Sultan Vahdettin’in Mustafa Kemal Atatürk’e 40.000 Altın Verdiği ve “İhanet” İddiasının Tarihsel ve Belgesel Analizi
Giriş: Bir “Karşı Tarih” Yazımının Anatomisi
Tarih, geçmiş ile günümüz arasında sürekli bir diyalogdur; ancak bu diyalog bazen ideolojik saiklerle gölgelenebilir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecine dair en kalıcı ve en sık tekrarlanan iddialardan biri, “Sultan Vahdettin’in Mustafa Kemal Paşa’ya 40.000 altın vererek Anadolu’ya gönderdiği, Kurtuluş Savaşı’nı başlatmasını istediği, ancak Mustafa Kemal’in padişahına ihanet ettiği” şeklinde özetlenebilecek anlatıdır. Bu iddia, özellikle 1950’li yıllardan sonra belirli siyasi ve ideolojik çevreler tarafından kasıtlı olarak gündemde tutulmuş, popüler tarih kitapları, internet forumları ve sosyal medya aracılığıyla geniş kitlelere yayılmıştır.
Bu makale, üç ana bölümde bu iddiayı sistematik olarak çürütmeyi amaçlamaktadır. Öncelikle, Mustafa Kemal Paşa’nın 19 Mayıs 1919’da Samsun’a gönderilme sürecindeki gerçek tarihsel motivasyonları arşiv belgeleri ve dönemin resmi yazışmaları ışığında analiz edilecektir. İkinci olarak, efsanevi “40.000 Altın” yardımının matematiksel, fiziksel ve belgesel imkânsızlığı ortaya konulacaktır. Son olarak, Sultan Vahdettin ile Mustafa Kemal Paşa arasındaki ilişkinin seyri, özellikle Vahdettin’in Milli Mücadele’ye karşı aldığı somut tedbirler ve Mustafa Kemal Paşa hakkında onayladığı idam fetvaları bağlamında değerlendirilerek “ihanet” suçlamasının geçersizliği kanıtlanacaktır.
Birinci Bölüm: 19 Mayıs 1919’un Gerçek Tarihsel Bağlamı
1.1 Mondros Mütarekesi Sonrası Çöküş
Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışını anlamak için, öncelikle Osmanlı İmparatorluğu’nun 1918 sonlarında içinde bulunduğu çöküş durumunu kavramak gerekir. 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi, fiilen Osmanlı Devleti’nin sonunu getiren bir belge olmuştur. Ateşkesin 7. maddesi, İtilaf Devletleri’ne “güvenliklerini tehdit eden bir durum” ortaya çıktığında herhangi bir stratejik noktayı işgal etme hakkı tanıyordu. Bu madde, işgalci devletlere tanınan bir “açık çek” niteliğindeydi.
Mütarekeyi takip eden aylarda İtilaf Devletleri bu yetkiyi kullanmaya başlamıştı: İzmir Yunanlar tarafından işgal edilirken, Adana Fransızların, Antalya ve Konya ise İtalyanların işgaline uğramıştı. İngiliz askerleri Urfa, Maraş, Antep, Merzifon ve Samsun’a çıkmış, başkent İstanbul’da ise Kraliyet Donanması demirlemişti. Mustafa Kemal Paşa, 13 Kasım 1918’de Haydarpaşa’ya vardığında karşılaştığı manzarayı hiçbir zaman unutamamıştır. 61 gemilik İtilaf donanmasının Boğaz’ı doldurduğu o anda yaveri Cevat Abbas’a söylediği “Geldikleri gibi giderler” sözü, onun milli mücadele azminin ilk işaretlerinden biri olarak tarihe geçmiştir.
1.2 Samsun’un Stratejik Önemi ve İngiliz Baskısı
1919 yılının başlarında, Samsun ve çevresinde Rum çeteleri ile Türk halkı arasında silahlı çatışmalar yaşanmaya başlamıştı. İngilizler, bu durumu kendi çıkarları doğrultusunda kullanarak Osmanlı Hükümeti’ne baskı yapıyordu. İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe, Osmanlı Hükümeti’ne verdiği notada, Türk çetelerinin Rum köylerine saldırdığını iddia ederek, eğer Osmanlı yönetimi bölgede asayişi sağlayamazsa, bu görevi kendilerinin üstleneceğini bildirmişti.
Bu nota, bir işgal tehdidinden başka bir şey değildi. “Eğer siz tedbir almaktan aciz iseniz, bu vazifeyi biz üstümüze alacağız” diyen İngilizler, aslında Samsun’dan başlayarak Karadeniz üzerinden İç Anadolu’ya nüfuz etmenin planlarını yapıyorlardı. Dönemin Osmanlı yönetimi, bu tehdit karşısında büyük bir baskı altındaydı. Barış görüşmeleri öncesinde İngilizlerin daha fazla bahane bulmasını engellemek ve yeni işgallerin önüne geçmek için bölgeye güçlü bir komutan gönderilmesi gerektiği düşünülüyordu.
1.3 Mustafa Kemal’in Görevlendirilmesi: Resmi Amaç ile Gerçek Amaç Arasındaki Uçurum
Mustafa Kemal Paşa’nın 9. Ordu Müfettişi olarak atanması, dönemin Harbiye Nazırı Şakir Paşa ve Sadrazam Damat Ferid Paşa tarafından uygun görülmüştü. 30 Nisan 1919’da İrade-i Seniyye (padişah onayı) alındı ve 17 Mayıs 1919’da Meclis-i Vükela kararıyla atama resmiyet kazandı. Dikkat çekici olan, Mustafa Kemal Paşa’nın bu kararı İstanbul’dan ayrıldıktan sonra öğrenmiş olmasıdır.
Verilen talimatnamenin maddeleri, görevin gerçek doğasını açıkça ortaya koymaktadır:
Bölgede düzenin kurulması ve olayların sebebinin araştırılması.
Bölgede bulunan silah ve cephanelerin toplanarak Osmanlı depolarına yerleştirilmesi.
Bölgede faaliyet gösteren Türk direniş topluluklarının (Kuva-yı Milliye) dağıtılması.
Bu maddelerin hiçbiri, bir “Kurtuluş Savaşı başlatma” emri içermemektedir. Tam tersine, Mustafa Kemal Paşa’ya verilen talimat, düşmana karşı direnişi değil, direnişin bastırılmasını emretmektedir. Kendisine sorumluluk bölgesindeki “milli şuraların faaliyetlerine engel olma” görevi bile verilmişti. Mustafa Kemal Paşa, bu görevi kabul ederken kafasında bambaşka bir plan olduğu için yetkileri olabildiğince genişletmeye çalışmıştı. Genelkurmay İkinci Başkanı Kâzım İnanç Paşa ile birlikte hazırladığı talimatname, sadece askeri makamlara değil, mülki idarecilere de emir verebilme yetkisi içeriyordu.
1.4 Yıldız Sarayı’ndaki Görüşme: Tarihin En Tartışmalı 5 Dakikası
İddianın en çok dayandırıldığı “kanıt”, 15 Mayıs 1919’da (İzmir’in işgal edildiği gün) Yıldız Sarayı’nda Sultan Vahdettin ile Mustafa Kemal Paşa arasında geçen baş başa görüşmedir. Atatürk, Nutuk’ta bu görüşmeyi detaylı bir şekilde aktarır. Vahdettin’in söylediği iddia edilen “Paşa, Paşa! Devleti kurtarabilirsin!” sözü, Vahdettin’i “milli mücadelenin gizli destekçisi” olarak göstermek isteyenlerin en önemli dayanağıdır.
Ancak Atatürk, aynı anılarında Vahdettin’in “devleti kurtarmak”tan ne anladığını da açıkça ifade etmiştir. O’na göre Vahdettin, kurtuluşu, İngilizlerle uyum içinde hareket ederek, onları kızdırmadan padişahlık makamını ve İstanbul’u korumakta görüyordu. Mustafa Kemal ise, daha İstanbul’dan çıkmadan önce kararını vermişti: “Ulus egemenliğine dayanan, tam bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak”. Atatürk’ün Nutuk’ta yer alan şu cümleleri, iki lider arasındaki görüş ayrılığını özetler niteliktedir:
“Osmanlı ülkeleri bütün bütüne parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türkün barındığı bir ata yurdu kalmıştı… Öyleyse sağlam ve gerçek karar ne olabilirdi? Baylar, bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da ulus egemenliğine dayanan, tam bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak.”
Bu durumda, Vahdettin’in “devleti kurtar” derken kastettiği ile Mustafa Kemal’in anladığı şey taban tabana zıttır. Vahdettin, var olan düzeni (padişahlık makamı, İngiliz dostluğu) korumayı hedeflerken; Mustafa Kemal, kökünden yeni bir devlet kurmayı amaçlıyordu. Bu görüşmeden “Vahdettin, Mustafa Kemal’i milli mücadele için görevlendirdi” sonucunu çıkarmak, tarihsel bağlamdan kopuk indirgemeci bir yorumdur.
İkinci Bölüm: “40.000 Altın” Masalının İmkânsızlığı ve Çürütülmesi
İddianın en somut ve çürütülmesi en kolay kısmı, “40.000 altın” yardımıdır. Bu rakam ve bu yardımın varlığı iddiası, tarihsel metodoloji, fizik kuralları, matematik, arşiv belgeleri ve dönemin tanıklarının anılarıyla defalarca çürütülmüştür.
2.1 İddianın Kökeni ve Rakamın Keyfiliği
“40.000 altın” iddiasının bilinen ilk kaynağı, Nihal Atsız gibi bazı yazarlardır. Atsız, “Vahdettin, Mustafa Kemal Paşa’ya teşkilat yapması için 40.000 altın vermiştir. Bu paranın önemli kısmı, eskiden beri beslediği değerli yarış atlarını satmak suretiyle elde edilmiştir” gibi bir iddia ortaya atmıştır. Ancak, Vahdettin’in at beslediğine dair herhangi bir belge veya bilgi yoktur ve bu iddia sonradan kurgulanmıştır. Daha da ilginci, bu rakam zaman içinde “açık artırma” misali artırılmış, Şehzade Mahmut Şevket Efendi’nin 1967’de verdiği bir röportajda 40.000 altın, 400.000 altına çıkmıştır. Bir iddia, bu kadar keyfi bir şekilde değişiyorsa, ciddiye alınmaya değer olmaktan çıkar.
2.2 Fizik ve Matematik İmkânsızlık
Turgut Özakman’ın da sorduğu gibi: 40.000 altın nasıl taşınmıştır? Bir Osmanlı altını yaklaşık 7.6 gramdır. Basit bir matematik hesabıyla:
40.000 x 7.6 gram = 304.000 gram = 304 kilogram.
304 kilogram ağırlığındaki altını taşımak için her biri yaklaşık 50 kilo olacak şekilde en az 6 büyük sandık gereklidir. Bu sandıkların saraydan Şişli’deki Mustafa Kemal’in evine, oradan Galata Rıhtımı’na, oradan motora, motordan Bandırma Vapuru’na, gemiden Samsun Rıhtımı’na, oradan Mıntıka Palas Oteli’ne ve daha sonra Havza, Amasya, Erzurum, Sivas ve Ankara’ya kadar taşınması gerekmektedir.
Bandırma Vapuru, İngilizler tarafından aranmıştır. Bu kadar büyük ve ağır 6 sandığı gizlemek mümkün müdür? Dahası, bu altınlar var olsaydı, Erzurum’dan Sivas’a giderken Binbaşı Süleyman Bey’in verdiği 900 liraya, Erzurum Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin topladığı 1000 liraya neden ihtiyaç duyulsun? Neden bir sivil elbisesi olmadığı için Mustafa Kemal Paşa, TBMM’nin açılışına Erzurum Valisi’nin emanet elbisesiyle katılsın?
2.3 Resmi Kayıtlar ve Tanıklıklar
Atatürk’e, Dahiliye Nezareti ödeneğinden sadece 1000 lira ve 23 karargâh mensubunun 3 aylık maaşları, yollukları verilmiştir. Ayrıca değişik ihtiyaçlar için 25.000 lira tahsis edilmiştir. Bu para, ne 40.000 altın ne de 400.000 altın eder. Bu rakamların yetersizliğini anlamak için bir karşılaştırma yapalım: 1920 yılında Sadrazam Damat Ferit Paşa, birkaç kişilik heyetiyle Paris Barış Görüşmeleri’ne giderken kendisine 70.000 lira tahsis edilmiştir. Yani birkaç kişilik heyete verilen yol parası, Mustafa Kemal Paşa’nın tüm Anadolu hareketi için aldığı paradan daha fazladır.
Rauf Orbay, anılarında bu iddiayı kesin bir dille çürütmektedir. Mustafa Kemal Paşa’nın kendisine, “Para meselesini ne yapacağız? Girişeceğimiz işlerde şüphesiz ki paraya ihtiyacımız olacak. Fakat biliyorsun bende biraz para vardı, hepsini Minber (gazetesi) yuttu. Sen de benden farklı değilsin. Aylıklarımızla ne yapabiliriz” dediğini aktarmıştır. Rauf Orbay, bu “para meselesini” Topçuoğlu Nazmi Bey’e açar, Nazmi Bey de hiç tereddüt etmeden Rauf Bey’e 5000 lira verir. Rauf Orbay, “Biz Amasya’dan itibaren her işimizi bu para ile gördük” demektedir.
2.4 Kurtuluş Savaşı’nın Gerçek Finansmanı: Halkın Fedakârlığı
40.000 altın olsaydı, Tekalif-i Milliye Emirleri’ne gerek kalmazdı. Mustafa Kemal Paşa, Sakarya Savaşı öncesinde 7-8 Ağustos 1921’de yayınladığı bu emirlerle, halktan ordunun ihtiyaçlarını karşılamasını istemiştir. Çarıktan çorbaya, iç çamaşırdan iğne ipliğe, ekmekten çiviye kadar her şey halktan toplanmıştır. Kurtuluş Savaşı, padişahın altınlarıyla değil, Anadolu halkının kanı, canı ve malıyla kazanılmıştır. Bu gerçek, “40.000 altın” masalının karşısında duran en büyük tarihsel kanıttır.
Üçüncü Bölüm: Vahdettin’in Gerçek Yüzü ve “İhanet” Suçlamasının Geçersizliği
İddianın en duygusal kısmı, “Mustafa Kemal, Vahdettin’e ihanet etti” suçlamasıdır. Bu suçlama, tarihsel süreçte yaşananların tamamen ters yüz edilmesidir. Belgeler, Sultan Vahdettin’in -sadece Mustafa Kemal Paşa’ya değil- Türk milletine ve vatanına ihanet ettiğini, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarını defalarca idama mahkûm ettiğini açıkça göstermektedir.
3.1 İlk Kopuş: İstanbul’a Geri Çağrı ve Görevden Alınma
Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a ayak basar basmaz kendisine verilen görevin tam tersini yapmaya başlamıştı. Asayişi sağlamak ve silahları toplamak yerine, direnişi örgütlüyor ve halkı işgallere karşı protesto mitingleri düzenlemeye teşvik ediyordu. Bu durum, İngilizlerin dikkatini çekmiş ve İstanbul Hükümeti’ne şikâyet konusu olmuştur.
Bunun üzerine, 8 Haziran 1919’da İstanbul Hükümeti, Mustafa Kemal Paşa’yı İstanbul’a geri çağırdı. Mustafa Kemal Paşa bu çağrıya uymayınca, 9 Temmuz 1919’da Padişah-Halife Vahdettin, onu 9. Ordu Müfettişliği görevinden aldı. Aynı gün askerlikten istifa eden Mustafa Kemal Paşa, artık bir isyancı durumuna düşmüştü. Eğer Vahdettin, Mustafa Kemal’i “Kurtuluş Savaşı başlatsın” diye göndermiş olsaydı, neden yaptıklarını duyunca onu görevden alsındı?
3.2 İdam Fetvaları: Padişahın Açık Düşmanlığı
Vahdettin’in Mustafa Kemal Paşa’ya karşı tutumu, zamanla açık bir düşmanlığa dönüşmüştür. 5 Nisan 1920’de kurulan 4. Damat Ferit Hükümeti, Milli Mücadele’ye karşı bir “iç savaş” başlatmıştır. Bu bağlamda alınan en önemli karar, şüphesiz idam fetvalarıdır.
11 Nisan 1920’de İstanbul Saray Hükümeti’nin Şeyhülislamı Dürrizade Abdullah, Sadrazam Damat Ferit’in isteği ve Padişah-Halife Vahdettin’in onayıyla “Kuvayı Milliyecilerin katli vaciptir” diyen bir fetva yayınlamıştır. Bu fetva, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarını dini açıdan meşru bir hedef haline getiriyordu. Aynı dönemde kurulan ve doğrudan Padişah Vahdettin’e bağlı olan Kuva-yı İnzibatiye (Halifelik Ordusu) adlı paralı ordu, bu fetvayı uygulamakla görevlendirilmiş ve Milli Kuvvetler’e karşı savaşmak üzere Anadolu’ya gönderilmiştir.
Divan-ı Harbi Örfi (sıkıyönetim mahkemesi) başkanlığına getirilen Nemrut Mustafa Paşa, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının gıyabi idam kararlarını onaylamıştır. Yani Mustafa Kemal Paşa, Fevzi (Çakmak) Paşa, İsmet (İnönü), Refet (Bele) ve arkadaşları, boyunlarında padişahın onayladığı idam fermanıyla Kurtuluş Savaşı’nı kazanmışlardır.
3.3 Vahdettin’in Kaçışı ve İngilizlere Sığınması
Milli Mücadele’nin zaferle sonuçlanmasının ardından, 1 Kasım 1922’de TBMM saltanatı kaldırdı. Vahdettin, bu karardan sonra 17 Kasım 1922’de İngilizlere sığınarak bir İngiliz zırhlısı olan Malaya ile İstanbul’dan kaçtı. Bir halife ve padişahın, kendi tebaasından korkup yabancı bir devletin gemisine sığınması, onun vatan ve millet anlayışı hakkında her şeyi anlatmaktadır. TBMM, Vahdettin’in bu eylemleri üzerine kendisini Vatan Haini ilan etmiştir.
Bu noktada soruyu tersine çevirmek gerekir: Bir padişah, “Kurtuluş Savaşı’nı başlatması için gönderdiği” bir komutanı neden idama mahkûm etsin? Neden İngiliz zırhlısına sığınıp kaçsın? İşte bu soruların cevabı, “ihanet” iddiasının asıl kime yöneltilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Sonuç: Tarih, Duygularla Değil Belgelerle Yazılır
“Vahdettin Atatürk’e 40.000 altın verdi, Atatürk haindir” iddiası, yaklaşık yüz yıldır çeşitli ideolojik ve siyasi sebeplerle dolaşımda olan güçlü bir tarih mitinden ibarettir. Bu makalede sunduğumuz belgeler, bu efsanenin her bir unsurunu tek tek çürütmektedir:
Tarihin en büyük düşmanı, belgeyi görmezden gelen “rivayet”tir. Sultan Vahdettin ile Mustafa Kemal Atatürk arasındaki ilişki, bir “ihanet” hikâyesi değil, 20. yüzyılın en büyük paradoksudur: Bir padişah, kendi bekasını kurtarmak için gönderdiği paşa, sonunda padişahlığı tarihe gömmüştür. Bu realiteyi, “40.000 altın” gibi asılsız masallarla örtmeye çalışmak, hem Atatürk’ün dehasına hem de Kurtuluş Savaşı’nı kazanan Anadolu halkının fedakârlığına yapılmış büyük bir haksızlıktır. Gerçek tarih, kahramanlık destanlarının ucuz siyasi tartışmaların malzemesi yapılmasına izin vermeyecek kadar sağlam belgelere dayanır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder