Bir Metafor Olarak Köpek
"Hak, Muhammed, Ali. Ey Dede! Sana dil verdim, haktan ve hakikatten yana baş kaldır. Döktüğünü doldur, ağlattığını güldür, yıktığını yap. Bu yolda incinme, incitme; dar gel, doğru söyle." İşte bu yola girene, RIZALIK yolunda denir.
Şu örnek üzerine düşünelim: Bir köpek kümese girer ve tavukları yer. O bir hayvandır ve bu eyleminin iyi ya da kötü olduğunu bilemez. Aynı şekilde, bazı insanlar da sûrette insan olabilir (yani insan suretindedir), ancak yaptığı bir eylemin iyi mi kötü mü olduğunun bilincinde değilse, o sîrette hayvan (yani özü itibarıyla) olarak kalır.
Kişi, yaptığı eylemin iyi veya kötü olduğunun bilincine varırsa, işte o zaman sûrette insan, sîrette de insan olma yoluna girer. Fakat kemale ermek için bu da yetmez. O kişi, yediği tavukların parasını, zarar verdiği sahibine öder ve onun rızalığını alırsa, artık sûrette insan, sîrette insan-ı kâmil olma mertebesine yükselir ve gerçek rızalık yolunda ilerler.
Bu yolun özü, kişinin tüm sıkıntıları kendinden bilmesidir. "Ayağıma taş dolansa, kendimden bilirim." sözü bu hakikati ifade eder. Nasıl ki el, gövdenin kaşındığı yeri bilirse, can da kendi derdinin dermanını içinde taşır.
Bu yolun yolcuları ikiye ayrılır: Ârifler ve kâmiller, daima özünü yoklar; cahiller ise daima kendini aklar. İnsan-ı kâmil, sürekli özünü yoklayarak eksiğini ve kusurunu bulur. Maddi veya manevi olarak zarar verdiği her mazlumun zararını, ziyanını tazmin eder ve nihayetinde rızalık yoluna girer. İşte esas olan da budur.
Alevi metnindeki "kümesdeki köpek" metaforu, insanlık durumuna dair derin bir fenomendir. Köpek, eyleminin etik sonuçlarından habersizdir; onun için eylem, sadece içgüdüsel bir doyumdur. Buradan hareketle, bu metafor insanın bilinç, özgürlük ve sorumluluk üçgenindeki yerini anlamak için kullanabilir.
Anahtar Kelimeler: Rızalık, Dört Kapı Kırk Makam, Postmodernizm, Foucault, İktidar, Özneleşme, Sanctuary, Alevi-Bektaşi Felsefesi.
Öz (Abstract)
Bu çalışma, Alevi-Bektaşi geleneğindeki temel bir kavram olan “Rızalık” yolunu ve bu yolun çerçevesini çizen “Dört Kapı Kırk Makam” öğretisini, “kümesdeki köpek” metaforu üzerinden incelemeyi amaçlamaktadır. İnceleme, bu geleneksel çerçevenin, postmodern ve eleştirel teori (özellikle Michel Foucault ve Jacques Derrida’nın kavramları) ile diyaloğa sokulmasıyla derinleştirilmektedir. Ardından, Zachary Wigon’un “Sanctuary” (2022) filmi, bu teorik zeminde bir vaka çalışması olarak ele alınmakta; filmdeki iktidar, rol yapma, öznel hakikat ve ilişkisel dinamikler, “Rızalık” arayışı ve “Dört Kapı”nın mertebeleri bağlamında irdelenmektedir. Sonuç olarak, hem geleneksel öğretinin hem de postmodern filmin, “insan olma” halini, sabit bir kimlikten ziyade, sürekli bir müzakere, öz-eleştiri ve ilişkisel sorumluluk süreci olarak kurguladığı ortaya konmaktadır.
Giriş
Alevi-Bektaşi düşüncesi, insan-ı kâmil (olgun insan) olma yolculuğunu sistematik bir şekilde “Dört Kapı Kırk Makam” öğretisiyle tarif eder. Bu yolculuğun nihai hedefi, kulun her şeyle ve herkesle barışık olduğu, onarılmış ve adil ilişkiler ağı anlamına gelen “Rızalık” halidir. Metinde geçen “kümesdeki köpek” metaforu, bu yolculuğun ahlaki ve ontolojik boyutlarını son derece basit ve çarpıcı bir şekilde resmeder. Bu metafor, insanı, eylemlerinin bilincinde olma, sorumluluğunu üstlenme ve nihayetinde verdiği zararı tazmin ederek “rıza”yı hak etme sorumluluğuyla baş başa bırakır.
Bu çalışma, söz konusu geleneksel çerçevenin, modern sonrası dünyanın karmaşık ilişki ağlarını analiz etmekte nasıl kullanılabileceğini sorgular. Bu amaçla, iktidar, performans ve gerçeklik arasındaki bulanık çizgileri temel alan “Sanctuary” filmi, ideal bir analiz nesnesi olarak seçilmiştir. Postmodern ve eleştirel teorinin araçları, hem geleneksel metni hem de modern filmi yeniden okumak için bir lens işlevi görecektir.
1. Teorik Çerçeve: Dört Kapıda Postmodern Bir Yolculuk
Geleneksel metin, insanın kemale erme sürecini dört ana aşamada (Şeriat, Tarikat, Marifet, Hakikat) ele alır. Bu aşamaları postmodern teori ile birlikte okuyalım:
Şeriat Kapısı (Köpek ve İçgüdü): Bu aşama, bireyin henüz toplumsal/ahlaki kurallar (şeriat) sisteminin tam olarak farkında olmadığı, içgüdüleriyle hareket ettiği haldir. Metaforumuzdaki “kümesdeki köpek” buradadır. Postmodern bir okumada, bu hal, bireyin toplumsal söylemler ve iktidar yapıları tarafından “öznelleştirilmeden” önceki, ya da onlara tamamen tabi olduğu bir durum olarak görülebilir (Althusser, 1970). Köpek, “özne” değil, bir “birey”dir; eyleminin anlamı ve toplumsal sonuçları üzerine bir söylem inşa edemez.
Tarikat Kapısı (Bilinçlenme ve İkirciklik): Kişi eyleminin iyi veya kötü olduğunun bilincine varır, ancak henüz nasıl tepki vereceğini bilemez. Bu, Foucaultcu anlamda bir “iktidar mücadelesi” alanıdır. Toplumsal normlar (iktidar), bireye neyin doğru neyin yanlış olduğunu söyler, ancak birey bu normlarla içsel bir çatışma halindedir. Buradaki bilinç, Lyotard’ın (1979) “büyük anlatılar”a (meta-anlatılar) olan inancın sarsıldığı bir ara bölgedir. Kişi kuralları bilir ama onların mutlaklığından artık emin değildir.
Marifet Kapısı (Öz-Bilinç ve Sorumluluk): Kişi, eyleminin kötü olduğu bilincine varır ve özür diler. Bu, Foucault’nun “özneleşme” (subjectivation) kavramına yakındır: Birey, dışarıdan dayatılan kuralları içselleştirip, kendi öz-şefkati ve eleştirisi ile yeniden şekillendirerek kendi ahlaki öznesini inşa etmeye başlar. Bu, mutlak doğruların değil, öznel bir hakikat arayışının başlangıcıdır (Kierkegaard, 1846).
Hakikat / Rızalık Kapısı (Onarım ve İlişkisel Adalet): En üst mertebe, özür dilemenin ötesine geçer; fiili onarım ve “rıza”yı talep etmeyi gerektirir. Bu, Derrida’nın “affetme” kavramını hatırlatır: Gerçek af, koşulsuz ve hesapsız kitapsızdır, ancak buradaki “rızalık” somut bir diyalog ve maddi-manevi tazminat sürecinden geçer. Bu, postmodernitenin kuşkuculuğuna karşı, geleneksel öğretinin ilişkisel ve etik bir “yapıcı”lık önermesidir. Aynı zamanda onarıcı adalet (restorative justice) modeliyle birebir örtüşür; cezalandırmadan çok, ilişkinin ve toplumsal dokunun onarılmasını merkeze alır.
2. Vaka İncelemesi: “Sanctuary”de İktidar, Performans ve Rıza Arayışı
“Sanctuary”, Hal ve Rebecca arasındaki görünüşte bir “hizmetçi-efendi” (dominant-submissive) ilişkisini konu alır. Ancak film, bu ilişkinin katmanlarını sökerek, iktidarın, cinselliğin ve kimliğin nasıl performatif (Butler, 1990) olduğunu ve nihayetinde “gerçek” bir rıza arayışına evrildiğini gösterir. Bu süreci “Dört Kapı” ile paralel okumak mümkündür.
Şeriat Kapısı: Oyunun Kuralları ve İktidarın Maskesi: Filmin başında, ilişki katı bir senaryoya ve kurallara bağlıdır. Hal ve Rebecca, rollerini (CEO ve röportajcı/dominatrix) oynar. Buradaki “şeriat”, ikisinin birlikte yarattıkları oyunun kural kitabıdır. İktidar, Rebecca’dadır gibi görünse de, aslında Foucault’nun dediği gibi, iktidar bir yerden değil, her yerden gelir ve dolaşım halindedir. Hal, parası ve statüsüyle iktidarı elinde tuttuğunu sanır, Rebecca ise bu oyunun bilgisi ve yönetimiyle. Bu aşama, “sûrette insan, sîrette hayvan” aşamasına benzer: karakterler, rollerinin ve eylemlerinin ilişkisel ve duygusal sonuçlarının tam bilincinde değildirler; sadece içgüdüsel (cinsel, ekonomik) bir doyum ve kontrol arzusu peşindedirler.
Tarikat Kapısı: Oyunun Bozulması ve İkirciklik: Hal’in oyunu bitirme kararı, kuralları yıkar. Rebecca’nın şantaj tehdidi, ilişkiyi tamamen farklı bir iktidar mücadelesi alanına sürükler. Artık “iyi/kötü”, “doğru/yanlış” tanımları bulanıklaşmıştır. Rebecca haklı mıdır? Hal hain mi? Bu kaotik durum, Lyotard’ın postmodern durumundaki “büyük anlatıların çöküşü”ne benzer: “İş ilişkisi”, “aşk”, “sadakat” gibi büyük anlatılar artık ilişkiyi açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Taraflar, eylemlerinin etik sonuçlarının farkına varmaya başlamışlardır (“sûrette insan”), ancak nasıl bir yol izleyeceklerini bilememektedirler.
Marifet Kapısı: Maskelerin Düşüşü ve Öz-İtiraf: Filmin dönüm noktası, Rebecca’nın gerçeği itiraf etmesidir: Kayıt yoktur, işini ve nişanlısını terk etmiştir çünkü sadece bu roller içinde “kendini gerçekleştirdiğini” hissetmektedir. Bu, Foucaultcu bir “itiraf” (aveu) anıdır. Foucault (1976), itirafın, iktidarın özneyi inşa etmek için kullandığı başlıca tekniklerden biri olduğunu söyler. Rebecca, bu itirafla, kendi öznel hakikatini ortaya koyar ve ilişkideki “gerçek” gücünün aslında kırılganlığı ve bağlılığı olduğunu gösterir. Bu, “yaptığının kötü olduğu bilinci”ne varmak ve özünü yoklamaktır. Maskeler düşmeye başlar, “sîrette insan” olma yolunda bir adım atılır.
Hakikat Kapısı: Yeni Bir Rızalık Düzeni Müzakereesi: Filmin finali, geleneksel metindeki “tazminat” ve “rıza” aşamasının postmodern, istikrarsız bir yorumudur. Hal, Rebecca’ya CEO olarak yanında kalma teklifi eder. Bu, maddi bir tazminattan (maaş) çok, ilişkisel ve varoluşsal bir tazminattır: Rebecca’ya hem bağımsızlığını hem de yakınlığını, hem gücü hem de aidiyeti vaat eder. “Birbirimize aşık olduk” yalanı ise, Derrida’nın “yapıbozum”una uğrar: Bu, toplumsal “şeriat”a (normlara) uymak için üretilmiş bir söylemdir, gerçeklikle tam olarak örtüşmese de, ilişkiyi mümkün kılan yeni bir “anlaşma”dır (rızalık). Buradaki “rıza”, mutlak ve saf bir barış değil, kırılgan, müzakere edilmiş ve sürekli yeniden üretilmesi gereken bir uzlaşıdır. İlişki, “incinme, incitme” ilkesi üzerine değil, birbirini incitme potansiyelini kabul ederek ve buna rağmen devam etme kararı üzerine kuruludur.
Sonuç: Kemalin Istikrarsızlığı
“Kümesdeki köpek” metaforu, insan olma halini lineer, kesin ve güvenli bir kemale erme süreci olarak tarif eder. “Sanctuary” ise, postmodern dünyada bu sürecin ne kadar parçalı, istikrarsız ve sürekli müzakere gerektirdiğini gösterir.
Geleneksel metnin “Insan-ı Kâmil”i, içsel bir huzur ve etik bir istikrara ulaşmıştır. Hal ve Rebecca ise, birer “postmodern kâmil adayıdır”. Kemal, bir varış noktası değil, bir yolda olma halidir; maskeleri tamamen atmak değil, hangi maskenin ne zaman takıldığının bilincinde olmak ve bu performanslar aracılığıyla daha otantik bir ilişki kurmayı başarmaktır.
Her iki metin de –biri kadim bilgelikle, diğeri postmodern bir kara komediyle– aynı gerçeğe işaret eder: İnsan, eylemlerinin ve ilişkilerinin sorumluluğunu almadığı sürece, “kümesdeki köpek” olmaya mahkumdur. Rızalık ise, nihai bir çözüm değil, diyalog, öz-eleştiri ve aktif onarım gerektiren sürekli bir pratiktir. “Sanctuary”in sonundaki belirsiz ve müzakereci mutluluk, modern bireyin, katı kuralları olan bir “şeriat” ile kaotik bir “hakikat” arasında bulduğu kırılgan bir “rıza” anıdır. Bu, Dört Kapı yolculuğunun, postmodern bir dünyada hala geçerli ve derinlemesine anlamlı olduğunun kanıtıdır.
Kaynakça
Althusser, L. (1970). İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları.
Butler, J. (1990). Gender Trouble: Feminism and the Subversion of Identity.
Derrida, J. (1967). Of Grammatology.
Foucault, M. (1976). The History of Sexuality, Volume 1: The Will to Knowledge.
Kierkegaard, S. (1846). Concluding Unscientific Postscript to Philosophical Fragments.
Lyotard, J-F. (1979). The Postmodern Condition: A Report on Knowledge.
(Anonim Alevi-Bektaşi Metni). Bir Metafor Olarak Köpek.
Wigon, Z. (Yön). (2022). Sanctuary [Film]. Neon.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder