20 Mayıs 2026 Çarşamba

İslam Alimlerini Hocaları Müslüman Halkı Astı Mustafa Kemal ATATÜRK

 Giriş

Tarih boyunca büyük liderler, dönüştürdükleri toplumların eski düzenlerinden rahatsız olan çevreler tarafından sıklıkla hedef gösterilmiş, hakkında gerçek dışı ithamlar üretilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk de, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu olarak, özellikle laiklik ilkesini hayata geçirmesi ve hilafetin kaldırılması gibi köklü reformları nedeniyle bazı çevrelerce en ağır ifadelerle suçlanmıştır. “Dinsiz, imansız, gavur” nitelemeleri ve “hocaları, İslam alimlerini, Müslüman halkı astı, katletti” şeklindeki iddia, bu karalama kampanyalarının en bilinen örneklerindendir. Bu makale, iddianın her bir unsurunu, dönemin birincil kaynakları, mahkeme tutanakları, TBMM zabıtları, dönemin basını ve uluslararası arşiv belgeleri ışığında ele alarak bilimsel tarihçilik yöntemleriyle çürütmeyi amaçlamaktadır.

1. Atatürk’ün Din Anlayışı ve İslam’a Bakışı: “Dinsiz” İddiasının Analizi

1.1. Atatürk’ün Kendi İfadeleriyle Din ve İslam

Atatürk’e “dinsiz” diyenlerin ilk yapması gereken, onun bizzat kendi ağzından din hakkında söylediklerini göz ardı etmektir. O, hiçbir zaman bir din karşıtı olmamış, aksine İslam dininin akıl ve bilimle bağdaşan yönünü vurgulamıştır.

1923 yılında İzmir’de yaptığı bir konuşmada şöyle demiştir: “Bizim dinimiz, en makul ve en tabii bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki son peygamber olmuştur. Din, lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamı mümkün değildir. Dinsiz bir milletin evladına vatan olacağına, hiçbir akıl ve mantık ihtimal vermiyor.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II, s. 87-88)

Bu ifadeler, dinsiz olarak nitelenen bir liderin söyleyeceği cümleler değildir. Atatürk, İslam’ı toplumsal hayatın vazgeçilmez bir unsuru olarak görmekle birlikte, dinin siyasi bir araç olarak kullanılmasına karşı çıkmıştır. Onun eleştirisi, dinin kendisine değil, din istismarına ve gerici yorumlara yöneliktir.

1.2. “Gavur” İftirasının Kaynağı: Hilafetin Kaldırılması ve İstiklal Savaşı’ndaki Propaganda

“Gavur” ifadesi, genellikle gayrimüslimlere yönelik bir hakarettir. Atatürk’e bu lakabın takılmasının temel nedeni, hilafetin kaldırılması (3 Mart 1924) ve İslam devletleri üzerindeki etkinin sonlandırılmasıdır. Oysa hilafet kurumu, tarihsel süreç içinde Osmanlı’nın son dönemlerinde işgalci devletlerin (özellikle İngiltere’nin) kullanabileceği bir araç haline gelmişti. Atatürk, hilafeti kaldırarak aslında dini, siyasetin esaretinden kurtarmıştır.

Ayrıca, Milli Mücadele yıllarında İngiliz destekli Kuvâ-yı İnzibâtiye (Halifelik Ordusu) ve bazı şeyh, ağa ve hoca takımı, Atatürk’ü hedef göstermek için “gavur” propagandası yapmıştır. Bu propagandanın amacı, Anadolu halkının din duygularını sömürerek onları milli harekete karşı kışkırtmaktır. Bu propaganda metinlerine dönemin İngiliz arşivlerinde de rastlanmaktadır.

2. İddianın Temel Dayanakları Olarak Gösterilen Olaylar ve Gerçekler

İddia, “hocalar, İslam alimleri, Müslüman halk”tan oluşan büyük bir kitle katledildiği izlenimi vermektedir. Tarihsel kayıtlar incelendiğinde, idam cezalarının sadece belirli isyan hareketlerinde, yargı süreçleri sonunda ve çok sınırlı sayıda olduğu görülmektedir.

2.1. Şeyh Said İsyanı (1925) ve İstiklal Mahkemeleri

Şeyh Said İsyanı, 13 Şubat 1925’te Diyarbakır, Elazığ, Muş ve Bingöl civarında başlamış, dini bir söylemle süslenmiş ancak aslında yeni kurulan Cumhuriyet rejimini yıkmayı ve hilafeti geri getirmeyi hedefleyen silahlı bir ayaklanmadır. İsyanın lideri Şeyh Said, bir Nakşibendi şeyhidir.

Yargılama Süreci: İsyan bastırıldıktan sonra, Şeyh Said ve 47 arkadaşı Diyarbakır İstiklal Mahkemesi’nde yargılanmıştır. Mahkeme, dönemin hukuk kurallarına göre, usulüne uygun biçimde yürütülmüştür. 29 Haziran 1925’te Şeyh Said ve 46 kişi idam cezasına çarptırılmıştır. Bu cezaların çoğu infaz edilmiştir.

İdam Edilenlerin Sayısı: Tarihçi Uğur Ümit Üngör’ün Osmanlı Arşivleri’ne dayanan çalışmasına göre, isyanla ilgili yargılamalarda idam edilenlerin sayısı 100-150 civarındadır. Bu sayı, “Müslüman halkı katletti” iddiasını çürütecek kadar küçüktür ve sadece isyana fiilen katılanları kapsamaktadır.

Dini Kimlik ve İsyan: İsyanın dini bir karakteri olduğu yadsınamaz. Ancak, Cumhuriyet’in tepkisi dine değil, silahlı isyana olmuştur. Eğer amaç “Müslümanları katletmek” olsaydı, isyan eden bölgelerdeki milyonlarca Müslüman’dan geriye kimse kalmazdı. Oysa isyan sonrasında bölgeye herhangi bir kitlesel katliam uygulanmamış, yalnızca elebaşları yargılanmıştır.

2.2. Menemen Olayı (1930) – Kubilay Olayı

23 Aralık 1930’da Menemen’de, Nakşibendi tarikatından Derviş Mehmet adlı bir şahsın liderliğinde, bir grup gerici, “şeriat isteriz” sloganlarıyla ayaklanmış, askeri birliğe saldırmış ve yedek subay Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay’ı şehit etmiştir. Kubilay’ın başı kesilmiş, diğer iki bekçi de öldürülmüştür.

Yargılananlar ve İdamlar: Olay sonrası kurulan İzmir İstiklal Mahkemesi’nde, 37 kişi yargılanmış, 28’i idam cezasına çarptırılmış, 4’ü müebbet hapis, 2’si 10’ar yıl hapis cezası almış, 3 kişi ise beraat etmiştir. İdamlar, dönemin hukuk kuralları çerçevesinde infaz edilmiştir. Burada da bir “katliam” değil, bir isyan girişimine karşı hukuki bir yanıt söz konusudur.

2.3. Rize ve Erzurum’daki “İrtica” Olayları (1919-1926)

Milli Mücadele yıllarında, İngilizlerin kışkırtması ve Erzurumlu Müftü Hüseyin Efendi gibi bazı din adamlarının öncülüğünde Rize ve Erzurum’da ayaklanmalar çıkmıştır. Bu ayaklanmaların amacı, Kuvâ-yi Milliye’yi ve Mustafa Kemal’in liderliğini tanımamaktır. Bu ayaklanmalar da İstiklal Mahkemeleri’nce yargılanmış, elebaşları idam edilmiştir. Yine vurgulanmalıdır ki, idam edilenler sadece isyana katılan ve suçu sabit görülen kişilerdir, rastgele halktan insanlar değildir.

3. İstiklal Mahkemeleri: Hukuki Zorunluluk mu, Keyfi Katliam mı?

İddianın temelinde, İstiklal Mahkemeleri’nin Atatürk’ün keyfi birer “idam makinesi” olduğu yanılgısı yatar. Oysa bu mahkemeler, Kurtuluş Savaşı yıllarında olağanüstü koşullarda, devletin bekasını korumak için kurulmuş geçici hukuk mercileridir.

  • Hukuki Dayanak: İstiklal Mahkemeleri, TBMM’nin 29 Nisan 1920’de çıkardığı “Hıyanet-i Vataniye Kanunu” (Vatana İhanet Kanunu) ile kurulmuştur. Kanun, askeri isyan, eşkıyalık, casusluk ve vatana ihaneti düzenlemiştir.

  • Yargılama Usulü: Mahkemeler, bir başkan ve dört üyeden oluşur, savunma hakkı tanınır, kararlar temyiz edilemese de TBMM’nin onayına sunulurdu. Dönemin zabıtları, birçok sanığın delil yetersizliğinden beraat ettiğini göstermektedir.

  • Batı’daki Muadilleri: Aynı dönemde, Fransa, İngiltere ve İtalya gibi devletlerde de savaş sonrası olağanüstü mahkemeler (sıkıyönetim mahkemeleri) kurulmuş, isyan ve vatana ihanet suçlarından binlerce idam cezası verilmiştir. Atatürk’ün uygulaması, uluslararası hukuk normlarına aykırı değildir.

4. Atatürk Döneminde Din Adamlarına ve Ulemaya Yönelik Muamele

4.1. İdam Edilen Hoca ve Şeyhlerin Profili

İddiaya göre “hocalar, İslam alimleri” hedef alınarak katledilmiştir. Oysa idam edilen din adamları, genellikle şu özellikleri taşımaktadır:

  • Silahlı isyana fiilen katılmış,

  • Yabancı devletlerle (özellikle İngiltere) işbirliği yapmış,

  • Halkı silahlı direnişe kışkırtmış,

  • Kendilerini yargılayan mahkemelerce suçlu bulunmuş kişilerdir.

Hiçbir din adamı, sırf din görevlisi olduğu için, sırf camide vaaz verdiği için, sıfatı ve inancı nedeniyle yargılanmamış veya idam edilmemiştir. Örneğin, dönemin Diyanet İşleri Başkanı Rifat Börekçi, Atatürk’ün milli mücadelesine destek vermiş ve herhangi bir ceza almamıştır. Hatta Atatürk, İslam dünyasından gelen tepkilere rağmen, Rıfat Börekçi’nin camilerde okuttuğu hutbelerle meşruiyetini pekiştirmiştir.

4.2. Atatürk’ün Diyanet İşleri ve İslam’a Verdiği Önem

Atatürk, İslam dinini tamamen ortadan kaldırmak yerine, onu devlet kontrolünde ve çağdaş bir yorumla yaşatmayı tercih etmiştir.

  • **1924’te Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuş, camiler ve din görevlileri devlet güvencesine alınmıştır.

  • İmam-hatiplerin maaşları bağlanmış, camiler onarılmıştır.

  • Kur’an’ın Türkçe meali ve okunması teşvik edilmiştir.

  • Medreseler kapatılırken, ilahiyat eğitiminin yerini alacak İmam Hatip Okulları (1924) ve İlahiyat Fakültesi (1933) açılmıştır.

Bu reformlar, bir “dinsiz”in yapmayacağı reformlardır. Atatürk, dinin toplumsal hayattaki yerini korumuş, ancak siyasetten ve çağdışı hurafelerden arındırmıştır.

5. Çelişkiler: İddianın Mantıksal, Demografik ve Belgesel Açıdan Geçersizliği

5.1. Sayısal Tutarsızlık

“Müslüman halkı astı, katletti” iddiası, binlerce, on binlerce kişinin öldürüldüğü anlamına gelir. Oysa dönemin tüm arşivleri, savaş ve isyanların çok daha sınırlı sayıda idamla sonuçlandığını gösterir. Türkiye Cumhuriyeti nüfusu 1927’de 13,5 milyon civarındaydı ve %98’i Müslüman’dı. Eğer Atatürk “Müslüman halkı katletmek” gibi bir niyet taşımış olsaydı, bunu yapacak askeri güce sahipti. Ancak böyle bir girişimde bulunmamıştır. İdamlar, sadece devlete silahlı isyan edenlerle sınırlıdır.

5.2. Dönemin Yabancı Basını ve Misyoner Raporları

İddia, yalnızca Türkiye içinde değil, uluslararası arenada da Atatürk aleyhine bir karalama kampanyası yürütülmüş olsaydı ciddiye alınırdı. Oysa dönemin yabancı basını (Times, Le Monde, The New York Times) Atatürk’ün reformlarını genellikle övgüyle karşılamış, “dinsiz” veya “Müslüman katliamcısı” gibi suçlamalarda bulunmamıştır. Amerikalı misyonerlerin yazdığı raporlar, Atatürk’ün gayrimüslimlere dönük hoşgörüsünü ve Müslüman halka adaletli yaklaşımını belgelemiştir. Eğer Atatürk “katliamcı” olsaydı, bu raporlarda kesinlikle yer alırdı.

5.3. İsyan Karşıtı İdamların Tarihsel Evrenselliği

Tarihte, silahlı isyana kalkışan her devlet, isyancıları yargılayarak cezalandırmıştır. Osmanlı döneminde de Celali isyanları, Yeniçeri isyanları bastırılırken yüzlerce, binlerce kişi idam edilmiştir. Atatürk’e yönelik eleştirilerde, Osmanlı padişahlarının aynı durumlarda daha sert yöntemler uyguladığı görmezden gelinmektedir. Atatürk, her seferinde yargılamayı mahkemelere bırakmış, keyfi infazlar yapmamıştır.

6. “Dinsiz, İmansız, Gavur” İddiasının Tarihsel ve Siyasi Kökenleri

Bu hakaretin kökeni, doğrudan Atatürk’e değil, onun yaptığı laiklik devrimine yönelik bir tepkidir. Atatürk, Cumhuriyet’in temel ilkelerini: laiklik, milli egemenlik, çağdaş hukuk sistemi ve eğitimi getirmiştir. Hilafeti kaldırmış, medreseleri kapatmış, şapka ve harf devrimini yapmıştır. Bu uygulamalar, dini siyasi bir araç olarak kullanan çevrelerin çıkarlarına doğrudan zarar vermiştir. Bu çevreler, Atatürk’e karşı tarih boyunca en ağır propagandayı yapmışlar, onu “dinsiz, gavur” olarak nitelemişlerdir. Günümüzde de bu propagandayı sürdüren gruplar, tarihsel bağlamdan kopuk, duygusal ve bilim dışı iddialar ortaya atmaktadır.

Sonuç

“Mustafa Kemal Atatürk dinsiz, imansız, gavur; hocalarımızı, İslam alimlerini, Müslüman halkı astı, katletti” iddiası, tarihsel verilerle, hukuki belgelerle ve birincil kaynaklarla tamamen çürütülmüştür. Bu iddia, dönemin İngiliz destekli karşı propagandasının, günümüze ulaşmış bir versiyonundan ibarettir.

  • Atatürk, dinin toplumsal yaşamdaki gerekliliğini vurgulamış, İslam’ın akılcı yorumunu savunmuş, Diyanet’i kurmuş ve camileri devlet güvencesine almıştır.

  • İstiklal Mahkemeleri’nde yargılanarak idam edilen kişiler, sırf Müslüman oldukları, sırf hoca veya alim oldukları için değil, silahlı isyana katıldıkları, devletin birliğini bozmaya çalıştıkları ve vatana ihanet suçu işledikleri için cezalandırılmışlardır.

  • İnfazların sayısı, bir “katliam” olarak tanımlanamayacak kadar sınırlıdır ve dönemin uluslararası hukuk normlarıyla uyumludur.

  • “Dinsiz, gavur” gibi hakaretler, laiklik reformlarının yaraladığı çıkar gruplarının ürettiği, bilimsel değeri olmayan siyasi söylemlerdir.

Tarih, duygulardan arındırılmış, belgeye dayalı bir şekilde incelendiğinde, Mustafa Kemal Atatürk’ün Müslüman bir toplumda, din ile devlet işlerini ayırarak çağdaş bir cumhuriyet kuran, halkının çoğunluğunun inancına saygılı ancak dini siyasete alet edenlere karşı devletin bekasını korumakla yükümlü bir lider olduğu görülür. Ona bu asılsız iftiraları yakıştıranlar, ya bilgisizliklerinden ya da ideolojik körlüklerinden tarihi çarpıtmaktadırlar. Gerçek tarih, bu iddianın hiçbir unsuruyla örtüşmemektedir.

Kaynakça

  • Atatürk, M. K. Nutuk (1919-1927), Türk Devrim Tarihi Enstitüsü.

  • Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri (Cilt I-V), Atatürk Araştırma Merkezi.

  • TBMM Zabıt Cerideleri (1920-1938).

  • Diyarbakır ve İzmir İstiklal Mahkemeleri Tutanakları (Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi).

  • Üngör, U. Ü. (2012). İmparatorluktan Cumhuriyete Şiddet, İletişim Yayınları.

  • Ahmad, F. (1993). Modern Türkiye’nin Oluşumu, Sarmal Yayınevi.

  • Lewis, B. (1961). The Emergence of Modern Turkey, Oxford University Press.

  • Zürcher, E. J. (2004). Turkey: A Modern History, I.B. Tauris.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İki Bin Yirmi Altı Dünyasında İşçi, Köylü ve Emeğin Onuru

"Alın terine sahip çıkmayan, emeğine sahip çıkmayan, hakkını aramayan eşektir. Alın teri dökerek, emek harcayarak, iş değer emek üreter...