29 Eylül 2025 Pazartesi

Sevmek Zamanı’nın (1965) Marksist İktisadi Bilimler Açısından Diyalektik Bir Çözümlemesi

 Aşkın Yabancılaşmış Nesnesi: Sevmek Zamanı’nı Marksist İktisat ve Estetik Bağlamında Yeniden Okumak

Özet
Metin Erksan'ın 1965 yapımı Sevmek Zamanı, Türk sinema tarihinin en özgün ve çok katmanlı yapıtlarından biridir. Geleneksel olarak "surete aşk" teması üzerinden romantik ve felsefi bir anlatı olarak okunan film, bu makalede, Marksist iktisadın ve özellikle yabancılaşma, meta fetişizmi ve sınıf çatışması kavramları ışığında yeniden incelenecektir. Bu çalışma, filmin, 1960'lar Türkiyesi'nin sosyo-ekonomik dönüşüm sürecinde, sanatın, emeğin ve aşkın nasıl metalaştırıldığını ve yabancılaştırıldığını güçlü bir şekilde resmettiği tezini savunmaktadır. Boyacı Halil'in Meral'in portresine duyduğu tutku, salt bir platonik aşk hikayesi olmanın ötesinde, emekçi bireyin kapitalist toplumdaki yalnızlığının, sınıfsal imkansızlıklarının ve gerçeklikten kaçışının bir metaforu olarak ele alınacaktır. Makale, filmin biçemini, üretim koşullarını ve tematik yapısını, Marksist bir çerçevede sistematik olarak çözümleyerek, Sevmek Zamanı'nı sadece bir estetik şaheser değil, aynı zamanda keskin bir sosyo-ekonomik eleştiri metni olarak konumlandırmayı amaçlamaktadır.

Giriş: Klasik Bir Okumanın Ötesine Geçmek

Metin Erksan'ın Sevmek Zamanı, neredeyse her eleştirmen ve sinemasever tarafından, divan edebiyatındaki "suret aşkı" kavramının sinemadaki tezahürü olarak kabul görür. Film, maddi dünyanın ötesinde, ideal ve saf bir aşkı arayan boyacı Halil'in (Müşfik Kenter) trajedisini anlatır. Geleneksel okuma, Halil'in, gerçek kadın Meral'den (Sema Özcan) ziyade onun resmine, yani "suret"ine aşık olmasını, metafizik bir arayış, Platonik idealar dünyasına bir özlem olarak yorumlar. Bu okuma son derece geçerli ve filmin poetik dokusunu anlamak için hayati öneme sahiptir.

Ancak, bu makale, filmin derinliklerinde yatan başka bir katmanı, onun sosyo-ekonomik eleştiri boyutunu ortaya çıkarmayı hedeflemektedir. Erksan'ın, filmin üretim sürecinde yaşadığı maddi zorluklar (kendi eşyalarını satması, minimal ekip) ve filmin piyasa koşullarında dağıtımcı bulamaması, yapıtın içeriğiyle şaşırtıcı bir paralellik gösterir. Bu bağlamda, Sevmek Zamanı sadece bir "aşk" hikayesi değil, aynı zamanda sanatçının, emekçinin ve aşkın, kapitalist toplumun maddi gerçeklikleri karşısında nasıl deforme olduğuna dair acı bir şikayettir. Marksist teori, özellikle Karl Marx'ın yabancılaşma (alienation) ve meta fetişizmi (commodity fetishism) kavramları, bu şikayetin kodlarını çözmek için güçlü bir araç sunar.

1. Teorik Çerçeve: Marksist İktisat ve Estetiğin Temel Kavramları

Bu bölümde, filmin analizinde kullanılacak olan temel Marksist kavramları kısaca tanımlayacağız.

1.1. Yabancılaşma (Alienation):
Marx, 1844 El Yazmaları'nda, kapitalist sistemde emekçinin dört temel düzeyde yabancılaştığını ileri sürer:

  • Ürüne Karşı Yabancılaşma: Emekçi, ürettiği ürün üzerinde kontrol sahibi değildir. Ürün, onun karşısına yabancı, hatta düşman bir güç olarak çıkar.

  • Üretim Faaliyetine Karşı Yabancılaşma: Emek, yaratıcı bir eylem olmaktan çıkar, sadece fiziksel varlığını sürdürmek için yapılan zorunlu, mekanik bir faaliyete dönüşür.

  • İnsani Öze (Gattungswesen) Karşı Yabancılaşma: İnsanı diğer canlılardan ayıran, yaratıcı ve özgür emektir. Kapitalizmde bu öz, bireyden koparılır.

  • Diğer İnsanlara Karşı Yabancılaşma: Rekabetçi piyasa koşulları, insanlar arasındaki ilişkileri yabancılaştırır, onları rakip veya araçlar olarak konumlandırır.

1.2. Meta Fetişizmi (Commodity Fetishism):
Marx, Kapital'de, metanın sadece bir kullanım değeri değil, aynı zamanda değişim değeri taşıdığını belirtir. Meta fetişizmi, insanların metalara, onların ardındaki sosyal ilişkileri (yani üretim sürecindeki emeği) görmezden gelerek, büyülü, doğaüstü nitelikler atfetmesidir. İlişkiler şeyler arası ilişkiler olarak gizlenir.

1.3. Üstyapı (Superstructure) ve Altyapı (Base):
Marksist teoride, ekonomik temel (altyapı - üretim ilişkileri, mülkiyet biçimleri) toplumun diğer tüm kurumlarını (üstyapı - hukuk, din, sanat, ahlak) belirler. Sanat, bir üstyapı kurumu olarak, altyapıdaki çatışmaları ve çelişkileri yansıtır.

2. Halil: Yabancılaşmış Emekçinin Portresi

Boyacı Halil, Marksist anlamda "yabancılaşmış emekçi"nin neredeyse kusursuz bir temsilidir.

2.1. Üretim Faaliyetine ve Ürüne Yabancılaşma:
Halil ve ustası Mustafa (Fadıl Garan), İstanbul'un zenginlere ait köşklerini boyamaktadır. Onların emeği, bu lüks mekanların dekoratif bir parçasına dönüşür, ancak kendileri bu mekanların ve yarattıkları değerin hiçbir zaman sahibi olamazlar. Emekleri, geçimlerini sağlayan soyut bir değişim değerinden ibarettir. Halil'in boyadığı duvarlar, onun için anlamdan yoksun, mekanik bir işin nesneleridir. Ta ki, o duvarda asılı olan portreyle karşılaşana kadar. Portre, Halil'in yabancılaşmış emek dünyasında, ona anlam ve amaç vaat eden tek nesne haline gelir. Ona duyduğu aşk, aslında kendi anlamsız emek pratiğinden bir kaçış, yaratıcı insani özüne dönük bir arayıştır.

2.2. İnsani Öze ve Diğer İnsanlara Yabancılaşma:
Halil, toplumsal ilişkilerden kopuk, içe dönük bir karakterdir. Ustası Mustafa ile ilişkisi, işlevsel ve mesafelidir. Gerçek dünyadaki kadınlarla (Meral dahil) bir ilişki kuramaz. Bu, onun "diğer insanlara yabancılaşması"nın göstergesidir. İnsani özü olan yaratıcılık ve sevgi, onun için ancak bir temsil (representation), bir "suret" aracılığıyla deneyimlenebilir hale gelmiştir. Gerçek olan, onun için acı verici ve ulaşılmazdır; temsil ise güvenli, saf ve kontrol edilebilir. Bu durum, kapitalist toplumun bireyleri nasıl yalnızlaştırdığının ve duygusal ilişkileri bile dolayımlı hale getirdiğinin güçlü bir metaforudur.

3. Resim: Meta Fetişizminin ve Simülakrın Nesnesi

Halil'in aşık olduğu resim, Marksist "meta fetişizmi" kavramını ve daha sonra Jean Baudrillard'ın "simülakr" kavramını anlamak için anahtardır.

3.1. Sanat Eserinin Metalaşması:
Meral'in portresi, başlangıçta bir sanat eseri, yani yaratıcı emeğin ürünüdür. Ancak, köşkün dekoratif bir nesnesi olarak konumlanışı, onu bir metaya dönüştürür. Bu resim, Meral ailesinin servetinin, kültürel sermayesinin ve sınıfsal konumunun bir göstergesidir. Halil, bu resme aşık olurken, aslında onun ardındaki sosyal ilişkileri (sınıf farkını, ekonomik eşitsizliği) görmezden gelir. Resme, büyülü, aşkın bir anlam yükler. Bu tam da meta fetişizminin tanımıdır: "Şey"in (resim) arkasındaki toplumsal ilişki gizlenmiş, yerine büyülü bir nitelik (saf aşk) konmuştur.

3.2. Simülakrın Zaferi: Gerçeğin Yerini Temsilin Alması
Filmin en çarpıcı diyaloglarından biri, Halil'in Meral'e söylediği "Benimle resminin arasına girme, istemiyorum." cümlesidir. Bu ifade, Baudrillard'ın "simülakrlar evreni"nde, temsilin gerçeğin yerini alışının radikal bir ilanıdır. Halil için gerçek Meral, resmin kusurlu bir kopyasıdır. O, duygusal yatırımını gerçek bir insana değil, onun temsiline yapmıştır. Bu durum, kapitalist tüketim toplumunda, imgelerin (reklamlar, markalar, medya yıldızları) gerçek ihtiyaçların ve ilişkilerin önüne geçmesiyle paralellik gösterir. Halil, gerçek bir duygusal etkileşimin risklerinden ve karmaşıklığından kaçarak, güvenli ve kontrol edebildiği bir imgeye sığınır. Bu, modern bireyin giderek artan bir şekilde hiper-gerçeklik içinde yaşamasının trajik bir öngörüsüdür.

4. Sınıf Çatışması ve Mekanın Diyalektiği

Sevmek Zamanı, görünürde şiddet içermeyen, lirik bir anlatı olsa da, altında yatan keskin bir sınıf çatışmasını barındırır.

4.1. Köşk: Burjuvazinin Simgesel Mekanı:
Filmdeki köşkler, boş ve hayaletlidir. Bunlar, burjuvazinin yazlık, tüketime dayalı mekanlarıdır. Halil ve Mustafa, bu mekanlara ancak "hizmetçi" sıfatıyla, onları "üretmek" için girebilirler. Mekan, sınıfsal ayrımın fiziksel tezahürüdür. Halil'in resme her gün gizlice bakması, bir anlamda yasaklı, ötekileştirildiği bir dünyaya sızmaya çalışmasıdır.

4.2. İki Aşk, İki Sınıf:
Meral'in Halil'e duyduğu ilgi, bir sınıfın diğerine yönelik egzotik, romantik bir merakıdır. Bu, burjuvazinin "tehlikeli sınıf"a yönelik duyduğu, güvenli mesafeden beslenen bir ilgidir. Meral, Halil'in kendisine değil de resmine aşık olduğunu anladığında yaşadığı şok, sadece romantik bir hayal kırıklığı değil, aynı zamanda sınıfsal bir aşağılanmadır. Kendisi, bir "birey" olarak bile değil, bir "meta"nın (resmin) gölgesinde kalmıştır. Halil'in aşkı, burjuva bireyciliğini ve benlik anlayışını temelden sarsar.

Halil'in aşkı ise, sınıf atlamanın imkansızlığının bilinçaltındaki kabulüdür. O, Meral'in kendisiyle değil, ancak onun temsiliyle bir ilişki kurabileceğini sezgisel olarak bilir. "Sen benim resmimsin, ben de senin ressamın" diyerek, ilişkiyi sanal ve eşitsiz bir düzleme taşır. Burada "ressam" olmak, yaratıcı gücü, kontrolü elinde tutmaktır. Bu, emekçi sınıfın, burjuvazi karşısında ancak kendi imgelem dünyasında elde edebildiği sembolik bir zaferdir.

5. Üretim ve Dağıtım Sürecinin Diyalektiği: Filmin Kendi Meta Olma Serüveni

Sevmek Zamanı'nın hikayesi, perdenin ardında da devam etmiştir. Filmin üretim ve dağıtım sürecine ilişkin veriler, onu bir sanat eseri olarak analiz etmemize yardımcı olur.

5.1. Düşük Bütçe ve Sanatsal Özerklik Arayışı:
Filmin 60.000 TL'lik bütçesi, dönem standartlarının (250.000 TL) oldukça altındadır. Erksan'ın kendi eşyalarını satması, onun, ticari sinema endüstrisinin dışında, özerk bir sanatsal alan yaratma çabasını gösterir. Bu, "bağımsız sinema"nın erken bir örneğidir. Erksan'ın emeği, bu süreçte, endüstriyel bir ürün olmaktan çıkıp, kişisel bir ifade aracına dönüşmüştür. Ancak, bu özerklik, maddi yoksunluk pahasına elde edilmiştir.

5.2. Dağıtımcı Bulamama ve "Meta" Olarak Film:
Filmin piyasada dağıtımcı bulamaması, onun alışılagelmiş ticari formüllere uymadığının göstergesidir. Piyasa, onu karlı bir "meta" olarak görmediği için reddetmiştir. Bu durum, filmin içeriğiyle doğrudan örtüşür: Tıpkı Halil'in "saf aşk"ının gerçek dünyada karşılık bulamaması gibi, Erksan'ın "saf sanat" anlayışı da sinema piyasasında karşılık bulamamıştır. Film, ancak Kulüp Sinema 7 gibi alternatif mecralarda ve festival çevrelerinde (Kartaca) "kült" statüsü kazanarak, piyasa dışı bir değer yaratabilmiştir. Bu, kapitalist kültür endüstrisinde, "farklı" olanın marjinalleştirilmesinin tipik bir örneğidir.

5.3. Restorasyon ve Yeniden Metalaştırma:
Filmin 2022'de MUBI tarafından 4K olarak restore edilmesi, onun kültürel ve ekonomik değerinin yeniden tanınmasıdır. Restorasyon, bir yandan filmin ölümsüzleştirilmesi, erişilebilir kılınması anlamına gelirken, diğer yandan onu dijital bir abonelik hizmeti içinde yeniden "metalaştırma" sürecidir. Bu, sanat ile kapitalizm arasındaki diyalektik ilişkinin güncel bir tezahürüdür.

6. Biçem ve Ulusal Sinema Bağlamında Marksist Bir Okuma

Halit Refiğ'in Sevmek Zamanı'nı "Ulusal Sinema"nın bir örneği olarak göstermesi, Marksist bir okumayla derinleştirilebilir.

6.1. Gerçekçilik ve Yabancılaşmanın Görsel Dili:
Erksan'ın siyah-beyaz kullanımı, durağan ve kompozisyon odaklı çekimleri, Halil'in içsel, yalnız ve yabancılaşmış dünyasını yansıtır. Doğal mekanlar (ada, köşkler) ve minimal diyaloglar, gerçekçi bir atmosfer yaratırken, aynı zamanda bir tür "sınıfsal gerçekçilik" de sunar. Kamera, genellikle Halil'in bakış açısından hareket eder, onun sınıfsal konumunun sınırlarını bize hissettirir. Meral ve arkadaşlarının dünyası, daha hareketli ve doğaçlama görünse de, Halil için erişilmez ve uzaktır.

6.2. Ulusal Form ve Evrensel İçerik:
Refiğ'in "Ulusal Sinema" vurgusu, Batı sinema modellerine karşı yerel, milli bir estetik arayıştır. Sevmek Zamanı'nın divan edebiyatına referansı, bu arayışın bir parçasıdır. Ancak, bu "milli" formun içi, evrensel bir Marksist eleştiriyle doldurulmuştur. Film, yerel bir hikaye anlatırken, kapitalizmin yarattığı yabancılaşma gibi evrensel bir temayı işler. Bu, "ulusal" olanın, "evrensel" olanla diyalektik bir ilişki içinde nasıl var olabileceğinin güzel bir örneğidir.

Sonuç: Zamansız Bir Eleştiri Olarak Sevmek Zamanı

Metin Erksan'ın Sevmek Zamanı, 1960'lar Türkiyesi'nin sınırlı koşullarında üretilmiş olmasına rağmen, eleştirel gücünü ve güncelliğini koruyan zamansız bir yapıttır. Geleneksel felsefi ve romantik okumaların ötesine geçerek filmi Marksist iktisat ve eleştirel teori ışığında okumak, onun sosyal ve ekonomik eleştiri katmanlarını ortaya çıkarmaktadır.

Boyacı Halil, kapitalist toplumda yabancılaşmış emekçinin trajik kahramanıdır. Onun Meral'in portresine duyduğu aşk, sadece metafizik bir arayış değil, aynı zamanda kendi anlamsız emek pratiğinden, sınıfsal konumunun dayattığı imkansızlıklardan ve gerçek insani ilişkilerin yokluğundan bir kaçıştır. Resim ise, meta fetişizminin ve simülakrın nesnesi olarak, gerçek ilişkilerin yerini alan bir yanılsamayı temsil eder.

Film, aynı zamanda kendi üretim koşullarının da bir yansımasıdır. Düşük bütçesi ve dağıtım sorunları, tıpkı Halil'in aşkı gibi, "saf" sanatın ticari piyasa koşullarındaki çaresizliğini ve direncini gösterir.

Sevmek Zamanı, bize aşkın bile sınıfsal ve ekonomik determinizmden azade olmadığını hatırlatır. İnsanın en öznel, en kişisel duygusu olan aşk, toplumsal ilişkiler ağı içinde şekillenir ve maddi gerçeklikler tarafından kuşatılır. Erksan'ın bu başyapıtı, bu kuşatmayı son derece lirik, poetik ve aynı zamanda acımasız bir şekilde resmederek, sadece Türk sinemasının değil, dünya sinema tarihinin de en derinlikli toplumsal eleştirilerinden birini sunar. Bu film, sevmenin de, sevmek zamanının da, içinde yaşadığımız ekonomik sistemden bağımsız düşünülemeyeceğine dair güçlü ve hâlâ geçerli bir antitezdir.


Kaynakça

  1. Marx, Karl. (1844). Economic and Philosophic Manuscripts of 1844.

  2. Marx, Karl. (1867). Capital: A Critique of Political Economy, Volume I.

  3. Lukács, Georg. (1923). History and Class Consciousness. MIT Press.

  4. Adorno, Theodor W. & Horkheimer, Max. (1944). Dialectic of Enlightenment. Stanford University Press.

  5. Benjamin, Walter. (1936). "The Work of Art in the Age of Mechanical Reproduction." In Illuminations. Schocken Books.

  6. Baudrillard, Jean. (1981). Simulacra and Simulation. University of Michigan Press.

  7. Refiğ, Halit. (1971). Ulusal Sinema Kavgası. Dergah Yayınları.

  8. Dorsay, Atilla. (1993). Sinemamızda Çirkin Kral'dan Sonra. Remzi Kitabevi.

  9. Scognamillo, Giovanni & Demirhan, Metin. (2007). Fantastik Türk Sineması. Kabalcı Yayınevi.

  10. Akser, Murat. (2001). "Ulusallık Arayışında Bir Yaratıcı: Metin Erksan’ın Sevmek Zamanı (1965)". In Türk Sinema Araştırmalarında Yeni Yönelimler 1 (Ed. Deniz Derman). Bağlam Yayıncılık, ss. 95-110.

  11. Eren, Murat Emir. (2007). "Sevmek Zamanı". Aylık Sinema Dergisi, Ağustos Sayısı.

  12. Özgüç, Agah. (2008). Ansiklopedik Türk Filmleri Sözlüğü. Horizon International.

  13. Abisel, Nilgün. (1994). Türk Sinemasında Üslup Arayışları. Kitle Yayınları.

  14. Arslan, Savaş. (2011). Cinema in Turkey: A New Critical History. Oxford University Press.

  15. MUBI Türkiye. (2022). Sevmek Zamanı 4K Restorasyon Tanıtım ve Arka Plan Materyalleri.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İki Bin Yirmi Altı Dünyasında İşçi, Köylü ve Emeğin Onuru

"Alın terine sahip çıkmayan, emeğine sahip çıkmayan, hakkını aramayan eşektir. Alın teri dökerek, emek harcayarak, iş değer emek üreter...