Başlık: Tarihin Kıyısındaki Hayaletler: Raoul Peck'in "Genç Karl Marx" Filminin Diyalektik ve Tarihsel Materyalist Bir İncelemesi
Özet:
Bu makale, Raoul Peck'in 2017 yapımı "Genç Karl Marx" filmini, Marksist teorinin (diyalektik materyalizm, tarihsel materyalizm, sınıf mücadelesi, yabancılaşma) temel kavramları ışığında eleştirel bir şekilde analiz etmeyi amaçlamaktadır. Çalışma, filmin sadece bir biyografik anlatı olmanın ötesine geçerek, 19. yüzyıl Avrupa'sının devrimci fikirler ve sınıf çatışmalarıyla dolu tarihsel momentine nasıl bir pencere açtığını inceler. Makale, filmin sahnelerini kronolojik ve tematik olarak inceleyerek, Marx ve Engels'in düşünsel evrimini, diğer sosyalist akımlarla (Ütopyacı Sosyalizm, Anarşizm, "Gerçek Sosyalizm") olan mücadelesini ve nihayetinde Komünist Manifesto'nun yazılış sürecini mercek altına alır. Aynı zamanda, filmin temel mesajlarını, tarihsel gerçeklikle uyumunu, güçlü yanlarını ve olası eksikliklerini, Marksist bir perspektiften sorunsallaştırarak sorgular. Sonuç olarak, bu makale, filmin sadece geçmişe dair bir belge değil, günümüz kapitalizminin krizlerine ışık tutan ve kolektif eylemin gücünü hatırlatan diyalektik bir araç olarak önemini vurgulamaktadır.
Anahtar Kelimeler: Genç Karl Marx, Raoul Peck, Diyalektik Materyalizm, Tarihsel Materyalizm, Sınıf Mücadelesi, Yabancılaşma, Komünist Manifesto, Bilimsel Sosyalizm, Ütopyacı Sosyalizm, Anarşizm.
Giriş: Tarihin Sahnesine Çıkmak
Raoul Peck'in "Genç Karl Marx" filmi, genellikle sakallı, heybetli ve dogmatik bir figür olarak tasvir edilen Karl Marx'ı, henüz fikirlerinin olgunlaşma sürecindeki, mücadele eden, yanılan, öfkelenen ve sevien genç bir adam olarak sunar. Film, 1844-1848 yılları arasını, yani Marx'ın Paris'te Friedrich Engels ile tanışmasından, Komünist Manifesto'nun yayımlanmasına kadar geçen, modern sosyalist hareketin doğuşuna tanıklık eden kritik bir dönemi ele alır. Ancak film, sadece kişisel bir hikaye anlatmaz; o dönemin fikirsel haritasını, çatışan sosyalizm anlayışlarını ve işçi sınıfının ilk uyanış anlarını sahneleyerek, tarihin diyalektik hareketine tanıklık etmemizi sağlar.
Bu makalenin amacı, filmin bu tarihsel ve teorik zenginliğini ortaya çıkarmaktır. Her bir önemli sahneyi detaylandıracak, bu sahnelerde işlenen temaları (yabancılaşma, sınıf mücadelesi, devletin rolü, özel mülkiyet, entelektüel sadakat) Marksist teori ile diyaloğa sokacak ve aşağıdaki sorular etrafında bir sorgulama geliştireceğiz:
Film, Marx'ın fikirsel dönüşümünü diyalektik bir süreç olarak ne kadar başarılı bir şekilde yansıtıyor?
Marx ve Engels'in diğer sosyalist akımlarla (Proudhon, Weitling, "Gerçek Sosyalistler") olan çatışmaları, "bilimsel sosyalizm"in "ütopyacı sosyalizm"den kopuşunu nasıl temsil ediyor?
Sınıf mücadelesi, filmde sadece bir teori olarak mı, yoksa somut, gündelik bir deneyim olarak mı işleniyor?
Film, Komünist Manifesto'nun yazılış sürecini, tarihsel bir dönüm noktası olarak nasıl kurguluyor?
Kadın karakterler (Jenny Marx, Mary Burns) ve işçi sınıfından figürler (Paddy) filmde nasıl bir rol oynuyor? Temsil sorunu var mı?
Peck'in seçimleri, 21. yüzyıl izleyicisi için ne tür politik mesajlar taşıyor?
Bu soruları, filmin sahnelerini merkeze alarak ve Marksist teorinin birincil ve ikincil kaynaklarına başvurarak yanıtlamaya çalışacağız.
Bölüm 1: Yabancılaşmanın Somut Manzarası – Açılış Sahneleri ve Teorinin Kökenleri
Sahne 1: Renanya'daki Orman Hırsızlığı
Film, Marx'ın gazeteci olarak çalıştığı dönemde, Renanya bölgesindeki köylülerin odun toplama hakkı üzerine yazdığı yazılara atıfta bulunan güçlü bir sahneyle açılır. Karanlıkta, yoksul köylüler devlet veya aristokrasiye ait ormanlardan odun toplarken, silahlı muhafızlar tarafından kovalanır ve şiddete maruz kalır. Bu sahne, Marx'ın erken dönem yazılarında ele aldığı, "odun hırsızlığı yasaları" sorununa doğrudan bir göndermedir.
Analiz ve Tez:
Bu açılış, Marksist teorinin soyut bir felsefi sistem olarak değil, somut toplumsal çelişkilerden doğduğunu vurgular. Marx'ın daha sonra kuramsallaştıracağı yabancılaşma kavramının ilkel bir biçimini görürüz burada. Köylüler, geleneksel geçim kaynaklarından (orman) yasalar yoluyla koparılarak mülksüzleştirilmişlerdir. Emeklerinin nesnesi (odun) ve doğa ile olan ilişkileri, devletin ve özel mülkiyetin yasaları tarafından yabancılaştırılmıştır. Bu sahne, tarihsel materyalizmin temel ilkesini sahneler: İdeolojiler, devlet ve hukuk, maddi yaşamın ve sınıf çıkarlarının bir yansımasıdır. Odun toplama "suç" değil, bir hayatta kalma mücadelesidir; yasa ise bu mücadeleyi bastırmak için mülk sahibi sınıfın bir aracıdır.
Bu sahne, Marx'ın daha sonra Kapital'de ayrıntılandıracağı "İlkel Birikim" sürecinin küçük bir örneğidir. İlkel birikim, kapitalist ilişkilerin ortaya çıkışı için gerekli olan, üreticilerin (köylülerin) üretim araçlarından (topraktan) zorla koparılması sürecidir. Film, bu tarihsel ve acımasız sürecin bireyler üzerindeki etkisini göstererek başlar, böylece Marx'ın entelektüel motivasyonunun kökenine işaret eder.
Sahne 2: "Rheinische Zeitung"un Kapatılması ve Sürgün
Marx'ın editörlüğünü yaptığı Rheinische Zeitung gazetesi, Prusya otoriteleri tarafından sansüre uğrar ve kapatılır. Bu, Marx ve eşi Jenny'nin Paris'e sürgüne gitmesine neden olur. Bu sahnelerde, devletin baskıcı doğası ve fikir özgürlüğünün sınıfsal sınırları net bir şekilde ortaya konur.
Analiz ve Sorgulama:
Burada, devletin sınıf karakteri sorusu gündeme gelir. Genç Marx, devleti "evrensel çıkar"ın temsilcisi olarak gören Hegelci anlayıştan kopuş sürecindedir. Prusya devletinin gazeteyi kapatması, onun aslında hangi sınıfın çıkarlarını koruduğunu açıkça gösterir. Bu, Marx ve Engels'in daha sonra Komünist Manifesto'da "modern devlet iktidarının, tüm burjuvazinin ortak işlerini yöneten bir komiteden başka bir şey olmadığı" tezine giden yoldaki ilk adımlardan biridir.
Film, bu sürgünü kişisel bir trajedi olmaktan çok, politik bir eğitim anı olarak sunar. Marx, fikirlerinin pratik sonuçlarını görür: Radikal eleştiri, iktidar tarafından tolere edilmez. Bu, onun "filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumladılar; oysa sorun onu değiştirmektir" (11. Feuerbach Üzerine Tez) şeklindeki ünlü ifadesine giden yolu döşer.
Bölüm 2: İttifakın Diyalektiği – Marx ve Engels'in Buluşması
Sahne 3: İki Dünyanın Kesistiği Kafe
Marx ve Engels'in ilk buluşması, bir kafede, oldukça gergin ve verimsiz geçer. Engels, varlıklı bir sanayicinin oğludur ve kıyafetleriyle davranışları bu kökene işaret eder. Marx ise onu, "Gerçek Sosyalist" Moses Hess'in etkisinde, burjuva bir "sosyal moda" takipçisi olarak görür.
Analiz ve Sentez:
Bu sahne, sınıf konumunun karmaşıklığını mükemmel bir şekilde yansıtır. Engels, burjuvazinin bir üyesidir ama onun düşmanıdır. Bu, Marx'ın başlangıçtaki önyargısını anlaşılır kılar. Ancak bu buluşma, diyalektiğin bir örneğidir: Görünüşte zıt olan iki unsur (proleter savaşçı Marx ve burjuva kökenli Engels), daha sonra yeni bir sentez (Bilimsel Sosyalizm) yaratmak üzere birleşecektir. Bu sentez, her ikisinin de bireysel deneyimlerinin toplamından daha büyük olacaktır.
Engels'in İngiltere'de Emekçi Sınıfların Durumu adlı çalışması, bu ittifakın teorik temel taşıdır. Marx'ın felsefi ve ekonomik derinliği, Engels'in ise kapitalist üretim tarzının somut, ampirik analizi, birbirini tamamlayacaktır. Film, bu karşılıklı tamamlayıcılığı, ilişkilerinin gelişimi üzerinden ustalıkla işler.
Sahne 4: Manchester'ın Cehennemi
Engels, Marx'ı Manchester'daki fabrikalarını ve işçi mahallelerini gezdirir. Çocuk işçiler, kir, sefalet ve insanlık dışı çalışma koşulları... Bu sahneler, Marx'ın o güne kadar teorik olarak ele aldığı kapitalist sömürünün somut yüzüyle yüzleşmesini sağlar. Özellikle, bir kanalda boğularak ölmüş bir kız çocuğunun cesedinin bulunması, seyirciye ve Marx'a kapitalizmin insani maliyetini şok edici bir şekilde gösterir.
Analiz ve Eleştiri:
Bu sahneler, meta fetişizmi kavramının perdesini aralar. Kapitalist sistemde, mallar (kumaşlar, iplikler) pazardaki fiyat etiketleriyle görünürken, onları üreten emeğin acısı, teri ve ölümü görünmez kılınır. Film, bu görünmezliği tersine çevirir ve seyirciyi, üretim sürecinin "cehennemine" doğrudan tanık olmaya zorlar. Bu, Kapital'in ilk cildindeki "İşgünü" ve "Makine ve Büyük Sanayi" bölümlerinde anlatılan vahşetin sinematografik bir karşılığıdır.
Aynı zamanda, bu sahneler proletaryanın nesnel konumunu gösterir. İşçi sınıfı, artık soyut bir felsefi kavram değil, somut, acı çeken, ancak aynı zamanda potansiyel devrimci gücü barındıran bir sınıftır. Engels'in rehberliği, Marx'ın, kapitalizmi sadece felsefi bir sistem olarak değil, bir sınıf ilişkileri sistemi olarak analiz etmesine olanak tanır.
Bölüm 3: Fikirler Arenası – Sosyalist Akımlarla Mücadele
Film, Marx ve Engels'in fikirlerinin olgunlaşma sürecini, diğer sosyalist akımlarla olan sert polemikler üzerinden anlatır. Bu, filmin en güçlü yanlarından biridir, çünkü sosyalizmin tek parça, homojen bir blok olmadığını, doğuş anında bile şiddetli iç çatışmalarla dolu olduğunu gösterir.
Sahne 5: Wilhelm Weitling ile Yüzleşme (Brüksel Toplantısı)
Alman terzi ve işçi lideri Wilhelm Weitling, duygusal ve ahlaki temellere dayanan, Hıristiyanlıkla harmanlanmış bir ütopyacı sosyalizmi savunur. Bir toplantıda coşkulu bir konuşma yapar ve seyircilerden alkış alır. Ancak Marx, onu acımasızca eleştirir: "Cahil kitleleri harekete geçirmek için hiçbir bilimsel fikir ya da maddi temele dayanmayan duygusal fikirleri kışkırtmak, proleter devrimine değil, sadece onun ilk şehitlerine yol açar."
Analiz ve Tez:
Bu sahne, "ütopyacı sosyalizm" ile "bilimsel sosyalizm" arasındaki kopuşun canlı bir temsilidir. Weitling, kapitalizmin ahlaken yanlış olduğuna inanır ve adil bir dünya için duygusal bir özlem besler. Marx ise, kapitalizmin kaçınılmaz çelişkileri ve içkin yasaları olduğunu savunur. Ona göre sosyalizm, bir arzu nesnesi değil, tarihsel gelişmenin ve sınıf mücadelesinin bilimsel olarak tespit edilmiş bir hedefidir. Marx'ın Weitling'e "Kimsenin fikri yoksa, bu senin suçun değil, ama eğer işçileri senin yarı-yamalak fikirlerinin peşinden sürüklüyorsan, bu affedilemez!" şeklindeki sözü, entelektüel sorumluluk ve teorik netlik konusundaki tavizsiz tutumunu gösterir. Bu, devrimci praksis için sağlam bir teorik temelin gerekliliğine dair Marksist inancın özüdür.
Sahne 6: Pierre-Joseph Proudhon ile Hesaplaşma
Fransız anarşist ve "Mülkiyet Nedir?" kitabının yazarı Proudhon, filmde önemli bir figürdür. Marx başlangıçta ona saygı duyar, ancak Proudhon'un Sefaletin Felsefesi adlı kitabına karşılık olarak Felsefenin Sefaleti'ni yazdığında aralarındaki kopuş kaçınılmaz hale gelir. Proudhon, küçük mülkiyete dayalı, devletsiz, karşılıklılık (mutualisme) ilkesiyle işleyen bir toplum hayal eder.
Analiz ve Antitez:
Marx ve Proudhon arasındaki çatışma, devrimci strateji ve tarih anlayışı konusundaki temel bir ayrılığı temsil eder.
Proudhon (Tez): Devlet mutlak kötülüktür. Onu reforme etmek ya da ele geçirmek değil, hemen ortadan kaldırmak gerekir. Küçük ölçekli, adem-i merkeziyetçi bir toplum idealidir.
Marx (Antitez): Devlet, sınıf çatışmasının bir ürünüdür. Proletarya, devrimle devlet iktidarını ele geçirmeli (proletarya diktatörlüğü) ve toplumu komünizme dönüştürmek için onu bir araç olarak kullanmalıdır. Bu süreçte devlet "sönecektir". Ayrıca, Proudhon'un küçük mülkiyet idealizmi, tarihin diyalektik ilerleyişine (küçük mülkiyetten büyük ölçekli sanayiye geçiş) aykırıdır ve gerici bir ütopyadır.
Film, Proudhon'u karmaşık bir karakter olarak sunar. Onun "Mülkiyet Hırsızlıktır!" sözü güçlüdür, ancak Marx'a göre analizi yetersiz ve idealist kalmıştır. Bu tartışma, Marksizm ile anarşizm arasındaki, Birinci Enternasyonal'de de patlak verecek olan tarihsel bölünmenin habercisidir.
Sahne 7: "Gerçek Sosyalistler" ve Aydınlanma Eleştirisi
Moses Hess ve Karl Grün gibi "Gerçek Sosyalistler", sosyalizmi bir "insanlık dini" olarak sunarlar. Sınıf mücadelesini vurgulamak yerine, insan sevgisi, ahlak ve evrensel kardeşlikten bahsederler. Bir sahnede, bu grubun lüks bir salonda, burjuva entelektüellerle içki masasında sosyalizm hakkında konuştuğunu görürüz.
Analiz ve Sorgulama:
Marx ve Engels, Alman İdeolojisi'nde bu akımı amansızca eleştirirler. Onlara göre "Gerçek Sosyalistler", Fransız sosyalist fikirlerini, somut sınıf mücadelesi bağlamından kopararak, soyut Alman felsefesinin içinde eritirler. Bu, sınıf mücadelesini bulandıran ve devrimci potansiyeli etkisizleştiren bir ideolojidir. Lüks salondaki sahne, bu eleştiriyi görselleştirir: Bu "sosyalistler", sınıf çıkarlarından bağımsız, sadece fikirler dünyasında var olurlar. Pratik sonuçları yoktur. Marx ve Engels için bu, devrimci teorinin burjuva-laştırılmasıdır.
Bölüm 4: Örgütlenme ve Manifesto – Tarihin Eyleme Geçişi
Sahne 8: Adalet Birliği'nin Dönüşümü
Marx ve Engels, işçi örgütü "Adalet Birliği"nin (Bund der Gerechten) üyeleriyle (Joseph Moll gibi) temas kurar. Örgütün gizli, darbeci ve ütopyacı eğilimlerine karşı mücadele ederler. Onlara, stratejinin sadece bir avuç seçkinin değil, kitlesel bir işçi sınıfı hareketinin inşası olması gerektiğini anlatırlar. Bu mücadelenin sonucunda, örgütün sloganı "Tüm insanlar kardeştir" yerine, Komünist Manifesto'nun sonundaki ünlü çağrı gelir: "Bütün ülkelerin işçileri, birleşin!"
Analiz ve Sentez:
Bu dönüşüm, devrimci teori ile devrimci pratik arasındaki organik bağın kurulmasını simgeler. Marx ve Engels, işçi sınıfının kurtuluşunun kendi eseri olacağı fikrini örgütsel düzeye taşırlar. "Bütün ülkelerin işçileri, birleşin!" sloganı, sosyalizmin artık sadece bir fikir değil, bir sınıf hareketi olduğunun ilanıdır. Bu, proletaryanın kendisi için sınıf (class for itself) haline geliş sürecindeki kritik bir andır.
Sahne 9: Komünist Manifesto'nun Yazılışı
Filmin doruk noktası, Marx'ın, Engels'in taslaklarını da kullanarak, Londra'nın kenar mahallelerindeki bir evde Komünist Manifesto'yu yazmasıdır. Film, yazma sürecini, tarihin akışını değiştiren yaratıcı bir eylem olarak sunar. Marx'ın sesinden, metnin unutulmaz açılış cümlelerini duyarız: "Avrupa'da bir hayalet dolaşıyor - Komünizm hayaleti."
Analiz ve Sonuç:
Bu sahne, filmin tüm diyalektik süreçlerinin nihai sentezidir. Orman hırsızlığından Manchester'ın sefaletine, Proudhon ve Weitling ile yapılan tartışmalardan Adalet Birliği'ndeki örgütsel mücadeleye kadar her şey, bu metinde billurlaşır. Manifesto, tarihsel materyalizmin en özlü ifadesidir: "Şimdiye kadarki bütün toplumların tarihi, sınıf savaşımları tarihidir." Kapitalizmin yıkıcı gücünü ve devrimci rolünü kabul eder, proletaryayı onun mezar kazıcısı ilan eder.
Film, Manifesto'yu bir kutsal metin gibi değil, bir eylem çağrısı olarak sunar. Bu, teorinin, pratikle birleştiği andır. Marx'ın bireysel dehası ile kolektif mücadelenin gerekliliği arasındaki diyalektik, bu metinde somutlaşır.
Bölüm 5: Temsil, Eleştiri ve Günümüzle Bağlantılar
Kadınların Rolü: Jenny Marx ve Mary Burns
Film, Jenny von Westphalen ve Mary Burns karakterlerine önemli bir yer verir. Jenny, sadece Marx'ın eşi değil, entelektüel bir ortağı, yazılarının ilk eleştirmeni ve kopyacısıdır. Mary Burns ise, Engels'in partneri olmanın ötesinde, onu İrlandalı işçi sınıfının gerçek dünyasıyla tanıştıran bir rehberdir.
Eleştiri ve Sorgulama:
Film, bu kadınların katkılarını görünür kılarak geleneksel tarih anlatılarına meydan okur. Ancak, Marksist feminist eleştiri açısından bakıldığında, bu temsil yeterli midir? Kadınların, devrimci hareket içindeki özgül ezilmişlik biçimleri (cinsel işbölümü, ev içi emek) derinlemesine incelenmez. Mary Burns'in ölümünün ardından Engels'in Marx'a yazdığı, son derece duygusuz ve Mary'yi metalaştıran mektup, filmde yer almaz. Bu seçim, filmin, kadınların tarihsel olarak ikincil konumuna dair daha eleştirel bir bakış geliştirmesini engelleyebilir. Bu, filmin, ataerkinin ve kapitalist toplumsal cinsiyet ilişkilerinin eleştirisinde sınırlı kaldığını gösteren bir noktadır.
Raoul Peck'in Politik Projesi ve Günümüz
Peck, bir sinemacı ve aktivisttir. Onun için "Genç Karl Marx", tarihsel bir drama olmanın ötesinde, günümüz kapitalizminin eşitsizliklerine, finansal krizlerine ve sınıf mücadelelerine yönelik bir müdahaledir. Film, 1848 devrimlerinin Avrupa'sı ile 2008 sonrası küresel kapitalizm arasında paralellikler kurar.
Sentez:
Film, Marx'ı, kapitalizmin ebedi ve doğal bir sistem olmadığını hatırlatan bir figür olarak yeniden canlandırır. Manifesto'nun son sahnede okunan "Burjuvazi, kendi mezar kazıcılarını kendi üretir. Onun yıkılışı ve proletaryanın zaferi aynı ölçüde kaçınılmazdır" sözleri, 21. yüzyıl izleyicisi için bir umut ve çağrıdır. Film, izleyiciye şu soruyu sordurur: Tarih yeniden hareket halinde mi? Yeni bir "hayalet" yeniden dünyayı dolaşıyor olabilir mi?
Sonuç
Raoul Peck'in "Genç Karl Marx"ı, olağanüstü zengin ve katmanlı bir eserdir. Film, büyük teorik kavramları, insani ve dramatik bir hikayenin içine ustalıkla yerleştirir. Marx ve Engels'in düşünsel yolculuğunu, onu diğer fikirlerle olan mücadelesi içinde sunarak, sosyalizmin "bilimsel" niteliğe nasıl ulaştığını gösterir.
Film, bir yandan tarihsel bir dönemi titizlikle yeniden inşa ederken, diğer yandan güncel politikalarla doğrudan diyaloğa girer. Kapitalizmin yapısal krizlerinin, sınıf mücadelesinin ve devrimci örgütlenmenin güncelliğini vurgular. Eksiklikleri (kadınların ve işçi sınıfının tam anlamıyla merkeze alınamaması) olsa da, film, Marksist teoriyi dogmatik bir külliyat olarak değil, yaşayan, nefes alan ve sürekli kendini yeniden üreten bir eleştiri ve eylem kılavuzu olarak sunar.
Nihayetinde, "Genç Karl Marx", tarihin kıyısında dolaşan hayaletlerin hikayesidir. Bize, fikirlerin dünyayı değiştirebileceğini, ancak bunun için önce dünyanın kendisinin somut, maddi analizine ve bu analizi eyleme dönüştürecek kolektif bir iradeye ihtiyaç olduğunu hatırlatır. Bu, sadece 19. yüzyıl için değil, içinde yaşadığımız belirsiz ve çalkantılı çağ için de geçerli olan bir derstir.
KAYNAKÇA
Birincil Kaynaklar (Marx & Engels):
Marx, Karl. Kapital, Cilt 1. Çev: Mehmet Selik ve Nail Satlıgan. Yordam Kitap, 2011.
Marx, Karl ve Engels, Friedrich. Komünist Manifesto. Çeşitli basımlar.
Marx, Karl ve Engels, Friedrich. Alman İdeolojisi (Feuerbach). Çev: Sevim Belli. Sol Yayınları, 1976.
Marx, Karl. Felsefenin Sefaleti. Çev: Ahmet Kardam. Sol Yayınları, 1979.
Marx, Karl. 1844 El Yazmaları. Çev: Kenan Somer. Sol Yayınları, 1993.
Engels, Friedrich. İngiltere'de Emekçi Sınıfların Durumu. Çev: Yurdakul Fincancı. Sol Yayınları, 1997.
Marx, Karl. Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı - Önsöz.
İkincil Kaynaklar (Teori ve Eleştiri):
Althusser, Louis. Marx İçin. Çev: Işık Ergüden. İthaki Yayınları, 2002.
Hobsbawm, Eric. Devrim Çağı 1789-1848. Çev: Bahadır Sina Şener. Dost Kitabevi, 2006.
Lukács, Georg. Tarih ve Sınıf Bilinci. Çev: Yılmaz Öner. Belge Yayınları, 1998.
Meszaros, Istvan. Marx'ın Yabancılaşma Teorisi. Çev: Selma Türkis Noyan. Yordam Kitap, 2013.
Sperber, Jonathan. Karl Marx: Bir 19. Yüzyıl İnsanı. Çev: Tufan Göbekçin. İletişim Yayınları, 2014.
Wheen, Francis. Karl Marx. Çev: A. Cüneyt Yalaz. Everest Yayınları, 2007.
Wood, Ellen Meiksins. Demokrasi Karşısında Kapitalizm. Çev: Şahin Artan. Yordam Kitap, 2012.
Federici, Silvia. Caliban ve Cadı: Kadınlar, Beden ve İlksel Birikim. Çev: Öznur Karakaş. Otonom Yayıncılık, 2012. (Marksist Feminist bir perspektiften)
Harvey, David. Marx'ın Kapital'i İçin Kılavuz. Çev: A. Nüvit Bingöl. Metis Yayınları, 2012.
Sinema ve Kültür Çalışmaları:
Jameson, Fredric. Görünene Dair: Sinemanın Sosyal Teması. Çev: Sibel Kır. Metis Yayınları, 2016.
Rancière, Jacques. Tarihin Adları. Çev: Aziz Ufuk Kılıç. Monokl Yayınları, 2014. (Tarihsel temsil üzerine)
Stam, Robert. Film Theory: An Introduction. Wiley-Blackwell, 2000.
Belgesel:
Peck, Raoul. Genç Karl Marx. 2017. [Film]
Peck, Raoul. İdeolojiden Kaçılamaz. 2016. [Film, Marx'ın güncel okuması üzerine]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder