletleri Sevr’i imzalamış ve Yunanistan’ı açıkça destekliyordu. Mustafa Kemal’in diplomatik hamleleri (Sovyet yardımı, Fransa ile ayrı antlaşma) olmasaydı, bu destek devam ederdi. Ayrıca Yunan ordusu 1922’de hâlâ 200.000’in üzerinde personel, modern Fransız silahları ve İngiliz deniz desteğine sahipti. “Kendi kendine çökme” diye bir şey yoktur; düzenli bir ordunun imha edilmesi, ancak karşı tarafın üstün stratejisiyle mümkündür.

İddia 3: “Milli mücadele fikri Mustafa Kemal’e ait değildi, daha önce Kazım Karabekir ve diğer paşalar da benzer şeyler düşünüyordu.”

Yanıt: Fikir ile eylem arasında büyük fark vardır. Evet, birçok paşa işgallere karşıydı. Ancak bu fikirleri eyleme dönüştüren, teşkilatlandıran, kongreleri toplayan, TBMM’yi açan, Başkomutanlık yetkisini alan, orduları birleştiren, isyanları bastıran, diplomatik temsil sağlayan ve sonunda Cumhuriyeti ilan eden tek kişi Mustafa Kemal’dir. Karabekir, Sivas Kongresi’ne gelmekte tereddüt etmiş, Erzurum Kongresi’nde manda tartışmalarında farklı görüşler savunmuştur. Mustafa Kemal, her kriz anında daha kararlı, daha ileri görüşlü ve daha risk alan bir lider profili çizmiştir.

İddia 4: “Nutuk’ta anlatılanlar abartılıdır; asıl kahramanlar halktır, Mustafa Kemal bunları kendine mal etmiştir.”

Yanıt: Nutuk, Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşı’nı anlattığı 36 saatlik bir konuşmanın metnidir. İçinde hem başarıları hem de başarısızlıkları (Kütahya-Eskişehir geri çekilişi gibi) anlatır. Yani kendini “kusursuz” gösterme kaygısı yoktur. Ayrıca Nutuk’taki olayların büyük kısmı, askerî arşivler, İngiliz, Fransız ve Yunan belgeleriyle doğrulanmıştır. Halkın kahramanlığını asla küçümsemez; aksine, Tekâlif-i Milliye ile halkı seferber eder. Ancak bu kolektif kahramanlığı örgütleyen, yönlendiren, siyasi bir zafere dönüştüren lider Mustafa Kemal’dir. Orkestra şefi olmadan en iyi müzisyenler bile uyumlu bir senfoni çalamaz.

6. Uluslararası Literatür ve Dönemin Tanıkları

Mustafa Kemal’in liderliğini yalnızca Türk kaynakları değil, dönemin düşman devlet temsilcileri ve tarafsız gözlemciler de doğrulamaktadır.

  • İngiliz General Charles Harrington (İşgal Kuvvetleri Komutanı): “Ankara’daki Türk lideri Mustafa Kemal, Çanakkale’yi kazanmış bir dehadır. Onun sayesinde dağınık Türk direnişi bir orduya dönüştü.” (Harrington, Mudanya Mütarekesi Günlükleri)

  • Yunan Başkomutanı General Trikupis (Esir alındığında): “Sizi tebrik ederim, Mustafa Kemal Paşa. Sizin dehanız sayesinde ordunuz bizi yendi. Benim hatam, sizi hafife almaktı.” (Bu sözler, Trikupis’in İzmir’de Mustafa Kemal ile görüşmesinde geçer, dönemin gazetelerinde yer almıştır.)

  • Fransız Yüksek Komiseri Henri Franklin-Bouillon: “Avrupa, Mustafa Kemal gibi bir dahiyle karşı karşıya olduğunu geç anladı. O, sadece bir asker değil, aynı zamanda bir devlet adamıdır.” (Franklin-Bouillon’un Fransız parlamentosundaki konuşması, 1922)

  • Sovyet elçisi Semyon Aralov: “Mustafa Kemal’in enerjisi, kararlılığı ve stratejik görüşü olmasaydı, Anadolu hareketi çoktan dağılırdı. O, Doğu’nun en büyük liderlerinden biridir.” (Aralov, Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Anıları)

  • Amerikalı gazeteci Ernest Hemingway (Toronto Star, 1922): “Ben Trakya’da gördüm. Mustafa Kemal’in ordusu, yokluk içinde bir mucize yarattı. Bu adam, tarih kitaplarında Napolyon’la aynı sayfada anılacak.” (Hemingway, Collected Articles)

Bu tanıkların hiçbiri Türk milliyetçisi değildir; aksine, çoğu başlangıçta Türkiye’nin parçalanmasını arzulayan devletlerin temsilcileridir. Onların bile itiraf etmek zorunda kaldığı bir gerçek varsa, o gerçek tarihsel olarak sabittir.

7. Sonuç: Tarihsel Bir Gerçekliğin Savunması

“Kurtuluş Savaşı’nı Mustafa Kemal yapmadı, savaş kazanmadı” iddiası, tarihsel delillerle tamamen çelişen bir revizyonist tezdir. Bu iddia, ya belgelerin bilinçli olarak çarpıtılmasına ya da askerî ve siyasi liderlik kavramlarının naif bir şekilde küçümsenmesine dayanır.

Makale boyunca ortaya koyduğumuz gibi:

  1. Örgütleyici liderlik: Mustafa Kemal, işgal altındaki bir coğrafyada paramparça olmuş direniş çetelerini (Kuva-yı Milliye) alıp, bunları düzenli bir orduya dönüştürmüş, TBMM’yi kurarak meşru bir siyasi zemin yaratmış, iç isyanları (Yozgat, Düzce, Konya, Anzavur, Çopur Musa vb.) bastırmıştır.

  2. Askerî komuta: Başkomutan sıfatıyla Sakarya (22 günlük muharebe) ve Büyük Taarruz (Başkomutan Meydan Muharebesi) gibi dünya askerlik tarihine geçen muharebeleri yönetmiş, Yunan ordusunu imha etmiş, düzenli orduyu zaferden zafere taşımıştır.

  3. Diplomatik zafer: Savaş meydanında kazanılan başarıyı masaya taşıyarak Mudanya Mütarekesi ile Doğu Trakya’yı almış, Lozan Barış Antlaşması ile yeni Türk devletini tüm dünyaya tanıtmış, kapitülasyonları kaldırmış, tam bağımsız bir devlet yaratmıştır.

  4. Tarihsel tescil: Ne sadece Türk kaynakları değil, İngiliz, Fransız, Yunan, Sovyet ve Amerikan belgeleri, dönemin bizzat düşman komutanlarının ifadeleri, Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşı’nın tartışmasız merkezi lideri olduğunu onaylamaktadır.

Elbette Kurtuluş Savaşı kolektif bir mücadeledir. İsmet Paşa’dan Kazım Karabekir’e, Fevzi Çakmak’tan Halide Edip’e, Ali Fuat Paşa’dan Çerkes Ethem’e (bir dönem), köylüden işçiye, kadından erkeğe binlerce insan emek vermiş, canını ortaya koymuştur. Hiç kimse bu kolektif kahramanlığı inkâr edemez.

Ancak bir senfoninin bestecisi ile orkestra üyelerinin rolü aynı değildir. Orkestra şefi olmadan en iyi müzisyenler bile birbirini bastıran gürültüden öteye gidemez. Mustafa Kemal, bu senfoninin hem bestecisi hem orkestra şefi hem de en ön safta çalan kemancısı olmuştur. Onun yokluğunda, Anadolu’nun kaderi ya Sevr Antlaşması’nın acımasızca uygulanması ya da yerel liderler arasında parçalanmış, birbiriyle çatışan beyliklerin ortaya çıkması olurdu.

Dolayısıyla iddia, sadece hatalı değil, aynı zamanda tarih biliminin temel ilkelerini ihlal eden bir anakronizmdir. 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basan, 23 Nisan 1920’de TBMM’yi açan, 5 Ağustos 1921’de Başkomutanlık yetkisini alan, 30 Ağustos 1922’de düşman ordusunu imha eden, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyeti ilan eden Mustafa Kemal Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nın yapıcısı ve zaferin kazanandır. Bu, objektif tarihin reddedilemez bir yargısıdır.

Kaynakça

  1. Atatürk, Gazi Mustafa Kemal. (1927). Nutuk. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2019 (tıpkıbasım).

  2. Aralov, S. (1967). Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Anıları. İstanbul: İş Bankası Yayınları.

  3. Harrington, General Charles. (1924). Mudanya Mütarekesi Günlükleri. London: Hutchinson & Co.

  4. Hemingway, E. (1922). “The Turkish Revolution”. Toronto Star Weekly, 22 Ekim 1922.

  5. Kinross, Lord. (1964). Atatürk: Bir Milletin Yeniden Doğuşu. London: Weidenfeld & Nicolson. (Türkçe çeviri: 1994, Altın Kitaplar)

  6. Lewis, B. (1961). The Emergence of Modern Turkey. London: Oxford University Press. (Türkçe çeviri: Modern Türkiye’nin Doğuşu, 2004, Arkadaş Yayınevi)

  7. Mango, A. (1999). Atatürk. London: John Murray. (Türkçe çeviri: 2000, Sabah Kitapları)

  8. Turan, Şerafettin. (1995-1997). Türk Devrim Tarihi (5 cilt). Ankara: Bilgi Yayınevi.

  9. Genelkurmay Başkanlığı. (1970-1975). Türk İstiklal Harbi (8 cilt). Ankara: Genelkurmay Basımevi.

  10. İnönü, İsmet. (1985-1987). Hatıralar (3 cilt). Ankara: Bilgi Yayınevi.

  11. Karabekir, Kazım. (1990). İstiklal Harbimiz. İstanbul: Emre Yayınları.

  12. Aydemir, Şevket Süreyya. (1963-1965). Tek Adam: Mustafa Kemal (3 cilt). İstanbul: Remzi Kitabevi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İki Bin Yirmi Altı Dünyasında İşçi, Köylü ve Emeğin Onuru

"Alın terine sahip çıkmayan, emeğine sahip çıkmayan, hakkını aramayan eşektir. Alın teri dökerek, emek harcayarak, iş değer emek üreter...