5 Mayıs 2026 Salı

İnsan Olmak ve Devlet Olmak: Taşlar, Cepler ve Parçalanmış Modeller

İnsanın Tarifi

Akla, mantığa, bilime ve fenne yakın olana insan denilir. Sevgi, merhamet, vicdan ve ahlak sahibi olana insan denilir. Hak, hukuk, adalet ve rızalık yolunda olana insan denilir. Döktüğünü doldurana, ağlattığını güldürene, yıktığını yapana, verdiği zararı tazmin edene insan denilir. Ayağına taş dolansa suçu taşta değil, kendinde bulana insan denilir.

Bu sözler, insanı yalnızca biyolojik bir tür olarak değil, ahlaki ve toplumsal bir varlık olarak tarif eder. İnsan olmak, sadece iki ayak üzerinde yürümek değil; doğru yolda yürümektir. Peki ya insanlardan oluşan bir toplum, hangi devleti hak eder? Eğer bir birey elini yanlış cebe atmamaya, yanlış yatağa girmemeye, yanlış eve adım atmamaya özen gösteriyorsa; eline, beline, diline hakim olmaya çalışıyorsa, o bireyin yaşadığı devlet de tıpkı onun gibi adil, sınırlı ve sorumlu olmalıdır.

Çalışan İnsan mı, Çalan Hırsız mı?

“Çalışan insan mısın, yoksa çalan hırsız mısın?” sorusu, modern toplumların en temel ayrımını ortaya koyar. Emek, insanın varlığını anlamlandıran en büyük eylemdir. Çalışan insan üretir, üreten insan var eder. Hırsız ise yalnızca alır, yıkar, bozar. Günümüzde sadece bireysel hırsızlıktan değil, sistemsel bir yağmadan söz ediyoruz. Rüşvet, torpil, kayırma, adam kayırma; bunlar da birer hırsızlık biçimidir. En büyük hırsız, halkın umudunu çalandır.

Bu noktada bireyin ayağına taş dolandığında suçu taşta değil kendinde bulması, müthiş bir olgunluk göstergesidir. Taş, sadece bir nesnedir. Yol engebelidir ama yürüyüş biçimi insana aittir. Yani kişi, kendi düşüşünün sorumluluğunu alabiliyorsa işte orada insanlık başlar. Devlet de aynı sorumluluğu alabiliyorsa, orada adalet başlar.

Parçalanmış Modeller İstemiyorum

“Irk, dil, din, mezhepler üzerinden parçalanmış Lübnan modeli devlet istemiyorum. İsimler üzerinden parçalanmış Irak modeli devlet istemiyorum.”

Lübnan’da siyasi güç, dini mezheplere göre dağıtılmıştır. Başbakan Sünni, Cumhurbaşkanı Maruni Hristiyan, Meclis Başkanı Şii’dir. Bu sistem, toplumu sürekli bir gerilim hattında tutar. Irak’ta ise isimler üzerinden parçalanma: Şiiler, Sünniler, Kürtler, Türkmenler... Her grup kendi liderini kutsar, kendi bayrağını taşır. Ortak bir “vatandaşlık” bilinci gelişmez.

Oysa insan olmak, dilden, dinden, ırktan önce gelir. Bir insan, hangi mezhepten olursa olsun, hakkını ararken mahkemede eşit muamele görmelidir. Bir öğretmen, hangi ismi taşırsa taşısın, atanırken liyakatle değerlendirilmelidir. Bunun adı laik demokratik sosyal hukuk devletidir.

Laik, Demokratik, Sosyal Hukuk Devleti

Laiklik, kimsenin inancını değil, devletin din karşısında tarafsızlığını ifade eder. Demokratik olmak, halkın kendisini yönetenleri özgür iradesiyle seçmesi ve yönetenlerin de halka hesap vermesidir. Sosyal olmak, devletin zenginle fakir arasında adil bir köprü olması, sağlığı, eğitimi, barınağı bir lütuf değil hak olarak sunmasıdır. Hukuk devleti olmaksa, en güçlüyle en güçsüzün aynı kanun önünde diz çökmesidir.

Böyle bir devlette, döktüğünü doldurmayan, ağlattığını güldürmeyen, yıktığını yapmayan ve verdiği zararı tazmin etmeyen bir yönetici kalamaz. Çünkü tazmin, sadece hukuki bir terim değil; aynı zamanda ahlaki bir eylemdir. Zarar verdiğinde “özür dilerim” deyip geçmek yetmez. O zararı onarmak gerekir. Bu onarım, devlet için bütçedir; insan için vicdandır.

İnsan gibi insan, devlet gibi devlet

Öyleyse diyorum ki: Bugün Ortadoğu’da ve dünyada parçalanmış, mezhepçi, ırkçı, liyakatsiz modeller çökerken, biz insan olmanın ilkelerini yeniden hatırlamalıyız. İnsan, elini yanlış cebe atmaz. Dilini haramdan, belini haramdan uzak tutar. Ayağına taş dolduğunda, yolun haline değil, kendi bakışına söylenir.

Böyle bir insanın yaşamak istediği devlet; onun gibi ahlaklı, onun gibi adil, onun gibi sorumlu bir devlettir. Ve böyle bir devlet mümkündür. Yeter ki “biz” demeyi, “ben”den önce koymayı bilelim. Ve unutmayalım:

İnsan, insanın kutsalıdır. Devlet, insanın güvencesidir. Ve bu güvence, sadece laik, demokratik, sosyal bir hukuk devletinde var olur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İki Bin Yirmi Altı Dünyasında İşçi, Köylü ve Emeğin Onuru

"Alın terine sahip çıkmayan, emeğine sahip çıkmayan, hakkını aramayan eşektir. Alın teri dökerek, emek harcayarak, iş değer emek üreter...