Aşkın Yabancılaşması ve Sınıfsal Kodları: Metin Erksan’ın “Sevmek Zamanı”nı Marksist Bir İnceleme
Tez: Metin Erksan'ın "Sevmek Zamanı", görünürde bir "suret aşkı" hikâyesi anlatırken, temelde kapitalist toplum yapısının ürettiği sınıfsal eşitsizlikleri, yabancılaşmayı ve insan ilişkilerinin metalaşmasını Marksist bir perspektifle eleştiren derin bir sosyal realizm eseridir.
Giriş: Suretin Ardındaki Sınıf Gerçekliği
Metin Erksan, Türk sinemasının "auteur" (yaratıcı yönetmen) olarak kabul edilen en önemki isimlerinden biridir. 1965 yapımı siyah-beyaz başyapıtı Sevmek Zamanı, ilk bakışta divan edebiyatından beslenen, mistik ve romantik bir "suret aşkı" hikâyesi olarak okunabilir. Ancak filmin derinliklerine inildiğinde, bu metaforik anlatının ardında, 1960'lı yılların Türkiye'sinin sınıfsal dinamiklerine, emek-sermaye çelişkisine ve bireyin bu sistem içinde yaşadığı köklü yabancılaşmaya dair güçlü bir eleştiri yattığı görülür.
Bu makale, Sevmek Zamanı'nı, Karl Marx'ın yabancılaşma, sınıf bilinci ve meta fetişizmi kavramları üzerinden yeniden okumayı amaçlamaktadır. Halil'in Meral'in resmine duyduğu saplantılı aşk, salt estetik bir tutku değil, aynı zamanda erişilmez olan burjuva sınıfına duyulan sınıfsal bir özlem ve bu özlemin imkânsızlığı karşısında yaşanan bir kaçıştır. Film, karakterlerin diyaloglarından, mekân kullanımına, sahne kompozisyonlarından ışık-gölge oyunlarına kadar her detayıyla, Marksist bir çözümlemeye son derece elverişli bir metin sunar. Bu inceleme, filmin üretim koşullarından başlayarak, karakter tahlilleri, temel sahnelerin analizi ve filmin biçemi üzerinden bu tezi detaylandıracaktır.
1. Üretim Sürecinin Marksist Okuması: Yönetmenin Yabancılaşması
Filmin arka plan hikâyesi, onu anlamak için ilk ve çarpıcı bir veri sunar. Sami Şekeroğlu'nun aktardığına göre filmin toplam maliyeti 60 bin TL'dir ve bu, dönemin ortalama bir filminin dörtte birinden azdır. Metin Erksan'ın, filmi bitirebilmek için kendi evindeki eşyaları satmak zorunda kalması (Şekeroğlu, 2007'deki Aylık Sinema Dergisi röportajına atıfla), son derece sembolik bir harekettir.
Yönetmenin Proleterleşmesi: Erksan, bir entelektüel ve sanatçı olarak, sanayileşmiş sinema sisteminin ("Sistem Sineması" veya "Yeşilçam" endüstrisi) dışına itilmiştir. Onun emeği, anaakım dağıtım kanalları tarafından "değersiz" bulunmuş, dolayısıyla meta değeri taşımayan bir ürüne dönüşmüştür. Bu durum, Marksist teoride "entelektüel yabancılaşma" olarak da okunabilir. Yönetmen, kendi yaratıcı emeğinin kontrolünü ve ürünü üzerindeki tasarruf hakkını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Eşyalarını satması, onun kişisel mülkiyetini (burjuva konforunu) sanatsal üretimi uğruna feda etmesi, bir anlamda kendi sınıfsal konumundan ödün vermesidir. Bu, Halil'in emeğini resim uğruna harcamasıyla paralel bir fedakarlıktır.
Minimal Ekip ve "Saf Emeğin" Temsili: Çekim ekibinin bir kameraman, bir yardımcı, bir ışıkçı ve bir işçiden oluşması, filmin üretim sürecini adeta bir "zanaatkar" işleyişine indirger. Bu minimal yapı, endüstriyel sinemanın büyük ekiplerine ve yıldız sistemine bir reddiyedir. Burada emek, daha saf, daha dolaysız ve daha az yabancılaşmış bir formda ortaya konulmaktadır. Erksan'ın ekibi, Halil ve ustası Mustafa'nın boyacılık yapması gibi, kolektif bir emek süreciyle filmi "inşa etmektedir".
Dağıtımcı Bulamama ve Meta Fetişizminin Eleştirisi: Filmin gösterime girememesinin nedeni, onun "alışılagelmişin dışındaki sinema anlayışı"dır. Bu, kapitalist piyasa mantığının, standart, tüketime hazır, alışıldık metaları tercih etmesinin doğal bir sonucudur. Sevmek Zamanı, bir "meta" olarak paketlenememiş, bu nedenle de piyasa tarafından dışlanmıştır. Bu durum, filmin içeriğindeki temaları doğrulayan trajik bir ironidir: Sistem, farklı olanı, eleştirel olanı, "satılabilir" olmadığı için görünmez kılar.
2. Karakterlerin Sınıfsal Anatomisi: Halil, Meral ve Mustafa
2.1. Halil: Yabancılaşmış Proleter ve Burjuva Fetişizmi
Müşfik Kenter'in canlandırdığı Halil, sadece bir boyacı değil, modern anlamda "proleter" bir emekçidir. Emeğini geçimini sağlamak için satar. Ancak onun yabancılaşması çok katmanlıdır:
Emek-Yabancılaşması: Halil, ürettiği şeyle (boyadığı duvarlar, köşkler) duygusal bir bağ kurmaz. Onun emeği, hayatta kalma aracıdır. Bu, Marx'ın "emeğin yabancılaşması"nın ilk biçimidir: İşçi, ürettiği ürüne yabancılaşır. Ancak Halil'in yabancılaşması, resmi keşfettiği anda tersine döner. Artık emeğinin geçersiz olduğu bir nesneye (resme) tapınmaya başlar. Bu, emeğin yabancılaşmasından, "tüketim yabancılaşmasına" bir kayıştır.
Sınıfsal Yabancılaşma ve Fetişizm: Halil, Meral'in kendisine değil, onun "suret"ine aşıktır. Bu, Marksist teori bağlamında "meta fetişizmi"ne benzer bir "görüntü fetişizmi"dir. Meta fetişizminde, bir emek ürünü olan meta, sanki kendi başına mistik, doğaüstü bir değere sahipmiş gibi algılanır. Halil için de resim, Meral'in bir temsili olmaktan çıkar; kendi başına, bağımsız, kutsal bir nesneye dönüşür. Burjuva sınıfının somut, erişilmez temsilcisi Meral yerine, onun iki boyutlu, güvenli, kontrol edilebilir temsiline yönelir. Bu, sınıf atlama imkânsızlığının yarattığı travmatik bir kaçıştır. Resim, onun için bir "afyondur".
Sınıf Bilincinin Yokluğu: Halil'in ustası Mustafa, pratik, ayakları yere basan, sınıfının farkında olan bir karakterdir. O, köşklerin "içinde" değil, "dışında" çalışan biridir ve bu sınırı bilir. Halil ise bu sınıfsal sınırı ihlal eder, ancak bunu gerçek bir sınıf bilinciyle değil, bir fantazmi gerçek kılarak yapar. Onun devrimci potansiyeli yoktur; kaçışçıdır.
2.2. Meral: Burjuvazinin Romantikleştirilmiş Arayışı ve "Kurtarıcı" Yanılgısı
Sema Özcan'ın canlandırdığı Meral, sadece bir kadın değil, Halil'in gözünde burjuva yaşam tarzının, konforunun ve estetiğinin cisimleşmiş halidir.
Burjuva Lüküsü ve Can Sıkıntısı: Meral, varlıklı bir ailenin kızıdır. Arkadaşlarıyla köşklere gelip gitmesi, onun boş zamanının (Marx'ın deyimiyle "serbest zamanın") ne kadar bol olduğunu gösterir. Bu serbest zaman, işçi sınıfı için bir lüks iken, burjuvazi için sıklıkla bir can sıkıntısı ve anlam arayışı kaynağıdır. Meral'in Halil'in ilgisinden etkilenmesi, bu anlam arayışının bir tezahürüdür. Monoton burjuva hayatına farklı, "egzotik" bir renk gelmiştir.
Sınıf Farkının Naif İnkârı: Meral, Halil'in aşkının kendisine değil de resmine olduğunu anlayamayacak kadar naiftir. Bu naflik, onun sınıfsal ayrıcalığının bir sonucudur. O, dünyanın kendi etrafında döndüğüne inanmaya yatkındır. Halil'in sözlerini ("Benimle resminin arasına girme, istemiyorum.") bir küçümseme, bir reddediş olarak algılar. Oysa bu, Halil'in sınıfsal gerçekliğe dair trajik bir itirafıdır. Meral, bir "kurtarıcı" rolü oynamaya kalkışır; proleter erkeği kendi dünyasına çekerek onu "yüceltmek" ister. Bu, burjuvazinin, işçi sınıfına yönelik paternalist (babacan) tavrının bireysel düzeydeki yansımasıdır.
Temsilin Gerçekliğe Üstünlüğü: Filmin en çarpıcı noktalarından biri, Halil'in Meral'i değil de onun resmini tercih etmesidir. Bu, Marksist estetikte sıkça tartışılan "temsil" ve "gerçeklik" ilişkisine dair derin bir sorgulamadır. Kapitalist toplumda, imgeler (reklamlar, markalar, medya) gerçekliğin yerini alabilir. Halil için, kusursuz, donuk, değişmez ve kontrol edilebilir olan temsil (resim), karmaşık, talepkar ve sınıfsal farkı her an hatırlatan gerçeklikten (Meral) daha değerlidir.
2.3. Mustafa: Sınıf Bilincinin Sesi
Fadıl Garan'ın canlandırdığı Mustafa Usta, filmin sınıfsal gerçekliğini en net gören karakterdir. O, Halil'e sürekli olarak "yerini" hatırlatır. Onun sözleri, bir ustanın çırağına öğütlerinden ziyade, bir sınıf mensubunun diğerine "sınıf sınırlarını" ihlal etmemesi gerektiğini söyleyen uyarılardır. Mustafa, işçi sınıfının pratik, ayakları yere basan, devrimci olmayan ancak kendi konumunun farkında olan muhafazakâr kanadını temsil eder. Halil'in yaptığı, onun gözünde hem saçma hem de tehlikelidir.
3. Sahne Sahne Marksist Çözümleme: Diyalektik İmgeler
3.1. Açılış Sahneleri: Emek ve Mülkiyetin Görsel Dili
Film, Halil ve Mustafa'nın bir köşkü boyadıkları sahneyle başlar. Kamera, onları genellikle dışarıdan, pencerelerin ardından veya uzaktan gösterir. Bu çekimler, onların bu mekânlara "ait olmadığını", sadece geçici işçiler olduklarını vurgular. Köşkler, büyük, ıssız ve soğuktur; burjuva mülkiyetinin anıtsal ve yabancılaştırıcı doğasını simgeler. Halil'in resmi keşfettiği sahne ise, onun bu yabancılaşmış emek sürecinden kaçışının başlangıcıdır.
3.2. Resimle İlk Karşılaşma: Fetişin Doğuşu
Halil, loş bir odada, duvarda asılı kadın portresini görür. Erksan, bu sahneyi adeta bir ayini andıran bir ciddiyetle çeker. Halil'in yüzündeki ifade, dini bir vecd halidir. Bu an, meta fetişizminin bireysel düzeydeki en saf halidir. Bir emek ürünü olan resim (boya, tuval, çerçeve), Halil'in gözünde tüm maddi özelliklerinden sıyrılarak saf bir "değer", bir "ideâl" haline gelir. Bu, kapitalist toplumda bireylerin nesnelerle kurduğu duygusal, irrasyonel ilişkinin bir metaforudur.
3.3. Meral ve Halil'in İlk Karşılaşması: Sınıf Çatışmasının Sessiz Anı
Meral, Halil'i resmine bakarken yakalar. Bu sahnedeki diyalogdan ziyade beden dilleri ve mekân kullanımı önemlidir. Meral, kendi mülkünde, kendinden emin bir şekilde hareket eder. Halil ise bir "davetsiz misafir", bir "hırsız" gibi hisseder kendini. Bu, sınıfsal bir ihlalin yakalanması anıdır. Meral'in soruları, bir efendinin hizmetkârına sorduğu sorular gibidir. Halil'in kekelemesi ve kaçışı, sınıf bilincinin ezilen tarafındaki utancın dışavurumudur.
3.4. "Benimle Resminin Arasına Girme!" Sahneleri: Tezin Doruk Noktası
Filmin en unutulmaz sahnesi, Meral'in Halil'e yaklaşmaya çalıştığı, Halil'in ise onu iterek "Benimle resminin arasına girme, istemiyorum!" diye bağırdığı sahnedir. Bu, sadece romantik bir reddediş değil, Marksist analiz bağlamında şu anlamlara gelir:
Gerçekliğin Reddi: Halil, burjuvazinin somut, talepkar ve tehlikeli gerçekliğini reddeder. Onun istediği, o gerçekliğin sınıfsal kodlarından arındırılmış, saf temsilidir.
Yabancılaşmanın Zaferi: Bu noktada Halil'in yabancılaşması tamamlanmıştır. O, artık insani bir ilişki kuramayacak kadar nesneler dünyasına (resim) gömülmüştür. Aşk, bir ilişki olmaktan çıkıp, tek taraflı bir tapınma eylemine dönüşmüştür.
Sınıf İhlalinin İmkânsızlığının İtirafı: Bu çıkış, Halil'in bilinçaltında, Meral ile kendi arasındaki sınıfsal uçurumun aşılamaz olduğunu kabul etmesidir. Resim, bu uçurumun üzerine kurulmuş hayali bir köprüdür. Meral'in kendisi ise, o uçurumu hatırlatan somut bir varlıktır.
3.5. Final: Yalnızlık ve Sınıf Kaderi
Filmin sonu belirsizdir. Halil, muhtemelen aşkıyla (resmiyle) baş başa kalmış, yalnızlığa ve melankoliye gömülmüştür. Bu son, onun toplumsal bir varlık olmaktan çıkıp, tamamen bireysel, içe dönük bir fantazi dünyasında yaşamayı seçtiğini gösterir. Bu, bir devrimle sonuçlanmayan, bir kaçışla sonuçlanan bir sınıf çatışmasıdır. Mustafa Usta ise muhtemelen işine devam etmektedir. Sistem, Halil'i dışlayarak veya görmezden gelerek kendi yolunda işlemiştir.
4. Biçemin İdeolojisi: Yönetmenin Diyalektik Anlatımı
Halit Refiğ'in de işaret ettiği gibi, Sevmek Zamanı Ulusal Sinema akımının bir örneğidir. Ancak bu "ulusallık", sadece yerel temalarla değil, evrensel bir eleştirel dil kurma çabasıyla da ilgilidir. Erksan'ın biçemi Marksist bir diyalektiği andırır:
Siyah-Beyaz Karşıtlığı: Filmin siyah-beyaz olması, sadece bir estetik tercih değil, aynı zamanda sınıfsal karşıtlıkların (emek-sermaye, proleter-burjuva) görsel bir metaforudur. Işık ve gölge oyunları, Halil'in iç dünyasındaki çatışmaları ve resme duyduğu aşkın "aydınlık" ile gerçekliğin "karanlık" arasındaki gerilimi yansıtır.
Mekân Kullanımı ve Sınıf Ayrımı: Köşkler, geniş, soğuk ve yabancılaştırıcı mekânlar olarak çekilirken, Halil ve Mustafa'nın yaşadığı yerler daha dar, daha sıcak ancak yoksul mekânlardır. Kamera, köşklerde genellikle statik ve mesafelidir, Halil'in kendi dünyasında ise daha yakın ve hareketlidir.
Diyalogların Minimalizmi: Filmin diyalogları son derece az ve özdür. Bu, karakterlerin içsel dünyalarını ve sınıfsal konumlarını "söze" değil, "görüntüye" ve "davranışa" yükler. Bu, burjuva dramasının bol diyaloğuna bir tepkidir.
Sonuç: Bir Suret Olarak Kapitalizm
Sevmek Zamanı, 1960'lı yılların Türkiye'sinde, sanayileşme ve kentleşmenin hızlandığı, sınıfsal ayrımların keskinleştiği bir dönemin ürünüdür. Film, bu dönemin ruh halini, bireylerin yaşadığı kimlik bunalımını ve sınıfsal yabancılaşmayı, şiirsel ve felsefi bir dille anlatır.
Halil'in resme olan aşkı, kapitalist toplumun bireylere dayattığı yalnızlığın, imkânsız arzuların ve gerçek insani ilişkilerin yerini alan fetişist bağlanmaların bir metaforudur. Erksan, "suret aşkı"nı anlatarak, aslında kapitalizmin kendisinin de bir "suret" olduğunu ima eder; gerçek emek ilişkilerini, sömürüyü ve eşitsizliği perdeleyen, parıltılı ama içi boş bir görüntü. Halil, bu görüntüye kapılıp gitmiş, onun ardındaki acımasız gerçekliği görememiştir.
Film, bu haliyle, sadece Türk sinemasının değil, dünya sinema tarihindeki en güçlü Marksist eleştirilerden biridir. Estetik derinliği ve felsefi alt yapısıyla, seyirciyi sadece duygusal bir yolculuğa değil, aynı zamanda toplumsal bir sorgulamaya davet eder. Meral'in söylediği gibi "Anlamıyorum" demek yerine, Halil'in "Anlamıyorsun zaten" çıkışını duymak ve filmin bize gösterdiği sınıfsal aynaya cesaretle bakmak gerekir. Sevmek Zamanı, seyredildiği "zaman", aşkın değil, sınıfın ve yabancılaşmanın zamanıdır.
Kaynakça
Akser, M. (2001). "Ulusallık Arayışında Bir Yaratıcı: Metin Erksan’ın Sevmek Zamanı (1965)". İçinde: Derman, D. (der.), Türk Sinema Araştırmalarında Yeni Yönelimler 1. İstanbul: Bağlam Yayınları, s. 95-110.
Eren, M. E. (2007). "Sevmek Zamanı". Aylık Sinema Dergisi, Ağustos Sayısı.
Erksan, M. (Yönetmen). (1965). Sevmek Zamanı [Sinema Filmi]. Türkiye.
Marx, K. (1844). 1844 El Yazmaları. (Çev.: Kenan Somer). Ankara: Sol Yayınları. (Özellikle "Yabancılaşmış Emek" bölümü).
Marx, K. (1867). Kapital, Cilt 1. (Çev.: Alaattin Bilgi). Ankara: Sol Yayınları. (Özellikle "Meta Fetişizmi" bölümü).
Refiğ, H. (Yönetmen ve Kuramcı). (1971). Ulusal Sinema Kavgası. İstanbul: Dergâh Yayınları.
Şekeroğlu, S. (2007). Aylık Sinema Dergisi'nde yayımlanan röportaj. (Aktaran: Murat Emir Eren).
Özgüç, A. (2008). Ansiklopedik Türk Filmleri Sözlüğü. İstanbul: Horizon International.
Scognamillo, G. & Demirhan, M. (2006). Erotik Türk Sineması. İstanbul: Kabalcı Yayınevi. (İlgili bölümde filmin cinsellik ve sınıf ilişkisine değinilir).
Dorsay, A. (2007). "Sevmek Zamanı: Aşkın Metafiziği". Sinema ve Diğer Sanatlar. İstanbul: Remzi Kitabevi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder