Tarihin Motoru Ne? Oyun Odası mı, Oyuncular mı? "Genç Karl Marx" Filmi Ekseninde Marksizm İçindeki Büyük Tartışma
Disiplin: Siyaset Bilimi / Sosyoloji / Felsefe
Anahtar Kelimeler: Karl Marx, Friedrich Engels, Marksizm, Tarihsel Materyalizm, Ekonomi Determinizmi, Sınıf Mücadelesi, Diyalektik, İdeoloji, Öznellik, Praksis, Genç Karl Marx Filmi, Raoul Peck.
Giriş: Kırmızı Top Meselesi – Tarihin Basit Bir Metaforu
Beş yaşındaki bir çocuğa dünyanın en karmaşık teorik meselelerinden birini anlatmak için, onun anlayacağı bir dünyadan, bir oyun odasından başlayalım.
Hayal Edelim: Bir oyun odası. İçinde bir sürü oyuncak var. Ama aralarında bir tane var ki, kırmızı, parlak, ışıklı, en güzel, en heyecan verici top. Diğer tüm oyuncaklar sıradan. Bu odada iki çocuk var. Durum şu: Kırmızı top birinin elinde. Diğeri de onu istiyor.
Şimdi, buradaki tartışmaya, yani "Kırmızı topu kim alacak?" kavgasına bakalım. Bu kavga neden çıktı? Nasıl sonuçlanacak? İşte, "Genç Karl Marx" filminin ve tüm Marksist teorinin arkasındaki devasa soru burada gizli.
Birinci Görüş: "Oda Yapısı" Esastır (Ekonomi Determinizmi): Bu görüşe göre, kavganın asıl nedeni, odada sadece bir tane kırmızı top olmasıdır. Oda, "bir tane en iyi oyuncak" kuralıyla yapılandırılmıştır. Çocukların ne hissettiği, ne düşündüğü, iyi ya da kötü niyetli olmaları önemsizdir. Oda yapısı, çatışmayı kaçınılmaz kılar. Eğer odada herkesin oynayabileceği on tane kırmızı top olsaydı, kavga çıkmazdı. Tarih, bu "oda yapılarının" (üretim tarzlarının: kölecilik, feodalizm, kapitalizm) birbirini izlemesidir. Topu kimin alacağını, odanın kuralları önceden belirler.
İkinci Görüş: "Oyuncuların Eylemi" Esastır (Sınıf Mücadelesi Primatı): Bu görüşe göre ise, asıl belirleyici olan, çocukların bu duruma nasıl tepki vereceğidir. Belki biri ağlayacak, belki biri zorla alacak, belki de biri çıkıp "Gel, sırayla oynayalım" diyecek ve diğerini ikna edecektir. Belki zayıf olan çocuk, diğer çocukları arkasına alarak "Bu adil değil!" diye bağıracak ve topu paylaşmaya zorlayacaktır. Burada sonucu belirleyen, odanın yapısı değil, çocukların bilinci, cesareti, örgütlülüğü ve eylemidir.
Peki, hangisi doğru? "Genç Karl Marx" filmi, işte tam da bu sorunun peşine düşmüş iki gencin, Karl Marx ve Friedrich Engels'in hikayesidir. Film, onların, bu iki görüş arasında salınan diğer düşünürlerle (Weitling, Proudhon, Hess) çatışarak, nihayetinde ikisini de aşan "diyalektik" denilen bir senteze nasıl ulaştıklarını anlatır. Bu makale, o odadan yola çıkıp, bu sentezin izini sürecek, onu sorgulayacak, eleştirecek ve nihayetinde günümüz dünyasını anlamak için nasıl kullanabileceğimizi araştıracaktır.
Temel Sorular: Tarihi yapan nedir? Soyut ekonomik yasalar mı? Yoksa somut insanların mücadelesi mi? Marx, bu soruya net bir cevap vermiş miydi? Yoksa cevap, sorunun kendisinde mi saklı?
1. Bölüm: Filmin Sahnesinde Fikirlerin Çarpışması – "Hayalet"ler, "Canavarlar" ve Devrimci Bir Sentez Arayışı
Raoul Peck'in filmi, fikirlerin sadece kitaplarda değil, kahvehanelerde, basımevlerinde, işçi kulüplerinde ve sokaklarda nasıl çarpıştığını gösteren mükemmel bir sahne sunar. Bu sahneler, ekonomi determinizmi ile sınıf mücadelesi vurgusu arasındaki gerilimin canlı örnekleriyle doludur.
1.1. Wilhelm Weitling: Yüreğin İsyanı ve Aklın Sınırları
Filmde, Wilhelm Weitling karakteri, "sınıf mücadelesi primatı"nın en ham, en duygusal halini temsil eder. Bir terzi olan Weitling, işçilere hitap ederken onların çektiği acıları, sefaleti ve özlemlerini dile getirir. Onun komünizmi, derin bir ahlaki öfke ve Hıristiyanlık tonları da taşıyan bir "kardeşlik" ütopyasıdır. İşçileri, hissettikleri öfkeyle harekete geçmeye çağırır.
Sorgulama: Weitling haklı olabilir mi? Devrim, nihayetinde insanların yüreklerinde, adalet arayışında filizlenmez mi? Sefaletin soğuk istatistiklerinden ziyade, hissedilen acı daha güçlü bir motivasyon değil midir?
Ancak filmde Marx, bir toplantı sırasında Weitling'e karşı son derece sert bir çıkış yapar. Weitling'in duygusal çağrılarını, bilimsel bir temelden yoksun olduğu için eleştirir. O ünlü replik: "Bilinçsiz bir heyecan yaratmak, halkı oyuncağa çevirmek değildir görevimiz."
Eleştiri ve Analiz: Marx'ın buradaki eleştirisi nedir? Basitçe, Weitling'in yöntemi, "oyuncağın" (kırmızı topun) neden sadece bir tane olduğunu, odanın nasıl inşa edildiğini anlamaya çalışmıyordu. Sadece "Bu adaletsizlik!" diye bağırıyordu. Oysa Marx'a göre, bu adaletsizliğin nasıl işlediğini, yani kapitalist ekonominin yasalarını çözümlemeden, onu yıkmak mümkün değildir. Bu, salt iradeciliğin (voluntarizm) tehlikesidir: İyi niyetli ama plansız bir isyan, ya başarısız olur ya da yeni bir tahakküm biçimi yaratır. Bu sahne, Marx'ın, duyguya değil, ekonomi politiğin soğuk, nesnel analizine yaptığı vurguyu gösterir. Bu, ekonomi determinizmine doğru atılmış bir adımdır.
1.2. Pierre-Joseph Proudhon: Küçük Burjuva Rüyası ve Yapıyı Onarma Çabası
Proudhon, "Mülkiyet Nedir?" sorusuna verdiği "Hırsızlıktır!" cevabıyla ünlüdür. Filmde, Marx ile başlarda dost olan, hatta Marx'ın ona fikirlerini anlattığı bir karakterdir. Ancak ayrışma noktaları derindir. Proudhon, büyük sanayiyi ve kapitalist mülkiyeti ortadan kaldırmayı değil, küçük mülkiyeti ve "karşılıklı yardımlaşma" (mutualisme) esasına dayalı, adil bir pazar toplumu kurmayı hayal eder.
Sorgulama: Proudhon'un yaklaşımı daha mı insani ve pratik? Büyük çatışmalardan kaçınarak, sistemi barışçıl bir şekilde "ıslah" etmek mümkün olabilir mi? Neden her şeyi yıkmak zorundayız?
Marx'ın cevabı, "Felsefenin Sefaleti" adlı kitabında, Proudhon'un "Sefaletin Felsefesi"ne verdiği yanıttır. Film, bu ayrışmanın tohumlarını gösterir.
Eleştiri ve Analiz: Marx'a göre Proudhon'un temel hatası, kapitalizmin diyalektiğini anlamamasıdır. Proudhon, kapitalist üretim ilişkilerinin (oda yapısının) nasıl kaçınılmaz olarak sömürü ve sınıf çatışması ürettiğini göremez. Onun "ıslah" çabası, kapitalizmin temel çelişkilerini çözmek yerine, onları ahlaki prensiplerle örtbas etmeye çalışmaktır. Bu, bir anlamda, "kırmızı topu" ortadan kaldırmak yerine, onun etrafına kurdele bağlamaya benzer. Sorun, topun kendisinde değil, onun tek olmasından kaynaklanan yapısal çatışmadır. Proudhon, ekonomik yapının (determinizmin) nesnel gücünü hafife alır ve öznel, ütopik çözümlerle yetinir.
1.3. Moses Hess ve Genç Hegelciler: Fildişi Kuleden Felsefe
Moses Hess, genç Marx üzerinde etkili olan bir filozoftur. Filmde, daha çok "felsefi" ve hümanist bir komünizm anlayışını temsil eder. Diğer Genç Hegelciler gibi, o da dünyayı fikirler, din ve ideoloji üzerinden yorumlamaya odaklanmıştır.
Sorgulama: Doğru fikirler ve ahlaki argümanlar, toplumu değiştirmek için yeterli değil midir? Nihai zafer, en iyi felsefeye sahip olanın olmayacak mı?
Marx ve Engels, "Alman İdeolojisi" adlı eserlerinde bu soruya kesin bir cevap verir: "Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumladılar; oysa sorun onu değiştirmektir."
Eleştiri ve Analiz: Bu, muazzam bir teorik hamledir. Marx ve Engels, felsefenin, gerçek maddi dünyadan (oyun odasından) ve onun içindeki sınıf mücadelesinden (oyuncuların eyleminden) kopuk olduğu sürece anlamsız olduğunu söyler. Hess ve diğerleri, "gerçeklik" dedikleri şeyi sadece fikirler düzeyinde ele alıyorlardı. Oysa gerçeklik, insanların yemek, barınak, giysi için giriştiği maddi üretim faaliyetidir. Bu faaliyetin içinde şekillenen ilişkilerdir. Bu nedenle, teori, pratiğe (praksise) rehberlik etmediği sürece boş bir laf kalabalığıdır. Bu, sınıf mücadelesinin ve pratik eylemin önemine yapılan güçlü bir vurgudur.
Ara Sentez: Film bize gösteriyor ki, genç Marx ve Engels, hem salt iradeci/devrimci (Weitling), hem de reformist/ütopik (Proudhon) ve salt felsefi (Hess) akımlarla hesaplaşarak ilerliyordu. Onların arayışı, ekonomik yapının nesnel analizi (determinizm) ile işçi sınıfının öznel devrimci eylemi (mücadele) arasında bir köprü, bir diyalektik birlik kurmaktı. Peki, kendi yazılarında bu birliği nasıl kurdular?
2. Bölüm: Marx ve Engels'in Yazılarında Diyalektik Gerilim – İki Kutup Arasında Salınan Metinler
Marx ve Engels'in kendi metinleri, bu ikilikten muaf değildir. Aksine, bu gerilim, diyalektiğin canlı ve gelişen doğasını yansıtır. Onları basit bir şekilde "ekonomik determinist" ya da "iradeci" olarak etiketlemek mümkün değildir.
2.1. Ekonomi Determinizmine Yönelik Güçlü Vurgular (Oda Yapısının Önceliği):
"Alman İdeolojisi" (1845-46): Bu erken dönem eserde şu çarpıcı ifade yer alır: "Vardığımız sonuç, ... yaşamlarını üretebilmek için giriştikleri belirli bir işbirliği biçiminin ta kendisidir." Burada, insan bilincini ve tarihi belirleyen şeyin, maddi üretim koşulları ve bu üretim sırasında kurulan ilişkiler olduğu net bir şekilde ortaya konur. Fikirler, bu maddi temelin bir yansımasıdır.
"Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı" Önsözü (1859): Bu, belki de ekonomi determinizminin en sık alıntılanan, en katı ifadesidir. Marx şöyle yazar:
"Varlıklarının toplumsal üretiminde, insanlar, aralarında, zorunlu, kendi iradelerine bağlı olmayan belirli ilişkiler kurarlar; bu üretici güçlerin belirli bir gelişme derecesine tekabül eden bu ilişkilerin bütünü, toplumun iktisadi yapısını, üzerinde hukuki ve siyasi bir üstyapının yükseldiği ve belirli toplumsal bilinç biçimlerinin tekabül ettiği somut temeli oluşturur. Maddi hayatın üretim tarzı, genel olarak toplumsal, siyasal ve entelektüel hayat sürecini koşullandırır. İnsanların varlığını belirleyen şey, bilinçleri değildir; tam tersine, onların bilincini belirleyen, toplumsal varlıklarıdır."Tez: Bu pasaj, Marksizmin "altyapı-üstyapı" modelinin temelidir. Ekonomik yapı (altyapı), hukuku, devleti, dini, felsefeyi (üstyapı) belirler. Bu, "oda yapısının" nasıl oyuncakların dağılımını ve oyunun kurallarını belirlediğinin bilimsel ifadesidir. Tarih, üretici güçler geliştikçe, onlara uygun olmayan üretim ilişkilerinin (oda yapılarının) devrimci bir şekilde yıkılıp yenilerinin kurulduğu bir süreçtir. Burada insan iradesi neredeyse yok gibidir; süreç, neredeyse doğa yasaları gibi işler.
2.2. Sınıf Mücadelesinin Belirleyici Rolüne Yönelik Vurgular (Oyuncuların Eyleminin Önceliği):
"Komünist Manifesto" (1848): Eğer birisi sadece "Komünist Manifesto"yu okumuş olsaydı, Marx'ı bir "sınıf mücadelesi" teorisyeni olarak tanımlardı. O ünlü açılış cümlesi şöyledir: "Şimdiye kadarki bütün toplumların tarihi, sınıf mücadeleleri tarihidir." Burada tarihin motoru, üretici güçler değil, doğrudan doğruya sınıf savaşıdır. Tarih, efendi ile köle, lord ile serf, burjuva ile proleter arasındaki mücadelelerle yazılmıştır.
"Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i" (1852): Bu eser, Marx'ın tarihsel analizdeki diyalektik dehasını gösterir. Somut bir siyasi darbeyi analiz ederken, ekonomik determinizmin katı yasalarına sığınmaz. Aksine, sınıflar, partiler, bireyler ve ideolojiler arasındaki karmaşık siyasi mücadeleyi inceler. Ve o unutulmaz cümleyi kurar:
"İnsanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar, ama kendi seçtikleri koşullar içinde değil, doğrudan veri olan, geçmişten kalan ve belirlenmiş olan koşullar içinde."Antitez: Bu, diyalektiğin ta kendisidir. İnsanlar tarihi yapar (öznellik, sınıf mücadelesi), ancak bunu, kendi yarattıkları bir boşlukta değil, geçmişten devraldıkları, önceden var olan maddi koşullar (nesnellik, ekonomi determinizmi) içinde yaparlar. "Oyun odası"nı (koşulları) biz seçmeyiz, ama o odada nasıl oynayacağımız (tarihi yapma biçimimiz) bize bağlıdır.
Sorgulama ve Çözümleme: O halde, Marx kendi kendisiyle çelişiyor mu? 1859'da "varlık bilinci belirler" diyen adam, 1852'de "insanlar tarihlerini kendileri yapar" diyerek kendi tezini çürütüyor mu?
Hayır. Bu, bir çelişki değil, diyalektiğin kalbidir. Sentez şudur: Ekonomik yapı, sınıf mücadelesinin zeminini, nesnel koşullarını ve imkanlarını yaratır. Kapitalizm, kendi mezar kazıcıları olan işçi sınıfını yaratır (bu, ekonomik determinizmin alanıdır). Ancak, bu mezar kazıcılarının harekete geçip geçmeyeceği, nasıl kazacakları, ne zaman kazacakları, ne kadar bilinçli ve örgütlü oldukları, siyasi mücadelenin ve tarihin konusudur (bu da, sınıf mücadelesi primatının alanıdır). Ekonomi, mücadelenin "nedenini" ve "olasılığını" sağlar; sınıf mücadelesi ise "nasılını" ve "sonucunu" belirler. Bunlar birbirinin alternatifi değil, birbirini tamamlayan, diyalektik bir bütünün iki yönüdür.
3. Bölüm: Mirasın Ayrışması – Marksist Gelenekte İki Kutbun Teorisyenleri
Marx'ın ölümünden sonra, bu iç içe geçmiş diyalektik anlayış, genellikle birbirine düşman iki kampa bölünmüştür. Bu, "Genç Karl Marx" filminin sonunda, "Komünist Manifesto"nun yazıldığı o coşkulu anın hemen ardından gelen trajik bir tarihsel gerçekliktir.
3.1. Ekonomi Determinizmi ve "Ortodoks Marksizm"in Yükselişi:
II. Enternasyonal ve Karl Kautsky: Marx'ın en etkili takipçilerinden biri olan Kautsky, Marx'ı daha çok evrimci ve determinist bir şekilde yorumladı. Ona ve dönemin sosyal demokratlarına göre, kapitalizm, demirden ekonomik yasalar gereği, kaçınılmaz olarak çökecek ve sosyalizm onun yerini alacaktı. İşçi sınıfının görevi, bu "tarihsel yasanın" gerçekleşmesini, seçimlere katılarak ve sendikal mücadele yürüterek sabırla beklemekti. Devrim, bir "irade" meselesi değil, olgunlaşması beklenen bir "meyve" gibi görülüyordu.
Eleştiri: Bu mekanik determinizm, devrimci praksisi ve sınıfın öznel müdahalesini neredeyse gereksiz kılıyordu. Tarih, insanların eylemlerinden bağımsız, kendi kendine işleyen bir makineye dönüşmüştü. Bu anlayış, 1914'te I. Dünya Savaşı patlak verdiğinde, bu partilerin kendi burjuvazilerinin yanında savaşa destek vermesiyle iflas etti. "Tarihsel yasa", milliyetçilik karşısında yenilgiye uğramıştı.
Sovyetler Birliği ve Resmi "Diyalektik Materyalizm" (Diamat): Stalin döneminde, Marksizm-Leninizm, katı bir determinizmle donatıldı. Tarih ve toplum, tıpkı doğa gibi, değişmez yasalara tabiydi. İnsan iradesi, bu yasaları anlamak ve onlara uygun hareket etmekle sınırlıydı. Bu, öznenin rolünü büyük ölçüde silen, devleti ve parti bürokrasisini ise bu "yasaların" tek meşru yorumlayıcısı ve uygulayıcısı haline getiren bir anlayıştı.
3.2. Sınıf Mücadelesi, Öznellik ve Tarihselciliğin İsyanı:
yüzyılın başlarında, özellikle Batı Avrupa'da devrimlerin başarısız olması, bu mekanik determinizme karşı bir tepkiyi doğurdu. Bu teorisyenler, "öznellik" ve "bilinç" kavramlarını Marksizme yeniden kazandırmaya çalıştılar.
Georg Lukács ("Tarih ve Sınıf Bilinci", 1923): Lukács, II. Enternasyonal'in determinizmine karşı en keskin eleştiriyi getiren isimdir. Ona göre "ortodoksluk, yalnızca diyalektik yönteme bağlılıktan ibarettir". Asıl belirleyici olan, proletaryanın "sınıf bilinci"dir. Kapitalizm, insanları "şeyleştirir" (reification), onları edilgen nesnelere dönüştürür. Devrim, bu şeyleşmeyi kıracak olan proletaryanın, kendisini tarihin öznesi olarak kavramasıdır. Tarih, nesnel yasaların değil, öznenin kendi kendini yaratma sürecidir.
Sorgulama: Peki, sınıf bilinci nereden gelir? Kendiliğinden mi oluşur? Lukács, bunun için partiyi, "tümel sınıf bilincinin taşıyıcısı" olarak görür. Bu, öznelliği kurtarırken, onu parti seçkinlerine mi devretmektedir?
Antonio Gramsci ("Hapishane Defterleri", 1929-35): Gramsci, Batı'da devrim olmamasının nedenini araştırırken, muhteşem bir kavram geliştirdi: "Hegemonya". Burjuvazi, sadece zor (polis, ordu) ile değil, daha çok "rıza" ile yönetiyordu. Okullar, kiliseler, medya, aile gibi kurumlar aracılığıyla, kendi değer ve fikirlerini tüm topluma kabul ettiriyor, bunları "sağduyu" haline getiriyordu. Bu nedenle devrim, sadece ekonomik bir kriz anını beklemekle (ekonomi determinizmi) olmazdı. "Mevzii savaş" ile, yani kültür, eğitim, sanat alanlarında uzun süreli bir savaşım verilerek burjuvazinin hegemonyasının yıkılması ve "karşı-hegemonya"nın inşa edilmesi gerekiyordu. Bu, sınıf mücadelesini salt ekonomik alandan çıkarıp ideolojik ve kültürel alana taşıyan devrimci bir sentezdi.
E.P. Thompson ("İngiliz İşçi Sınıfının Oluşumu", 1963): Thompson, Louis Althusser'in yapısalcı Marksizm'ine, yani tarihi "yapıların" insanları belirlediği bir süreç olarak gören anlayışa isyan etti. Ona göre sınıf, ekonomik bir veri değildir. "Sınıf, bir şey değil, bir olaydır, kendi eylemi içinde kendini tanımlayan bir ilişkidir." İngiliz işçi sınıfı, fabrikanın onları "yapmasını" beklemedi; kendi deneyimleri, kültürleri, gelenekleri ve mücadeleleri içinde kendilerini yaptılar. Thompson, tarihin motorunu, insanların öznel deneyimine ve eylemine yerleştirerek, ekonomi determinizmine karşı en güçlü tarihsel savlardan birini üretti.
Eleştirel Soru: Bu "öznelci" ve "tarihselci" gelenek, Marksizmi ekonomik determinizm tuzağından kurtarırken, onu aşırı bir "iradeciliğe" ve görececiliğe mi sürükledi? Sınıf bilinci ve kültür her şeyse, kapitalizmin nesnel kriz eğilimleri, artı-değer yasası, meta fetişizmi nereye kayboldu? Tarih, tamamen tesadüfi mücadelelerin bir sonucu mu haline geliyordu?
4. Bölüm: Sentez ve Güncel Çözümleme – Diyalektiği Bugünün Dünyasında Kurmak
"Genç Karl Marx" filmi bize, Marx'ın bu ikilemi aşmaya çalıştığını gösteriyordu. Günümüzün küresel, dijital, finans kapitalist dünyasında bu diyalektik sentezi nasıl yeniden kurabilir ve anlamlandırabiliriz?
Praksis (Eylemlilik) Kavramının Yeniden Keşfi: Çözüm, Marx'ın "Feuerbach Üzerine Tezler"de formüle ettiği "praksis" kavramındadır. Praksis, teori ve pratiğin, düşünce ve eylemin ayrılmaz birliğidir. Ekonomik yapıyı anlamak (teori), onu değiştirmek için bir eylem kılavuzu (pratik) sağlar. Eylem ise, hem yapıyı dönüştürür hem de teoriyi test edip zenginleştirir. Bu, sürekli bir diyalektik döngüdür.
Günümüz Kapitalizminde Mücadelenin İki Yüzü:
Ekonomik Yapı (Determinizm Tarafı – Oda Nasıl Değişti?):
Finans Kapital: Oda, artık sadece "kırmızı topun" olduğu basit bir yer değil. Top, sonsuz sayıda sanal kopyası olan, sürekli el değiştiren, değeri an be an dalgalanan karmaşık bir finansal varlığa dönüştü. Bu, sömürüyü daha soyut, daha görünmez hale getirdi.
Dijital Meta: Verilerimiz, dikkatimiz, sosyal ağlarımızdaki etkileşimlerimiz metalaştı. "Odanın" yeni bir katmanı oluştu. Bu, yeni bir "proleter" ya da "prekaryalaşmış" sınıf yarattı.
İklim Krizi: Bu, belki de ekonomi determinizmin en acımasız kanıtıdır. Kapitalizmin sınırsız büyüme ve kâr mantığı, kaçınılmaz olarak gezegenin ekolojik sistemlerini çöküşe sürüklüyor. Bu, nesnel, maddi bir sınırdır. Bu yapı, yeni mücadele biçimlerini (iklim adaleti hareketi) ve ittifakları zorunlu kılar.
Sınıf Mücadelesi (Öznellik Tarafı – Oyuncular Nasıl Mücadele Ediyor?):
Yeni Öznellik Biçimleri: Geleneksel sanayi işçi sınıfının yanında, platform işçileri, bilgi işçileri, geçici işçiler, güvencesizler (prekarya) gibi yeni kesimler ortaya çıktı. Bunlar, kendi deneyimlerinden yola çıkarak kendilerini tanımlıyor ve mücadele ediyor (Thompson'ın vurgusu).
Hegemonya ve Karşı-Hegemonya Savaşı (Gramsci'nin Mirası): Burjuvazinin hegemonyası, sosyal medya algoritmaları, tüketim kültürü ve neoliberal ideolojiyle her zamankinden daha güçlü. Buna karşı, alternatif medya, bağımsız sendikalar, feminist, ekolojik, ırkçılık karıtı hareketler, "karşı-hegemonya" alanları yaratma mücadelesi veriyor. "Genç Karl Marx" filminin kendisi bile, bu kültürel karşı-hegemonya mücadelesinin bir parçasıdır.
Örgütlenme ve Bilinç Sorunu: "Kırmızı topun" neden tek olduğunu anlamak (kapitalist ekonomi politiği çözümlemek) hala hayati önem taşıyor. Ancak bu analiz, işçilerin, prekaryanın, ezilenlerin günlük deneyimlerine, öfkelerine ve umutlarına dokunmadığı sürece, bir anlam ifade etmez. Görev, Lukács'ın dediği gibi, bu "kendiliğinden bilinç" ile "devrimci bilinç" arasında diyalektik bir köprü kurmaktır.
Sonuç: Tarihin Motoru Diyalektik İlişkinin Kendisidir
"Genç Karl Marx" filmi, bize tarihin motorunun ne sadece ekonomik yapılar ne de sadece sınıf iradesi olduğunu; motorun, bu ikisi arasındaki diyalektik ilişkinin kendisi olduğunu hatırlatır.
Ekonomik yapı (altyapı), mücadelenin sahnesini, kurallarını, nesnel imkanlarını ve sınırlarını çizer. Bu yapı olmadan, mücadele anlamsız bir gürültüden ibaret kalır. Ancak oyunu oynayacak, kuralları değiştirecek, hatta sahneyi yıkıp daha adil, daha özgür bir tane inşa edecek olan, bilinçlenmiş, örgütlü insanların kolektif eylemidir (praksis).
Marx'ın amacı, tarihin kaçınılmaz yasalarını keşfedip oturup beklemek değildi. Tam tersine, bu yasaları anlayarak, onları insanlığın kurtuluşu lehine değiştirebilecek bir özneyi – proleteryayı ve onun müttefiklerini – bilinçlendirmek ve harekete geçirmekti. Bu nedenle, "Genç Karl Marx" sadece geçmişe dair bir hikaye değil, bugün hala devam eden bu diyalektik dansa, bu zorlu, karmaşık ama vazgeçilmez mücadeleye bir davettir.
Görev, hala "dünyayı yorumlamak" değil, onu değiştirmektir; ancak bu değişim, dünyanın nasıl işlediğine dair en derin, en bilimsel yorum olmadan, yani "oda yapısını" anlamadan asla başarılamaz. Ve o yapıyı değiştirecek olan, ancak ve ancak, o odadaki "oyuncuların" bilinçli, kararlı ve örgütlü eylemidir. İşte Marksizmin aykırı sesleri arasındaki bu büyük tartışma, bize tam da bu diyalektiğin hayatiyetini ve güncelliğini göstermektedir.
KAYNAKÇA
A. Birincil Kaynaklar (Marx & Engels):
Marx, Karl ve Engels, Friedrich. (1845-46). Alman İdeolojisi. (Çev. Sevim Belli). Sol Yayınları.
Marx, Karl ve Engels, Friedrich. (1848). Komünist Manifesto. (Çev. Nail Satlıgan). Yordam Kitap.
Marx, Karl. (1859). Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı (Önsöz). (Çev. Sevim Belli). Sol Yayınları.
Marx, Karl. (1850). *Fransa'da Sınıf Mücadeleleri 1848-1850*. (Çev. Erkin Özalp). Yordam Kitap.
Marx, Karl. (1852). Louis Bonaparte'ın 18 Brumaire'i. (Çev. Erkin Özalp). Yordam Kitap.
Marx, Karl. (1847). Felsefenin Sefaleti. (Çev. Ahmet Kardam). Sol Yayınları.
Marx, Karl. (1845). Feuerbach Üzerine Tezler. (Marx-Engels, Seçme Yapıtlar, Cilt 1). Sol Yayınları.
B. İkincil Kaynaklar (Teori, Eleştiri ve Tarih):
8. Althusser, Louis. (1965). Marx İçin. (Çev. Işık Ergüden). İthaki Yayınları.
9. Althusser, Louis. (1970). İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları. (Çev. Alp Tümertekin). İthaki Yayınları.
10. Gramsci, Antonio. (1929-35). Hapishane Defterleri (Seçmeler). (Çev. Adnan Cemgil). Belge Yayınları.
11. Lukács, Georg. (1923). Tarih ve Sınıf Bilinci. (Çev. Yılmaz Öner). Belge Yayınları.
12. Thompson, E.P. (1963). İngiliz İşçi Sınıfının Oluşumu. (Çev. Uygur Kocabaşoğlu). Birikim Yayınları.
13. Kautsky, Karl. (1892). Erfurt Programı. (Çeşitli çevrimiçi baskılar mevcuttur).
14. Anderson, Perry. (1976). Batı Marksizmi Üzerine Düşünceler. (Çev. Bülent Somay). Birikim Yayınları.
15. Harvey, David. (2010). Marx'ın Kapital'i İçin Kılavuz. (Çev. A. Cevdet Aşkın). Sel Yayıncılık.
16. Jameson, Fredric. (1991). Postmodernizm ya da Geç Kapitalizmin Kültürel Mantığı. (Çev. Nuri Plümer). Yapı Kredi Yayınları.
17. Wood, Ellen Meiksins. (1986). Kapitalizmin Temeli: Bir Eleştiri. (Çev. A. Cevdet Aşkın). Yordam Kitap.
18. Eagleton, Terry. (1991). İdeoloji. (Çev. Muttalip Özcan). Ayrıntı Yayınları.
19. Hobsbawm, Eric. (1962). *Devrim Çağı: 1789-1848*. (Çev. Bahadır Sina Şener). Dost Kitabevi.
20. Peck, Raoul (Yön.). (2017). The Young Karl Marx [Genç Karl Marx]. Agat Films & Cie, Velvet Film, RTBF (Belçika). (Film, birincil analiz nesnesi olarak)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder