24 Ağustos 2025 Pazar

Sanctuary (Sığınak) 2022: Sûret ile Sîret Arasında: “Kümesdeki Köpek” Metaforu ve “Sanctuary” Filmi Üzerinden Performatif Kimlik, Sınıf ve Özgürleşme Dinamiklerinin İncelenmesi

 

Bir Metafor Olarak Köpek 

"Hak, Muhammed, Ali. Ey Dede! Sana dil verdim, haktan ve hakikatten yana baş kaldır. Döktüğünü doldur, ağlattığını güldür, yıktığını yap. Bu yolda incinme, incitme; dar gel, doğru söyle." İşte bu yola girene, RIZALIK yolunda denir.

Şu örnek üzerine düşünelim: Bir köpek kümese girer ve tavukları yer. O bir hayvandır ve bu eyleminin iyi ya da kötü olduğunu bilemez. Aynı şekilde, bazı insanlar da sûrette insan olabilir (yani insan suretindedir), ancak yaptığı bir eylemin iyi mi kötü mü olduğunun bilincinde değilse, o sîrette hayvan (yani özü itibarıyla) olarak kalır.

Kişi, yaptığı eylemin iyi veya kötü olduğunun bilincine varırsa, işte o zaman sûrette insan, sîrette de insan olma yoluna girer. Fakat kemale ermek için bu da yetmez. O kişi, yediği tavukların parasını, zarar verdiği sahibine öder ve onun rızalığını alırsa, artık sûrette insan, sîrette insan-ı kâmil olma mertebesine yükselir ve gerçek rızalık yolunda ilerler.

Bu yolun özü, kişinin tüm sıkıntıları kendinden bilmesidir. "Ayağıma taş dolansa, kendimden bilirim." sözü bu hakikati ifade eder. Nasıl ki el, gövdenin kaşındığı yeri bilirse, can da kendi derdinin dermanını içinde taşır.

Bu yolun yolcuları ikiye ayrılır: Ârifler ve kâmiller, daima özünü yoklarcahiller ise daima kendini aklarİnsan-ı kâmil, sürekli özünü yoklayarak eksiğini ve kusurunu bulur. Maddi veya manevi olarak zarar verdiği her mazlumun zararını, ziyanını tazmin eder ve nihayetinde rızalık yoluna girer. İşte esas olan da budur.

Alevi metnindeki "kümesdeki köpek" metaforu, insanlık durumuna dair derin bir fenomendir. Köpek, eyleminin etik sonuçlarından habersizdir; onun için eylem, sadece içgüdüsel bir doyumdur. Buradan hareketle, bu metafor insanın bilinç, özgürlük ve sorumluluk üçgenindeki yerini anlamak için kullanabilir.


Öz: Bu çalışma, Alevi-Bektaşi geleneğindeki “kümesdeki köpek” metaforu ile 2022 yapımı “Sanctuary” filmini, insan olma hallerine dair ortak bir tematik zemin üzerinden karşılaştırmalı olarak analiz etmeyi amaçlamaktadır. Metafor, insanın “sûret” (görünüş) ile “sîret” (öz) arasındaki ontolojik uçurumu, bilinç, sorumluluk ve onarım eylemi (“rızalık”) üzerinden aşma çabasını temsil eder. “Sanctuary” filmi ise, kapitalist ve patriarkal bir düzende, bu “sûret” ve “sîret”in nasıl performatif roller ve güç mücadeleleri aracılığıyla sürekli inşa edildiğini ve sorgulandığını gösterir. Makale, her iki metni de Marksist, psikanalitik, sosyolojik ve varoluşçu felsefe perspektifleriyle inceleyerek, gerçek benliğe ulaşmanın, ancak toplumsal rollerin ve içgüdüsel dürtülerin ötesine geçen bir öz-bilinç ve eylemle mümkün olduğunu argümanını geliştirecektir.

Anahtar Kelimeler: Sûret, Sîret, İnsan-ı Kâmil, Rızalık, Performativite, Güç Dinamikleri, Sınıf, Özgürleşme.


Giriş: İki Metin, Bir Hakikat Arayışı

Alevi-Bektaşi öğretisinin merkezinde yer alan “dört kapı” (şeriat, tarikat, marifet, hakikat) insanın kemale erme yolculuğunun aşamalarını temsil eder. Verilen metinde, bu yolculuk “kümesdeki köpek” metaforuyla somutlaştırılır. Köpek, içgüdüsüyle hareket eden, eyleminin sonuçlarından bihaber “sûrette insan sîrette hayvan” halidir. İnsan-ı kâmil mertebesine ulaşmak ise, bilinçlenmeyi, pişmanlığı aşan bir onarım eylemini (tazminat) ve nihayetinde ilişkisel bir barışı (rızalık) gerektirir.

Zachary Wigon’ın “Sanctuary” filmi, bu felsefi çerçeveyi modern, kapitalist ve cinsiyetçi bir bağlamda yeniden yorumlar. Hal Porterfield (Christopher Abbott) ve Rebecca (Margaret Qualley) arasındaki karmaşık ilişki, güç, kontrol ve kimlik rollerinin sürekli müzayede edildiği bir sahneye dönüşür. İkilinin rolleri, metaforik olarak “sûret”lerini oluştururken, filmin dramatik gerilimi, bu rollerin altında yatan “sîret”i – gerçek benlik, korku ve arzuları – ortaya çıkarma çabasıdır.

Bu makale, geleneksel bir manevi öğreti ile çağdaş bir sinema eserini diyaloğa sokarak, insan olma durumunun evrensel ve zamanlı meselelerine ışık tutmayı hedefler.

1. Tematik Analiz: Bilinç, Sorumluluk ve Onarım

A. Şeriat/Tarikat Kapısı: İçgüdü ve Bilinçsizlik

  • Metafor: Köpeğin tavukları yemesi, nefsin ve içgüdünün kontrolündeki eylemi simgeler. Fail, eyleminin etik sonuçlarının farkında değildir. Bu, bireyin toplumsal veya ahlaki kuralları (“şeriat”) henüz içselleştirmediği, oto-kontrolün olmadığı ham halidir.

  • Film: Filmin başlangıcında, ilişkinin dinamikleri bir “rol yapma”dır. Hal, patron rolündedir; Rebecca, hizmet veren dominant bir figür. Buradaki cinsel ritüel, bir anlamda Hal’in içgüdüsel ve kapitalist arzularının (“doyum” ve “kontrol”) bir yansımasıdır. Rebecca’yı bir hizmet karşılığı para vererek “tüketmek” ister. Bu, köpeğin tavuğu yemesiyle tematik bir paralellik taşır: bilinçsizce ve sonuçlarını düşünmeden bir doyum arayışı.

B. Marifet Kapısı: Bilinçlenme ve Pişmanlık

  • Metafor: Kişi yaptığının kötü olduğunun bilincine varır. Bu, içsel bir uyanış, bir “marifet” (irfan) anıdır. Ancak bu, olgunluk için yeterli değildir; soyut bir pişmanlıkla kalır.

  • Film: Hal, ilişkiyi bitirmeye karar verdiğinde Rebecca’nın tepkisiyle karşılaşır. Rebecca’nın şantajı, Hal’i eylemlerinin (bu rol ilişkisinin) gerçek dünyadaki sonuçlarıyla yüzleşmeye zorlar. Hal’in öfke nöbeti ve odayı dağıtması, rahat, kontrolcü “sûret”inin çöküşüdür. Artık eyleminin (ilişkiyi başlatmanın ve bitirmenin) bedelini ödeyeceğinin “bilincine” varmıştır. Bu onun “marifet” kapısına adım atışıdır.

C. Hakikat Kapısı: Onarım ve Rızalık (Tazmin)

  • Metafor: Kemal mertebesi, yapılan hatanın somut olarak telafi edilmesi ve mağdurun rızasının kazanılmasıdır (“yıktığını yap, döktüğünü doldur”). Bu, bireysel pişmanlığı aşan, toplumsal ve ilişkisel bir adalet anlayışıdır.

  • Film: Filmin finali, geleneksel bir “tazminat” anı değildir ancak derin bir “rızalık” ve yeni bir ilişki inşasıdır. Hal, Rebecca’yı tam anlamıyla “tazmin etmez” ama ona gerçek bir statü ve eşitlik teklif eder: CEO’su olmasını. Bu teklif, onu bir “meta” (satın alınan bir hizmet) olmaktan çıkarıp bir “ortak” konumuna yükseltir. Karakterler, birbirlerinin “sûret”lerine değil, “sîret”lerine (kırılganlıklarına, arzularına, kapasitelerine) saygı duymayı öğrenirler. Sarılma ve öpüşme, bu yeni, “rıza”ya dayalı ilişkinin sembolik başlangıcıdır.

2. Disiplinlerarası İnceleme

A. Marksist Perspektif: Sınıf, Meta ve Yabancılaşma

  • Analiz: Film, kapitalist ilişkilerin insan ilişkilerini nasıl metalaştırdığını gösterir. Hal, babasından miras kalacak bir şirketin varisidir (burjuvazi). Rebecca ise satın alınan bir hizmeti sunmaktadır (proletarya/işçi sınıfı). İlişkileri başlangıçta saf bir alım-satım ilişkisidir. Rebecca’nın şantajı, bir anlamda proleteryanın, kendisini sömüren sisteme karşı bir başkaldırısıdır.

  • Kaynakça: Karl Marx, 1844 El Yazmaları’nda insan emeğinin ve ilişkilerinin metalaşması ve yabancılaşma kavramlarını tartışır. Rebecca, emeğini (performansını) satarak, kendi özünün yabancısı haline gelmiştir. Ancak isyankâr eylemi (şantaj) ile bu yabancılaşmayı kırmaya çalışır.

B. Psikanalitik Perspektif: Arzu, Kimlik ve Performativite

  • Analiz: Judith Butler’ın “performativite” kuramı, bu film ve metafor için merkezidir. Cinsiyet ve kimlik, doğuştan gelen değil, tekrarlanan performanslarla inşa edilir. Hal ve Rebecca, “güçlü CEO” ve “dominatrix” rollerini performe ederek kimliklerini stabilize etmeye çalışırlar. Ancak bu roller çatladığında, altındaki gerçek arzu ve korkular (Hal’in yetersizlik korkusu, Rebecca’nın değersizlik ve sevilme arzusu) ortaya çıkar.

  • Kaynakça: Judith Butler (Cinsiyet Belası); Sigmund Freud (Haz İlkesinin Ötesinde). Rebecca’nın davranışları, bir “tekrarlama zorlantısı” (repetition compulsion) olarak görülebilir: travmatik bir ilişki dinamiğini (muhtemelen babasıyla olan ilişkisi) sürekli canlandırarak onun üstesinden gelmeye çalışmak.

C. Sosyolojik Perspektif: Toplumsal Cinsiyet ve Güç Dinamikleri

  • Analiz: Film, toplumsal cinsiyet rollerini ters yüz eder. Geleneksel patriarkal yapıda erkeğe atfedilen “güç” ve “kontrol”, başlangıçta Rebecca’nın elindedir. Ancak bu güç, ekonomik gerçeklik (Hal’in serveti) tarafından sınırlanmıştır. İkili arasındaki mücadele, sadece iki birey arasında değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyet normları ile ekonomik sınıf yapıları arasındaki kesişimsellikte (intersectionality) gerçekleşir.

  • Kaynakça: Pierre Bourdieu (Eril Tahakküm); Kimberlé Crenshaw (Kesişimsellik Kuramı). Rebecca, toplumsal cinsiyet performansıyla güç kazanmaya çalışan ancak sınıfsal konumu dezavantajlı olan bir figürdür.

D. Felsefi Perspektif: Varoluşçuluk ve Özgürlük

  • Analiz: Jean-Paul Sartre “varlığın özden önce geldiğini” söyler. İnsan, yaptığı seçimlerle kendi özünü yaratır. Hem metafor hem de film, bu fikri yansıtır. Köpek, “özü” gereği içgüdüseldir ve seçim yapma özgürlüğü yoktur. İnsan ise, seçimleriyle hayvani olandan insani olana doğru evrilir. Hal ve Rebecca, başlangıçta sahte bir “öz” (rol yapma) içinde hapsolmuşlardır. Filmin sonunda, bu rolleri reddederek Sartre’ın deyimiyle “kötü niyet”ten (bad faith) kurtulur ve otantik benliklerini seçimleriyle (bir arada olma seçimi) inşa etme özgürlüğüne kavuşurlar.

  • Kaynakça: Jean-Paul Sartre (Varlık ve Hiçlik); Søren Kierkegaard (Ölümcül Hastalık Umutsuzluk).

Sonuç

“Kümesdeki köpek” metaforu ile “Sanctuary” filmi, insan olma haline dair birbirini tamamlayan iki powerful anlatı sunar. Metafor, olgunlaşma yolunu evrensel ve manevi bir çerçeveye oturtur: Bilinç → Sorumluluk → Onarım → Rızalık. “Sanctuary” ise bu yolun, modern dünyanın karmaşık labirentlerinde – kapitalizm, patriarka, performatif kimlikler – nasıl ilerletildiğini gösterir.

Hal ve Rebecca, başlangıçta “sûrette” birer karakter (güçlü CEO, dominant kadın) ancak “sîrette” korkulu, yalnız ve yabancılaşmış bireylerdir. Aralarındaki mücadele, bir güç savaşından çok, her ikisinin de otantik benliklerini (“sîret”lerini) bulma ve kabul ettirme çabasıdır. Nihai uzlaşıları, geleneksel “tazminat”ın ötesinde, bir “rızalık” anlaşmasıdır; birbirlerinin varlığını ve özerkliğini tanıyarak, yeni ve daha gerçek bir ilişki inşa etme iradelerini gösterirler.

Bu iki metin bize ortak bir hakikati hatırlatır: İnsan olmak, verili rollerin ve içgüdülerin (“sûret”in) ötesine geçmek, eylemlerimizin sorumluluğunu almak ve nihayetinde, yıktığımızı onaracak cesareti göstermekle mümkündür. Bu, hem bireysel bir kemal yolculuğu hem de toplumsal bir özgürleşme projesidir.

Kaynakça

  • Butler, J. (1990). Gender Trouble: Feminism and the Subversion of Identity. Routledge.

  • Bourdieu, P. (1998). Masculine Domination. Stanford University Press.

  • Freud, S. (1920). Beyond the Pleasure Principle. The International Psycho-Analytical Press.

  • Marx, K. (1932). Economic and Philosophic Manuscripts of 1844. (Martin Milligan, Trans.).

  • Sartre, J-P. (1943). Being and Nothingness. (Hazel E. Barnes, Trans.). Philosophical Library.

  • Wigon, Z. (Director). (2022). Sanctuary [Film]. Neon.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İki Bin Yirmi Altı Dünyasında İşçi, Köylü ve Emeğin Onuru

"Alın terine sahip çıkmayan, emeğine sahip çıkmayan, hakkını aramayan eşektir. Alın teri dökerek, emek harcayarak, iş değer emek üreter...